
Futbolda Dünya Kupası’nı özel kılan tonla sebep var. Burada alt alta saymaya gerek yok. Ben izninizle biraz daha kendi ilgi alanıma yönelip sizleri de renkli bir dünyaya davet etmek isterim! Unutulmaz Dünya Kupası formaları arasında bir yolculuğa…
Gök Mavisi
Yolculuğa çıkarken başlangıç noktam biraz hüzünlü. Ve evet, bu Katar’da düzenlenen Dünya Kupası’na soğuk bakmak için ortaya atılacak milyon tane gerekçeden birisi: İtalya’nın Rusya 2018’den sonra buraya da gelememesi. Dolayısıyla gözlerimiz bir kez daha haybeye gök mavili formayı arayacak.
Bayrağında taşıdığı yeşil, beyaz, kırmızı renklere rağmen İtalya deyince aklımıza yalnızca Savoy Hanedanı’ndan miras kalan mavi gelir. Dünya Kupası dendiğinde de akla gelen anıların birçoğunda bu mavi forma yer alır. Gerek 1982’de gelen sürpriz şampiyonlukla gerekse 1990’nın sihirli geceleriyle. Bazen de yenilikçi, vücudu saran dar kalıp formalarıyla.

Kendi adıma en parlak İtalya anısı ise 2006’dan. Calciopoli skandalı ile sarsılan, oyuncuların nasıl bir ruh haliyle sahaya çıkacaklarını kestirmenin imkânsız olduğu bir takım. Fakat finalin ardından gök mavili forma ile kupayı havaya kaldıran kaptan Cannavaro imgesi hâlâ gözlerimin önünde. Bir de finalde de son penaltıyı gole çeviren Grosso’nun yarı final maçında Almanya’ya attığı gol sonrası yaptığı çılgınca koşu…
Gök Mavililer bir önceki yaz kendini Avrupa’ya hatırlatsa da dünyanın geri kalanına hükmetmek için en az dört yıl daha beklemek zorunda.
Portakal
Mavi renk sizin için sıradan bir tercih gibi geldiyse bir de turuncuyu deneyin. Tribünleri adeta bir portakal bahçesine çeviren Hollandalı taraftarların tutkusuna ortak olun.
1970’lerde Rinus Michels ve Johan Cruyff önderliğinde futbola zarafet katan, 1988’de Van Basten’in volesiyle Avrupa’da taçlanan ancak Dünya Kupası tarihinde üç defa final oynayıp bir türlü kupaya uzanamayan bir forma.

Hollanda | Sport Bible
Her biri birbirinden güzel olsa da benim favorim 1998’den. Bunda belki ufak bir futbol meraklısı olarak izlediğim ilk turnuvanın Fransa 1998 olmasının rolü vardır. Belki de bir maçta bir futbolcunun attığı unutulmaz golün. Çeyrek finalde, Hollanda-Arjantin maçı. Maçın son anlarına gelirken, skor 1-1. Frank De Boer savunmadan topla ileri çıkarken kafasını kaldırıp Arjantin savunmasının arkasındaki boş alanı görüyor ve Bergkamp'a 60 metrelik bir pas atıyor. Bergkamp bu uzun pası olabilecek en güzel şekilde ayağının üstüyle yumuşatıp rakip savunmacıyı tek hamleyle ekarte ediyor. Artık kaleciyle karşı karşıya iken, hafif de çaprazdan vurulacak en doğru noktaya, sağ ayağının dışıyla dokunuşu yapıyor ve Hollanda'yı yarı finale taşıyor. İşte o an, benim için turuncu renkli formayı unutulmaz kılıyor.
Altın Sarısı
Altın sarısı forma ile Brezilya’yı sahada gördüğüm her an bana güzel bir şeyler izleyecekmişim gibi hissettiriyor. Kabul, son yıllarda bu beklenti çoğu zaman boşa çıkıyor. Ama yine de bu formayı görünce aklıma “Joga Bonito” yani güzel oyun geliyor.
1950 yılında kendi mabetleri Maracana’da yaşadıkları Uruguay felaketi sonrası o zamana kadar giydikleri beyaz formayı bir kenara bırakıp altın sarısı formayı giymeye başlamış Brezilya. Ve bu forma her zaman dünyanın en iyi oyuncularıyla anılır olmuş.

Pele’yi, Garrincha’yı, Zico’yu, Socrates’i, Falcao’yu izleyemedim ama benim de kendime yetecek kadar efsanelerim oldu. En unutamadığım anılarsa 2002’den. O anılar tazeyken biraz canımı yakıyordu elbet. Ne de olsa, yıllar yıllar sonra Dünya Kupası’na katılmış olan ülkemi yarı finalde eleyen takımdı o Brezilya. Evet, yok yere kendini yerlerde yuvarlamaktan geri durmayan Rivaldo’ya da kızgındım ama Ronaldo’yu, Roberto Carlos’u, Ronaldinho’yu altın sarısı formayla izlemek başka bir keyifti. Ronaldo’nun saç tıraşı o keyfe azıcık limon suyu sıksa da.
Bayraktan Formaya
Üst düzey kondisyona sahip futbolcular, taktik disiplin, ceza sahasında etkili forvetler ve neredeyse her turnuvada kalburüstü bir kaleci. Günümüzde Almanya’yı, ya da daha önceleri Federal Almanya’yı başarıya götüren unsurlardı bu saydıklarım. Tam dört defa futbolun en büyük sahnesinde zirveye çıkan Almanların giydikleri formalardan bir tanesi ayrışıyor benim gözümde: İtalya 1990’da üzerlerinde taşıdıkları forma.

Beyaz renkli klasik formanın üzerinde bir omuzdan diğerine zikzak çizerek yol alan ülke bayrağının renkleri. Mattheus, Völler, Klinsmann, Brehme gibi futbolcular giydiğinden midir bilinmez, bana hep çok karizmatik bir forma gibi gelir. Belki de Maradona gibi bir devi en büyük sahnenin finalinde devirdiği içindir.
Bleu, Blanc, Rouge
Mavi, beyaz, kırmızı renkler ile kuşanmış "Black, Blanc, Beur,". Fransa’yı, 1998’de kendi evlerinde zafere taşıyan birliktelik siyah, beyaz ve Kuzey Afrika kökenli Fransız futbolculardan meydana geliyordu. O takımın ülke üzerindeki etkisine sosyolojik açıdan yaklaşmak ve ortaya çıkardığı sonuçları tartışmak haddime değil, ben formanın güzelliğine bakarım!
Bundan bir önceki büyük zaferine Platini’li takım ile 1984’te ulaşan Fransa, o takımın giydiği formada yer alan yatay çizgilerde bir keramet olduğunu görmüş ve o formayı biraz daha modernize edip 1998’de de giymiş. Sonuç bu kez de dünya şampiyonluğu olunca pek de haksız olmadıklarını görüyoruz.

Kendi açımdan o formayı sevmemde Zidane’ın zarafetinin de payının yüksek olduğunu söylememe gerek bile yok. Finallere genellikle kafasıyla damga vurmayı seçen Zidane, Brezilya karşısında kafayı doğru yerlere vurmuş ve adını Arc de Triomphe’a yazdırmıştı.
Kırmızının Uğuru
İngiltere milli takımını nasıl bilirsiniz? Genellikle sıkıcı ve kaybeden olarak! Formaları da çoğunlukla öyle. Her turnuvada beyaz formanın üzerine küçük kırmızı veya mavi dokunuşlar ile yer alırlar. Fakat bu kupayı (şimdiki kupa değil tabii, Jules Rimet’yi) 1966 yılında havaya kaldırdıklarında üzerlerinde yer alan forma beyaz değil kırmızı renkliydi. O gün bu tercihin sebebi yine beyaz formaları ile sahaya çıkan Federal Almanya ile karşılaşmalarındandı tabii.

İngiltere | BBC
Sebebi ne olursa olsun, turnuvanın en meşhur fotoğraflarından birinde Bobby Moore’u omuzlara alınmış, elinde kupa ve o formanın içinde görürsünüz. Ve bir miktar batıl inanç sahibiyseniz İngiltere’nin yeniden dünya şampiyonu olabilmesi için mutlaka kırmızı formalar ile sahada olması gerektiğini düşünürsünüz.
Aztekler
Dünya Kupası’na kendi tarihinden, kültüründen motifler taşıyan bir forma ile katılmak çoğu zaman harika bir fikirdir! Yani, en azından bana göre. Hangi formadan bahsettiğim çok barizdir herhalde: Meksika, 1998 forması!
Bu formayı en çok da uzun sarı saçlarıyla dikkat çeken Luis Hernandez ile hatırlamak mümkün. Formanın orta yerinde yer alan kocaman Aztek güneş taşı motifi en azından grup aşamasında rakiplerin gözünü almış olacak ki Meksika adını bir üst tura yazdırabilmişti. Fakat son 16 turunda Almanlar biraz geç de olsa formanın etkisinden kurtulmuş ve Meksika’yı turnuva dışına yollamışlardı.

Luis Hernandez | Soccer Nomad
90’lar deyince, zaten o yıllar bir yönüyle yenilikçi, çılgın forma tasarımcılarının dönemiydi. Özellikle o dönem giyilen kaleci kazaklarına değinmek bile istemiyorum. Meksika kalesini koruyan Jorge Campos’un bu konuda en önde gelen isim olduğunu söylesem yeterlidir. Siz yine de arama çubuğuna “90’lar kaleci formaları” yazarak çıkan herhangi bir sonuca tıklayıp karanlık dehlizlerde kaybolabilirsiniz.
Afrika
Dünya Kupası formaları mevzubahis olduğunda Afrika ülkelerinin formalarını es geçmek imkânsız. Belki ilk akla gelen olmaz ama Zaire 1974 forması konunun öncülerinden. Şimdi ülkenin adı bile değişse de o yaz Zaire, formanın ön kısmında ülkesinin adını ve simgesi leoparı taşıyarak Dünya Kupası’nda arz-ı endam etmişti.
Sonraları Zaire’nin yerini Roger Milla’nın dansıyla Kamerun, 90’larda ise yine yerel esintileri ve fantastik futbolcularıyla Nijerya aldı. 2002’de ise sahnede Senegal vardı. Aynı turnuvaya kolsuz formalarla katılmaya çalışmak Kamerun için başarısız bir denemeydi. Senegal ise o kadar iddialı olmayan bir formayla yarı finalin kapısını zorladı.

En çok hatırımda kalan ise 2010’dan sarı kırmızı çizgili Gana forması olabilir. Sebebi de malum. Güney Afrika’da çeyrek final maçı. Uzatmaların son dakikasında Luis Suarez’in eliyle çıkardığı top, ardından kaçan penaltı. Seri penaltı atışları, kaybedilen bir maç, sonrasında göz yaşları.
Nerede Görsem…
Tanırım. İki ülkeye ait iki forma var ki nerede görsem tanırım. Birincisi, kimileri sünnet çocuğu kıyafeti benzetmesi yapsa da bence çok şık duran Peru forması. Hangi turnuvada, hangi yılda olduğu hiç önemli değil, Peru deyince akla doğrudan beyaz forma üzerinde diyagonal kırmızı bir şerit gelir. Turnuvalarda futbolları ile ne kadar iz bıraktıkları tartışılır ancak forma dünyasında benim için Peru’nun yeri üst sıralardır.

İkincisi ise futbol anlamında da sahada bir şeyler vadeden bir takım: Hırvatistan. Kırmızı-beyaz damalı formalar sahada ve tribünlerde görülmeye başlandığından beri bir fenomene dönüştü. Bunda ilk katıldıkları Dünya Kupası’nda yarı final görmelerinin payı da büyüktür elbette. Ancak benim aklımda daha çok yer eden imge, tribünde başlarında su topu boneleriyle yer alan damalı formalar.
Sonuncusu Ama En Güzeli
Futbol ve Dünya Kupası, benim için her şeyden önce güzel bir anlatıdır. Kuşaklar boyunca anlatılagelmiş hikayeler, efsanelerdir. Bu yüzdendir ki siz daha doğmamışken oynanmış, geçip gitmiş turnuvalarda, futbolu bırakmış hatta bu dünyadan göçüp gitmiş isimler sizin beyninizde hala top tepmeye devam ederler.

Ayrıca bu devirde hayal gücünüze katkı sağlayacak pek çok teknolojik imkân var. Büyüklerimden duyduklarım, okuduğum kitaplar, dergiler ve en sonunda izlediğim videolar, eski maçlar sayesinde Dünya Kupası denildiğinde gözümde canlanan ilk forma 1986’dan Arjantin forması oluyor haliyle. Günahlarıyla, sevaplarıyla size burada Maradona hakkında ahkam kesecek değilim. Sadece bu güzel kupayı havaya kaldırmış, bu güzel formayı paylaşmak istedim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş




