Etki ajanı nasıl olunur?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye, uzun bir süredir “etki ajanlığı” adı altında yasalaştırılmak istenen düzenlemeyi konuşuyor. Aslında Türkiye’nin konuştuğunu söylemek yanlış olur. Düzenlemeyi konuşanlar mutlakta hedefe konulacaklarını bilen sivil toplum örgütleri, gazeteciler, “muhalifler”… Zira Türkiye’nin örnek aldığı Rusya’da süreç tam da böyle işledi. Sadece yabancı casusları hedef alacağı söylemiyle çıkartılan düzenleme, Ukrayna savaşına karşı çıkanlara, aktivistlere, gazetecilere karşı uygulandı. Etki ajanı sayılanlarla ilgili haftalık açıklanan kara listeye dahil edilenler kamuda ya da kamu adına çalışma olanağını yitirdi. Türkiye’nin yakın dönem örnekleri de çok farklı değil.
TBMM’de yasalaşmayı bekleyen 9. Yargı Paketi’nde başlangıçta kimsenin fazla anlam veremediği, o güne kadar çok sözü de edilmemiş bir madde yer aldı. “Etki ajanlığı” olarak özetlenen madde o kadar soyut ve muğlak ifadeler içeriyordu ki bir anda düzenleme paketin önüne geçti. Tepkiler kısa sürede büyüdü ve CHP’nin de girişimleriyle hükümet daha komisyon aşamasında düzenlemenin geri çekildiğini açıkladı.
Ancak geri çekmenin, düzenlemeyle ilgili sakıncaları gidermek ya da düzenlemeden vazgeçmek anlamına gelmediği kısa sürede anlaşıldı. Noterler Kanunu ile ilgili bir yasa teklifine, ilgisiz biçimde etki ajanlığı düzenlemesi yeniden eklendi. Eklenen düzenleme şöyle:
“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilir.
Fail hakkında hem bu suçtan hem de işlediği ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.
Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarım veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
Suçun, milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birimler ile proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılır.
Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”
Muğlak ve soyut
Düzenleme bu haliyle “ajanları” hedef alıyor gibi görünse de mevcut yasaların bu konuda neden yeterli olmadığı muğlak. Tıpkı “etki ajanlığı” düzenlemesi gibi.
Etki ajanının kim olduğu, ne yaptığı mesela tanımlanmıyor. Nasıl etki ajanı sayılacağı konusu da bütünüyle soyut.
Mesela, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine…” ifadesinin ne anlam ifade ettiğini bilen yok… İç veya dış siyasal yararların ne olduğu, ne yaparsak buna aykırı hareket edeceğimiz belirsiz.
Mesela, “yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları” ifadesi de öyle. Devleti anlamak mümkün ama yabancı organizasyonun stratejik çıkarı nedir, mesela bir çevre örgütü, bir medya organizasyonu, bir insan hakları örgütü bunun içinde sayılır mı, bilinmiyor. Ama öyle anlaşılıyor ki bunların tamamını kapsaması da mümkün.
Neden tedirginler?
Sivil toplum örgütlerinin toplu biçimde tepki gösterdiği düzenleme, bu soyutluk ve muğlaklık nedeniyle tedirgin ediyor. “Kimi kapsayacak?” diye çok düşünmeye gerek yok. Yakın tarihten birkaç örneği sıralamak yeterli…
Bergama dosyası: Bergama Altın Madeni tartışması malum. 90’lı yılların sonunda Bergamalılar’ın mücadelesiyle gündeme gelen altın madeni konusu bir anda ülke gündemine oturdu. Bergamalılar, boğaz köprüsünde, otoyolda, tarlada belki de Türkiye’nin ilk sivil direniş örneklerini gösterdi. Ve bir süre sonra askerden, hükümetten, “Bergama’da çıkacak altın ülke borçlarını ödemeye yeterli. Bu nedenle Almanlar tedirgin. Altın piyasası Almanlar’ın elinde olduğundan ajanlar vasıtasıyla köylüler yönlendiriliyor. Alman vakıfları bu işi organize ediyor” tepkisi gelmeye başladı. Dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Bergama Altın Madeni’ni işleten yabancı konsorsiyumun davetlisi olarak Bergama’ya gitti. Bir süre sonra da çevreci avukatlardan birinin eşinin Alman vakfında çalışmasını gerekçe göstererek, avukatlar, sivil toplum örgütleri temsilcileri hakkında dava açtı. Casusluk davası…
Bu dava sürerken Danıştay kararıyla faaliyeti durdurulan Bergama Altın Madeni, Bakanlar Kurulu kararıyla açıldı. Bergamalı köylülerin eylemleri sonlandırıldı. Dava beraatle bitti ancak amaca ulaşılmıştı. Bergama’nın açılması için dönemin ABD Büyükelçisi’nin devreye girip mektup yazdığı ise sonradan ortaya çıktı. Madenin çıkarılmaması için Almanlar değil, madenin açılması için ABD işin içine girmişti.
Büyükada davası: Daha yakın zamandan Büyükada örneği de aklımızda… Sivil toplum örgütleri, farklı kampanyalar için zaman zaman işbirliği yapıyor ve bu nedenle farklı örgütlerden isimler de ortak bir yerde belirlenen toplantılara katılıyor. İşin bir parçası…
Bir eğitim çalıştayı için İstanbul Büyükada’da toplanan, farklı sivil toplum örgütlerine mensup 10 insan hakları savunucusu, çalıştayın 5. günü olan 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı. Herkese açık bir otelde, açık biçimde düzenlenen toplantıda “casusluk” üzerine çalıştıkları iddia edildi. Hatta bazı AKP milletvekilleri, açık toplantı salonunda gözaltına alınan hak savunucularının gizli bir bölmede toplantı yaptıklarını, oradaki otellerin buna çok uygun olduğunu söyledi.
Gözaltına alınanların fotoğrafları, “ajanlar” başlıklarıyla medyada yer aldı. İnsanlar hayatlarını sürdüremez hale getirildi. Sekiz kişi aylarca tutuklu kaldı.
Haklarındaki iddianame yaklaşık üç ay sonra açıklandı. İddianamede, şüpheliler arasında bir hak savunucusunun daha eklendiği görüldü. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, ulusal ve uluslararası düzeyde tepki ve kampanyalara yol açan davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. Dört hak savunucusu hakkında çeşitli hapis cezaları verilirken yedi hak savunucusu beraat etti. Yeniden yargılamada tüm sanıklar beraat etti.
SETA’nın hedef göstermesi: Elimizde bir başka veri daha var. İktidara yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşu SETA, 2019’da 202 sayfalık bir rapor kaleme aldı.
“Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” başlıklı raporda, yabancı medya kuruluşlarının Türkiye temsilciliklerinde çalışan gazetecilerin isimleri sıralandı, sosyal medya mesajlarından haberlerine kadar bütün eylemleri mercek altına alındı. Ardından bunların millî menfaatlerle uyuşmadığı tespiti yapıldı ve gazeteciler ihanetle, ajanlıkla suçlandı.-
MHP’nin teklifi: Tam da böyle bir dönemde güncel bir örneğe daha yer vermekte fayda var. MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, fon alan medya kurum ve kuruluşlarının "millî güvenliği tehdit ettiği" gerekçesiyle lisanslarının iptal edilmesi için kanun teklifi verdi. Teklifin gerekçesinde, “Ülkemizde faaliyet gösteren başta sosyal medya üzerinden yayım yapan kuruluşlar olmak üzere kimi yayın gruplarının yabancı dernek ve vakıflardan kaynak temin ettiği, bahse konu yayıncıların devletimiz ve milletimiz aleyhinde yine bununla beraber toplumsal düzeni, milli beraberliğimizi ve milli güvenliğimizi etkileyecek şekilde yayımlar yaptığı gündeme gelmektedir. Bu kapsamda ilgili kanun teklifi ile yabancı dernek ve vakıflardan destek alarak faaliyet yürüten yayıncıların aldıkları desteklerin kesilmesi, destek almaya devam ettikleri durumlarda ise yayın lisanlarının iptal edilmesi hedeflenmektedir” ifadeleri yer aldı.
Bu tablo bize yasalaşması halinde düzenlemenin nasıl tehditler içerdiğini gösteriyor. TBMM Genel Kurulu, Adalet Komisyonu’ndan geçen teklifi henüz gündemine almış değil. Ancak bütçe görüşmeleri başlamadan yasalaştırılması bekleniyor. ABD ve AB ülkelerinde de benzer yasalar var ancak Türkiye’nin Rusya yerine bu ülkelerdeki örnekleri esas alacağını düşünmek belli ki fazla iyimser olur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bahçeli'nin tekrarladığı Öcalan teklifi. Kayyum tepkileri. Kadının soyadı. Etki ajanlığı düzenlemesi. Lütfü Savaş kararı. Yenidoğan Çetesi davasında ceza alanlar: Avukatlar ve gazeteciler.
07 Kas 2024

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.




