Hiper-modern zamanlarda aşka yer var mı?

İçlerine çekildikleri kapsüllerinde başkalarıyla algoritmalar ve botlar dolayımıyla ilişkilenmeye çalışanların dünyası… Giderek bedensizleşen insanlar, insansızlaşan sosyallikler.
Hiper-modern zamanlarda aşka yer var mı?

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer, Zafer Yenal

Aşk insanın ayaklarını yerden keser. Aşk gerçek mutluluğun anahtarıdır. İki gönül bir olunca samanlık seyran olur. Bir yerlerde sizi bekleyen bir ruh ikiziniz var. İlk bakışta aşk en güzeli… 

Son dönemde aşka yaklaşımlarımızla ilgili yapılan psikolojik araştırmalar, bu romantik ideallerin hâlâ insanların kafasında bir yerlerde durduğunu gösteriyor. Çocukluk yıllarından başlayarak masallar, filmler, kitaplar, şarkılar romantik ilişkilere ve aşka dair beklentilerimizi şekillendirmeye devam ediyor. Bridget Jones’un Günlüğü, Notting Hill, Dört Nikah Bir Cenaze, Selvi Boylum Al Yazmalım gibi filmleri seyretmeyenimiz, Aşk ve Gurur’u, Günden Kalanlar’ı okumayanımız pek azdır herhalde. Aşk-ı Memnu’nun romanını okumadıysak bile dizisini illa ki seyretmişizdir. Boğaz'da köprülere yansıtılan evlenme teklifleri, pastaya gömülü pırlanta yüzükler, hiper-modern formlarda yeniden keşfedilen ve 40 gün 40 gün gece süren söz, nişan, kına, düğün “gelenekleri”, 14 Şubat’ın çikolatası, çiçeği, kartıyla hayatlarımızı kırmızıya boyaması…  

Giderek zenginleşen aşk ritüelleri, gerçek aşka dair klasik söylemleri besliyor, büyütüyor. Bununla birlikte söylemlerden gerçek deneyimlerin, sıradan hayatların dünyasına kaydığımızda ise karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Romantik aşk beklentileri güçlenip ritüeller dantellenirken gündelik hayatta ikili ilişkiler geleneksel ideallerden giderek uzaklaşıyor. 

Örneğin çiftlerin “bir yastıkta kocadığı,” “bir sen, bir ben, bir de bebek”li evliliklerin sonu gelmiş gibi gözüküyor. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı evlilik oranlarının giderek düştüğü ülkelerde yaşıyor. Bu Amerika’da da böyle, Japonya’da da… Çin bir zamanlar “tek çocuk” politikasıyla nüfusun büyümesini kontrol altına almaya çalışırken şimdi doğurganlık oranlarını artırmaya çalışıyor. Çok uzağa gitmeyelim Türkiye’deki duruma bakalım:

Türkiye’de kaba boşanma hızı 2001'de binde 1,41 iken 2022'de binde 2,13 oldu. Aynı dönemde kaba evlenme hızı da binde 8,35’ten 6,76’ya düştü. Hatta 2020’de bu oran binde 6.0’nın altına bile indi. Aynı dönem içerisinde ortalama evlilik yaşı erkeklerde 26,0’dan 28,2’ye, kadınlarda da 22,7’den 25,6’ya yükseldi  Bütün bu değişimler kendini sadece büyük şehirlerde göstermiyor. Rize, Erzincan, Sinop, Karabük, Giresun, Eskişehir, Burdur gibi irili ufaklı birçok kentte de hane ve aile yapıları esaslı bir şekilde değişiyor. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları, 2014 yılında yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hane halklarının oranının 2022 yılında yüzde 19,4'e yükseldiğini gösteriyor. Aynı dönemde tek ebeveynli çocuklardan oluşan çekirdek ailenin oranı da yüzde 7,6’dan yüzde 10,3’e çıktı. Türkiye’de doğurganlık hızı 2001-2022 yılları arasında 2,28’den 1,62’ye düştü. Yani uzunca bir süredir doğurganlık hızı nüfusun yenilenme düzeyinin altında.

Türkiye gibi ülkelerde bile hanelerin giderek böylesine küçülmesi ve yalnız yaşayan insanların sayısındaki ciddi artışlar, kalıcı uzun süreli romantik aşk ideallerinin gerçek hayatta karşılık bulmadığına dair çok kuvvetli belirtiler sunuyor. Bu duruma demografik bir soru olarak yaklaşıp yaşanan ekonomik problemlere, toplumsal huzursuzluklara, toplumsal cinsiyet alanında yaşanan değişikliklere ve yaşlanan nüfusa atıflarla cevaplar üretmek elbette mümkün. Ama biz bugün aşk sorusunu merkeze alarak konuya yaklaşacağız ve günümüzde aşka dair pratiklerin dönüşümüne odaklanacağız. Ne de olsa hayatımıza giren yeni teknolojiler ve aygıtlarla birlikte cinsellikten romantizme aşk deyince aklımıza gelen hemen her şeyin neredeyse temelden değiştiği bir dönemden geçiyoruz. 

Son yıllarda Tinder, Hinge, Bumble, OkCupid, Match gibi uygulamalarla sanal dünya, özellikle yaşları daha genç olanlar için, romantik ilişkilenmelerin mekânı hâline geldi. Bu uygulamaların öncülleri, yani internetteki flört sitelerinin geçmişi ise daha da eskiye, 1990’ların ortalarına kadar gidiyor. Dolayısıyla aşkın en güncel hâllerini düşünürken ilk bakmamız gereken yerler arasında bilgisayarlarımız, tabletlerimiz ve cep telefonlarımızın küçüklü büyüklü ekranları var.

Shutterstock

Öncelikle bu uygulamaları henüz denememiş olanlar için bu platformlarda kullanıcı deneyimine dair birkaç ayrıntıyı paylaşalım. Örneğimiz Bumble. Hesap oluşturma aşamasında kimi çok seçenekli birçok soruya cevap vermeniz, kendinizi tanıtmanız gerekiyor. Boy, kilo, yaş, cinsel yönelim, alkol ve sigara kullanımı, spor yapma sıklığı, politik görüş, din, müzik zevki ve daha fazlası. 

Seçtiğiniz fotoğrafları yükleyerek profilinizi oluşturduktan sonra artık ekranı kaydırmaya başlayabilirsiniz. Seçeceğiniz yaş aralığı ve yöneliminiz doğrultusunda karşınıza çıkan insanları türlü özelliklerine göre (dış görünüş, siyasi tercih, zevkler, vs…) beğenirseniz sağa, beğenmezseniz sola yolluyorsunuz. Sağa kaydırdığınız insanlar birer arı olarak kovanınıza ekleniyor. Eğer karşılıklı olarak ekranlar sağa kaydırıldıysa eşleşme gerçekleşiyor ve “kovanında yeni bir arı var” bildirimiyle birlikte konuşmaya başlama seçeneği geliyor. 

Bumble uygulamasında eşleşme gerçekleştikten sonra ilk mesajı atıp atmamak kadın tarafına bağlı. Bu arada gün içerisinde ekranı sağa kaydırma, yani birisini beğenme limitiniz var. O sınırı aşarsanız para ödeyerek kaydırma hakkı satın almanız gerekiyor. Bunun yanı sıra iltifat etme, profilini öne çıkarma ve süper kaydırma gibi ilginç paralı seçenekler de mevcut.

New York Times

Aşk, ilişki, seks arayışı sanal dünyanın platformlarına geçip de yukarıda tasvir ettiğimiz hâllere bürünürken bir hayli değişiyor tabi. Sosyolojinin en temel metinleri mekanın da teknolojinin de failliğinin altını çizer. Henri Lefebvre, Walter Benjamin gibi düşünürlerden bunların salt hayatımıza eşlik eden edilgen değişkenler olmadıklarını öğreniriz. Mekan da teknoloji de aynı zamanda yapıp ettiklerimizi, etrafımızdakilerle kurduğumuz ilişkileri şekillendiren, dönüştüren, onlara yenilikler katan etkili olgulardır. Dolayısıyla romantik karşılaşmalar ofisten, sınıftan, sokaktan, kafeden dijital mekanlara taşınınca romantizm, aşk ve seks de değişiyor. İnternet romantizmini ilk çalışan sosyologlardan Eva Illouz, Soğuk Yakınlıklar: Duygusal Kapitalizmin Şekillenmesi (2006, İletişim) kitabında flört sitelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte romantiklik anlayışında “önemli ve büyük bir değişim” yaşandığını söylüyor.

İlk olarak, sanal dünya öncesi romantik aşk fikrinin en önemli boyutlarından birisini bu sürecin kendiliğindenliğine dair inanç oluşturur. Üniversitede bir arkadaşınızla kantindeyken onun bir arkadaşı gelecek, tanışıvereceksiniz ve o tanışma sizi aşka götürecek mesela. Bir zamanlar kişinin bilinci, beklentisi ve hatta isteği dışında âşık olunacağına inanıyorken, şimdi aşkımızı kitap veya filme karar verir, bir menüden yemek beğenir gibi akılcı bir süreç ile seçiyoruz. Bu hafta sonu biriyle buluşsak deyip geçiyoruz aplikasyonun başına ve kaydırmaya başlıyoruz ekranı. 

İkinci olarak geleneksel romantik aşk büyük ölçüde bedensel karşılaşmalara ve bedenler arasında oluşması beklenen cinsel çekime dayalıydı. Sanal aşk ise profillerle, mesajlarla şekillenen metinsel bir etkileşime bağlı gelişiyor. Yani kantinde karşılaşacağımız o kişiyle bir elektriklenme olacağı varsayılırken şimdi artık profillerdeki, fotoğraflardaki alt üst metinleri okuyarak ilerliyor işler. 

Üçüncüsü, geleneksel aşk, akıl ile duygu alanının ayrılmasına dayalıdır. Yani birine âşık olmak için illa da akılcı hesaplar yapmanız gerekmez, aksine aklınızın rafa kalkmasını normal karşılarsınız (aşk aklımızı başımızdan alır!). Tam final zamanı veya yurt dışı başvurularınızı yaparken karşılaşabilirsiniz kantindeki kişiyle. Oysa sanal aşk için asıl olan bilişsel bilgidir ve bu duygulardan önce gelir. Aşkın gözü kör mör değildir artık, sanal aşk bilakis göze/akla iyi görünmek kabulü üzerinde yükselir. Illouz, aşk anlayışında yaşanan değişimin dördüncü boyutunu da şöyle anlatıyor: 

“Son olarak, romantik aşk kavramına çoğunlukla sevilen kişinin eşsiz olduğu düşüncesi eşlik eder. Özel olma, romantik tutkuya hâkim olan kıtlık ekonomisi için gereklidir. Öte yandan eğer ki internetin bir ruhu olduğundan söz edilebilirse o da bolluk ve değiştirilebilirlik ruhudur. Çünkü internet üzerinden flört, romantik etkileşimler dünyasına bolluk ekonomisi, sınırsız tercih, verimlilik, akılcılaştırma, seçmeli hedef belirleme ve standartlaştırmaya dayanan kitle tüketim ilkelerini sokmuştur…”

Illouz’un romantizmin sanala taşınmaya başladığı erken zamanlarda dikkat çektiği bu değişim izleklerinin günümüz flört uygulamalarıyla çok daha belirginleştiğini görebiliyoruz. Cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla, yalnızlıklarına çareyi sanal alemde arayan insanların sayısı dünyanın dört bir yanında artıyor. Bu dönüşümün teknolojik değişikliklerin de yardımıyla pazar ilişkilerinin giderek genişlediği ve derinleştiği bir dünyada deneyimlendiğini hep hatırlamak gerekir. 

Yani çalışma hayatımızda, oynadığımız oyunlarda, kendi kendimize kaldığımızda müzik dinlerken veya film izlerken bile, piyasanın ve piyasa aygıtlarının yönlendirdiği ve şekillendirdiği bir dünyada nefes alıp verdiğimiz için en özel anlarımızın ve hislerimizin de giderek pazara tâbi hâle gelmesini yadırgamadık, yadırgamıyoruz. Tabii bir yandan da pazara tâbi öznelliklerin norm haline gelmesi piyasa ilişkilerinin (almak-satmak, pazara çıkmak, rekabet etmek) ve değerlerinin (materyalizm, bireycilik, aldım-verdimcilik, vs.) tüm toplumsal ve kültürel alanlara da sirayet etmesini kolaylaştırırken, bunlara karşı duruşları ve muhalefeti de giderek meczup meşgalesi hâline getiriyor birçoklarının gözünde. 

Özgünlüklerimizi, şahane yanlarımızı anlatmaya çabalarken algoritmaların şekillendirdiği formatlardan çıkamadığımız için, farklı olalım derken belki de giderek standartlaşıyoruz, kolaylıkla değiştirilebilir hâle geliyoruz. Giderek nicel olarak ölçülebilecek, karşılaştırılabilecek hâle gelen duygularımızın metalaşmaları ve pazar mantığına teslim olmaları da kolaylaşıyor. 

Illouz, bu durumu Aşk Neden Acıtır’da (2013, Jaguar) “pazarlama dilinin ve tekniklerinin kişilerarası ilişkiler alanına nüfuz etmesi” olarak niteliyor. Bu süreçte “seçenek havuzunu büyüten, bir partnerdan diğerine hızla geçiş yapmaya imkan veren, partnerleri karşılaştırmak ve kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslaması için ölçütler oluşturan teknolojiler” hayatımızda egemen hâle geliyor. Illouz’a göre, “internet, partner arayan her bir kişiyi başkalarıyla açık rekabette olduğu serbest bir piyasada konumlandırır; dolayısıyla kişinin kendi romantik durumunu daha iyi hale getirebileceği, getirmesi gerektiği ve (potansiyel ya da gerçek) eşlerin yerine bir başkasının konabileceği düşüncesini güçlendirir.”

Romantik ilişkilerin ve geçici sevgililik ilişkilerinin tarihini ele aldığı Labor of Love: The Invention of Dating (2016) kitabında Moira Weigel’in özellikle Tinder dönemi aşklarını çalışmaya benzetmesi boşuna değil dolayısıyla. Stresi, yorgunlukları, hayal kırıklıklarının yanı sıra ekrandaki potansiyel eşlerle ilgili bilgileri okumak, değerlendirmek, belki excel sayfaları hazırlamak, dosyalara ayırmak epey bir çaba gerektiriyor. 

Weigel’a göre, sevgililiğin oluşma koşulları ekonomik sosyal dönüşümlere paralel olarak hep değişmiş (aynı çalışma koşulları gibi!). Örneğin, Amerika’da “dating” kelimesinin kullanıma girmesi kadınların endüstriyel çalışma hayatına katıldığı dönemde, yani 19. yüzyılın sonlarına doğru oluyor. Otomobilli hayat, tüketim kapitalizmi, 1960’lardaki sosyal hareketler gibi büyük dönüşümlerle romantik ilişkiler anlamları, pratikleri, oluşma koşulları itibarıyla sürekli bir dönüşüm geçiriyor. Ve her değişim dönemi “Aman tanrım ahlak elden gidiyor” gibi serzenişleri de beraberinde getiriyor.

Dolayısıyla panik yok, bugün yaşadıklarımızı da aşkın tarihindeki geçici duraklardan biri olarak görebiliriz. Hatta bu uygulamalar belki kadınlar, LGBTİ+’lar, metropollerin dışında yaşayan insanlar için daha özgürleştirici işlevlere sahip bile olabilir. Ancak biz bu tür daha iyimser okumalara ihtiyatla yaklaşıyoruz. Çünkü günümüzde romantik ilişkilerin ve onların içinde örüldüğü toplumsallığın oldukça radikal biçimlerde değiştiğine dair epey bir emare var gözümüze çarpan. 

Örneğin Weigel’e göre, dating uygulamalarıyla ortaya çıkan ve yaygınlaşan pratikler, sosyal dokunun parçalanmasını hızlandırıyor ve romantik ilişkiler giderek sosyallikten daha kopuk bir hâle geliyor. 18. yüzyılda Jane Austen’ın romanlarında sevgililer birbirlerini balolarda, yemeklerde bulurlar. 19. yüzyılda Henry James’in karakterleri kendi coğrafyalarının sınırlarının çok uzaklarında insanlarla romantik ilişkilere girerler ama yine de geniş aile bağlarıyla örülüdür mesafeler. 20. yüzyıl E. M. Foster’ın Manzaralı Oda’sında birbirileriyle hiçbir bağı olmayan sevgili namzetleri bir otelde karşılaşılabilirler. 

Modern zamanlarda yol aldıkça romantik eşlerin birbirlerini buldukları yerler evlerin salonlarından ve dar cemaatlerin ilişkiler ağlarından giderek uzaklaşıp ofise, okula taşınsa da yine de sosyal ağların varlığı aşkların akıbeti açısından önemlidir. Oysa şimdi sevgililik ve sosyal hayatlar arasındaki mesafe artıyor ve aşkın sosyal bağlamı ortadan kalkıyor. Bu durum da bireyselleşmenin derinleşmesine ve sosyal bağların erozyonuna katkıda bulunuyor.

New York’ta yaşayan grafik tasarımcı Beste Miray Doğan’ın 2019’da date app’ler üzerinden yaptığı buluşmalar için tasarladığı infografik. Beste Miray Doğan'ın bu konuda yazdığı yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bütün bunların yanı sıra sevgililiğin belki de en önemli unsuru cinsellik de dönüşüyor. Günümüz dünyasının cinselliğinin de tam ortasında yeni teknolojiler ve bunlarla birlikte ortaya çıkan yeni pratikler var. Bir-iki hafta önce New York Times’da yayımlanan yeni cinsellik biçimleriyle ilgili yazının başlığı hayli dikkat çekiciydi: “Artık Hepimiz Teknoseksüel mi Olduk?” Yazının ana fikri şuydu: “Teknoloji insan arzusuyla öylesine iç içe geçti ki, artık bizi insan yapan şeyin ayrılmaz bir parçası olan cinselliğimizi, onu ifade etmek için kullandığımız teknolojiden ayırmak oldukça zor. İnsanların ve robotların sanal alemlerde birleştiği uzak bir gelecek artık hayal değil, belki de gerçekliğin ta kendisi. Buluşmalarımızı telefonlarımızdan yapıyor, pornografiyi tabletlerimizden izliyor ve partnerlerimizle mesajlaşarak tartışıyoruz.” 

Cinselliğin teknolojiyle birlikte dönüşümünde iki temel eksen hemen görülebiliyor: 

Birincisi, yapay zeka ve sanal gerçeklik uygulamalarıyla aşkı ve seksi internete taşımanın artan cazibesi. Son aylarda popülerleşen Candy.ai, Nevermet, Flirtual gibi uygulamalarla/ürünlerle hayalinizdeki sevgiliyi/flörtü/f. buddy’i yaratabiliyorsunuz. Ve hâliyle sanal alemde kendinizin yarattığı sanal karakterlerle her türlü sosyal ve cinsel fanteziyi yaşayabiliyorsunuz. Bu sektörde faaliyet gösteren bazı firmaların dating şirketleriyle de ilişkili olduğunu belirtmekte yarar var. 

İkincisi, yeni teknolojilere dayalı bir şekilde cinsel sağlık/esenlik sektörü de büyüyor ve çeşitleniyor. Lovense ve WeVibe gibi markalarla hemen her türlü cinsellik aygıtına ulaşabilmeniz mümkün. Uygulamalarla, bluetooth’la idare edilebilen vibratörler ve uyarma halkaları, sertleşebilen yapay penisler artık birçokları için cinsel yaşamın sıradan unsurları arasında. Diyetiniz cinsel performansınızı, aldığınız hazzı nasıl etkiliyor? Ya içtiğiniz kahve? Ya yaptığınız egzersizler? “Seks oyuncakları” artık sadece hazzın değil, bedeninizi tanımanın, cinsel sağlığı artırmanın da araçları. Bu aletlerin sıradanlaşması (kitleselleşmesi demek için çok mu erken?) Target ve Sephora gibi marketlerde satılmaya başlamalarından da kendini gösteriyor. 

“Seks durgunluğu” (sex recession) son yıllarda sözlük dağarcığımıza giren yeni bir terim. Bu, özellikle Z kuşağının diğer kuşaklara göre daha az seks yaptığına ya da Amerikalılar için cinsel ilişkilerde bir yavaşlama yaşandığına dair haberlerde karşımıza çıkıyor. Kim bilir belki bütün bunlar da teknolojiyle birlikte artık seksin değişen tanımlarıyla alakalıdır. Yapay zekâ ve sanal gerçeklik uygulamaları, çevrimiçi seks ve fiziksel hayattaki seks arasındaki mesafeleri daha da artırıyor olabilir. Cinsel içerikli mesajlaşmalardan robotlarla sekse kadar türlü türlü sanal yakınlık biçimlerinin insanların fantezi dünyasını köklü şekillerde dönüştürme ihtimali de hiç az değil elbette. 

İçlerine çekildikleri kapsüllerinde başkalarıyla algoritmalar ve botlar dolayımıyla ilişkilenmeye çalışanların dünyası… Giderek bedensizleşen insanlar, insansızlaşan sosyallikler! Aragon’a kulak verip, “mutlu aşk” zaten hiç yoktu deyip bitirmek en iyisi galiba… 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

🫀Hiper-modern zamanlarda aşka yer var mı?

Tinder, Hinge, Bumble gibi dating uygulamaları hayatımızı nasıl etkiliyor? Aşkın gözü hâlâ kör mü? Bugünün romantik aşk idealleri neler? Aşkın sanallaşması sosyal ilişkilere nasıl yansıyor?

10 Mar 2024

New York Times

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk