
Son yılların en heyecanlı ve seyir zevki en yüksek Fransa Turu, sayısız kareyi akıllara kazıyarak sona erdi. Sarı mayonun kazananı Jonas Vingegaard ve Jumbo-Visma takımı oldu ama yarışın kazananları kesinlikle onlarla sınırlı değildi.
Danimarka’nın başkenti Kopenhag’dan start alan Tur’un 2022 edisyonu; her etabı, her yokuşu, hatta, belki biraz abartı olacak ama, her kilometresiyle hem bisikletçiler hem de izleyiciler için nefes nefese bir heyecana sahne oldu. En sıkıcı geçmesi beklenen geçiş etaplarında bile hareket ve aksiyon eksik değildi.
Danimarka’da koşulan üç etabın heyecanını yarıştan çok yol kenarına akın eden bisiklet severlere borçluyuz. Yarattıkları atmosfer bir dağ etabındakinden, hatta seyircisiyle nam salmış anıtsal klasik Ronde van Vlaanderen’dan farksızdı.
Fransa’ya geçtiğimizde önce Tadej Pogacar ardından Jumbo-Visma 2022 edisyonunu unutulmazlar arasına sokacak etaplara imza attı. Değişmeyen şeyse turdaki Danimarka etkisi oldu.
Pelotonun yeni yamyamı
Belçikalı efsane Eddy Merckx’e, 70’lere damga vururken katıldığı tüm yarışları kazanma hırsı ve başka hiçbir bisikletçiye şans tanımamasıyla “Cannibal” yani yamyam lakabı layık görüldü. Gerek büyük turlarda gerekse de tek günlük klasiklerde çok az bisikletçi onunla rekabet edebildi.
Genç Slovenyalı yıldız Tadej Pogacar’a da bir süredir gösterdiği dominant performanslar sayesinde Eddy Merckx benzetmeleri yapılmaya başlandı. Özellikle bu seneki Strade Bianche zaferi ve Ronde van Vlaanderen ikinciliği sonrası bu benzetmeler iyiden iyiye artmaya başladı. Ne de olsa Pogacar gibi bir genel klasmancının Strade Bianche gibi tozlu ve Ronde gibi taşlı yollarda rekabetçi olması nadiren görülebilecek bir başarıydı.
Turun Fransa’da geçilen ilk etaplarından itibaren Pogacar bu benzetmelerin hakkını verdi. Beşinci etapta Paris-Roubaix rotasının taşlı yollarından geçerken bir klasikçiden farksızdı ve genel klasmanda en büyük rakibi olarak görülen vatandaşı Primoz Roglic’e iki dakikanın üstünde fark attı. Altıncı ve yedinci etaplarsa şimdiden efsane olma yolunda ilerleyen genç yıldız için unutulmaz galibiyetlerle noktalandı.
Longwy’de biten altıncı etap profilinin üstünde büyük harflerle “KAÇIŞ” yazıyordu yazmasına ama Pogacar’ın başka planları vardı. Kazanmak zorunda değildi, henüz sarı mayoyu sırtına geçirmemiş olsa da en büyük rakiplerine karşı iyi bir fark yakalamıştı ve pekâlâ enerjisini ilerleyen büyük yokuşlara saklayabilirdi. Ancak Pogacar bu hesapları yapan bir bisikletçi değil. Kazanma fırsatı eline geçtiği anda atak yapmaktan çekinmiyor. Zaten bu yüzden her katıldığı yarışı daha heyecanlı hale getiriyor. Kısa ve patlayıcı yokuşlardaki hüneri çok iyi bilinen Pogi, etap sonundaki 1,6 km’lik %5,8 eğime sahip Cote des Religieuses yokuşunda bu becerisini çok iyi gösterdi ve etabı kazanmayı başardı. Böylece sarı mayoyu da bu edisyonda ilk kez sırtına geçirdi.

Independent.ie
Bir sonraki etaptaysa, turun ilk büyük yokuş günü olan La Super Planche des Belles Filles’de yine gücünü gösterdi. Etap sonunda ilk atağı yapan ve galibiyete ulaşacak isim Danimarkalı Jonas Vingegaard olacak gibiydi. Ama Pogacar yine kazanma fırsatı olduğunu gördü, yine atağını yaptı ve yine kazandı. Vingegaard belki bu etabı kazanıp rakibiyle arasındaki farkı kapatamadı, ama Pogacar’ın bu yarıştaki en büyük rakibi olduğunu net bir şekilde kanıtladı. Yine de Pogacar’ın son üç günde gösterdiği performansla üst üste üçüncü Tour de France zaferini kazanacağından artık çok az kişinin kuşkusu kalmıştı. En yakın rakibi Jonas Vingegaard ise sadece 35 saniye gerisindeydi. Daha Alpler ve Pireneler geçilmemişken Fransa Turu için bu epey önemsiz bir farktı.
Lanetin sonu
Pogacar ilk haftayı önde geçse ve rakipsiz gibi görünse de Jumbo-Visma da aslında iyi bir hafta geçirmişti. Bunu da büyük ölçüde Wout van Aert’a borçluydu. Üçüncü etapta sarı mayoyu sırtına geçiren Belçikalı süperstar, yedinci etaba kadar mayoyu korumayı başardı. Ayrıca ilk haftaya iki de etap galibiyeti sığdırdı. Ne var ki, Hollanda takımının bu başarıdan tatmin olması beklenemezdi. Çünkü buraya genel klasmanı kazanmaya gelmişlerdi. Ancak üzerlerindeki lanet devam ediyor gibi görünüyordu.
Lanetin başlangıcı 2007 yılına tekabül ediyor. O zamanlar Rabobank adıyla yarışan ekipte Michael Rasmussen turun bitimine dört etap kala Alberto Contador’un üç dakika on saniye önünde genel klasmanı kazanmaya çok yakındı. Ancak 2007’nin Haziran ayında anti-doping yetkililerine Meksika’da olduğunu söyleyen Danimarkalı sporcunun İtalya’da olduğu ortaya çıkınca takımı Rabobank’tan kovuldu ve turu tamamlayamadı. Rasmussen skandalı Rabobank’ın da sponsorluktan çekilmesiyle sonuçlandı ve takımın bugünkü hali almasının önünü açtı.

Cycling News
Jumbo-Visma, Primoz Roglic’le üç İspanya Turu zaferi yaşamış olmasına rağmen ana hedefleri olan Fransa Turu galibiyetini bir türlü elde edemedi. 2020’de Roglic’in dramatik yenilgisi ve geçtiğimiz sene arka arkaya yaşadıkları talihsizlikler onları sarı mayodan uzak tuttu. Bu seneki beşinci etap da lanetin devam edeceğinin habercisi oluyordu sanki. Zira bu edisyonda da Pogacar’ın en büyük rakibi olarak görülen Roglic etapta iki buçuk dakikaya yakın zaman kaybederek genel klasman iddiasını büyük oranda kaybetti. Yine de geçtiğimiz senenin ikincisi Vingegaard’nun çok fazla zaman kaybetmemiş olması takımın umutlarını canlı tutuyordu. Peki Danimarkalı bisikletçi Pogi’ye kafa tutacak kadar kuvvetli miydi?
Bu sorunun cevabını almak için çok fazla beklememiz gerekmedi. Şimdiden adını tarihin en iyi Fransa Turu etapları arasına yazdıran 11’inci etapta önce Jumbo-Visma takım olarak Pogacar’ı hırpaladı. Col du Telegraphe’ta Roglic’in atağına Pogacar cevap verdi. Jumbo-Visma genç bisikletçiyi tuzağına düşürmeyi başardı. Pogacar Roglic’e cevap vererek, genel klasmanda hemen ensesindeki Vingegaard’ya adeta domestiklik yapmış oldu. Jumbo-Visma sondan bir önceki yokuş olan Col du Galibier’de de Pogacar’ı zorladı ancak bir türlü düşüremedi. Yüksek tempo genç Slovenyalı’yı düşürmeye yetmese de takımından izole etmeye yetti. Yanında takım arkadaşları olmayan genç Slovenyalı’nın nefesi tükeniyordu. Col du Galibier’de kameralara dönerek iyiyim mesajı vermiş olsa bile.
Jumbo-Visma’da öldürücü atağı yapacak ismin kim olduğu son derece açıktı: Jonas Vingegaard. Danimarkalı bisikletçi kırıcı atağını son yokuş olan Col du Granon’a saklamıştı. Kısa ve patlayıcı yokuşlar Pogacar’ın ihtisas alanı belki ama uzun yokuşlarda Vingegaard rakibinden daha kuvvetli olduğunu gösterdi. Etap başında rakibinin 35 saniye gerisindeyken, etap bittiğinde 2 dakika 22 saniye önüne geçti. Jumbo-Visma bir büyük şampiyona karşı ne yapılması gerekiyorsa onu yaptı. Kombine ataklarla rakibi izole et ve yor, en güçlü bisikletçinle son darbeyi indir. Kusursuz plan, kusursuz uygulama.
Jumbo-Visma turun geri kalanında yapması gerekeni yaptı ve büyük oranda savunmada kaldı. Pogacar’ın her fırsat bulduğunda atağa geçeceğini herkes biliyordu. Nitekim Slovenyalı süper yıldız sürekli denedi ama Vingegaard çok kuvvetliydi. Danimarkalı bisikletçi rakibinin tekerini bir an olsun bırakmadı. Col du Granon’daki mükemmel hücumunu, turun geri kalanında yine mükemmel bir savunmayla birleştirdi. 17’nci etapta Pogacar, domestiği Brandon McNulty’nin de müthiş çabasıyla Peyragudes’de harika bir zafer elde ederken bile Vingegaard hemen ensesindeydi.
Vingegaard son darbeyi 18’inci etap olan Hautacam’da indirdi. Sarı mayonun hakkını vererek atağını yaptı ve Pogacar’ın bir dakika önünde etap galibiyetine gitti. Fark artık üç buçuk dakikaya yaklaşmıştı ve çok büyük bir şanssızlık olmadığı sürece bu iş bitmişti. Jumbo-Visma sonunda lanetten kurtuldu ve bu uğurda çok büyük yatırım yaptığı, çok istediği Fransa Turu genel klasman zaferine ulaştı. Laneti başlatan Danimarkalı Rasmussen’di. İlginçtir, bitiren de bir başka Danimarkalı Vingegaard oldu. Hem de Danimarka’da start alan bir turda.
Sarı mayonun yanında Vingegaard ile dağların kralı mayosunu da kazanan Hollanda ekibi, Wout van Aert ile de yeşil mayoyu kazandı. Ayrıca üçü van Aert, ikisi Vingegaard ve biri de Christophe Laporte ile olmak üzere altı etap galibiyeti aldı. Jumbo-Visma beşinci etap hariç kusursuz bir Fransa Turu performansı ortaya koydu.
Tadej Pogacar ise belki sarı mayoyu bu kez kaybetti ama yarışı kaybettiğini kimse iddia edemez. Üç harika etap zaferinin yanında beyaz mayoyu da alan yıldız bisikletçi sarı mayoyu geri almak için tur boyunca arayıştan hiç vazgeçmedi. Sadece Jonas Vingegaard ondan biraz daha kuvvetliydi. Her iki isme de bize izlettikleri muhteşem tur için “chapeau!”. 23 yaşındaki Tadej Pogacar ve 25 yaşındaki Jonas Vingegaard’nun rekabeti belli ki daha çok su kaldıracak.

Pledge Times
MVP
Eskinin her şeyi yapan bisikletçilerinin soyu tükendi. Artık bisikletçiler uzmanlık alanlarına göre sınıflandırılıyor: Yokuşçu, klasikçi, sprinter ve zamana karşıcı gibi. Biri hariç. Wout van Aert tek başına günümüz bisiklet teamüllerine meydan okuyor. Sprint etaplarına giriyor, zamana karşı etaplarda bu işin uzmanlarına toz yutturuyor ve yokuşlarda takım arkadaşlarına destek veriyor.
Wout van Aert daha önce benzerine tanık olmadığımız anları bu turda bize yaşattı. Sarı mayoyu kaybedeceğini bildiği günde bunu en fiyakalı nasıl yaparım diyerek kaçışa girdi, Vingegaard’nun genel klasmanı kazanmayı neredeyse garantilediği 18’inci etapta üzerinde yeşil mayoyla ona domestiklik yaptı. Vingegaard etaba giderken, Pogacar’ı düşüren tempo ondan geldi. Muhtemelen hiçbir zaman bir Fransa Turu, hatta bir başka büyük tur kazanamayacak ama Wout van Aert şu an dünyanın en iyi bisikletçisi.

Cycling Tips
En İyi Çıkış Yapan
22 yaşındaki Leeds’li Tom Pidcock’un harika bir bisikletçi olduğu zaten bilinen bir gerçekti. Dağ bisikletinde Tokyo 2020’de kazandığı altın madalya, kros bisikletindeki başarıları ve tek günlük klasiklerdeki rekabetçiliğiyle önümüzdeki yılların en özel bisikletçilerinden biri olacağı açıktı. Ancak Fransa Turu’nda bir dağ etabı kazanmak mı? Hem de Alpe d’Huez? Bunu herhalde kimse beklemiyordu. Tabii ki Pidcock’un kendisinden başka. Aslında fiziği bu etapları almaya çok uygun olan Pidcock, Fransa Turu’nu kazanmanın hedefleri arasında olduğunu daha önce belirtmişti. Bunun gerçekleşmemesi için tek bir neden bile bulmak mümkün değil.
En İyi Geri Dönüş
Avustralyalı Michael Matthews her zaman harika bir bisikletçiydi. 2016 ve 2017 yıllarında Tur’da üç etap galibiyeti aldı ve yine 2017 yılında yeşil mayoyu kazandı. Ne zaman ufak yokuşlara sahip, klasik profilinde bir etap olsa adı favoriler arasına yazıldı. Ancak son beş yılda etap galibiyeti anlamında şansı bir türlü yaver gitmedi. Hep kuvvetli görünüyordu ama bir türlü etap ikinciliğinden daha iyi bir derece alamadı. Altıncı etapta aldığı ikincilikle bu sene de şanssızlık yakasını bırakmayacak gibiydi. Ancak Jumbo-Visma bu sene nasıl laneti kırdıysa, Michael Matthews da Mende’da biten 14’üncü etabı kazanarak geri dönüşünü müjdeledi. Artık 31 yaşına gelmiş olsa bile, önümüzdeki yıllarda daha fazla etap galibiyeti alacak benzini deposunda kesinlikle var.
En Şanssız
Cofidis’in Alman bisikletçisi Simon Geschke dağların kralı mayosu için çok çalıştı. Sürekli ara yokuş kapılarına atak yaptı, puanları topladı ve dokuz gün boyunca da mayoyu korumayı başardı. Tur sonunda polka dot mayoyu ondan alansa sarı mayo Jonas Vingegaard’dan başkası değildi. Hautacam zirvesinde kazandığı 18’inci etapla birlikte Vingegaard dağların kralı mayosunu da ele geçirirken, Simon Geschke’nin etap finişindeki göz yaşları izleyenlerin adeta yüreğini dağladı. Bu hayal kırıklığının daha da iç burkan yanı Simon Geschke’nin 36 yaşında olması ve bu fırsatın bir daha eline geçmeyebileceğini bilmesi. Üstelik kaderin zalim bir oyunuyla Vingegaard sarı mayoyu giydiği için kalan üç etap boyunca kaybettiği polka dot mayoyu vekaleten giymek zorunda kaldı.

Yahoo
En Duygusal
Fransa Turu öyle özel bir yarış ki, ne kadar sıradan görünürse görünsün her etap kendi içinde harika bir hikâye barındırabiliyor. Foix’da biten ve Israel Premier-Tech takımından Kanadalı Hugo Houle’ün kazandığı 16’ncı etap da işte tam böyle oldu. Kaçış grubuna girdiği etabın Mur de Peguere yokuşunda yaptığı 30 km’lik solo atakla galibiyete ulaşan 31 yaşındaki Houle, 34 yıl sonra Tur’da etap kazanan ilk Kanadalı bisikletçi oldu. Bu Houle’ün sadece ilk Tour de France etap galibiyeti değil, aynı zamanda ilk profesyonel yarış galibiyetiydi. Bu zaferi duygusal hale getiren şeyse, Houle’ün galibiyeti 2012 yılında koşuya çıktığı sırada alkollü bir sürücü tarafından öldürülen kardeşi Pierrick’e adamasıydı. Etap bittiğinde gözü yaşlı şekilde; “Bunun anlamı benim için çok büyük. Bir hayalim vardı, ilk profesyonel olduğum yıllarda hayatını kaybeden kardeşim için bir etap galibiyeti kazanmak. 12 yıl boyunca bunun için çalıştım ve bugün onun için bu galibiyeti aldım. Bu muhteşem bir şey, o kadar mutluyum ki.” diyerek hislerini dile getirdi. İlk profesyonel yarış galibiyetinizi almak için daha iyi bir yer düşünülemez. Hele de bunu kardeşiniz için yapıyorsanız.
Atakları, heyecanı, duygusal anları, biraz hüznü ve bolca coşkusuyla 2022 Fransa Turu’nu geride bıraktık. Başta Jumbo-Visma ve Jonas Vingegaard olmak üzere kazananı çok, kaybedeni az bir tur izledik. En büyük kazananlarsa biz izleyicilerdik. 2023 Fransa Turu’nu heyecanla bekliyoruz. Sadece 340 gün kaldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş





