Pandemi kısıtlamalarının hukuki zemini

(Görsel kaynağı: Doğruluk Payı)
2019 yılının Aralık ayında koronavirüs hastalığının yayılmaya başlaması ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi ilan edilmesinin ardından, tüm dünyada ve Türkiye’de salgın hastalığa karşı çeşitli önlemler alınmaya başlandı.
Bir yılı aşkın bir süredir, sokağa çıkma kısıtlamaları, eğitim kurumlarının kapatılması, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanması, şehirlerarası seyahat yasağı ve son olarak alkol ile bazı tüketim ürünlerinin satışının yasaklanması şeklinde karşılaştığımız bu tip önlemlere uyulmaması halinde idari para cezası yaptırımı uygulanıyor. Bu yaptırımlara yasal dayanak için ise, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Anayasa’nın 15. maddesi gösteriliyor. Ancak ilgili maddede, bu tip hakların kısıtlanabilmesi için savaş veya seferberlik durumu yoksa, resmi şekilde olağanüstü hal ilan edilmiş olması aranıyor. Türkiye’de (pek çok ülkenin aksine) pandemi sürecinde olağanüstü hal ilan edilmedi. Anayasa’nın 13. maddesinde ise açıkça, ‘’temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir’’ ifadesi yer alıyor. Kısıtlamaların bir diğer dayanağı olan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda ise COVID-19 nedeniyle, günümüzdeki gibi tam zamanlı bir sokağa çıkma yasağı getirilebileceğini öngören bir madde bulunmamaktadır. Ayrıca, bu süreçte hukuki düzenlemeler hazırlanmış olsa da; bunlardan bazıları Anayasanın temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen ilkelerine aykırılık gösteriyor.
Kolluk güçlerinin verdiği idari para cezalarına baktığımızda, cezaların hangi kanun kapsamında yazıldığının belirsiz olmasının yanı sıra idari para cezası verme yetkisi kollukta değil, idarenin kendisindedir. Bu halde kolluk güçlerinin yetkisi, ihlali tutanak ile idari organlara bildirmekten ibarettir. Dolayısıyla bu uygulama cezalarda kanunilik ilkesini ihlal etmekle kalmayıp, bir yetki sorunu da ortaya koyuyor.
COVID-19 önlemlerine dair tartıştığımız nokta, elbette önlemlerin pandeminin yayılımını önlemesi açısından başarılı olup olmaması değil, meselenin hukuki boyutudur. Uygulanan kısıtlamalar, en başta eğitim hakkını, çalışma hakkını, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını, mülkiyet hakkını ve diğer anayasal hakları ihlal eder nitelikte olup; hukuki zeminden yoksundur. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) bu konuda uygulanabilecek tedbirlere ilişkin yayınladığı rehberde, pandemi sebebiyle birtakım haklara kısıtlamalar getirilse dahi, bu kısıtlamaların Kanunilik, Gereklilik, Orantılılık ve Ayrımcı Olmama ilkeleri çerçevesinde olmasını önerilmektedir. Türkiye’de uygulanan yasakların ise, yukarıda ifade edildiği üzere kanunilik ilkesine uymadığı gibi; bir yıldan uzun süredir kafe, restoran gibi işletmelerin kapatılması gibi tedbirlerin orantılılık ile, alkol yasağı ve benzeri kısıtlamaların gereklilik ile ve son olarak zorunlu eğitimin çevrimiçi şekilde sağlanmasının da ayrımcı olmama ilkesi ile çeliştiği açıkça görülmektedir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


