‘Doğduğun yer kaderindir’

Bir İstanbullu'nun doğaya ve sakinliğe dönüşü ardından düşünceleri.
‘Doğduğun yer kaderindir’

Şehir dışına çıkınca tavuk, keçi gibi hayvanlar ve farklı çiçek, böcekler görünce heyecanlanan klasik bir İstanbul yerlisi olarak tahmin edersiniz ki, 1 hafta şehirden ve HATTA* telefonumdan uzak olmak beni yeniden doğmuş bir bebek gibi hissettirdi. İçim de dışım da yumuşacık, ilik kıvamındaydı. Bir çatal atsanız lime lime olurdum. Sabahları köpeklerim tarafından kaldırılıyor, onları Antalya’nın sabahın erken saatlerinde bile şıp şıp terleten havasında yürütüp, denize atlıyordum. Ardından güzel bir kahvaltı, üstüne kahve, iş aralarında deniz, güneş, akşam rakı, şarap, meze ve kahkaha dolu bir masa derken, finalde o güneşli gün sonucu üstüne çöken yorgunlukla deneyimlediğin güzel uyku ile günü sonlandırıyordum. Oh be! 

Bu hafta denizin dağlarla buluştuğu sularda yüzüp, annemin deyişiyle tüm dertlerimi suya bırakırken, bir kez daha doğanın güzelliğini, böyle manzaraları deneyimleyebilmemizin ne kadar özel olduğunu hatırladım. Nasıl İstanbul'da büyüyüp kız kulesine gitmemiş insanlar varsa, hayatlarını yaşarken kendilerine bu anların önemini hatırlatmayan insanlar da var. Arada hepimiz unutuyoruz. Çok klişe, evet, ama 20liğin arada hayatın sunduklarının değerini bilmek için bir hatırlatıcı olmasını istiyorum. ‘Ben ne yapıyorum ya?’ların arasında kaybolmamak için sahip olduklarımızın değerini bilmek önemli.  

‘Yasmin 1 hafta İstanbul’dan çıktın diye girdiğin triplere bak’ diyebilirsiniz — ama öyle değil gerçekten! Adrasan’da geçirdiğimiz günlerden birinde Maden Yolu adında 8-9 kilometrelik, tepelerde bir yürüyüş yaptık. En tepeye ulaştığımızda dağların ucunu ( Everest’e tırmanmışım gibi davranırken ben) ve denizi görünce tek düşünebildiğim şey şu oldu: insanlar olarak doğaya hükmedebileceğimiz yanılsamasına nereden kapılıyoruz? 

Tim Marshall’ın Coğrafya Mahkumları adında çok ilginç bir kitabı var. Bu kitapta, ‘doğduğun yer kaderindir’ misali coğrafi şartların, liderlerin kararlarını ve tercihlerini, ülkelerin duruşlarını ve tarihlerini nasıl etkilediğinden bahsediyor.

İnsanoğlu olarak egomuzun yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Teknoloji ve bilgi birikimi geliştikçe de kendimizi birçok şeyden üstün görüyoruz — doğa dahil. Gelişim geçmişte mümkün olmayan birçok farklı şeyi ayağımıza getiriyor, mesela uçak ile birkaç saatte tamamen farklı bir ülkede ve iklimde olabiliyoruz.

“Büyük fikirler ve büyük liderler tarihin akışında büyük rol sahibi oluyor. Ama hepsi, coğrafyanın sınırları içinde kalıyor.” 

Teknoloji, hayat, yaşam tarzları değişebilir ama dünyanın bir düzeni ve gücü var. O düzeni bozmaya çalışırsak da, biz cezalandırılıyoruz. Marshall’ın da dediği gibi, dünyayı bırakıp uzayda başka bir gezegene gidersek de bu gerçeklikten kurtulamayacağız. 

Günümüzü düşünelim. İklim değişikliği de aslında dünyanın kapasitesini zorladığımız, sınırlılıklarını anlamadığımız için oluyor. Zorladıkça da kendimize, birlikte yaşadığımız canlılara zarar veriyoruz. İnsanoğlu olarak sınırlılıklarımızı anlamamız lazım. Doğa ve coğrafyanın getirdiklerine ve sunduğu şartlara uyum sağlamamız gerekiyor. 

*Okuyanlar bilir, bir hafta önceki bültenimde sosyal medyadan uzaklaşma isteğimden bahsetmiştim — bu isteği kısa soluklu olsa da yerine getirdim. Eğer bunu deneme olanağınız varsa, şiddetle tavsiye ediyorum! 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bir Denizli Bülten Daha

🦔 Kirpi bakışması, Cool İstanbul ve Alara Demirel

24 Haz 2021

yasmin güleç

YAZARLAR

Yasmin Güleç

Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR