Deyimlerin yanlış kullanımı üzerine: 'Sap derken saman demek' yerine 'saman derken sap demek'

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Deyimlerin yanlış kullanımına gerek gündelik dilde gerekse medyada sıklıkla rastlıyoruz. Yıllar önce bir TV kanalında yarışma programının sunucusu kendisi için şaka yollu şu deyimi kullanmıştı: “Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı.” Deyimde kullandığı “talkım” sözcüğü, ana sapın bir çiçekle sonuçlandığı, büyümeyi yan sapların sürdürdüğü bir tür uzama biçimi anlamını taşır. Sunucunun kullandığı deyimde geçen sözcüğün doğrusu “talkın”dır. “Talkın” gömülme işleminden sonra mezar başında din görevlisinin ölüye hitaben söylediği sözler ve dualar demektir. “Talkın”ın bir anlamı da “telkin”dir.
Deyimlerin yanlış kullanılmasına dair örnekleri çoğaltabiliriz. Örneğin, bir tartışma programında öfkelenen bir politikacı şöyle bağırıyordu: “Deveyi hamuduyla yuttular.” Oysa Farsça “deve semeri” demek olan sözcük “hamut” değil, “havut”tur. Eline geçen ve hakkı olmayan şeyleri kendi menfaati için kullanmak anlamındaki deyimin doğrusu, “deveyi havuduyla yutmak” veya “deveyi havuduyla götürmek”tir.
- Bir kanalın gündüz kuşağı programında sunucudan şu deyim değişikliğini işitmiştik: “İstisnayı kaide bozmaz, derler.” Oysa sunucu şöyle seslenmeliydi: “İstisnalar kaideyi bozmaz, derler.”
Bir gazeteci köşe yazısında şöyle döktürmüştü: “Bunların hepsinin köküne kibrit suyu ekmeli.” “Ekmek” eylemi, bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak anlamını taşır. Deyimin doğru kullanımı, “ekmek” eyleminin tersine, “bir şeyin kökünü kurutup onu yok etmek” anlamında, “köküne kibrit suyu dökmek”tir. Suyun ekilemeyeceğini gazetecinin düşünememiş olması ayrı bir sorun elbette.
Radyoda bir müzik programında sunucu, konuğu olan sanatçıya “Nevi şahsına münhasır bir kişisiniz” diyeceği yerde “Şahsına münhasır bir kişisiniz” demişti.
Bu yanlışlıkların öğrenim süreçlerinde deyimlerin özgün yapıları ve nerelerde kullanılabileceğinin tam anlamıyla kavranmamasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bunun sonucunda da deyimlerin çoğu, yapısı bozularak ya da anlamının dışında yanlış yerlerde kullanılabiliyor.
- Deyimler, sözcükleri eksiltilemeyen, artırılamayan ve yerleri değiştirilemeyen, hem biçim hem anlam olarak kalıplaşmış dil birlikleri olarak tanımlanır. Deyimlerde en az iki sözcük olur ve birleştirildiklerinde kendi temel anlamlarını kaybeden bu sözcükler, yeni ve soyut bir kavrama karşılık gelmeye başlarlar. Yani deyimi oluşturan sözcükler, asıl anlamlarına bir şekilde bağlı olmakla birlikte, o anlamları bütünüyle taşımazlar.
Toplumlar anlam karşılığını bulamadığı soyut kavramları deyimler yoluyla dile dökmüştür. Deyim bir tür somutlaştırmadır. Önce kanaat önderleri ya da sözü dinlenen kişiler tarafından icat edilirler. Beğenilip yaygınlaştıktan sonra halkın ortak sesine dönüşürler. Davranış, duygu ya da durumu yansıtırlar.
Deyimlerin çoğu “-mak, -mek” ile bittiği için kişiye ve zamana göre çekimlenebilir: “Ağzı(ma/na) bir parmak bal çal(dım/dın/mış)” Ancak cümle biçiminde olan deyimler de vardır: “Dışı seni yakar, içi beni.” Deyimlerdeki adıllar (zamir) değiştirilebilir: "Bana göre hava hoş." "Sana göre hava hoş."
Deyimleri hiç değiştirmeden başka bir dile tercüme etmek mümkün değildir. Örneğin dilimizdeki tarih atmak (koymak), tarih düşürmek, tarihe geçmek, tarihe karışmak vb. deyimleri, sözcük sözcük başka bir dile çeviremeyiz. Hatta bırakın yabancı bir dile çevirmeyi, kendi dili içinde bile bir deyimin çevirisi yapılamaz. Örneğin “başı çekmek” deyiminde “baş” yerine eş anlamlı “kafa” sözcüğünü kullanırsak deyimin “öncülük etme” anlamı değişecek ve “kafayı çekmek” olduğunda “içki içmek” anlamına dönüşecektir.
Atasözlerinde olduğu gibi deyimlerde de sözcükler bellidir, biçim kalıplaşmıştır, dolayısıyla bunlar değiştirilemez. Doğru Türkçe adlı kitabında Şiar Yalçın bu konuyu yalın bir dille şöyle açıklamıştır:
“Her dilde olduğu gibi, Türkçenin de bazı kalıplaşmış deyim ve ifadeleri vardır ve bunların tek bir kelimesine, hatta virgülüne dokunulamaz, dokunulmamalıdır. Mesela İngilizlerin çok kullandıkları bir 'idiom' vardır. Sağanak halinde yağmur yağdığını ifade etmek için 'it's raining cats and dogs' (mot à mot bir çeviriyle, 'kediler ve köpekler yağıyor') derler. Şimdi bunu hiçbir zaman 'it's raining dogs and cats' (köpekler ve kediler yağıyor) şeklinde söyleyemez ve yazamazsınız. Türkçede de böyle örnekler boldur: 'Tavşana kaç tazıya tut demek' yerine 'tazıya tut tavşana kaç demek', 'sap derken saman demek' yerine “saman derken sap demek', 'nabza göre şerbet vermek' yerine 'nabza göre şerbet içirmek', 'düşenin dostu olmaz' yerine 'düşenin arkadaşı olmaz' diyemezsiniz.”
Deyimlerin kullanımında genelde iki türlü yanlışa rastlıyoruz. Deyimin biçimi, yapısı çarpıtılıyor veya deyim doğru olsa da anlamına uymayan yerde kullanılıyor. Atasözleri ve deyimlerin derlendiği bazı yayınlarda bile biçimi değiştirilen deyimlerle karşılaşabiliyoruz ne yazık ki. Dil bilimci Ömer Asım Aksoy’un bu kitaplarda saptadığı yanlış deyimlere örnekler vereyim:
- “Suyu devirmiş kediye döndü.” yazılmış oysa doğrusu: “Süt dökmüş kediye döndü.” olmalı.
- “Halep yolunda deve izi sayar.” şeklinde yazılan deyimin doğrusu şudur: “Halep yolunda deve izi arıyor.”
- “Zincirini biraz çekmeli.” diye yazılmış, oysa deyimin doğrusu şudur: “Dizginini çekmeli.”
Dil kirliliğinin hüküm sürdüğü medyada deyimlerin biçim veya yapısının çarpıtıldığı örneklerle çok sık karşılaşıyoruz:
- “Ensesinde boza pişirmek” yerine “sırtında boza pişirmek” veya “tepesinde boza pişirmek”;
- “Kör kör parmağım gözüne” yerine “kör kör gözüm parmağına”;
- “Kavuk sallamak” yerine “külah sallamak”;
- “Eğri oturup doğru konuşalım” yerine “yan oturup doğru konuşalım”;
- “Yarım yamalak” yerine “yarım yanlış”;
- “Tepeden tırnağa” yerine “baştan tırnağa”;
- “İçine kurt düştü” yerine “içine bir bit düştü”;
- “Mide bulandırıcı” yerine “mide karıştırıcı”;
- “Başına kakmak” yerine “kafasına kakmak”;
- “Tüyleri diken diken etmek” yerine “saçları diken diken etmek”;
- “Çantada keklik” yerine “cepte keklik”;
- “Çalışanların belini bükmek” yerine “çalışanların belini eğmek”;
- “Kulağı delik” yerine “kulağı kesik”;
- "Dut yemiş bülbül gibi" yerine “b.k yemiş bülbül gibi";
- “Yüzümüze gözümüze bulaştırmak” yerine “elimize yüzümüze bulaştırmak”;
- "Arka çıkmak” yerine “sırt çıkmak”;
- ''Kulak asmamak” yerine “kulak asmak”
Türkçe deyimler bakımından oldukça zengin bir dildir. Deyimler her yazı türünde edebiyatımızı beslemiştir. Öte yandan edebiyatta deyimlerin yapısının bilinçli olarak bozulduğuna rastlayabiliyoruz. Dil bilimci Ömer Asım Aksoy, Yahya Kemal Beyatlı’nın çok bilinen “Sessiz Gemi” şiirinde geçen “Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol / Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol” dizeleri üzerine eleştirisini şöyle dile getirmiştir:
“Birbirinden ayrılıp gitmekte olan kişiler, ‘mendil’ sallarlar, ‘el’ sallarlar; ancak ‘kol’ sallamazlar. ‘Elini kolunu sallayarak’ biçiminde bir deyimimiz varsa da anlamının buradaki durumla ilgisi yoktur.”
Bu eserin edebi türünün şiir olduğunu düşünürsek çok değer verdiğim ve yol göstericilerimden olan Ömer Asım Aksoy’un bu eleştirisinin haksız olduğunu söylemem gerekir.
İkinci Yeni şairleri de şiirin kendilerine verdiği yaratıcılık hakkı ve dili eğip bükebilme özgürlüğü ile şaşırtıcı sıfat ve isim tamlamaları kullanmış, yeni sözcükler türetmiş ve deyimlerin biçimsel yapılarını bozarak bilinenden farklı kullanmışlardır. Bu deyim bozumuna bir örnek verecek olursak Cemal Süreya “Bu Bizimki” şiirinde “at binenin, kılıç kuşananın” deyimini şöyle dönüştürmüştür:
“…
İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor.
Başka şey demiyor.”
Cemal Süreya’nın “Şiir” adlı şiirinde de deyimlerin yapısını bozarak kullandığını görüyoruz:
“…
Güzinciğim ufak bir kadın bir öpüşlük canı var
Hakkın var diyorum utanıyorum
Ama İstanbullar kadınlar deniz yıldızları
Hepsi hepsi geminin altında
Şişeler de orda çuvalın üstünde
Elimle koymuş gibi biliyorum.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





