
Bu bölümün amacı din hakkında yazmak değil, zira din üzerine yazabileceğim bir yetkinliğim yok. Din üzerine konuşmayı din eğitimi almış ya da din çalışan bilim insanları yapsın. Gerçi son zamanlarda bu insanlar din dışında her şeyi konuşur oldular. Konuşanlar istifa ededursun, ben bu bölümde laiklik ve din hürriyeti üzerine yazmaya çalışacağım.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Anayasası değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik” bir devlet olduğu güvence altına alınmış. Laiklik ile aslında sadece bu maddede karşılaşmıyoruz. Laiklik, Anayasa’nın başlangıç bölümünde de temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması, parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma, andiçme (hem yasama hem yürütme başlığında), Diyanet İşleri Başkanlığı, İnkılap kanunlarının korunması başlıklı maddelerinde de karşımıza çıkıyor. Peki Anayasa’da sıklıkça vurgulanan laiklik ne anlama geliyor? Laiklik, ilkokuldan beri öğrendiğimiz gibi (acaba hala öğretiliyor mu?), temel olarak din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. Nitekim, Anayasa’nın başlangıç bölümünde de “kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” laiklik ilkesinin gereği olarak belirtiliyor. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması için ise temel olarak, (i) resmi bir devlet dini olmaması, (ii) devletin, tüm din mensuplarına eşit davranması, (iii) din kurumlarıyla devlet kurumlarının ayrılması ve (iv) devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi gerekmekte.*
Peki laiklik - toplumda bazı kesimlerin iddia ettiği gibi - insanların dinini yaşamalarına bir engel mi? Tabii ki değil, zira din hürriyeti de laikliğin bir parçası. Dinin korkulu rüyası olarak gösterilmeye çalışan laiklik dinin kötüye kullanılmasını ve sömürülmesini yasaklamayı amaçlarken bireylerin istediği dine inanmalarını güvence altına alıyor.** Bu yüzden laiklik aslında tüm inananları koruyor. Burada belirtmek gerek, geçmişte laiklik adı altında kişilerin din ve vicdan hürriyetinin ya da başkaca diğer haklarının (mesela eğitim hakkı) kullanılmasına engel olunması kabul edilebilir değil. Zira, belirttiğim gibi “laiklik” böyle bir şey değil.
Laiklikten bahsederken din ve vicdan hürriyetinden de bahsetmek gerekir. Anayasa md. 24 uyarınca “herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. (…) Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” Maddeden açıkça anlaşılacağı üzere Anayasa din ve inanç hürriyetini de güvence altına alıyor. Burada altını çizmek gerekir -zira bence bazen karıştırılıyor- Anayasa inananların özgürlüklerini koruyor, herhangi bir dini değil.
Peki 2021 yılında ben hala neden laiklik üzerine yazma ihtiyacı hissediyorum. Girişte belirttiğim gibi beni bu yazıyı yazmaya son zamanlarda giderek artan din ve devlet işlerinin iç içe geçmişliği ve bu iç içe geçmişliğe ses çıkarması gereken muhalefetin ses çıkaramayışı itti. İlk olarak bu iç içe geçmişliğe bakalım.
*Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 16. Baskı, Ankara, 2016, s. 80-84.
**Laiklik ve din ve vicdan hürriyeti arasındaki ilişkiler için ör. bkz. AYM, E. 1989/1, K.1989/12, 07/03/1989.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ben de bu ay güne din, devlet ve muhalefet üzerinden bakmaya ve biraz da “tatava” yapmaya karar verdim.
10 Nis 2021

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


