“Doğru”: Peki kime göre?

“Doğru”: Peki kime göre?

19 Ekim - TCL
TCL ile birlikte

Yüksek teknoloji, uygun fiyat: TCL 30 SE TCL 30 SE Türkiye’yle birlikte 160’ı aşkın ülkede akıllı telefon, televizyon, modem, tablet, kulaklık ve akıllı saat gibi farklı teknoloji gruplarından ürünler sunarak yüksek teknolojiye herkesin erişebilmesini sağlayacak adımlar atan TCL ’in yerli üretim akıllı telefonu TCL 30 SE , birçok özelliği uygun fiyatla bir arada sunuyor. Neler var? 6,52 inç ekran, MediaTek işlemci ve 5 bin mAh pil ile gelen bu cihazın ön tarafında 8 MP çözünürlük sunan bir selfie kamerası bulunuyor. Arka panelinde 50 MP ana sensör, 2 MP makro kamera ve 2 MP derinlik özellikli üçlü kamera sistemi yer alan cihaz Android 12 işletim sistemiyle geliyor. Dahası: 4 GB Ram, 64 GB ve 128 GB depolama özelliğine sahip 2 farklı modeli bulunan, yerli üretim TCL 30 SE ’nin hafızasını microSD kart desteği sayesinde 512 GB’a kadar genişletmek de mümkün oluyor. TCL 30 SE ve diğer TCL ürünleriyle tanışmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

AK Parti ve MHP'nin "dezenformasyonla mücadele" amacıyla hazırladığı, "Sansür yasası" olarak da adlandırılan "Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", TBMM'de kabul edilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayıyla Resmî Gazete yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yasa hem basın çalışanları hem siyasiler hem de vatandaşların tepkisini çekti, öyle ki yürürlüğe girmesinin ardından CHP, dün sıklıkla tartışılan "Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma" suçunun yer aldığı 29. maddeye ilişkin yürürlüğünün durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. 

  • Neden? Yasanın tepki görmesinin nedenleri de aslında TCK'ya eklenecek bu maddedeki tanımların son derece belirsiz olması ve basın özgürlüğünü ihlal ettiği savunmaları. 

Peki bu yasadan önce basın özgür müydü? Bu yasa basın özgürlüğünü engellemeye atılan bir adım mı? Yoksa basın özgürlüğüne vurulan son darbe mi? Ya da hâlihazırda "yanıltıcı ve yalan" bilgiler olduğu, haberleri "doğruyu yansıtmadığı" iddiasıyla birçok gazeteci bu zamana kadar yargılanmadı mı? 

Türkiye'de durum ne?

Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler'in (RSF) 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 149. sırada bulunuyor. RSF'ye göre Türkiye hapishanelerinde şu an 9 gazeteci tutuklu. Bu sayı Gazetecileri Koruma Komitesi'ne (CPJ) göre 18, Türkiye Gazeteciler Sendikası'na (TGS) göre 38, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’ne göre (MLSA) ise 59. Bu konuda kesin bir sayı verilemiyor; öte yandan Mezapotamya Haber Ajansı'nın CİMER'e "Eylül 2022 itibarıyla mesleğini gazeteci olarak bildiren kaç tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır" sorusunu yönelttiği ancak Adalet Bakanlığı'nın bu soruya "kamuoyunu ilgilendirmeyen bilgi" diyerek yanıt vermediği aktarıldı. Tabii bu noktada gazetecilerin farklı suçlamalarla hapiste olduğunu vurgulamak da gerekiyor. 

Haberciliğin temel ilkelerinden biri olan "kamuyu bilgilendirmek" görevini "gerçek bilgilere dayanarak" gerçekleştiren birçok gazeteci yakın zaman önce, bu gerçekler "kişilerin doğrularına uymadığı" için yargılandı. Nasıl mı?

Enis Berberoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül 

19 Ocak 2014'te Suriye'ye giden MİT'e ait 3 TIR, Hatay'da savcılık emriyle düzenlenen operasyonla durdurulmuş, dönemde başlangıçta konuya ilişkin açıklama yapılmamış ardından TIR'ların MİT'e ait olduğu doğrulanarak araçların insani yardım malzemesi yüklü olduğu ifade edilmişti. 

Dönemin Başbakanı Erdoğan da operasyonun arkasında "paralel bir yapının" bulunduğunu ifade ederek "Burada, gerek bu savcıyla gerekse jandarmayla ilgili, komuta kademesini kastediyorum, hepsiyle ilgili hukuki süreç başlatılmıştır. Gereği de bunlarla ilgili yapılacaktır" demişti. 

Ardından 29 Mayıs 2015'te Cumhuriyet Gazetesi'nde dönemin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar'ın imzasıyla "İşte Erdoğan'ın yok dediği silahlar" manşetiyle yayımlanan haberde operasyondan fotoğraflar ve bilgiler paylaşıldı. "Bu TIR'larla Suriye'deki gruplara silah sevk edildiği" iddia edilen haberde kanıt olarak da savcılık dosyasından alındığını belirtilen görüntülere yer verildi.

Cumhuriyet'in manşeti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o günlerde de habere tepki göstererek "Bu casusluk faaliyetinin içine o gazete de girmiştir. Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek" dedi. Haberle ilgili dava açıldığını belirten Erdoğan, "yapılanın Bayırbucak Türkmenlerine destek vermek olduğunu" söyledi ve haberle ilgili 'paralel yapıyı' suçladı.

Daha sonra haber hakkında "devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme", "siyasi ve askerî casusluk", "gizli kalması gereken bilgileri açıklama", "terör örgütünün propagandasını yapma" suçlamalarıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül, 26 Kasım 2015'te tutuklandı. 

AYM'nin 26 Şubat 2016'da, iki gazetecinin haberleri nedeniyle tutuklanmasını "hak ihlali" olarak değerlendirmesi üzerine, Dündar ve Gül 92 günlük tutukluluk ardından tahliye edildi. Mahkeme, iki kişiyi "devletin gizli belgelerini açıklamak" gerekçesiyle toplam 10 yıl 10 ay hapse çarptırdı, tutuklama kararı vermedi. Gül ve Dündar'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" suçundan yargılanmalarının devamına karar verildi. 7 Mayıs 2018'deki duruşmada mahkeme, Gül'ün yargılandığı dava dosyasının ayrılmasına hükmetti ve Gül beraat etti. Dündar, "gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek" ve "örgüt (FETÖ) içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçlarından 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Can Dündar dava sürecinde haber kaynağını açıklamadı. Tutukluluğunun ardından yazdığı "Tutuklandık" adlı kitapta ise görüntüleri 'solcu bir milletvekili dostunun getirdiğini' yazdı. Kitaptaki bu ve benzeri ifadelere dayanarak, bu kişinin CHP milletvekili Enis Berberoğlu olduğu şüphesiyle soruşturma başlatıldı. Berberoğlu'na "devletin gizli kalması gereken bilgi ve belgelerini askeri ve siyasal casusluk amacıyla temin etme" ve "FETÖ-PDY'ye bilerek ve isteyerek yardım etme" suçlamaları yöneltildi. Berberoğlu 14 Haziran 2017'de "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama" suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra Yargıtay’ın cezasını 5 yıl 10 aya düşürdüğü Berberoğlu, infaz düzenlemesi kapsamında tahliye edildi.

Belgeli ve fotoğraflı bir haber sonrası iki gazeteci ve bir milletvekili, "yalan söyledikleri" ve "teröre destek verdikleri", "gizli kalması gereken bilgileri açıkladıkları" suçlamalarıyla yıllarca süren davada hapis yattı.  

Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, muhabir Hülya Kılınç, Libya'da hayatını kaybeden Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) personeline ilişkin yaptıkları haber nedeniyle Mart 2020'de gözaltına alındı ve ardından da tutuklandı. 

ODA TV'deki MİT haberinin manşeti

Aynı günlerde Yeniçağ yazarı Murat Ağırel, Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ve Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser tutuklama talebiyle sevk edildikleri mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Ancak savcılığın itirazıyla üçü de tutuklandı.

Tutuklanan Terkoğlu, Pehlivan, Kılınç, Çelik, Keser ve Ağırel haklarında hazırlanan iddianameyle, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama" ile suçlandı.

İlk duruşmada Barış Terkoğlu, Ferhat Çelik, Aydın Keser İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel ve Eren Ekinci'nin tutukluluğu devam etti.

İkinci duruşmada Aydın Keser, Ferhat Çelik ve Murat Ağırel MİT Kanunu'nu ihlal ettikleri gerekçesiyle 4 yıl 8 ay 7 gün, Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç ise 3 yıl 9 ay hapis cezası aldı. Gazetecilerin cezası 28 Ocak 2022'de onandı. Cezaları onanan Ağırel, Pehlivan ve Kılınç teslim olarak cezaevine gönderildikten sonra serbest bırakıldı. 

Tabii aslında bu suçlamalarda sorun, herhangi bir yalan haber değildi. Haberdeki bilgiler, yalan değil "gizlenmesi gereken" bilgilerdi; ancak sorun yukarıdaki haberden önce aslında bu şehidin kimliği ortaya çıkmıştı. 6 Ocak'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan "MİT Libya'da üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor." açıklamasıyla Libya'da MİT'in görev yaptığını bildirmiş, şubat ayında Libya'da bir şehit olduğu haberi sosyal medyada yayılmış, aynı gün Manisa'da bir muhtar şehidin adını soyadını, ne zaman, nereye defnedileceğini sosyal medyada duyurmuş ve Libya'da şehit olduğunu paylaşmıştı. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da "Libya’da birkaç tane şehidimiz var" açıklamasını yapmıştı. 

Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Ömer Çelik

RedHack, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'ın e-posta hesaplarını hacklediğini ve e-postalarını Alp Altınörs ve Aslı Erdoğan başta olmak üzere bazı muhaliflerin serbest bırakılmaması hâlinde yayımlayacağını açıklamıştı. Talebin gerçekleşmemesi üzerine grup, Albayrak'ın e-postalarını yayımladı. Diken'in eski editörü Tunca Öğreten, DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik ve BirGün çalışanı Mahir Kanaat bu dönemde yayımlanan e-postalara ilişkin haber yaptı. Bunun üzerine gözaltına alınan gezeteciler 24 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklandı. Çelik'e "örgüt propagandası" ve "bilişim sistemini engelleme bozma verileri yok etme veya değiştirme", Kanaat'a "örgüt üyeliği", Öğreten'e de "FETÖ ve DHKP-C'ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" suçundan ceza istendi. İlk duruşmada Ömer Çelik tahliye edildi. 323 gün tutuklu kalan Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat ise 6 Aralık 2017'de görülen ikinci duruşmada yurt dışı yasağı ve haftada iki gün imza atma şartı konularak tahliye edildi.

Ya haber tamamen yalansa?

Yukarıda gerçekliğin, kişisel doğrulara uymadığı örnekleri verdik. Bir de kişisel doğruların haberleştirilmesini söz konusu almak gerek. Örneğin Gezi Parkı eylemleri döneminde Erdoğan "camide bira içildiğini" iddia etmiş, hatta konuya ilişkin görüntülerin ellerinde olduğunu iddia etmişti, mevzubahis caminin müezzini Fuat Yıldırım camilerde içki içilmediğini, sadece eylemcilerin camiye "sığındığını" ve "yaralıların tedavi gördüğünü" söyledi. Yıldırım kısa süre sonra farklı bir camiye atandı. 

Dönemin bir diğer haberi de Kabataş'ta bir kadının üstü çıplak, deri eldivenli 70-100 kişi tarafından dayak yediği, üzerine idrar yapıldığını iddia etmesiydi. Erdoğan'ın da "Başörtülü bacılarıma saldırdılar" ifadesiyle destek verdiği bu haber günlerce gündemde manşetlerde yer almış, olaydan aylar sonra o güne ilişkin kamera görüntülerinin ortaya çıkmasıyla kadının avukatı böyle bir olayın yaşanmadığını itiraf ettiği bir paylaşımda bulunmuştu.

Nihayetinde sırf belli kişilerin doğrularını desteklediği için gerçek dışı haberler manşetlerde yer almış, gerçeklerin üzerine kurulu haberlerse birçok gazeteciye mahkumiyet getirmiş oldu.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

🗞️​ Dezenformasyon bülteni, “Doğruluk” karnesi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde "Dezenformasyonla Mücadele Birimi" kuruldu. Konut fiyat endeksi %184,6 oranında arttı. Lübnan tezkeresi, TBMM'de kabul edildi. TikTok canlı yayın açma yaşını 18'e yükseltiyor.

19 Eki 2022

TCL ile birlikte
Twitter

YAZARLAR

İlkim Emirler

Deputy editor @ Aposto

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR