Endonezya'nın karanlık çağı: Beklenmedik bir gençlik protestosu

Dünyanın farklı bölgelerinde öğrencilerin başrolde olduğu eylemler bir fenomen olarak gençliğin yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Şubat ve Mart aylarında siyah kıyafetleriyle "Indonesia Gelap" (Karanlık Endonezya) adını verdikleri bir hareketin bayrağı altında toplanan Endonezyalı gençler de bu yükselen hareketin parçası.
Endonezya'nın karanlık çağı: Beklenmedik bir gençlik protestosu

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Önce Sırbistan’da bardağı taşıran son damla olan tren garı kazasıyla başlayan ve Başbakan Milos Vucevic'in tüm çabalarına rağmen istifa etmesiyle şimdilik hafiflemiş gibi görünen öğrenci hareketleri, ardından da Yunanistan'da benzer nedenlerle patlak veren son yılların en kitlesel gençlik gösterileri, bir fenomen olarak "gençlik"in yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Türkiye'de ise 19 Mart’ın ortaya çıkardığı birikmiş hoşnutsuzluklar, yine ağırlıklı olarak gençler tarafından protesto edildi. 

Şubat ayında Endonezya’da yaşanan gelişmeler de bu kervanın bir parçası olarak dikkatle takip edilmeli.

Siyah kıyafetli öğrenciler

Siyah giyinen öğrenciler ve muhalifler, 18-22 Şubat’ta beş gün boyunca Endonezya’nın üniversite kentlerinde sokağa çıktılar. Indonesia Gelap (Karanlık Endonezya) adını verdikleri bir hareketin bayrağı altında toplanarak henüz iktidara gelmesinin üzerinden 100 gün bile geçmeden hükümete öfkelerini haykırdılar.

Olayların arifesinde, 19 Şubat'ta, 68’in hemen öncesinde Fransız gazetelerinde çıkan “Fransa’nın canı sıkılıyor” manşetlerini hatırlatırcasına Endonezya Ulusal Ekonomi Konseyi Başkanı Luhut Binsar Panjaitan, şunları söylemişti: 

“Eğer biri Endonezya’nın karanlık bir yerde olduğunu söylüyorsa karanlıkta olan Endonezya değil, kendisidir.”

Bu açıklamanın ertesi günü, “Karanlık Endonezya” sloganı altında başlayan protestolar, yoksul ve orta sınıflar için bir felaket olarak görülen hükümet önlemlerine karşı ülke genelinde hızla yayıldı. Başlangıçta yetkililer sessizliğini korurken, protestolar kısa sürede sosyal medyada eğitimden beslenmeye uzanan geniş sosyal taleplerle görünür hâle geldi.

İnsanların sokağa dökülmesine neden olan karar, kamu hizmetlerinde 19 milyar dolarlık bir kesintiye gidilmesiydi. Trump’ın siyaset tarzını hatırlatan bu bakkal hesabı, BEM SI’nin (Tüm Endonezya Öğrenci Birliği) çağrısıyla ülke çapında bir protesto dalgasının başlamasına yol açtı. Bu birinci dalgaydı. İkinci ve büyük dalga, askerlere verilen yetkiler üzerine 19-25 Mart arasında patlak verdi.

Suharto rejiminin bir kalıntısı olan askerlerin sivil görevlerde yer alması, zaten otoriterliğin bir mirası olarak algılanırken Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto’nun, muhalifleri sindirmekle görevli özel kuvvetlerin eski komutanı olması, alarm zillerini çalmaya yetti. Nihayetinde başsavcılıktaki memurların askerî komutaya bağlı olduğu bir ülkeden söz ediyoruz. 

Bir adım geriden: Endonezya, 32 yıl süren askerî diktatörlükten 1998’de zor bela kurtulmuştu. Ancak Ekim 2024 seçimlerini, dönemin özel kuvvetler komutanı ve diktatör Suharto’nun damadı Prabowo Subianto’nun kazanması, bu kanlı geçmişin geri dönebileceğine dair kaygıları artırdı. Subianto’nun ilk 100 gününde hayata geçirdiği uygulamalar da bu endişeleri pekiştirdi.

  • Örneğin, askerî yetkililerin istifa etmeden ya da emekli olmadan hükümette görev alabilmesini mümkün kılan yasa değişikliği parlamentodan geçti. Ayrıca, yüksek rütbeli generallerin emeklilik yaşı 60’tan 63’e çıkarıldı.

Cezasızlık ve yolsuzlukla anılan Endonezya ordusunun geçmişi göz önüne alındığında bu yeni düzenlemeler, toplumsal huzursuzluğu daha da derinleştirdi ve mevcut sorunlarla birleşerek bir toplumsal patlamaya zemin hazırladı. Etrafları polis ve ordu tarafından kuşatılan protestocuların “Askeri kışlaya geri gönderin” ve “Militarizme ve oligarşiye karşı” pankartları da bu öfkeye işaret ediyordu.

Öte yandan: Protestoların temaları, farklı toplumsal kesimlerin önceliklerine göre de farklılık gösteriyordu. Yüzyıllardır doğal ekosistemleri geleneksel olarak koruyan yerli topluluklar; kaçak avcılık, yasa dışı ağaç kesimi ve madencilik gibi sanayileşme ve suç faaliyetleri nedeniyle bugün risk altında. 

  • Göstericilerin “gastrokolonyalizm” olarak adlandırdığı politika, hükümetin iç tüketim ve ihracat hedefleri doğrultusunda geleneksel tarım arazilerini kitlesel üretim ve monokültür sistemlerine dönüştürdüğü için eleştiriliyor. Bu yaklaşım, hem tüketicilerin gıda güvenliğini tehdit ediyor hem de yerli halkın ve köylülerin toprakla olan tarihsel bağını köklü biçimde tahrip ediyor.

2024 yılında, şirket arazisine izinsiz girmek ve kundaklama suçlamalarıyla yargılanarak mahkum edilen Dolok Parmonangan yerli topluluğunun lideri Sorbatua Siallagan, kendi önceliklerini şöyle anlatıyordu: 

“Savunduğumuz şey, atalarımızdan miras topraklardır. Bu nedenle, iş dünyası ile devlet arasında bir güç konsolidasyonuna karşı çıkacağız. Mahkeme beni bir günlüğüne bile gözaltında tutarsa buna itiraz edeceğim. Devlet ya da şirketler, toprağımın bir santimini bile almaya kalkarsa mücadeleye devam edeceğim.”

Varlık fonu

20 Şubat’ta başlayan protestolar, eğitim bütçesindeki kesintiler ve baskıcı politikalara ek olarak, yeni hükümetin Ekim 2024’te kurduğu egemen servet fonu Danantara’nın yönetimine de odaklanıyordu. 

Devlete ait şirketlerin varlıklarını yönetecek olan Danantara'nın yenilenebilir enerji ve ileri teknolojilere yatırım yapmak üzere 900 milyar doların üzerinde bir bütçeyi kontrol etmesi öngörülüyor. Ancak kötü yönetim, yolsuzluk riski ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesini engelleme olasılığı nedeniyle bu, büyük bir tartışma yarattı. 

  • Protestocular, fon kapsamında yapılan varlık transferlerinin iptal edilmesini talep ediyor. 

Malezya’daki benzer bir uygulamanın yakın zamanda yol açtığı feci sonuçlar da henüz belleklerden silinmiş değil.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Masis Kürkçügil

Yazar ve yayıncı. "Latin Amerika'nın Kaynayan Damarları", "Devrimden Devrime Bolivya", "Hugo Chavez ve Devrimde Devrim" kitaplarının yazarı.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak