
İklimcilerin COP mevsimi başladı! 18 Kasım’a kadar Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 27.'si düzenlenecek.
Adına kısaca COP adını verdiğimiz bu etkinlik, her yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Belgesine imza atmış tarafları bir araya getiriyor. Bu taraflar/ülkelerden genellikle liderlerin, ama daha çok bürokratların katıldığı bu konferansta iklim krizine karşı nasıl mücadele edileceğini ve ülkelerin birlikte atabileceği adımlar tartışılıyor.
Peki 27. COP öncesi dünya ne durumda? Gelin isterseniz ilk önce buna bir bakalım.
Dünya Ne Durumda?
BM Çevre Programı'nın (UNEP) Emisyon Açığı Raporu'nun 2022 için yayımlanan verileri, aslında başlıkla kendini özetliyor gibi: Kapanan Pencere…
Tahmin edileceği gibi raporun ana mesajı Paris hedeflerinin hâlâ çok gerisinde olduğumuz. Geçtiğimiz COP26 sonrası her ne kadar ülkeler Ulusal Katkı Beyanlarını (NDC’ler) güçlendirme kararı alsa da, şimdiye kadar 39 taraf ülke, yeni veya güncellenmiş NDC beyanında bulundu.

Kaynak: Grist
Atılan adımlar ise hedeften çok uzakta. Şu ana kadar verilen sözler ile 2030’da küresel emisyonlar yaklaşık yüzde 1 azalıyor. Bu durumda Paris İklim Anlaşması’dan hedeflenen 1.5°C küresel ısınma hedefini tutturmak çok da mümkün gözükmüyor.
Uzmanlar 1,5°C hedefi için emisyonların 2030 yılına kadar mevcut politikalar çerçevesinde en az %45 oranında azaltılması gerektiğini belirtiyor.
Küresel ısınma şu an 1.2°C’ye yükselmiş durumda. Katkı Beyanları direkt kaynak olsa bile en iyi ihtimalle küresel ısınma 2.6 °C’ye çıkıyor, eğer mevcut politikalar devam ederse de minimum 2,8 °C’lik bir ısınma bizi beklemekte.

Kaynak: Esmiyor
İyi bir haber ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) Ulusal Katkı Beyanları Sentez Raporu’na göre beyanda bulunan tarafların yüzde 46’sının NDC hedeflerini, ulusal yasama, düzenleme ve planlama süreçlerine entegre ettikleri, yani hükümetler üstü bir hedef belirledikleri.
Umut kırmayalım, aslında kesinlikle bir dönüşüm var. Rapor elektrik tedariki, sanayi, ulaşım ve binalarda net sıfır emisyonuna doğru dönüşümün devam ettiğini, ancak şu andan çok daha hızlı hareket edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Son dönemde ise bu raporlara yansımayan ve Rusya’nın doğalgaz baskısının önüne geçmek için atılmış ciddi adımlar da var. Öyle ki, yapılan son araştırmalar, rüzgâr ve güneş enerjisi sayesinde Avrupa’da 5 ayda 50 milyar dolarlık bir tasarruf sağlandığını ortaya koyuyor.
Ama belirtilen hedeflere ulaşmak için finansal olarak da ciddi adımların atılması gerekli. Uzmanlar 86 büyük ekonominin yüzde 80’inin fosil yakıtlara zararlarına rağmen teşvik verdiğini ve bunun 400 milyar dolarlık bir faturası olduğunu belirtiyor.
Bu, gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) düşük ülkelere söz verilen Yeşil İklim Fonu’nun 4 katı büyüklüğünde.
İklim Tazminatı Talebi
Tuvalu COP26'ya iklim tazminatına dikkat çekmek için bu şekilde katılmıştı.
COP27’de yeşil iklim fonu, iklim tazminatı ve iklim finansmanı gibi konular da öne çıkacak. İklim değişikliğinin azaltım ya da uyum yoluyla önlenemeyen yıkıcı etkilerini ifade eden “kayıp ve zarar” da bunlardan biri.
İklim değişikliğine en az sebebiyet veren ülkeler, mevcut ve tarihî faaliyetleri ile iklim krizine büyük ölçüde katkıda bulunan GSYH'si yüksek ülkelerden, “kayıp ve zarar”ın giderilmesine yönelik finansal destek arıyor.
Kopenhag’da düzenlenen COP15’te GSYH'si yüksek ülkelerin Yeşil İklim Fonu adı ile kurdukları ortak yatırım ağı da aslında benzer hedefler ile hayata geçirilmişti. İçinde yıllık 100 milyar dolar olması hedeflenen bu fonun iklim krizinden en çok etkilenen ya da yenilenebilir enerji yatırımına ihtiyaç duyacak ülkelere yönlendirilmesi planlanıyordu.
Bununla beraber şu ana kadar Yeşil İklim Fonu’na bırakın 100 milyar doları ne kadar hibe toplandığı konusunda kesin bir bilgiye de sahip değiliz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) göre GSYH'si yüksek ülkeler 2020’de 83 milyar dolar bağışladı. Düşük gelirli ülkeler 2016 ve 2020 yılları arasında paranın %8’ini alabildi.
Oxfam ise, GSYH'si yüksek ülkeler tarafından harekete geçirilen rakamın 21 milyar ile 24,5 milyar dolar arasında olduğunu ve bunun sadece beşte birinin GSYH'si düşük ülkelere ulaştığını söyledi. Oxfam’ın ulaştığı bilgilere göre bu bağışların %70’i ise hibe değil kredi olarak teklif edilmiş.
GSYH'si yüksek olan bazı ülkeler aslında fon yerine direkt yatırımın, Çin, Hindistan, Brezilya gibi büyük endüstriyel aktörlerin kömürden çıkmasına yönelik yardımların daha büyük bir etki yapacağını düşünüyor. Bu Yeşil İklim Fonu’nun geleceğini tehlikeye atabilir.
Bununla beraber, iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler bir araya gelmiş durumda ve bu grup özellikle Pakistan’daki katastrofik sel ve Batı Afrika’yı pençesine alan kuraklıktan sonra COP27’de bu finansmanın yönünü değiştirebilecek güçte.
Savaş ve fosil yakıt baskıları altında bir COP
COP tarihinde ilk defa ülkeler, özellikle doğalgazın ve hatta nükleer bir santralin baskı aracı olarak kullanıldığı bir savaşın gölgesinde toplanıyor. Böyle bir politik ortamda, iki dev aktör; Rusya Başkanı Vladimir Putin’in ve Çin lideri Xi Jinping’in katılıp katılmayacağı kesin değil.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın Mısır’daki zirveye katılım için gazetecilere gönderdiği akreditasyon mesajında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da davet edildiği belirtildi. Mısır ile ilişkilerin düzeltilmesi yönünde pozitif olarak algılanan bu davete rağmen Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum temsil edecek.
İklim aktivisti Greta Thunberg ise COP27’ye katılmayacağını açıkladı. Thunberg özellikle sivil alan için verilen yerin kısıtlı olduğuna ve artık COP zirvelerinin, birçok farklı konuyu yeşil badanaya yönlendirdiğine dikkat çekti.

Kaynak: BBC
Aslında Greta’nın korkuları COP26’dan geliyor. Oldukça iyi giden toplantılardan sonra, karar anlarına doğru lobi çalışmalarının kararları fosil yakıt şirketlerine yarar sağlayacak şekilde “cilalaması” iklim aktivistlerin tepkisi çekmiş, hatta COP26 komite başkanı Alok Sharma “Yapamadık, Çin’i ve Hindistan’ı ikna edemedik” derken gözyaşlarını tutamamıştı.
STK’lar mesajlarını ulaştırma konusunda endişeli
Maalesef Mısır’da düzenlenecek COP27 en başından bu gibi sorunların yaşanabileceğini bize göstermişti. Alınan ilk kararlardan biri konferansa liderlerin katılacağı ilk günlerde mavi bölgelerin kapatılması oldu.
Bilim insanları, politikacılar, iş dünyası liderleri, ünlüler ve kampanyacılar fikir alışverişinde bulunabilecekleri etkinliklerin düzenlendiği mavi alanların, eğer bir devlet başkanı ziyarette bulunmayacaksa iptal edileceği aktarıldı.
STK’ların kendilerini en iyi anlatabileceği bu noktaların kapanmasının üstüne, sivil toplum gönüllülerinin sokakta yürümelerinin, pankart açmalarının ve hatta görsel ve ses medya kullanmalarının yasaklanması da hükümetlere yapılabilecek baskının engellediğini göstermekte.
Fosil yakıt ile içli dışlı bir konferans

Sivil toplumun endişelerini büyüten ilk adımlardan biri ise dünyanın en büyük plastik kirleticisi Coca-Cola’yı sponsor alması olmuştu. Bu haberin ardından ise OpenDemocracy, COP27’nin halka ilişkiler sorumlusu Hill+Knowlton Strategies firmasının büyük petrol şirketleri için çalıştığını açıkladı.
Müşterileri arasında Coca-Cola da bulunan Hill+Knowlton Strategies aynı zamanda ExxonMobil, Shell, Chevro ve SaudiAramco için de çalışmakta. Açıkçası sponsoru ve halkla ilişkileri fosil yakıtlarla bu kadar bağlı bir konferansın “fosil yakıtlara bağlı iklim krizi” konularında ne kadar tarafsız olacağı şüphe uyandırmakta.
Gündemde Neler Var?
“Uygulama için birlikte” sloganı ile COP27’nin, GSYH'si yüksek ve düşük olan ülkelerin ilişkilerini düzenlemeye çalışması bekleniyor. Özellikle Afrika ülkeleri için geçerli olacak bu süreçte, bahsettiğimiz gibi iklim finansmanı ve iklim tazminatı çok büyük rol oynayacak. Afrika’daki kuraklık yüzünden Doğu Afrika’da 17 milyon insan, iklim kriziyle bağlantılı gıda krizi ile karşı karşıya.
Aslında COP26’da, GSYH'si yüksek ülkeler uyum finansmanını en az ikiye katlamaları konusunda teşvik edilmiş, küresel uyum hedefi kapsamında iki yıllık bir çalışma programının başlatılması önerilmişti.
Doğu Afrika'da ve Pakistan’da yaşananlardan önce planlanması gereken bu programın zamanında iklim finansmanı bulamaması çok büyük tepki toplamış durumda.

Kaynak: Reuters
İklim krizinden etkilenen ülkeler, “kayıp ve zarar” ödemelerini finanse etmenin bir yolu olarak “iklimle ilgili ve adalete dayalı” bir küresel vergi tasarlamaya başlamış durumda.
Özellikle Danimarka’nın “kayıp ve hasara” yönelik yaklaşık 13 milyon dolarlık tazminat sözü, yeşil iklim fonuna yönelik dengeyi değiştirebilecek adımlardan. İlk defa GSYH'si yüksek bir ülkenin kesin bir dille verdiği bu söz, iklim krizinden etkilenen ülkeler tarafından örnek olarak gösteriliyor.
BM Genel Sekreteri António Guterres ise, ülkelerin vereceği tazminatlara ek olarak, ülkelerin fosil yakıt şirketlerine beklenmedik vergiler koyulmasını ve bu vergilerin de erken uyarı sistemlerine yatırım yapmak ve iklim krizine karşı direnç kazanmak isteyen GSYH'si düşük olan ülkelere aktarılmasını önerdi.
İklim tazminatı ve iklim adaleti terimlerinin önemi büyük zira, uzmanlar 2030 yılına kadar iklim krizi felaketinden etkilenecek GSYH'si düşük ülkelerin iklim krizine uyum amacı ile yıllık en az 300 milyon dolara ihtiyaç duyacak.
Ve tabii ki gezegenin geleceği

Kaynak: GIS
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne (IPCC) göre ısınmanın 1,5 °C ile sınırlandırılması için, küresel emisyonların 2030’a kadar yarıya inmesi, 2050 yılına kadar ise net sıfıra ulaşması gerekiyor.
Ama maalesef atılan adımlar 2030’da öngörülen küresel emisyonları yaklaşık yüzde 1 azaltacak, bu da küresel ısınmanın en iyi ihtimalle 2,8’e kadar yükselmesi anlamına geliyor.
Bu ısınmaya sebep olan ve aynı zamanda çözümü de elinde tutan insanlık ise aynı anda pandemi, savaş, gıda ve enerji krizi ve eli kulağında olan ekonomik krizle karşı karşıya.
O yüzden COP27’de de çoklu krize çözüm olacak ortak adımların konuşulması beklense de bu çözümlerin sistemsel karşılığının ne olacağı ise hâlâ bir soru işareti.
COP27 ev sahibi Mısır ve doğalgaz ihraç eden 16 hükümet, iklim değişikliği ve enerji güvenliği için “mükemmel çözüm” olarak fosil gazı teşvik etmek için iklim müzakerelerini kullanacaklarını söylemiş durumda.

Kuveyt'teki bir "doğal"gaz kaynağı - Fotoğraf: David Cupp
Daha temiz olduğu için bir fosil yakıt olduğu genelde göz ardı edilen doğalgazın eski sisteme ait merkeziyetçi ve tek elden bir yapısı var. Çok merkezli ve yerelden üretilebilen daha dirençli yenilenebilir enerji ise daha farklı bir enerji sistemi öneriyor.
Gezegenin geleceğinde hangi sistemin daha baskın olacağı ise COP27’de karar verilecek sorulardan biri. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İcra Direktör Yardımcısı Ovais Sarmad ise, kömür başta olmak üzere fosil yakıtlara dönüşü engellemek için söz konusu ülkelerle yakın iş birliği hâlinde olduklarını belirtiyor.
Buna ek olarak Sarmad, yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelmenin, ekonomik açıdan fosil yakıtlara dönmekten çok daha iyi ve maliyet bazında daha etkili olduğunun da altını çiziyor.
26’dan 27’ye bir adım ilerler miyiz?
Glasgow’da düzenlenen COP26, iklim krizi konusunda acil bir durum olduğu mesajını veren ve harekete geçmek konusunda farklı katılımcıların birlikte karar verdiği bir konferans olmuştu.
Ama özellikle sonucunda ortaya çıkan taahhütlerin yetersiz kalması ve sonrasında atılan etkisiz adımlar STK’ların ve bazı katılımcıların umudunu kırmış, Greta’nın ünlü "Blah, blah, blah" açıklaması ile özetlenmişti.

Kaynak: Reuters
Bu yüzden COP27 için iklim aktivistleri ve STK’ların önceden de çekincesi vardı. Coca-Cola sponsorluğu, fosil yakıt ile ilişkili halka ilişkiler şirketi, doğalgaz reklamları ve STK’lara yönelik tavırları ile Mısır bu konferansta hangi tarafta durduğunu açıkça belli etmiş durumda.
Peki buraya katılacak ülkeler böyle bir ortamda havayı değiştirecek kararlar alabilecek durumda mı? Açıkçası, Rusya’nın Ukrayna'yı işgali ile tetiklenen gıda, enerji ve ekonomik krizleri olmasaydı, Yeşil Mutabakat ve Daha İyi İnşa Et paketleri ile kendi ülkelerinde iklim krizi ile alakalı büyük değişiklikler kabul eden ABD ve AB’nin burada en azından daha yapıcı bir rol oynayacağını düşünebilirdik.
Yine de finansal olarak yenilenebilir enerji, batarya teknolojileri, enerji verimliliği teknolojileri, elektrikli araçlar şu an yatırım çeken ve daha verimli ve daha ucuz teknolojileri olma yolunda ilerliyor. Yani fosil yakıtlara alternatifler gücünü artıyor.
Tüm bunları ele aldığımızda ise geriye tek bir soru kalıyor, bu değişim yeterince hızlı mı?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR



