
Keşke Olmasaydı
İstismar
Bu yazıyı planlarken bu başlık aklımda yoktu. Üçüncü olarak yazmayı planladığım konu belki sosyal medya yasası belki de barınma sorunuydu. Fakat Timur Soykan’ın altı yaşındaki kız çocuğunun uğradığı cinsel istismarı anlattığı “Karanlık dünya bir çocuğu yuttu” başlıklı haberi karşısında "Çocukları koruyamayışımızdan daha kötü ne olabilir ki?" diye düşündüm. Biz sosyal medyada önümüzde düşmedikçe veya araştırmacı gazeteciler haber yapmadıkça bu sorunu fark etmesek de çocuklar istismar ediliyor. Merak edip Adli İstatistiklere baktığımda 2021 yılında çocukların cinsel istismarı suçuna ilişkin 16.161 mahkumiyet kararı verildiğini gördüm. Ve sormaya başladım.
Bir çocuğun vücut bütünlüğünü kendine hak gören insanlar engellenemiyor ve şüphe ortaya çıktığında soruşturmanın üstü örtülüyorsa o sene nasıl iyi bir sene olabilir? Tarikatlar bir çocuğun istismarı iddiasına “aile içi mesele” deme rahatlığını/cesaretini nereden alıyor? Din özgürlüğünün korunması tarikatların denetimsizliği anlamına mı gelir? Buna sessiz kalan yargı devletin yargısı mıdır?
Sonra aklıma ocak ayında tarikat yurdunda gerçekleşen üniversite öğrencisi intiharı geldi. Gençleri koruyamayarak başladığımız seneye çocukları koruyamadığımızı gösteren haberlerle veda etmemize üzüldüm.
Sorgusuz sualsiz tarikat lideri anan siyasilerin yeni yıla girerken kayıplarımızı biraz olsun düşünmeleri dileğiyle.
Terör Saldırısı
Bu yıl 13 Kasım’da İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirilen terör saldırısında 6 kişi yaşamını yitirdi, 81 kişi de yaralandı. Saldırıyı gerçekleştirdiği görüntülenen Albashır ve ilişkili kişiler tutuklanırken ve bazı şüpheliler hakkında sınır dışı edilme kararı verildi.
Terör saldırısı ile ilişkili şüphelilerin Türkiye’ye yasadışı yollarla geldiği söylenip göçmen kaçakçılığı da soruşturma kapsamına alındı. Albashır’ın PKK terör örgütü üyesi olduğu bilgisi paylaşıldı (detaylar için bkz.) Daha sonrasında sosyal medyada diğer terör örgütleri ile bağlantılar iddia edildiği gibi saldırının nasıl gerçekleştiğine ilişkin şüpheler ortaya atıldı. Çoğu kişi yetkili mercilerin dediklerinin doğruluğunu sorguladı. İçişleri Bakanı ABD'nin taziye dilemesini reddederken Cumhurbaşkanı ABD'nin başsağlığı dileklerini kabul etti. CHP’nin terör saldırısının araştırılması için verdiği önerge de reddedildi. Daha önce meydana gelen terör saldırılarının da araştırılmadığı düşünüldüğünde buna şaşırmıyorum ama şaşırmadığıma üzülüyorum.
Ülkede terör saldırısı olmuşken vatandaşların yetkililerin açıklamalarına güvenmemesi ve temsil yetkisine sahip insanların araştırma taleplerini görmezden gelmesi demokratik bir hukuk devletinde olmaması gereken bir şey.
Hukuk devletine yakışmayan diğer şeyleri de terör saldırısı ile bağlantılı olarak tecrübe ettik. Mesela yayın yasağı getirildiği gibi haberleşme platformları da yavaşlatıldı. Bu yüzden de ya bilgiye erişemedik ya da bir şekilde yayılan yanlış bilgileri okuduk. Bu yasaklardan geriye de bir kez daha ifade özgürlüğümüzün ya da haber alma hürriyetimizin olup olmadığını sorgulamak düştü. Tabii, interneti yavaşlatanların destekçilerinin VPN kullanmak suretiyle taziyelerini iletmesi de ayrıca ironik.
Ele alınması gereken bir diğer husus da terörle mücadele yöntemi olarak bankların/saksıların kaldırılması. İzninizle buna yorum dahi yapmak istemiyorum.
Bir daha terör saldırısı yaşamamamız ve yaşanılan herhangi bir olayda doğru bilgiye erişebilmemiz dileğiyle.
Bartın Maden Kazası
Bu sene bizleri üzen bir diğer olay (olay kavramının doğru kullanım olduğunu düşünmemekle birlikte) 14 Ekim günü Bartın’da gerçekleşen maden faciasıydı. 42 emekçinin hayatını kaybettiği bu facia kader planı ile açıklamaya çalışıldı: “Bunlar her zaman olacaktır”. 2014 yılında meydana gelen Soma faciasının “fıtrat” ile açıklandığını hatırladığımızda bu tepkiye şaşırmıyor ama bir kez daha şaşırmadığıma üzülüyorum.
Facia sonrasında tutuklamalar gerçekleşti, ifadeler ortaya çıktı. Kimsenin sorumluluk üstlenmediği ifadelerde müessese müdür yardımcısı sorumluluğunun kendisinden alındığını söyleyip “Sadece oturdum, maaşımı aldım” demekle yetindi. Bilirkişi raporu havalandırma sisteminin yetersiz ve etkisiz olduğunu ve bu kazanın önlenebilir olduğunu belirtti.
Önümüzdeki günlerde yargı muhtemelen çoğunlukla bu yetersizlikleri fark edemeyen/bildirmeyen mühendislerin sorumluluğunu tartışacak. Tek sorumlu onlar mı? Oysa, Sayıştay raporlarında Bartın maden ocağında grizu patlaması uyarısında bulunulduğu ortaya çıktı. Hâl böyleyken iktisadi devlet teşekkülü olan Türkiye Taşkömürü Kurumu’nu ya da bu kurumun ilgili bakanlığı olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nı sorgulamamız gerekmiyor mu? Ya da Soma faciasında işçilerin olası kast ile öldürüldüğü değerlendirmesinde bulunan Yargıtay dairesinin üyelerini değiştirenlere soracak sorumuz yok mu? Bu facia kaderin getirdiği talihsiz bir kaza mı yoksa değersizleşen insan hayatı, artan emek sömürüsü ve yetkililerin sorumsuzluğa alışması mı?
Yeni yıla girerken keşke olmasaydı dediğimiz faciaların yarattığı soruları düşünmek dileğiyle.
İyi ki Oldu
Pandeminin (Neredeyse) Bitişi
Pandemi tabii ki de bitmedi. Fakat görece azaldığını vaka verilerinin iki haftalık olarak yayımlanmasından anlayabiliriz. 2. doz aşı yapılma oranının %85’i aşmış olması da ayrıca sevindirici. Bu vesileyle Özlem Türeci ve Uğur Şahin’e tekrar teşekkürlerimizi iletelim.
Tam anlamıyla pandemiden kurtulamasak da ben gerek vaka sayılarının azalması gerekse günlük hayatımıza geri dönmemizin kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hastalık gidişatı için her akşam ekran başında Sağlık Bakanı'nı veya hafta sonu dışarı çıkıp bir kahve içmek için İçişleri Bakanlığı genelgelerini beklemeyi de bıraktık. Hâlâ toplu taşımada bazen maske taksak da en azından hayatımız normal denebilecek seviyede.
Benim "İyi ki oldu" dediklerimin arasında buna yer vermemin sebebi biraz da kişisel. İki yıl aradan sonra yüz yüze eğitime dönebilmek çok güzel, zira ekrana bakarak hukuk konuşmak maalesef o kadar da eğlenceli değil (!).
Önümüzdeki sene de normal devam edebilmek ve sağlıklı olabilmenin kıymetini bilmek dileğiyle.
Cumhuriyetin 100. Yılına Doğru İlerlemek
Girişte dediğim gibi bu seneyi düşününce aklıma genelde olumsuz şeyler geliyor. İnsanı üzen şey de yalnızca bu olumsuzluklar değil, aynı zamanda "Keşke olmasaydı" başlığına bu kadar çok şey koyabilmek. Fakat her şeye rağmen insan geleceğe umutla bakacak şeyler bulabiliyor. Festivallerin yetersiz gerekçelerle iptal edildiği veya müzik yasaklarının anlamsız şekilde sürdürüldüğü günümüzde cumhuriyetimizin 99. yılının coşkulu bir şekilde kutlandığını görmek iyi ki olan şeyler arasında. İzmir’deki Tarkan konseri bunlardan biri.
Tabii mesele yalnızca şarkı söyleyip dans etmek değil. Cumhuriyet kutlamaları ile aklımıza bağımsızlık mücadelesinin ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun gelmesi. Ülke yönetiminin tek bir iradeye sığdırılmaya çalışılması "Egemenlik gerçekten milletin mi?" sorusunu sorduruyordu. Bu yetkinin halk tarafından verilmiş olduğunun elbette ki farkındayım. Ama şu an halkın refah içinde özgürce yaşadığını söylemek ülke durumuna kayıtsız kalmak anlamına gelecektir, naçizane. İşte bu yüzden, bağımsızlık mücadelesi sonrası Cumhuriyete kavuştuğumuz gibi, Cumhuriyetin 100. yılında da daha mutlu olduğumuz Türkiye’de yaşayacağımıza inanmak istiyorum.
Cumhuriyetin ilanı sonrasında hayata geçirilen tüm politikaların/kararların doğru olmadığının da bilincindeyim. 100. yılın heyecan yaratması benim için bu farkındalık ile de alakalı. Bazı insanlar o yanlışlarda ısrar etmeye niyetli olsa da ben yeni neslin daha kapsayıcı olduğuna inanıyorum.
Hatalardan ders aldığımız ve evrensel değerlerle inşa ettiğimiz yeni bir yüzyıl olması dileğiyle.
Muhalefetin Çözüm Üretmesi (Üretmeye Başlaması)
Geçtiğimiz yıl muhalefetin birleşmesine iyiler arasında yer vermiştim. Bu birleşme sonrasında gerçekleşenlerin bir seçmen olarak beni tam anlamıyla mutlu ettiğini maalesef ki söyleyemiyorum. Fakat daha sonra kendi içlerinde atışmaları, cumhurbaşkanı adayı belirsizliği, gündemde olmayan ve iktidara yarayan konuların gündeme taşınması ve bazı konularda (mesela tarikat yurtlarında intihar edilmesi) yeteri kadar tepki verilmemesi beni fazlasıyla kızdırdı.
İnsanların eve ekmek götürürken zorlandığı, çocukların açlıktan bayıldığı, sinemaya gitmenin lüks sayıldığı günlerde çok büyük bir iş yapmış gibi Anayasa metni kodifikasyonu da kızgınlığımı arttırdı. Emeğe saygısızlık etmek istemem. Güçlendirmiş parlamenter sistem ilkelerini açıklamalarına da sevinmiştim. Bir hukukçu olarak Anayasa metnini de ilgiyle okurum. Fakat bu metnin en fazla %55’in temsiliyle yazıldığı aşikâr. Anayasa değişikliği Cumhur ittifakının ve HDP’nin de katılımıyla olmak zorunda. Bu yüzden, “metin yazmayın ekonomi konuşun ve somut öneriler açıklayın” diyor, muhalefetten ümidimi kaybetmeye başlıyordum (ki ben pek ümit kaybeden biri değilimdir). CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısından sonra bu kızgınlığım azalmaya başladı; nitekim muhalefetin vatandaşın asıl ihtiyacı olan şeyi yapmaya başladığını düşünüyorum: çözüm önermek. Evet, bu vizyon toplantısında da eleştirilecek şeyler vardı. Bu yazıda muhalefeti çok eleştirdim, etkinlikteki organizasyon ve yöntem hatalarını da başkalarına bırakıyorum.
Programda konuşma yapan bazı insanların yetkinliği zaten program öncesi de takdir toplamıştı (biri için "Bu niye konuşuyor?" dediğimi beni tanıyanlar tahmin edebilir). Vatandaşın rahatlaması/ferahlaması için 6 ay gibi net bir zaman diliminin öngörülmesi, doğrudan yatırım çekme planından bahsederken miktar söylenebilmesi, "ekilmedik toprak bırakılmayacak" gibi net söylemlerde bulunulması, “kirli sermaye” dediği çıkar gruplarından alınması planlanan miktarın belli edilmesi, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin bu sefer amasız fakatsiz yanında durulması, geçmişte olan planlama teşkilatı gibi iyi işleyebilir kurumların tekrar oluşturulma hedefi, Türkiye odağından çıkıp dünya ile rekabet etme motivasyonu, İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar yürürlüğe girmesi yönündeki iradenin “zaten bir kere söyledik” yaklaşımına kapılmadan bir kez daha tekrar edilmesi bana “ay sonunda ayakları yere basan muhalefet” dedirtti. İşte bu yüzden bu çözümlerin bu yılın "İyi ki oldu" dediklerimiz arasında yer almayı hak ettiğini düşünüyorum. Tabii şimdi bunların herkese anlatılması lazım. Mümkünse cumhurbaşkanı adayı ve muhtemel bakanlarla birlikte…
Bir kısmınız "Bu gibi önerileri diğer partiler de yapıyordu, onları neden övmüyorsun?" diyebilir. Doğru, somut çözüm önerisi ve zaman çizelgesi ortaya koyan ilk parti CHP değil. Bu konuda Deva Partisi’nin çalışmalarını görmezden gelmek ayıp olabilir; ama oy oranı %5’in altındaki bir partinin çözüm önerilerindense ana muhalefet partisinin artık somut olarak çözüm üretmeye başlamasının beni daha çok heyecanlandırmasını da makul karşılarsınız sanırım.
Birleşmiş muhalefetin ortak çözüm üretmeleri ve bu çözümleri halka anlatmaları dileğiyle...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu yıl da Aralık ayında 2022’ye bakmaya karar verdim ve üçer konu üzerine yazdım. Gelin bu ay yıla bakalım.
10 Ara 2022

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


