Cumhuriyet Sonrası Kürt Gençliğinin Eğitiminde Dicle Talebe Yurdu’nun Yeri

Yazı: Bilal Nergiz
Türkiye Kürtleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarından 1938 Dersim olaylarına kadarki süreçte çeşitli ayaklanmalar gerçekleştirmişti. Bu zaman zarfında güç kaybeden Kürtler, çok partili hayata geçişle birlikte farklı bir devlet politikasıyla karşı karşıya kalmıştı. Bu yeni dönemdeki amaç, Kürt sorununa çözüm bulmaktan ziyade muhalif sesleri eritme ve kendine benzetme düşüncesiydi. Yani Kürtler, ulus-devlet politikasının devamı olarak sisteme entegre edilmek isteniyordu.(1)
1945 sonrası Batı’ya yönelen ve kısa süre içerisinde ABD kaynaklı dış yardım alan Türkiye, bu yardımları daha çok tarımsal alanda kullanmıştı. Tarımdaki makineleşme zaten zor geçinen köylüyü daha da yoksullaştırmıştı. Sanayi sektörünün az olduğu Doğu ve Güneydoğu için bu durum büyük bir travmaydı. Birçok insan mecburen topraklarını terk ederek Batı’ya göç etmiş, gittikleri yeri memleketleriyle karşılaştırdıklarında Doğu-Batı farkını yakından görmüştü. Bu süreçte kimileri çalışırken kimileri okumaya başlamış, gittikleri şehirlerde birbirleriyle dayanışma halinde hareket etmeye başlamıştı. Bütün bu etkenler Kürtlük bilincinin oluşmasına katkı sağlamıştı. Çok partili hayatın gelişi ve yeni üniversitelerin açılmasıyla daha çok Kürt genci okumaya başlamıştı. Okuyanlar yeni bir Kürt aydın neslinin oluşmasını sağlıyordu. Özellikle 1950’den sonra okuyan Kürt genci misliyle artmıştı.(2)
1940’lı ve 1950’li yıllarda üniversite eğitimi alan birçok Kürt kökenli genç ileriki yıllarda Kürtlerin sesinin duyurulmasında önemli katkılar sağlamıştır. Yakın geçmişin tedirginliğini yaşayan bu genç ler, henüz örgütlenme aşamasına gelmemiş olsa da kültürel anlamda birlikte hareket ediyor, yaşadıkları ülkede “Kürt” olmanın ne demek olduğunun farkına varıyordu. Bu anlamda “Dicle Talebe Yurdu” önemli bir boşluğu doldurmuştu. Yani bu ve benzeri yurtlarda Türkiye siyasi tarihinde yer edecek olan Kürt hareketinin tohumları atılmıştı.
Dicle Talebe Yurdu 1939 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinin Şehzadebaşı semtindeki eski bir konakta açılmış, kısa süre sonra Eminönü ilçesi Sultanahmet civarında yer alan Binbirdirek Mahallesi’ne taşınmıştı.(3) Yurtta kalan öğrenci sayısının artması sebebiyle ikinci şubesi Bozdoğan Kemeri’ne yakın bir yerde hizmet vermeye başlamıştı. 1940’lı ve 1950’li yıllarda İstanbul’a Doğu ve Güneydoğu’dan yüksek tahsile gelen az sayıdaki Kürt gençleri çoğunlukla Dicle Talebe Yurdu’nda kalıyordu. Yurt, Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncülüğünde dönemin Birinci Umumi müfettişi Abidin Özmen’in ve bazı Kürt kökenli öğrencilerin desteği ile kurulmuştu.(4) Yurdun kurulmasındaki amaç, söz konusu umumi müfettişlik(5) bölgesinde yaşayan lise mezunlarının yüksek tahsilleri sürecinde barınmasını sağlamaktı.(6) Ayrıca imkânı olmayan öğrencilere burs da sağlanıyordu. Belki de devlet nezdinde burada barınan öğrencilerin makbul birer Türk vatandaşı olması hedefleniyordu.

Yusuf Azizoğlu (1919-1970)

Musa Anter (1920-1992)
Yurdun kurucuları arasında Mustafa Remzi Bucak(7), Yusuf Azizoğlu(8) gibi tanınmış Kürt şahsiyetleri vardı.(9) Musa Anter(10) de yurdun kurulmasına yardım etmiş, daha sonra yurdun yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştu.(11) Yurdun ihtiyaçlarını Birinci Umumi Müfettişliği ile gönüllü Doğu ve Güneydoğulu tüccarlar karşılıyordu.(12) Ayrıca Mustafa Ekinci(13), ünlü Kürt şairi Abdürrahim Zapsu(14) gibi kişiler yurt ile yakından ilgileniyordu. Yurt yönetimi tarafından öğrencilere Kürt değerleri anlatılıyor, yöresel oyunlar düzenleniyor, böylece aralarındaki dayanışma artırılıyordu.(15) Mesela senede bir yurdun kuruluş gününü kutlamak adına Taksim Belediye Gazinosu’nda gece düzenleniyor, bu organizasyona bazen milletvekilleri bile katılıyordu.(16) Bu gecelerden birine 30 Mart 1950 tarihinde Celal Bayar, Mükerrem Sarol(17) gibi isimler de iştirak etmişti.(18)
Yurt öğrencileri arasında sıkı hemşerilik ilişkisi yaşanıyordu. Çoğu öğrencinin ailesi Tek Parti Dönemi’nde sürgün edildiği için öğrenciler CHP’ye ve İsmet İnönü’ye karşı düşmanlık besliyordu. Bu yüzden 1945 yılında kurulan ve çok partili rejimin ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi (MKP) öğrenciler arasında destek görmüştü. Aslında bu partiyi desteklemelerinin tek sebebi CHP iktidarına karşı olmasıydı. Hatta öğrenciler, 1946 yerel seçimlerinde partinin broşürlerini bile dağıtmıştı.(19)
Öğrenciler arasında Doğu ve Güneydoğu’nun geri kalmışlığı, yıllardır baskı altında oldukları, dillerini konuşamadıkları ve demokratik haklardan yoksun olmaları sık sık dile getirilen konuların başında geliyordu.(20) Yurtta kalan öğrencilerin bu tür mevzuları konuşması Kürtlük bilincine katkı sağlıyordu. Bunun yanında yurtta kalan eski öğrenciler yeni gelenlerin kendi aralarında Kürtçe konuşmalarını teşvik ediyorlardı.
Yurt hayatı içerisinde resmi olmayan bazı örgütlenmeler vardı. Fakat bu oluşumlar kısa süreli, programsız ve kültürel temelde kalıyordu. Örneğin öğrenciler “Siverekliler ve Diyarbakırlılar grubu” olarak ikiye ayrılsa da bu ayrılmanın temelinde bir mücadele veya farklılık yoktu.(21) Sadece Kürtlerin içinde bulunduğu kötü durumun daha iyi duyurulabilmesi için “tatlı bir rekabet” yaşanmaktaydı. Yine buna benzer şekilde Musa Anter’in öncülüğünde yurda gelen öğrencilerin Kürtlük bilincini artırmak için resmi olmayan bir örgüt kurulmuştu. Örgütün amacı, gelen öğrencilere benliklerini kazandırmaktı. Bu yapı içerisinde Mustafa Remzi Bucak, Yusuf Azizoğlu, Ziya Şerefhanoğlu(22) ve Faik Bucak(23) ile birlikte beş kişi vardı.(24) Kendi aralarında Doğu ve Güneydoğu illerini paylaşarak talebelerle ilgileniyorlardı. Beyaz, kırmızı ve yeşil renkli, ortasında güneş resmi olan Kürt bayrağı ile silah üzerine yemin etmişlerdi. Beyaz barışı, kırmızı kan ve ihtilali, yeşil renk Kürdistan ve Mezopotamya bereketini, güneş ise Kürt milli dini Zerdüştlüğü(25) temsil ediyordu.(26) Örgütün adı Kürtleri Kurtarma Cemiyeti’ydi.(27) Amaçları Kürtlerin kötü durumunu herkese duyurmaktı.
Tek Parti Dönemi’nde Batı’ya sürgün edilmiş Kürtlerde, “Kürtlük” bilinci erken oluşmuştu. Bu kesimin çocukları sürgün edildikleri yerde liseyi bitirdikten sonra üniversite okumaya başlamıştı. Bu gençler Türkçeyi güzel konuşuyordu. Fakat Doğu ve Güneydoğu’dan gelen Kürt gençleri şiveli konuştuğu için öğrencilik ortamında dışlanabiliyordu. Üniversitede karşılaştıkları Türkçü akımlar ve anadillerinde konuşamamanın verdiği sıkıntı onları daha çok bilinçlendiriyordu. Yerleşik Kürt gençleri yeni gelen arkadaşlarına Kürt oldukları için nasıl sıkıntı çektiklerini, baskı gördüklerini, haksızlığa uğradıklarını anlatıyor adeta yeni gençliği endoktrine ediyordu.(28) Dolayısıyla yurttaki öğrenciler “Kürt” olmanın ne olduğunu, okumaya geldikten sonra anlamaya başlamıştı.

Faik Bucak, 1919-1966, rudaw.net sitesinden alınmıştır
Yurtta kalan öğrenciler, Kürtlük bilinçlerinin artmasıyla kimlikleri konusunda daha duyarlı hale gelmişti. Örneğin ülkeye girişi yasak olan bazı Kürtçe dergileri gizlice okumaya başlamışlardı. Mesela o dönem Suriye’de çıkan Hawar Dergisi’ni takip ediyorlardı.(29) Yine o dönem 1946 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği güdümünde İran topraklarında kurulan özerk “Mehabad Kürt Cumhuriyeti” yurtta kalan öğrencileri heyecanlandırmıştı.(30) Fakat bir sene sonra İran devleti bu yeni oluşumu sona erdirmişti. Bu süreçte olup bitenleri takip eden öğrenciler arasında farklı görüşler oluşmuştu. Kimisi İran’a gidip Kürtlerin yanında savaşmak gerektiğini düşünürken, kimisi de eğitimlerini tamamlayıp meslek sahibi olmanın daha faydalı olduğunu söylüyordu.(31) Sonuçta İran’a gidip savaşan herhangi biri olmamıştı.
Dicle Talebe Yurdu 1955 yılında siyasal gerekçe lerle kapatılsa da Kürt gençliği hem bilinçlenmiş hem de aldığı eğitim sonrası birçok alanda çalışmaya başlamıştı. Örneğin yurtta kalanlar arasında olan Yusuf Azizoğlu, 1946’da CHP’den Silvan Belediye Başkanı olmuştur. Daha sonra DP’ye katılan Azizoğlu, 1950’de ve 1954’de aynı partiden Diyarbakır milletvekili olarak görev yaptıktan sonra DP’den istifa ederek Hürriyet Partisi’ne katılmıştı. Ardından 1961’de kurulan “Yeni Türkiye Partisi”nden 1961, 1965 ve 1969 dönemlerinde tekrar Diyarbakır milletvekili olmuş, kısa bir süre “Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı” görevinde bulunmuştu.(32) Faik Bucak hukuk fakültesini bitirdikten sonra hakimlik ve avukatlık görevlerinde bulunmuş, 1965’te kurulan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin kurucuları arasında yer almıştır. Yine yurtta kalanlar arasında olan Ali Karahan, milletvekilliği ve savcılık görevlerinde bulunmuştur.(33) Bu isimlerin dışında Musa Anter, Tarık Ziya Ekinci, Nejat Cemiloğlu gibi daha birçok ismin yolu bu yurt-tan geçmiştir.(34)
Üniversitelerin sayısının artmasıyla yurtlar da artmaya başlamış, İstanbul’da Dicle Talebe Yurdu gibi başka yurtlar kurulmuştu.(35) Artık Kürt gençliği daha görünür ve sosyal olmuş, özellikle Beyazıt, Aksaray ve Süleymaniye çevresindeki belli kahvehanelerde bir araya gelip sohbet etmeye başlamıştı.(36) Sonuçta Dicle Talebe Yurdu, Kürt aydın sınıfının oluşmasında önemli bir fonksiyon icra etmiş, sonraki yıllarda gerçekleşecek Kürt siyasi hareketine zemin hazırlamıştı. Çok partili hayata geçiş sonrası Kürtlerin sesini duyuracak kesim bu üniversite gençliği olmuştu.(37)
* Kırklareli Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Dipnotlara buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih Dergisi'nin 331. sayısından Amerikan futbolu, Herkül Millas ve Dicle Talebe Yurdu'nda kimlik inşası yazıları
25 Kas 2022

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


