Dış politikada şimdinin meseleleri

Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Evren Balta, Türkiye'nin son dönemdeki dış politikasını anlattı.
Dış politikada şimdinin meseleleri

30 Haziran - HSBC - Spektrum
HSBC ile birlikte

Uluslararası çözümler: HSBC Premier Dünyanın her yerinde, HSBC Premier ayrıcalıkları seninle. Hayallerini gerçekleştirmek için yola çıkıyorsan, dünya sana açık. HSBC Premier ile bu bağlantı üzerinden tanışabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye’nin dış politikasında son dönemde gündeme oturan gelişmeleri Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve TÜSİAD Küresel Siyaset Forumu Akademik Koordinatörü Prof. Dr. Evren Balta ile konuştum.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay

Balta, Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında imzalanan memorandumda Türkiye’nin temel taleplerinin hemen hemen hepsinde kazanım elde ettiğinin gözüktüğünü söyledi. Her iki ülkenin de teröre karşı daha sert bir tutum benimsemek ve PYD/PKK yandaşlarının ülkedeki faaliyetlerine son vermeyi taahhüt ettiğini hatırlattı.

Öte yandan, uzlaşılan konularda İsveç ve Finlandiya’nın uygulamada ne yapacağına dair muğlaklık olduğunu, taahhütlere dair yol haritasının bulunmadığını ifade etti. İsveç’ten takip ettiği yorumcuların iki ülkenin de hukukun üstünlüğü, AİHM kararları ve AB temel ilkeleri çerçevesinden sapmayacağını dile getirdiğini, "teröre zaten destek verilmiyordu, tabi ki destek vermemeye devam edeceğiz" yorumlarının öne çıktığını belirtti.

Balta, bu memorandumda görülmeyen şeyin Türkiye-ABD ilişkisinin ne yöne doğru evrileceği olduğunu, pek çok kişi Türkiye’nin veto kararında ısrar etmesini beklerken ani dönüşümün ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki telefon görüşmesi üzerine yaşandığını söyledi. Türkiye’nin hava savunması konusunda ABD ile anlaşma yapmak istediğinin bilindiğini, basına sızanların ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışı konusunda söz verdiğini gösterdiğini ancak bunun sadece Biden’ın yetkisinde olmadığını, ABD Kongresi’nin de bu satışa onay vermesi gerektiğini ekledi. Onay verilmesi durumunda bile uçakların Türkiye’ye gelmesinin beş yıl sürebileceğini ifade etti.

Konunun bir başka boyutunun da Türkiye’nin ikili ilişkiler, karşılıklı sözler ve telefon diplomasisiyle yürütülen dış politikasında görünür ve saygın bir devlet olma isteğiyle alakalı olduğunu, Biden’ın telefon etmesinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başka vesilelerle de görüşebileceğini söylemesinin dahi iki ülkenin NATO üyeliğine verilen vetonun kaldırılması için motivasyon oluşturduğunu söyledi.

İsveç ve Finlandiya’nın uygulamada ne yapacağına dair muğlaklığın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pazarlık gücünü artırdığını ve eline iç politikada da kullanabileceği "bize söz verdiğinizi yapmıyorsunuz" argümanını verebileceği, söylemsel çatışma ortamını yaratabileceğini de ekledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Türkiye’nin tavrı ve Rusya ile ilişkileri

Balta, Türkiye’nin hep denge politikası izlediğini, bugün de bu denge politikasının "değişik bir formatta, arabulucu aktör" olarak sürdürülmeye çalışıldığını ifade etti. Türkiye’nin Avrupa ülkeleri, ABD, Rusya ve Ukrayna’nın tamamıyla konuşan bir aktör olmasının savaşın tüm taraflarının işine geldiğini, arabulucu rolünün önem kazandığını ve bu duruşun Türkiye’ye kendi politika yapma alanında özerklik sağladığını dile getirdi. Öte yandan bu özerk politika alanının giderek daraldığını ekledi. 

Türkiye’nin sadece Birleşmiş Milletler’in aldığı yaptırım kararlarına katılma politikasını sürdürdüğünü ve Avrupa Birliği’nin ilan ettiği yaptırımlara katılmak zorunda olmadığını ifade eden Balta, Türkiye-Rusya ilişkilerinin her daim son derece çatışmalı olduğunu ancak iki ülkenin birbirlerine alan açtığını ve farklı çıkarlara sahip olduğunu kabul ettiği için yürüyebildiğini dile getirdi. Rusya’nın her zaman Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğunu kabul ettiğini, Türkiye’nin de daima Rusya’nın post-Sovyet coğrafyasında ana aktör olduğunun bilincinde davrandığını, haliyle bugün Rusya açısından Türkiye-NATO ilişkisinin kabul edilebilir olduğunu ve Türkiye’ye veto kararının arkasında durmak konusunda baskı yapmaya çalışılmadığını söyledi. Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin de Rusya ile ilişkileri doğrudan bozacak bir gelişme olmadığını düşündüğünü belirtti.

Ukrayna’daki savaşta Türkiye’nin en baştan beri büyük oranda NATO’dan yana tavır takındığını, Boğazlar, NATO üyeleriyle silah ve istihbarat paylaşımı, Karadeniz güvenliği, Ukrayna’ya ileri harekât güçleri konusunda destek verilmesi gibi konularda bu tavrın net olduğunu dile getiren Balta, vetonun temel talepleri için bir pazarlık aracı olarak görüldüğü düşüncesini paylaştı. Türkiye’nin bunlara rağmen Rusya ile konuşabilen bir ülke olduğunun ve her savaş döneminde böyle ülkelere ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Örnek olarak Birleşik Krallık’ın şu an Rusya ile konuşamayacağını, Avrupa ülkelerinde şu anda bu yönde bir kamuoyu baskısı olduğunu ancak Avrupa ülkelerinin gıda ve enerji konularında Rusya’ya olan bağımlılığının Türkiye’ye alan açtığını dile getirdi.

"Suriye'de fotoğraf daha karmaşık"

Şimdilik Ukrayna’daki savaşın Suriye’deki dengeleri değiştirdiğini söylemenin zor olduğunu ifade eden Balta, İran’ın Suriye’deki varlığının artmasının sadece ABD’yi değil Rusya’yı da endişeye sevk ettiğini söylemenin mümkün olduğunu dile getirdi. Ukrayna’da bir yanda Rusya bir yanda batı şeklinde formüle edilebilecek fotoğrafın Suriye’de daha karmaşık olduğunu, İran’ın yanı sıra IŞİD’in güçlenme ihtimali karşısında Türkiye üzerinden ya da başka aktörlerle devam edecek müzakerelerin öneminin altını çizdi. 

Türkiye’nin yapmayı arzuladığı yeni sınır ötesi harekâtın şimdiye dek başlayamasının da hem ABD hem de Rusya’nın bu harekâta sıcak bakmamasıyla ilişkili olduğunu belirtti.

Körfez açılımı

Türkiye’nin son dönemde başta Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini normalleştirmeye yönelik adımlarının "finansal kaynaklar yaratma amacı üzerinden okunmasının" doğru olup olmayacağı soruma karşılık Balta, diğer devletlerle kurulan bütün ilişkilerin her zaman bir ekonomik boyutu olduğu yanıt verdi. Bugün de Türkiye’nin kaynak ihtiyacına yönelik bazı uluslararası çabalarının muhakkak olduğunu ifade eden Balta, Körfez ilişkilerini de bu çabaların içinde görmenin çok da yanlış olmayacağını belirtti. Öte yandan, Körfez’den gelecek kaynakların yapısal bir kriz içindeki ekonomiyi orta-uzun vadede radikal şekilde düze çıkarmayacağını, üstelik somut bir kaynak akış sözünden bahsedilemeyeceğini ekledi.

Ayrıca 2013’teki darbeden bu yana Mısır’la ilişkilerde tarihin en kötü dönemlerinin yaşandığını, Cemal Kaşıkçı cinayetinin de Suudi Arabistan’la ilişkilerde gerginlik yarattığını ancak ABD’de Biden’ın göreve gelmesiyle ABD’nin kendi müttefikleri arasındaki ilişkiyi geliştirmeye ve rekabeti azaltmaya yönelik cesaretlendirici adımlar atmasının bugün yaşanan normalleşmede önemli bir faktör olduğunu dile getirdi. Trump döneminde başlayan ve Biden döneminde hızlanan Arap-İsrail normalleşme süreçlerinin de bölgenin Suriye krizi sonrasında rekabetçi ortamdan arınmasına katkı yaptığını, Türkiye’nin de bu normalleşme sürecinin dışında kalmak istemediğini ifade etti. Orta Doğu’daki süreci “azalan rekabet, görece normallik” olarak tanımladı.

Dahası, Körfez ülkelerinin Doğu Akdeniz’de önemli aktörler hâline geldiğini, Türkiye karşıtı Mısır-İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan ortaklığının belirginleştiğini ve kuvvetlendiğini, Türkiye’nin bu ittifakın dışında kalmanın ya da tek başına bu ittifaka karşı rekabet etmenin mümkün olmadığını gördüğünü söyledi.

Sonuç olarak Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle yakınlaşmasının iç ekonomik, jeo-ekonomik ve jeo-politik boyutları olduğunu ifade etti.

Yunanistan’la tırmanan gerilim

Türkiye ile Yunanistan arasında tırmanan gerilimi nasıl değerlendirdiğini ve sıcak çatışma ihtimalini sorduğumdaysa Balta, iki ülkede de seçimlerin yaklaştığını hatırlatarak ve yine her iki ülkede karşılıklı gerginliğin siyasetçiler açısından milliyetçiliği güçlendirebilecekleri, ulusal konsensüsü sağlayabilecekleri bir güvenli alan olduğunu, hemen her seçim döneminde benzer gerginliğin tırmandığını söyleyerek söze başladı. Genelde siyasetçilerin iki tarafta da bu alışılagelmiş gerginliğin farkında olduğunu, aslında büyük bir savaş hazırlığı yapılmadığını ve gerginliği radikal olarak artıracak tutumda olmadığını dile getirdi.

Öte yandan, bu dönemin biraz daha farkı olduğunun, 2019’dan itibaren bölgesel aktörlerle ilişkisini normalleştiren Türkiye’nin Yunanistan meselesindeki taleplerini söylemsel olarak katılaştırdığını, bunun Yunanistan’da da gerilimi artırdığını belirtti. Her zaman görülen "çok temel" gerilimin bir noktada makro düzeyde idare edilemez hâle gelebileceğini, siyasetçiler savaş kararı vermese de bir aktörün kontrol dışı hatasının küçük bir çatışma yaratabileceğini, şu an Ege Denizi’nde ve her iki orduda gerginliğin yüksek olduğunu, çatışmaya zemin açılmış gibi gözüktüğünü ifade etti.

Türkiye’nin AB üyeliğinin gündemde olduğu dönemde Yunanistan-Türkiye barışının AB’de çözüleceğine dair beklentiler oluştuğunu ve Türkiye’nin Ege’deki çıkarlarını dış politika önceliği yapmak yerine Orta Doğu’ya yoğunlaşan bir politika izlediğini söyledi. Daha sonra ise Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının ortaya çıkması, Türkiye karşıtı ittifakın belirginleşmesi ve ABD’nin Yunanistan’la ilişkilerini geliştirerek Türkiye’yi Yunanistan’la ikame edeceğine dair kaygılar oluşması nedeniyle Türkiye’nin bölgedeki güvenlik kaygılarının arttığını vurguladı.

İki taraftaki maksimalist ideallerin karşılıklı güvensizlik yarattığını da söyleyen Balta, Türkiye’ye Rusya’dan alınan S-400’ler nedeniyle ambargo uygulanan dönemde Yunanistan’ın hava savunmasına yatırım yaptığını, geçmişte Türkiye’nin Yunanistan’a karşı askerî olarak kendine güvendiğini ve Yunanistan’ın askerî asimetri sebebiyle güvenlik kaygısı yaşadığını ancak bugün bu asimetrinin kapanabileceği beklentisinin hakim olduğunu dile getirdi.

Her iki ülkenin de NATO üyesi olmasının çatışmanın uzlaşıya dönmesine alan açtığını, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş Karadeniz’de devam ederken NATO’nun isteyeceği son şeyin elini zayıflatacak bir Türkiye-Yunanistan çatışması olduğunu ekledi. Örnek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’nde Yunanistan meselesini gündeme getireceğini söylemesinin ve Yunanistan’ın da buna yanıt vereceğini açıklamasının ardından Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak bu gerginliğin yaşanmasına engel olmasını verdi. Türkiye’nin söylemini geriye çekip işi NATO Zirvesi’ne taşımamasının, Türkiye-Yunanistan geriliminin en başarılı idare edilen "donmuş çatışmalardan" biri olduğunu gösterdiğini, zaman zaman gerilim tırmansa da makro siyasi düzeyde kaldığı sürece sorun yaşanmayacağını düşündüğünü belirtti.

Her iki taraftaki siyasi aktörlerin söylemsel radikallikte kazancı olsa da artık normalleşme isteyen insanların da sesinin duyulduğunu ekledi. Yine de Kardak krizi benzer gerginliklerin çatışmaya evrilebileceği bir iklimin normalleşmesinin öneminin altını çizdi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Dış politikada büyük değişiklikler, fırsatlar ve tehlikeler

Prof. Dr. Evren Balta ile güncel uluslararası ilişkiler söyleşisi ve son 20 yıldaki dış politika değişiklikleri

30 Haz 2022

HSBC ile birlikte
İllustrasyon: Mae Decena - Fotoğraflar: Adem Altan/Mikhail Svetlov/Scott Olson/Jonathan Nackstrand/Getty Images

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR