Geleceği beklerken: Liseliler neden isyan ediyor?

Geçen hafta Türkiye’nin farklı şehirlerinde yapılan eylemlerin öznesi liselilerdi. Gençlik protestoları denildiğinde ilk akla gelen yaş grubu olmasalar da üniversiteye ve geleceğe ilişkin kaygıları kendilerinden önceki nesillerden farklı yaşıyorlar. Okulların siyasi hesaplaşmalarda kullanıldığı, ekonomik dertlerin yaşının giderek düştüğü bugünlerde, liseliler de bundan payını alıyor.
Geleceği beklerken: Liseliler neden isyan ediyor?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Geçen hafta Türkiye’nin farklı şehirlerinde yapılan eylemlerin öznesi liselilerdi. Gençlik protestoları denildiğinde ilk akla gelen yaş grubu olmasalar da üniversiteye ve geleceğe ilişkin kaygıları kendilerinden önceki nesillerden farklı yaşıyorlar.

“Eleman aranıyor” ilanlarında liseliler için özel başlıklar açılan bir zamanda, lisede okurken iş kazasında hayatını kaybedenler de olağanlaştı. Okulların siyasi hesaplaşmalarda kullanıldığı, ekonomik dertlerin yaşının giderek düştüğü bugünlerde, liseliler de bundan payını alıyor.

Liseli olmak eskiden romantize edilirdi. Haylazlıkların hoş görüldüğü, henüz geleceğe dair kaygıların olmadığı, unutulmaz arkadaşlıkların temelinin atıldığı günler.... Hababam Sınıfı ve Mahmut Hoca, aklımızdaki kareyi tamamlamaya yeterdi.

Bugünün kareleriyse başka. Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), kamuoyunda “proje okulları” olarak bilinen Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları'na öğretmen atama ve yönetici görevlendirme sonuçlarını açıklamasının ardından, görev yapan 20 binden fazla öğretmen kadro dışı kaldı. Bu nedenle Türkiye’nin farklı okullarında başlayan protestolarda öğrenciler tehdit ve şantajlarla karşılaştı.  

Yine bu hafta, Samsun’da yaşayan 17 yaşındaki lise öğrencisi Necip Fazıl Çırak, stajyeri olduğu firmanın elektrik işlerini yaptığı Çakırlar Korusu Mahallesi Şehit Nevzat Sokak’taki inşaatta seyyar merdivenle çalıştığı sırada ikinci kattan birinci kata düştü. Elektrik Elektronik Bölümü’nde son sınıf öğrencisi olan Çırak, kurtarılamadı.

Tüm bunlar olurken, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından branş ve kontenjan duyurusu yapıldı. Buna göre, en fazla atama yapılacak ilk 5 branş sırasıyla 4.378 kontenjanla sınıf öğretmenliği, 3.087 kontenjanla özel eğitim öğretmenliği, 1.802 kontenjanla din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği, 1.321 kontenjanla okul öncesi öğretmenliği ve 757 kontenjanla İngilizce öğretmenliği oldu.

Bu haftanın gündeminden uzaklaşarak, bir de genel panoramaya bakalım.

Millî Eğitim Bakanlığı 2023-2024 Örgün Eğitim İstatistikleri’ne göre, ilkokul çağında 223 bin, ortaokul çağında 500 bin ve lise çağında tam 797 bin çocuk hiçbir okula kayıtlı değil. Açıköğretime kayıtlı 1 milyon 75 bin ve meslekî eğitim merkezlerine (MESEM) kayıtlı 385.956 öğrenciyi de dahil edince, örgün eğitimin dışında kalan öğrenci sayısı yaklaşık olarak 2 milyon 982 bin. Yine bu verilere göre, lisede okullaşma oranı %87,9’la gerilemeye başladı.  

Bir de lisede okumanın maliyeti var. Yatılı bölümü olan liselerde 2024-2025 öğrenim yılında, meslekî-teknik okul pansiyon ücretleri 43.750 lira. Bu ücretler 2023-2024 yılında yapılan %142 zamla gündeme gelmişti. 2023’te 11.500 TL olan konaklama ücreti 2024 yılı için %142’lik artış ile 27.900 TL, 21 TL olan bir öğün yemek ücreti ise 52 TL olmuştu. 

Kantin fiyatları da maliyet kalemleri içinde önemli bir yer tutuyor. 2025 yılı MEB Okul Kantin fiyatları listesine göre, kaşarlı tost 70 lira, simit 20, börek, açma ve poğaça 25 lira. Bunun yanında küçük çay isterseniz 15, büyük çay isterseniz 20 lira vermeniz gerekiyor. Ayın 15 günü bir tost ve yanında bir çay içmek isteyen öğrenciler için bunun maliyeti 1.250 lira.  

Bütün bu tablonun yanına, 17 Ocak 2024 yılında başını makineye sıkıştırarak ölen MESEM (Meslekî Eğitim Merkezi) öğrencisi 14 yaşındaki Arda Tonbul’un babasının sözlerini de ekleyelim: 

“Bir çocuk için iş kazası demek için çok erken ama demek zorundayız. Başka çocukların canı yanmasın. Önlemler alınsın istiyorum. Bu işyerlerini okul ayarlıyor. Bu çocuklar ülkenin geleceği. Burada ihmal var. Çocuk makinede 16 dakika kalmış. O sırada MESEM’li bir arkadaşı görmüş de haber vermiş. Beyni oksijensiz kalmış. Ben daha önce işyerine gittim, böyle bir şey hiç aklımıza gelmedi. Çünkü normalde bu makinelere çocukların yaklaşmaması lazım. İzleyip öğrenmeleri lazım normalde.”

İncecik fidanmış sahiden 

Proje okullarındaki 20 bin öğretmenin okullarından koparılması, Türkiye’nin dört bir yanında protestolara neden oldu demiştik. Bu protestolardan biri, İstanbul’daki İl Millî Eğitim Müdürlüğü önünde yapılırken öğrenciler “Berkin Elvan 15’inde bir fidan” sloganı atıyorlardı. 

Berkin Elvan, 11 Mart 2014 yılında hayatını kaybettiğinde henüz 2-3 yaşlarında olan ve o günlere selam gönderen çocuklar arasında Rana da vardı: 

“Yüzde 1’lik dilimle okula yerleştim. Kendimi politik biri olarak gören ya da böyle tanımlamak isteyen biri değilim. Fakat bir sabah okula gidiyorsunuz, sizin proje danışmanınız olan öğretmeniniz gönderiliyor. Hiçbir açıklama yok. Kitap kulübünüz kapanmış. Eğitim hayatınız sekteye uğramış. Bize sürekli ‘Siz okulunuzla ilgilenin’ diyorlar ama ortada ilgilenecek okul bırakmıyorlar.

Bütün hafta sonu internette araştırma yaptım. Önceki zamanlarda ne olmuş, proje okulları gündeme geldiğinde ne tepkiler verilmiş... Şunu gördüm, o kadar sistemsiz bir sistem var ki, her aşamasında insanların tepkisine neden oluyor. Benim lise öğrencisi olarak görebildiğim karışıklığı bu sistemi kuranlar anlamıyor mu?” 

Rana, kendi tabiriyle “araştırmayı yeni öğrenen” bir genç:

“Ben sayısal alanda daha başarılı buluyorum kendimi. Eğilimim de küçük yaşlardan itibaren matematik ve fiziğe oldu. Fakat liseye girdiğimde bugün gönderilenler arasındaki edebiyat öğretmenimiz bize nasıl arşiv taranabileceğini gösterdi. Sosyal bilimlere ilgimizi uyandırdı. Tarihe de meraklı olduğumu fark ettim.”

Bu merakıyla beraber, bugün ismi anılan Berkin Elvan’ı da tanımış:  

“Öldüğünde 15 yaşında olan bir çocuğa terörist diyorlar. Öyle olduğunu kabul etsek bile, insanlar değişmez mi? İnsanlar hata yapmaz mı? Mahkemede yargılanan insanlar suçlarını kabul edip topluma karışıyor, hatta siyaset yapıyorlar. Üstelik bu çocuk kendini anlatma fırsatı bile bulamadan öldü. 

Geçen Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın liseli fotoğrafları konuşuldu. Bu her şeyi ve herkesi bir kalıba sokmaya çalışan insanları anlamakta zorlanıyorum. ‘Ne liselisi 30 yaşında’ yazmışlar altına. Daha düne kadar ‘Z kuşağı mal ya’ diyen insanlar yapıyor bunu. 

Ben Berkin Elvan’ı tanımıyordum, salak mıyım? Öğrendim, merak ettim, araştırdım. İncecik bir fidanmış sahiden. Bir ay önce bunu söylesem mutlaka ‘Aaaa ne kadar cahil’ diyen de olurdu, ‘Tanıma onu zaten’ diyen de. Ben bütün bunların dışında kendi fikrimi oluşturmayı seviyorum. Buradaki diğer genç arkadaşlarım gibi... Mesele politik olmanın da dışında, birey olabilmekte.”

Devamsızlık sayarız tehdidi 

Rana’nın dediği gibi, proje okulları gündeme geldiğinde de büyük tartışma yaratmıştı. Proje okullarının ilk uygulandığı zamanlarda hayatını kaybeden Mustafa Turgut gibi pek çok öğretmen haksızlığa uğradı.

Bugün de liseleriyle aidiyet ilişkisi kuran, okuldaki öğrencileriyle pek çok yeni projeye imza atan öğretmenlerin akıbeti belirsiz. Öğretmenlerinin gitmesi kadar, gönderilme şeklinden de huzursuz olan Mert, Ankara’da okuyor: 

“Hiç politik tavrı olan bir ailem yok. Buna rağmen yaşananlardan çok rahatsızım. Aslında ilk gün ben de geriden izledim olanları ama sonrasında öğretmenlere yapılan muameleyi ve öğrencilere yönelik tehditkar tavrı görünce çok kızdım. 

Sonuçta biz sürekli övündükleri, tırnak içinde ‘örnek’ dedikleri öğrencileriz. Ortalamalarımız yüksek, kafamızı sürekli dersler meşgul ediyor. Beni eyleme getiren neden ne? Keyfiyet. 

Eğer sen bütün çabamı bir anda çöpe atabileceğini gösterirsen benim de buna bir tepki vermem gerekiyor. O tepkiyi vermezsem daha da çok hakkım gasp edilebilir. 

Benim babam liseyi kazandığında sınav soruları çalındı denilerek sınavlar tekrar edilmiş. Önceki sınavda aldığından daha düşük bir puan almış. Bu kadar temel meselelerin bile çözülememiş olması bir sorun değil mi? Bana diyorsun ki, 'Sen işini yap, dersine bak.' Dersime bakıyorum ama sen benim geleceğimi kafana göre baltalıyorsun.”

Mert bu yıl uzun süreli bir grip geçirdiği için ilk dönemdeki devamsızlıkları bu protestolarda karşısına çıkmış:  

“Müdür yardımcılığı da yapan matematik hocası, devamsızlıklarımın sayılacağı tehdidinde bulundu. Ailem politik değil dedim ama benim tavrımın arkasında durdular ve bana destek verdiler. Bu müdür yardımcısının geri adım atmasına neden oldu ama başka okullarda ‘Sana acıdık’, ‘Deprem vurdu biz vurmayalım’ diyen öğretmenleri gördük. Bizim okulda da kamera kayıtları alındı. ‘Eyleme gidenler disipline verilecektir’ anonsları yapıldı. Bu ‘Sorgulanmayan bir sistem istiyorum’ demek. Sorgulamayan sistem istiyorsan okulları da kapatman gerekmez mi? Okuyan araştıran insan nasıl sorgulamayacak?”

İmam hatipleri unutmayın

Bir tarafta yüksek puan alarak Türkiye’nin prestijli okullarına yerleşen öğrenciler varken, bir tarafta da istekleri, beklentileri dışında ya da tamamen koşullar nedeniyle İmam Hatip Okulları’nda eğitim alan öğrenciler var. Emin, okuduğu okulda çok sıkılan bir öğrenci. İmam Hatip Lisesi’nde okumanın ona göre en zor tarafı, sürekli baskı içinde yaşamak:

“Bu protestolarla beraber gözler liseye çevrildi. Keşke bizim de sesimizi çıkarmamızı sağlayacak bir şey olsa diyorum. İmam Hatip okulları tek tip değil. Bazı okullarda baskı yoğunken daha rahat olan okullar da var. Bazı okullarda meslek dersleri konusunda aşırı baskı yapılıyor. Bazılarında sözel-sayısal derslere ağırlık veriliyor. Bu tamamen okuldan okula, müdürden müdüre değişen bir konu. Bizim okul, meslek derslerinde çok baskıcı değil ama baskı genel olarak çok yoğun.” 

Baskının farklı şekilleri var Emin’e göre:

“Okulda hocaların yapmadığı baskıyı bazen öğrenciler yapıyor. Çünkü onların da bir gelecek beklentisi yok. Aslında benim de yok. Bu okulu isteyen insanlar için bir sorun yok ama benim hedefim hayalim endüstri mühendisliği. 

Ailem, uzak olmasın, ekonomik yük olmasın, ahlakım bozulmasın gibi gerekçelerle beni buraya yazdırdı. Aksi düşünülmedi bile. Sürekli bize İmam Hatip’te okuyup çok başarılı olmuş rol modeller örnek gösteriliyor. Eğer rol modele ihtiyacın varsa o kadar da başarılı değilsin demek ki. 

Okulda en yaygın sorunlar arasında uyuşturucu var. İyi ve örnek bir okul olmamıza karşılık, hocalardan yöneticilere herkes bu sorundan haberdar bence. Okulun dışında kalıyor diye karışmak istemiyorlar. 

Bizim gibi bir an önce okulu bitirip gitmek isteyen öğrenciler için okul bir cehennem. Ben zorbalıkla çok karşılaşıyorum. Sohbet diye bir şey var ama bu klasik dinî bir sohbet değil. TRT’deki tarihî dizileri falan konuşuyorlar. Benim hiç ilgimi çekmeyen konular. Sürekli Kore dizisi izliyorum ve Koreceyi bir hayli çözdüm. Tek hayalim okulu bitirince oraya gitmek. 

Size özellikle şunu söylemek istiyorum, ‘İmam Hatip’te okuyorum’ deyince bizi tek tip görenler var. Hangi çocuk okul tercihi yaparken özgürdür? Ailemizin yönlendirmesi söz konusu. Lütfen İmam Hatiplileri unutmayın, onları çok farklı insanlar gibi düşünmeyin.”

Liseliler için iş fırsatlarına bakmak istemez misiniz?

Liselilerin çalışması, hatta yaygın tabirle “sanayiye verilmesi” eskiden bir tehditken bugün okul hayatlarının bir parçası. MESEM kapsamında okuyan öğrencilerin çoğunda birinci sınıftan itibaren okulun yanına bir de iş hayatı ekleniyor. 

Bunun dışında, ekonominin kötüleşmesiyle beraber lise çağındaki çocukların işgücüne katılımı da artıyor. Kayıt dışı ekonomi içinde kalan bu katılım, kimi zaman çocukların okul masraflarını karşılamasıyla sınırlı kalırken kimi zaman aile ekonomisine katkı yapmaya kadar gidiyor. Mesela Yasin, hem okuyor hem kuryelik yapıyor:  

“Abimle beraber başladım kuryeliğe. Liseyi bitirme ve üniversiteye gitme hedefim var ama okul masrafları, aile ekonomisinin durumu derken önce hafta sonları, sonra hafta içi akşamları diye diye bayağı çalışmaya başladım. Bir taraftan çalışıyorum bir taraftan da dersleri takip etmeye gayret ediyorum.”

MESEM’de okuyan çocukların çalışma koşullarında bir standart olması gerekiyor ancak yaşanan iş kazaları bu standardın sağlanmadığını ve pek çok eksiklik olduğunu ortaya koyuyor. Caner, çalıştığı yerde karşılaştığı ihmaller yüzünden eylemlere katılan öğrenciler arasında: 

“Bugün proje okullarını etkileyen sorunların yalnızca onlara özel olduğunu düşünmüyorum. Bizim gibi, fakir çocuklar için de büyük sıkıntılar var. Okulda öğretmen, işyerinde ustabaşı bizi görmezden geliyor. Bizi normalde denetlemesi gereken bir öğretmenimiz var. Daha iki yıldır yüzünü bile görmedim. Çalıştığımız işler de normal işler değil. Sabahtan geliyoruz, atölyeyi açıyoruz, bütün temizliği yapıyoruz, çayı koyuyoruz, simit-poğaça neyse alıyoruz, sonra geçiyoruz makine başına. 

‘Makineye geçmek güzel, iş öğreniyorsun işte’ diyeceksiniz, hayır, iş öğrenmiyoruz. Bize makine nasıl açılır, nasıl kapatılır, ne önlem alınmalıdır kimse göstermiyor. 14 yaşında çocuk iki parmağını kaybetti; ‘Araba ezmiş’ dedirtip iş kazası dedirtmediler. Bursa’da transpalet öğrencinin üzerine düşüp kolunu koparınca ailem korktu. Beni daha az para alacağım daha güvenli bir yere geçmem için zorladı. Benim işim elektrik olduğu için güvenlik çok önemli, çarpma yaşadığınızda bir uzvunuzu kaybetmek işten değil.”

2024 Haziran ayında MEB’in, öğrencilerin staj yaptığı 94.301 işletmeye yönelik denetimlerinde, iş sağlığı ve güvenliği şartlarına uygun olmayan 8.406 işyerinin MESEM sözleşmesini feshettiği duyurulmuştu. Buna karşılık öğrencilerin yasal olmayan koşullarda çalıştırılmasının önü alınamadı ve kazalara yenileri eklendi.

Yüksek puanlarla bir okula girip parlak bir gelecek hayal edenler de geleceğine ilişkin umutları daha 14 yaşındayken söndürülenler de ortak bir paydada buluşuyor: Gelecek kaygısı.

Bütün bunlar yaşanır, bütün bunlar konuşulurken öğrenciler, asıl muhatapları Millî Eğitim Bakanlığı’ndan atılacak adımları bekliyor. 

Bu bekleyiş sürerken, Godot’yu bekleyen Vladimir’e kulak verelim:  

“...Ben bu uzun günü boşu boşuna yaşamadım ve sizi temin ederim ki artık gün dağarcığındakileri tüketmek üzere.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta