Korkularla yüzleşmek: Norveç seyahati

Kuzey yazının en garip kısmı, saat kavramının kaybı. Hava neredeyse hep aydınlık olduğu için gece 23.30'la sabah 6 arasından çok büyük bir fark olmuyor. Aydınlıkta yatıp aydınlıkta kalkmak insanı sersemleştiriyor bir noktadan sonra. “Eeee gündüz yattık gündüz kalktık, bu nasıl iş arkadaş?” dedirtiyor. Böyle bir Norveç sabahında otelde uyanıp ilk iş saatime bakıyorum. Normalde kalkmam gerekenden daha erken uyanmışım.
Zorlayarak “Hadi biraz daha uyu,” diyorum kendime. Zaten karanlığa güdümlü uykuyu gece kaçırıyorum, niyetim bari gündüz yakalamak. Arada dalınan tilki uykularıyla normal bir kalkış saatine varıyorum. Kahvaltı ederken gözüm balık bölümüne takılıyor. Yemek, kültür, coğrafya ilişkisi üzerine bir kitap yazdıracak bir manzara var karşımda. Tüplü havyarlar, çeşitli kavanozlarda farklı baharatlarla marine edilmiş balıklar, somon füme ve balık yağı açık büfe kahvaltının en güzel yerinde arzıendam ediyorlar. Gülümsüyorum.
Dünyanın farklı yerlerinde farklı otellerdeki kahvaltıları düşünüyorum: Güney Amerika’da empanada, bazen tapioca; Güneydoğu Asya’da et veya tavuk sulu erişteli bir çorba; Japonya’da tuzlu balık, turşu… "Yemek güzel şey, okuyabilene çok şey anlatıyor," diye geçiriyorum içimden.

🗻 Preikestolen
Stavanger’e geliş nedeni: Preikestolen
Hızlı bir kahvaltı sonrası yola düşüyoruz. Direksiyonda Uğur var. Navigasyona Norveç’in petrol kenti Stavanger’e geliş nedenimizi yazıyoruz: Preikestolen. 1 saatten az bir yol var önümüzde. Fazla medeni ülkede araba kullanmak, gergin bir süreç. Bizim gibi kaotik trafikten gelen insanlar için "Hata yapmamalıyım," baskısı oluşturuyor.
Bir yola çıkacaksak defalarca sağa sola bakıyoruz; 90 yaşında gibi araba kullanıyoruz; boş da olsa her yaya geçidinde son dakika biri geçer ihtimaliyle duracak kadar yavaşlıyoruz. Sonra da bu hâlimize bakıp gülüyoruz. "Trafikte medeniyet zehirlenmesi" teşhisi koyuyoruz kendimize. Şehirden ayrılırken bir tünele giriyoruz. Bu Norveç yolları için çok sıradan bir durum.
Tünelli yollar: Batı kıyısı tamamen girintili çıkıntılı ülkede fiyortlar sayesinde yolculuklara bolca tünel, köprü veya feribot eşlik ediyor. Ancak bu tünelin özelliği, bitmek bilmemesi. Önce yokuş aşağı inmeye başlıyoruz. Ortamdan dolayı uykumuz geliyor. Saçma şakalarla birbirimizi uyanık tutmaya çalışıyoruz. Bir noktadan sonra ışıklar değişiyor. Yokuş yukarı çıkmaya başlıyoruz. Yaklaşık 20 dakika sonunda bu eğlencesiz yolculuk sona eriyor. İnternetten kontrol edince dünyanın en uzun ve en derin su altı karayolu tünelinden geçtiğimi öğreniyorum. Yolun getirdiği iç sıkıntısı dünyanın bir başka “en”ini görmekten dolayı hafifliyor.
✳️ Preikestolen'den aşağıya bakış
Yolun geri kalanı: Tünelden sonra evler azalıyor ve yol, orman içinde devam ediyor. Navigasyonun son noktası olan otoparka arabayı park ederken çevremizdeki karavanlar dikkat çekiyor. Sanki Avrupa kıtasının tüm karavancı yaşlılarını Norveç’te toplanmışlar. Eskisinden en yenisine, çeşit çeşit boy boy karavanlar var. Çantamıza yiyecek bir şeyler koyup yürümeye başlıyoruz. Sabah tembelliği işe yaramış görünüyor; patikanın kalabalıklığı görece azalmış. Norveç’in en turistik ziyaret noktalarından Preikestolen’e doğru yürüyen insanlara ekleniyoruz. Hafif bir eğimle orman içinden ilerliyoruz. Sağlı sollu akan sularda termosları dolduruyoruz. Ülke o kadar temiz, doğa o kadar saf ki suyu içerken “Acaba kirli midir? Motoru bozar mıyım?” gibi hislere hiç kapılmıyor insan. Yürüyüşün başında sağımızda bir göl görüyoruz. Biz dönüp izlerken kimse, özellikle Norveçliler, ilgilenmeden yanımızdan yürüyerek geçiyor. "Nasıl bir doğaya doymuşluktur," diye düşünüyorum.
Preikestolen'e doğru: nükseden yükseklik korkusu
Yürüyüşe devam ediyoruz. Dün alanlarda hızlanıp bayırlarda söyleniyoruz. Yer yer kaya çıkışları var. Burada trafik sıkışıyor. İnsan konvoyu olarak Preikestolen’e ulaşmaya çalışıyoruz. Bir saati aşkın bir yürüyüşün sonunda fiyordun üst kısmına çıkıyoruz. Uzaktan bile manzara oldukça görkemli. Ancak daha yolumuz bitmedi.
Orman bitiyor ve kayalar üstünden istediğimiz noktaya doğru yol alıyoruz. İnsanların bir kısmı dönüş yolunda: kibarca selamlaşarak yola devam ediyoruz. Kısa süre sonra fiyordun kenarına geliyoruz. Uzaktan Preikestolen görünüyor. Ancak bir balkon gibi 600 metrelik fiyort üzerinde uzanan bu kayaya çıkmak için geçilmesi gereken ince ve kenarı uçurum kısa bir yolumuz var.

🥾 Yükseklik korkusuna sebep
Benim benliğimin içine ittiğim yükseklik korkum, yineden devreye giriyor. Ancak bu sefer kendisine yenilmek istemiyorum. Kendimi zorlayarak uçurumun kenarına kadar yürüyorum. Güvenli bir mesafe bırakıp aşağı bakıyorum. Sadece intihara niyetli birini mutlu edecek bir manzara var. Ellerim titriyor ancak bir yandan her şeyin bu kadar kenarında olmanın getirdiği garip bir hazzı yaşıyorum.
Uçurum kenarından yürüyerek Preikestolen’e varıyoruz. En köşede fotoğraf çektirmek isteyenlerin oluşturduğu sıraya giriyorum. Önümde 3-5 kişi hızlıca eriyor. Önce ürkek adımlarla ilerliyorum. Aşağı bakıyorum. Daha sonra çantamı bırakıp oturuyorum. Popomun üstünde ilerleyerek köşeye geliyorum. Ayaklarımı sarkıtıp altımda uzanan dev manzarayı izlemeye başlıyorum. Tabanlarımdan denize kadar olan yüzlerce metrelik mesafe artık gerginlikten ziyade keyfe dönüşüyor. İnsan risk aldığı kadar mutlu oluyor.

🕊 1001 milletten gelenler
Martı olmak: Dev kayanın bir o köşesi bir bu köşesi derken yemek vakti geliyor. Dev kayanın uzandığı dağla arasında oluşan dev çatlağa oturuyoruz. 1001 milletten bu manzara için gelenleri izleyerek bir şeyler atıştırıyoruz. O esnada Ferhan Şensoy’un bir şiiri aklıma geliyor. Tüm korkularıma rağmen martı olmayı seviyorum:
Ben binerim gemiye,
Biletçiden habersiz.
Ben yolculuk ustasıyım,
Her geminin tayfasıyım,
Benim dünyam kuş bakışı,
Ben geminin martısıyım.
— Ferhan Şensoy
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Ruta’da bu hafta Korkularla yüzleşip manzaranın keyfini çıkartmanın hikâyesi var.
15 Haz 2022

YAZARLAR

Kerimcan Akduman
Turizm profesyoneli, yazar, fotoğrafçı. İstanbul'da doğdu, yetişti. Reklamcılık yapmaktan sıkılıp 1,5 sene dünyayı dolaştı. Eve dönüp öğrendikleriyle turizm sektörüne girdi. Dünyanın uzak bölgelerinde deneyim odaklı turlar düzenliyor.

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR



