Faili meçhul bırakılmış gazeteci cinayetleri ve yüzyıllık liste

Yüzyıl boyunca koca bir ülke faili meçhul cinayetlerle yaşadı. Davalar, bitmeyen adalet arayışı, yeni cinayetler… Ve manzara gösteriyor ki ikinci yüzyılın başlarında da bu adalet arayışımız, çabamız, mücadelemiz sürecek ve sürmek zorunda.
Faili meçhul bırakılmış gazeteci cinayetleri ve yüzyıllık liste

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye için ocak ayının yeni bir başlangıç anlamına gelebilmesi ancak geçmişiyle yüzleşebilmesi, defterleri kapatabilmesi ile mümkündür. Zira bu ülke için ocak ayı, cinayet anlamına gelir. Bu ülkenin gazetecileri için de bir yas ayıdır ocak ayı.

Yeniden başlayabilmenin mümkün olmaması sadece acıyla dolu hafızamızdan değil elbette. Cinayetlerin hesabının sorulmamasından, uzun yıllar geçse de aynı noktada donup kalmış olmamızdan, her yıl katillerden hesap sorulmasını, cinayetlerin aydınlatılmasını istemek zorunda kalışımızdan…

Bugüne mahsus da değil. Bu kanlı kültürün arkasında büyük bir bagaj var. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde büyük bir iktidar istenciyle devleti yönetmeye başlayan İttihat ve Terakki’nin “faili meçhul cinayetler” konusundaki büyük şöhreti bugüne ışık tutabilir.

  • İttihat ve Terakki’nin imza attığı ilk faili meçhul-belli cinayetlerinden biri, Serbestî gazetesinin sahibi ve başyazarı olan Hasan Fehmi'nin 1909’da öldürülmesiydi. Ahmet Samim, Zeki Bey gibi tanınmış gazete yazarları da benzer yöntemlerle öldürüldü.

Tutulan listelerde 1909’dan 2010’a kadar 112 gazetecinin öldürüldüğü görülüyor. Çok partili döneme geçmeye ramak kala işlenen Sabahattin Ali cinayeti, bugün hâlâ tam olarak aydınlatılmış değil. Tıpkı bu cinayetten yaklaşık 60 yıl sonra, bir başka yazar/gazeteci olan Hrant Dink’in, 2007’de, İstanbul’un orta yerinde vurularak öldürülmesi gibi. İki cinayete üşenmeden bakın, hedef gösterilme sürecinden öldürülme anına kadar aslında bir prototipin uygulandığını göreceksiniz.

İşkenceyle ölüm

8 Ocak, Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin öldürülmesinin yıldönümüydü. 1996’da gittiği haberde gözaltına alınarak işkenceyle öldürülen Göktepe için yapılan ilk açıklama, “düştü” şeklindeydi.

  • İşkenceyi bilenlerin yakından tanıdığı bir savunma. Emniyetin altıncı katından düşenler, merdivenden düşenler, dümdüz yerde düşenler!

Göktepe yine de bir istisna. İstanbul’dan olmadık yerlere taşınan dava, yargı önüne çıkartılmak istenmeyen polisler, gerçek faillerin gizlenmesi, duruşmaları takip etmek isteyenlerin darp edilmesi… Tüm bunlara rağmen ailesi, gazeteciler, Evrensel gazetesi ve hak savunucularının ısrarlı, inatçı takibiyle Göktepe davasında işkenceci polislerin düşük de olsa hapisle cezalandırılmaları sağlandı. İşkenceci polisleri kimlerin koruduğu açığa çıkartılamadan.

Sokak ortasında ölüm

Metin Göktepe ile bitmediğini, bitmeyeceğini gördük. Tıpkı Uğur Mumcu’yla bitmediğini, bitmeyeceğini daha önce gördüğümüz gibi.

19 Ocak 2007’de, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, güpegündüz ensesinden vurularak öldürüldü. Cinayet, birçok açıdan Sabahattin Ali cinayetine benziyordu.

Sabahattin Ali gibi Hrant Dink de öldürülmeden önce hedef haline getirilmişti. Hakkında bir toplumsal nefret uyandırılmak istenilmiş ve kısmen başarılı olunmuştu. Yargıtay tarafından “Türklüğü aşağılamak” suçundan mahkum edilmiş, Sabiha Gökçen ile ilgili haberlerinden dolayı da hedefe konulmuştu.

Milliyetçi çevrelerde, Hrant Dink bir nefret nesnesiydi artık. İstanbul’un orta yerinde Dink’i arkasından tek kurşunla öldüren Ogün Samast yakalandığında, Türk bayrağı önünde gururla poz vermesini sağlayan polisler de aynı atmosferi solumuşlardı.

  • Cinayet, “milliyetçi çevrelerin hassasiyeti”, “bu hassasiyetle büyümüş sokak çocuklarının eseri” gibi gösterilmek istenildi. Elbette böyle değildi ve böyle olamaz zaten. Doğası gereği olamaz.

Önce Ogün Samast’ı yönlendiren, keşif yapmaya götüren, eline silah verenlerin kimliği ortaya çıktı. İğneyle kuyu kazıldı… Yasin Hayal ve Erhan Tuncel adlı azmettiricilerin hem poli, hem jandarmayla bağlantıları olduğu anlaşıldı. Hrant Dink’in öldürüleceği yönündeki istihbarat bilgisinin İstanbul Emniyeti’nden gizlendiği, istihbarat notunun sümenaltı edildiği anlaşıldı. Ve cinayetin bir belirsizlik içinde kalması için yıllarca çaba harcandı.

Bugün hâlâ Dink cinayetinin üzerindeki sis perdesi kalkmış değil. Kamu görevlilerinin yargılanmasına yıllar sonra, Gülen cemaati 15 Temmuz askerî darbesine kalkıştıktan sonra izin verildi. Bu kez de cemaatin tek başına cinayeti planladığı tezi üzerinden yüründü. Dink’i hedef hâline getirenler, valiliğe çağırıp tehdit edilmesini sağlayanlar, bütün bu süreç hiç tartışılmadı.

Bombayla ölüm

Bir anma tarihimiz daha var. 24 Ocak…

Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te, Ankara’daki evinin önündeki aracına yerleştirilen bombayla öldürüldü.

Düşünün, bir gazeteciyi öldürmek için aracına bomba konuluyor.

Mumcu cinayeti, tıpkı Dink cinayeti gibi, tıpkı Sabahattin Ali cinayeti gibi toplumsal mühendisliğe kalkışanların organizasyonlarından biriydi. Bugün onlarca isim hapisle cezalandırılmış olsa da adalet duygusunun hâlâ tatmin edilmemiş olması bu yüzden…

Zira “bir tuğla çekersem duvar yıkılır” gibi büyük laflar edenlere, olay yerinin çalı süpürgesi ile temizlenmesi talimatı verenlere, Mumcu hakkındaki tehditleri dikkate almayanlara hiçbir şey sorulmadı.

Yıllar sonra İran tarafından eğitildiği öne sürülen bir grup ortaya çıkarıldı, bu grubun sadece Mumcu’yu değil, Bahriye Üçok’tan Muammer Aksoy’a kadar onlarca aydının faili olduğu söylendi.

Ama neden? Türkiye, İran olsun diye mi? Bu kadar mı?

"Umut Operasyonu" adı verilen operasyonda ortaya çıkarılan Tevhid Selam grubunun bir numaralı ismi Oğuz Demir, aradan geçen yıllara rağmen firari. Yakalanacağına dair bir emare de yok…

Sırada Şubat var

Ocak ayı ile bitmiyor. Yılın bütün aylarında cinayetler bulmak mümkün. 1 Şubat 1979’da İstanbul’da arabasında öldürülen Milliyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin katilleri cezalandırıldı mı gerçekten?

Bugün yine Mehmet Ali Ağca, televizyonlarda akil insan pozlarında açıklamalar yapıyor. İpekçi cinayetinin faillerinden kahraman yaratılıyor. Yakın zamanda cinayetin kilit isimlerinden Yalçın Özbey, İpekçi nedeniyle cezaevinde bile yatmadan, yatağında huzurla öldü.

Gazetecilerin yanına diğer faili meçhuller eklendiğinde vehametin boyutu daha da artıyor. Cevat Yurdakul, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okkan, Necip Hablemitoğlu, Tahir Elçi…

Avukat Yusuf Ekinci, Avukat Faik Candan, Müfettiş Namık Erdoğan, işadamı Behçet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu, Cantürk’ün yakını müteahhit Fevzi Aslan ile kardeşi Şahin Aslan, Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat, Medet Serhat’ın şoförü İsmail Karaalioğlu, işadamı Savaş Buldan, Savaş Buldan’ın akrabaları Hacı Koray ve Adnan Yıldırım, İranlı uyuşturucu kaçakçısı Lazem Esmaeli ve Asger Simitko, ANAP’lı Keskin İlçe Başkanı Metin Vural.

Liste çok ama çok uzun.

Bütün bu cinayetlerin ortak özelliklerinden biri de aslında katillerin bilinmesi. Kimi zaman birilerinin yargılanarak dosyanın kapatılması. Ancak azmettiricilerin asla ve asla ortaya çıkartılmaması. Faili belli devlet cinayetlerinin, faili meçhul olarak bırakılması. Dosyaların zamanaşımına uğraması, katillerin bir bölümünün kaçırılması… Yüzyıl boyunca koca bir ülke faili meçhul cinayetlerle yaşadı. Davalar, bitmeyen adalet arayışı, yeni cinayetler… Ve manzara gösteriyor ki ikinci yüzyılın başlarında da bu adalet arayışımız, çabamız, mücadelemiz sürecek ve sürmek zorunda.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🟥 Kırmızı kart, sakıncalı başkan

Çözüm sürecinde gelişmeler. İstanbul Barosu'na dava. Beşiktaş Belediyesi'ne soruşturma, Başkan'a gözaltı. Demirtaş'tan sürece destek. Yeni Yol. Köprüye zam. Eğitimde "Ülkü Ocakları" protokolü.

16 Oca 2025

🟥 Kırmızı kart, sakıncalı başkan

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR