Füsun Onur’un kalabalık ve yalın dünyası

Füsun Onur'un sanatını ve yaşamını Özlem Altunok kaleme aldı.
Füsun Onur’un kalabalık ve yalın dünyası

● Kavramsal sanatın Türkiye’deki öncü isimleri arasında yer alan Füsun Onur, kalıcılığın karşısına geçiciliği, durağanlığın yerine etkileşimi koyarak heykele yüklenen anlam bagajını boşaltması ve nesne ile ilişkisini özgün bir biçimde yeniden kurmasıyla dikkat çeker. Gündelik yaşam(ın)dan nesneleri bazen bağlamından kopararak bazen gerçekle hayal dünyasını iç içe geçirerek dönüştüren sanatçının malzeme kullanımı ekonomik, tekniği yalındır. Daha çok kurduğu mekânla, işin atmosferiyle ilgilenir. İşleri çoğunlukla “oyunsu”dur ve otobiyografik izler barındırır. Zaman zaman tamamlanmamış, taslak hissi de verebilir. Böylelikle izleyiciye ve onun hayal dünyasına alan açar. 

● Kendi deyimiyle “sessiz müzik” yaparak mekânsal işler üreten Füsun Onur, görmeyi ve duymayı eşitler. Tonların inceliği, kalınlığını, sesin rengini, geçişlerini, ritmi nesneler üzerinden harekete geçirir. Bir başka deyişle işittiği müziği nesneler aracılığıyla kompozisyonlara dönüştürerek görselleştirir ve üretimlerini müzikteki gibi zamana yayar, mekânsallaştırır. Pek çok yapıtının ismi klasik müzik terminolojisinden seçilmiştir; Çiçekli Kontrpuan (1982), Kadans (1995), Nota (1998), Kapris (1998), Opus I (1999), Prelüd (2000) ve Opus II- Fantasia (2001) bunlardan bazılarıdır.


Kuzguncuk'ta çocukluk

● Füsun Onur, 1937 yılında İstanbul Kuzguncuk'ta doğar. Kardeşleri İlhan ve Senih Onur’la birlikte özgür bir çocukluk yaşarlar. Füsun Onur çocukluk yıllarında babası Hayri Onur’un da teşvikiyle resim yapmaya başlar: “Babam resim yapmamızı, kitap okumamızı çok isterdi. Dolaba, duvara, olmadı kumaş mendile çizin, yeter ki durmayın derdi. Bizi sınırlamak istemezdi hiç. Kitap, oyuncak, çocuk mecmuaları taşırdı bize hayalimiz genişlesin diye. Eve gelince bana ‘Benim Leonardo kızım çalışıyor’ derdi.” (Altunok'un Kasım, 2021 tarihli Argonotlar'daki Bir Harikalar Diyarı yazısından.) 

● Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nden mezun olduktan sonra 1957’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde, Hadi Bara Atölyesi'nde heykel okur. “Akademiye girmeden önce resim yapacağımı düşünüyordum ama sonra gazetede Akademi Tiyatrosu’nda oynayan bir heykeltıraşla ilgili bir yazı okudum ve o zaman karar verdim heykel okumaya. Gidip doğrudan heykel bölümüne yazıldım. Hadi Bey’le çalışmak çok önemliydi benim için. O havadan sudan konuşurken bile bir adım attığımı, bir şeyler öğrendiğimi hissederdim. Bir gün bana ‘Soyuta geçeceksin gibi görüyorum farkında olarak mı yapıyorsun bunu, olmadan mı’ dedi. Doğru söylüyordu, soyuta dönüyordum.” (Altunok'un Mayıs, 2014 tarihli İstanbul Art News söyleşisinden.)

ABD yılları...

● Onur, 1962 yılında Fulbright bursuyla Washington’daki American University’de felsefe, daha sonra Maryland College of Art'ta sanat okur. Eğitimini “Sanat Objesinin Olası Bir Dünyada Olası Kendisi, Var Olmanın Bir Olanağı Olarak Kendi Yararına Kamuya Sunulması” başlıklı doktora teziyle tamamlar.

Türkiye’ye döndükten sonra ilk kişisel sergisini 1970 yılında Taksim Sanat Galerisi'nde açan sanatçı, 1971’de Paris’teki 7. Uluslararası Genç Sanatçılar Bienali’ne davet edilir. Daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi, 1., 4., 12. ve 14. İstanbul Bienalleri, Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ve Maçka Sanat Galerisi gibi birçok yerde eserleri sergilenir.

1987’de ilki düzenlenen İstanbul Bienali’nin etkisi, 90’larda güncel sanatın ivme kazanmasıyla uluslararası sanat dünyasında da görünürlük kazanan sanatçı, küratör René Block’un da rolüyle yurtdışında pek çok sergiye davet edilir. Japonya, Yeni Zelanda, Moskova bienalleri ile Documenta’ya katılır. Onur’un Türkiye’deki ilk kapsamlı sergisi olan Aynadan İçeri 2014’te Arter’de geniş kitlelerle buluşur. Eserleri Arter, Tate Modern, Van Abbemuseum, Centre National des Arts Plastiques ve MAK Viyana gibi pek çok önemli uluslararası müze koleksiyonlarında yer alıyor.

● Adını Lewis Carroll'ın Through the Looking Glass başlıklı kitabından alan Emre Baykal küratörlüğünde Arter’de gerçekleşen Aynadan İçeri sergisinde Onur’un 40’tan fazla yapıtı yer aldı. Onur'un sanatsal üretimine kronolojik bir yerleştirme önermek yerine yapıtları arasındaki sezgisel bağlantıların izini süren sergide, sanatçının erken dönem üretiminden soyut geometrik desenleri ile form, uzam ve zaman ilişkisini araştırdığı heykelleri ve gündelik malzemeleri kullandığı yerleştirmelerine yer veriliyordu. 1965 - 1967 yılları arasında Amerika’dan dönmeden önce yaptığı çizimleri, yine o yıllarda kurduğu minimal soyut geometrik yapılara yer veren sergide, ilerleyen yıllarda çeşitlendirdiği malzemeler, formlar, renkler devreye giriyordu. Ritim, tekrar ve müziğe dair üretiminin ilk örnekleri olan Nocturne, Fısıltı ve Pembe Bot; Tekir’e Ağıt, Eski Eşyaların Düşü, Bir Çocuğun Gözüyle Savaş gibi domestik alana dair işleri de bulunuyordu.

● Arter’in üst katına yayılan, Onur’un ilk defa 1982 yılında Taksim Sanat Galerisi’nde sergilediği Çiçekli Kontrpuan isimli yerleştirmesi bu sergi için yeniden kurgulandı. Mavi plastik bir muşamba ile oluşturulan bu mekânsal çalışmanın içinde teller, bantlar, dallar ve çiçek düzenlemeleri tekrarlar ve aralıklarıyla birer nota işlevi yüklenerek yer alıyordu. Deniz ya da gökyüzünü çağrıştıran mavi muşamba ile yapma ve gerçek çiçekler arasında doğal ve yapay olanın birlikteliğinde şiirsel bir mekân olan Çiçekli Kontrpuan, aynı zamanda masalsı bir sığınak gibiydi. 

Hayri Onur yalısı

● Füsun Onur ve ablası İlhan Onur doğup büyüdükleri, onlarla özdeşleşen aile mirası Hayri Onur Yalısı’nı geçen yıl Vehbi Koç Vakfı’na bağışladı. Füsun Onur’un çalışmalarının çoğunu şekillendirdiği ve otobiyografik izler taşıyan işlerinin merkezi de olan yalı, sanatçının hayal gücünün gelişmesinde ve kullandığı nesnelerin özgünlüğü ile çeşitliliğinde bir kaynak rolü üstlenmesinin yanında atölyesine, ürettiği işlere de ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz ablası İlhan Onur ise tüm çalışmalarını fotoğraflayıp arşivleyerek bir nevi sanatçının hafızası olmuş önemli bir figür. Füsun Onur’un evde yer olmadığı için yalının iskelesinden denize bıraktığı ya da attığı işlerini saymazsak elbette.

● Öncelikle evin değişmeyen sakinleri kediler eşlik etmiş hep onlara. Aile yadigarı vitrinler, büfeler, biblolar, porselen fincanlar, fotoğraflar, oyuncaklar, aynalar, kumaşlar… Evde ne varsa büyük çoğunluğu kendi tarihini yazmış objeler. Alt kattaki atölyede ise bir tarafta Bedri Rahmi desenleri, bir tarafta Hadi Bara’nın heykel dökümleri, eser sandıkları, mukavva kutular… İçinde annelerinin sakladığı Füsun Onur ve iki kardeşine ait çocuk giysileri, oyuncaklar, eşyalarla dolu geçme gardırop ise Aynadan İçeri sergisinde olduğu gibi yer aldı.

“Bu ev burayı ziyaret edenlerle, sanatçılarla nasıl bir iletişim kursun istersiniz” sorusuna “Sanatçıları serbest bırakacak bir iletişim… Burası nasıl değişir, dönüşür bilmiyorum, bende böyle kalacak ama genç sanatçıların birilerini taklit etmeye yönlendirilmelerini  onaylamıyorum, çünkü sonra ondan ibaret biri olabilirler” yanıtını vermişti Füsun Onur. Kendilerinden ibaret sanatçılar olmaları temennisi… Tıpkı kendisi gibi.

Venedik Bienali'de Füsun Onur

● Halen sürmekte olan 59. Venedik Bienali'nde Türkiye’yi temsil eden Füsun Onur’un yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığı Evvel zaman içinde… adlı yerleştirme, insanların yol açtığı ve gezegenin geleceğini tehdit eden insan odaklı yönetim anlayışına karşı birleşerek mücadele eden bir grup fareyle kedinin öyküsünü konu alıyor.  Arsenale’deki Türkiye Pavyonu’nda yer alan ve İKSV’nin düzenlediği serginin  küratörlüğünü Bige Örer üstlendi. Örer, serginin oluşum sürecini Gazete Duvar’da Cem Erciyes’e şu sözlerle aktarmıştı: 

“Bu masal iki yıla yakın çalışma sürecimizde şekillendi, süreç içerisinde masala yeni karakterler eklendi, bazı bölümler değişti, bir bakıma serginin pandemi yüzünden ertelenme süreci masalın daha da şekillenmesine neden oldu. Füsun Hanım aklında aslında bir filmi görüyordu ve katılan herkesin de aynı filmi görmesini istiyordu. Kitap okurken de aklımızda oradaki karakterler canlanır, o karakterlerin bir sonraki hikayesini merak edersiniz, işte bu çalışmada da insanı içine alan, kendi masalının içine sürükleyen, çok heyecan verici bir tavır var. Malzeme konusunda da epey çalıştık. Hangi malzemeyle bu fikirleri aktarabileceğiyle ilgili olarak denemeler yaptık. Sonrasında metal tel kullanmaya karar verdi ve metal tellerin renkleri, kalınlıkları, yani malzeme üzerine çok kafa yoran bir sanatçı. Eğip, büktüğü figürlerin yanı sıra bu yerleştirmeye gündelik hayattan da objeler ekledi. Geldiğimiz noktada bir kitabın sayfaları adeta çeviriyorsunuz, mekândaki kurguyla birlikte hikâyenin farklı bir bölümüyle karşı karşıya geliyorsunuz. İzleyiciye çok fazla da alan ve imkân veren bir çalışma. Adeta insanı hikâye yazmaya da davet ediyor. Füsun Onur’un aklında olan bir hikâye var ama bu hikâye her izleyiciyle birlikte deneyimlenebilir.”


● Füsun Onur’un Venedik Bienali’ndeki sergisine bir de kapsamlı bir kitap eşlik etti. Füsun Onur: Evvel zaman içinde… adını taşıyan monografinin eş editörlüğünü serginin küratörü, İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü de olan Bige Örer ile bağımsız küratör ve sanat yazarı Nilüfer Şaşmazer üstlendi. Füsun Onur hakkında hazırlanan en kapsamlı yayın olma özelliğini taşıyan kitap, Onur'un sanatsal pratiğinin çeşitli yönlerine dair küratörlerin, sanat tarihçilerinin ve araştırmacıların yazılarını içeriyor. Yayın ayrıca, sanatçının üretken kariyerine ışık tutan, sanat pratiğinin farklı dönemlerini ve yönlerini tarihsel bir bağlam içinde yansıtan derinlemesine bir kronolojiyi arşiv görüntüleriyle okurlara sunuyor. Yayında Ahu Antmen, Alev Ersan, Anna Boghiguian, Anne Barlow, Aslı Seven, Ayşe Erek, Chus Martínez, Defne Ayas, Deniz Gül, Fatih Özgüven, Gregory Volk, Hera Büyüktaşcıyan, HG Masters, Iwona Blazwick, İz Öztat, Kevser Güler, Leylâ Gediz, Misal Adnan Yıldız, Murat Alat, Necmi Sönmez, Paolo Colombo, Sally Tallant, Seza Paker ve Tolga Tüzün gibi pek çok küratör, sanat tarihçisi ve sanatçının Füsun Onur’un eserlerine dair yeni yazıları yer alıyor. Kitapta, 14. İstanbul Bienali’nin küratörü Carolyn Christov-Bakargiev ve Maçka Sanat Galerisi’nin kurucularından Rabia Çapa’yla yapılan söyleşiler ile Angelika Stepken, Emre Baykal, Fulya Erdemci, Margrit Brehm, Suzana Milevska gibi isimlerin sanatçı hakkında daha önce yayımlanmış yazılarına da yer veriliyor. Kitap, Yapı Kredi Yayınları mağazaları ve seçkin kitabevlerinde satışa sunuluyor.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Füsun Onur Venedik Bienali'nde

Venedik Bienali 59. Uluslararası Sanat Sergisi’ndeki Türkiye Pavyonu'nda Füsun Onur yer alıyor. Bu bültende Onur'un yaşamını ve sanatını ele aldık.

09 Ağu 2022

İKSV

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR