İdil-Ural ve Türkistan’da Fikir Hareketleri*

Eser, hem ülkemizde hem dünyada artan Türkdilli Rusya Müslümanları hakkındaki çalışmalara önemli bir katkı sunmaktadır.
İdil-Ural ve Türkistan’da Fikir Hareketleri*

Yazı: AYŞEGÜN SOYSAL

Ahmet Kanlıdere Ötüken Yayınları’nın Türkistan Aydınlanması Kitaplığı adını verdiği seriye, Sosyalizmden Türkçülüğe Kazanlı Ayaz İshakî (1878-1954)(1) kitabından sonra ikinci bir eserle katkıda bulundu. Kanlıdere bu kitabını kendisine Türk Dünyası’nı sevdiren hocası Nisan ayı sonunda kaybettiğimiz Prof. Dr. Nadir Devlet’e adamıştır.

Yaklaşık son otuz yılda akademik dünyada Rus Çarlığı ve Sovyetler Birliği dönemiyle ilgili kaynaklara daha kolay erişilir olmuş, çalışmaların sayısı artmış, tarihçilik alanındaki kavramsal tartışmalar da zenginleşmiştir. Türk ve İslam dünyasının tarihçiliğinde yeni yaklaşımlar, karşılaştırmaya (İslam dünyası içinde ya da Osmanlı/Rus/İran devletleri arası) ağırlık veren çalışmalar ve yayınlar yeniden değerlendirmeleri gerektirmektedir. Ahmet Kanlıdere’nin çalışmalarında bu gelişmelere uygun olarak fikri takip ve süreklilik öne çıkmaktadır. Bu kitabı oluşturan makalelerin bir kısmı daha önce yayınlanmış makalelerin “güncellenmiş, genişletilmiş, yeniden düzenlenmiş” biçimleridir.

Türkiye’de Rusya’nın Türkçe konuşan Müslümanlarıyla ilgili tarih araştırmalarının Ceditçilik, dinde reform, ulusal kimlik tartışmaları gibi belli konulara sıkışması ayrıca ezen/ezilen halk ikileminin dışına çıkılamaması da bu alandaki çalışmaların farklılaşmasının önünde engel oluşturmaktadır. Dünyada son dönemde Rus imparatorluk yönetimiyle Müslümanlar arasındaki ilişkilerin farklı boyutları, yerel tarihe ağırlık veren anlatılar ve İslam dünyasındaki reform hareketleriyle ilişkiler, reform hareketleri ve milliyetçiliklerin biçimlenmesinde etkili olan hareketlilik ve geçişkenlikler öne çıkmaktadır.(2) Ahmet Kanlıdere’nin son kitabı akademik dünyadaki bu gelişmelere yer verdiği ve tartıştığı için de önemlidir.

Kitabın “Türklük Araştırmalarının Doğuşu ve Gelişmesi” bölümünde önce Türkiye’deki siyasi gelişmelerle ilişkilendirilerek bir dönemlendirme yapılmıştır. Tanzimat Dönemi’nde başlayan Türk tarihiyle ilgili çalışmalar II. Meşrutiyet Dönemi’nde Rusya’dan gelen aydınların da etkisiyle daha milliyetçi bir bakış kazanmış, cumhuriyetin ilanı sonrasında da Sovyetler Birliği’yle ilişkileri olumsuz etkileme kaygısı ağır basana kadar sürmüştür. Soğuk Savaş dönemi komünizm ve Sovyet karşıtlığının biçimlendirdiği ve daha çok Rusya’daki Türkî halklardan bilim insanlarının devam ettirdiği çalışmalar Sovyetler Birliği’nin dağılması ve bağımsız Türk cumhuriyetlerinin kurulmasıyla çeşitlenmiştir. Bu ilk bölümde hem Batı’da hem de Sovyet döneminde öne çıkan yayınlar ve tarihçiler de tanıtılmıştır.

İkinci, üçüncü ve dördüncü bölümler daha önce yayınlanmış üç makalenin yenilenmiş biçimidir. “İdil-Ural’da Dinî Uyanış”, “İdil-Ural’da Modernleşme” ve “Cedit Hareketi” başlıklarını taşıyan bu bölümlerin Kanlıdere’nin Ceditçilik hareketi hakkındaki temel düşüncesini/tezini ayrıntılandırdığı söylenebilir. Tatar reform sürecinin dinî ıslahçı ve seküler boyutlarını incelediği doktora çalışması(3) Türkçe olarak yayınlanmadığı için Ahmet Kanlıdere’nin yeni kitabı bu eksikliği giderecek niteliktedir.

İdil-Ural bölgesi 16. Yüzyıl sonrasında Rus hakimiyeti altında olan ve farklı Türkî toplulukların yaşadığı bir bölgedir. İslam dünyasının önemli merkezlerinden uzak bir coğrafyada ve Müslüman olmayan bir idare altındaki bu bölgenin kitabın başlığındaki diğer bölge Türkistan’la ilişkisi İslam eğitimi açısından önemlidir. Türkistan Rus hakimiyetine daha sonra girmiş ve çarlığa eklemlenmesi İdil-Ural bölgesinden daha farklı seyretmiş, bu süreç iki bölge arasındaki ilişkileri de etkilemiştir.

“İdil-Ural’da Dinî Uyanış” bölümünde Abdunnasîr Kursavî, Şihâbeddin Mercanî, Şeyh Zeynullah Resulî, Âlimcan Barudî, Rızaeddin b. Fahreddin ve Musa Cârullah gibi ulemanın Türkistan ve İslam Dünyası ile bağlantıları ve dinî ıslah hareketindeki yerleri irdelenmiştir.

“İdil-Ural’da Modernleşme” bölümünde Tatar yenileşme hareketinin edebiyatta yenileşme, eğitim reformu, dilde birlik ve Müslüman kadının özgürleşmesi ile millî ve siyasi bilinçlenme safhaları ele alınmıştır. Modern Tatar edebiyatının öncüleri olarak kabul edilen Kayyum Nâsırî ve Muhammed Zâhir Bigi’nin biyografilerinin yanı sıra Tatarlarda Halkçılık ve Sosyalizm hareketlerine de yer verilmiştir.

Cedit Hareketi bölümünde öncelikle Ceditçilik tanımı ve tarih yazıcılığında dinî ıslahçılık ve Ceditçilik ayrımı üzerinde durulmuş, tarihçilerin farklı yorumları ve dayandıkları kaynaklar irdelenmiştir. Kanlıdere “Cedit” kelimesinin ilk kullanımına değinerek Ceditçilik akımını Kırımlı İsmail Gaspıralı’nın eğitim reformu bağlamında değerlendirmiştir. Ceditçi harekete karşı tepkiler üzerinde de durularak özellikle Din ve Maişet dergisi üzerinden Kadimci muhalefet tartışılmıştır. Sovyet ve Batı tarihçiliğinde Cedit hareketine bakışlar özetlenerek son dönem yeni çalışmalar ve tartışmalar üzerinde durulmuştur.

1905 Rus Devrimi sonrasında süreli yayınların artışıyla birlikte giderek yoğunlaşan dil birliği ve kimlik tartışmalarıyla (Müslüman, Türk, Tatar/Başkurt/ Azeri/Kazak/Özbek gibi) birlikte Rusya Müslümanlarının siyasi faaliyetleri de Cedit Hareketi başlığı altında tartışılmıştır. Bu siyasi faaliyetler içinde kadının yeri ve kadın hareketine de Tatarca kaynaklara dayanılarak vurgu yapılmıştır.

1917 Şubat Devrimi sonrasında Rusya Müslümanları arasında kültürel özerklik ve federasyon tartışmalarına da değinen Kanlıdere, 1905-1918 arasında Rusya Müslümanlarının “Rus çarına sadık bir tebaa olmak durumundan özerklik iddia eden bir toplum konumuna” geldiğinin altını çizmiştir. (s. 236)

“Osmanlı ve Rusya Türkleri Arasındaki İlişkiler” bölümünde iki imparatorlukta, Osmanlı ve Rusya, ya şayan Müslüman Türkler arasındaki eğitim merkezli ilişkilere odaklanılmıştır. Altıncı bölümde ise 1909-1914 yılları arasında İstanbul’da yayımlanan Sırât-ı Müstakîm ve Teârüf-i Müslimîn dergileri üzerinden Türkistan ve Kazan’la ilişkiler değerlendirilmiş, Rusya ve Türkistan’dan gönderilen haber ve mektuplarla yazar kadrolarına dikkat çekilmiştir.

Yedinci bölüm farklı bir coğrafya ve zaman dilimine odaklanmıştır: “Buhara’da Güç Mücadelesi: Ceditler ve Bolşevikler”. Bu bölümde Kanlıdere’nin Sovyet Devrimi sonrasındaki değişikliklere odaklanması Rusya Türkleri hakkında yazılan eserlerde 1917 sonrasına fazla ağırlık verilmediği için önemlidir. Kanlıdere bu bölümde Sovyet tarihçiliğinin Ceditçiliğe bakışı ve geçirdiği dönüşümü ele almıştır. Türkiye ve Batı’daki araştırmaları da özetleyen Kanlıdere son dönemde öne çıkan Adeeb Khalid’in eserlerine dikkat çekerek Ceditçilik araştırmalarıyla ilgili tartışma başlatan Allen J. Frank, Jeff Eden, Paolo Sartori, Devin DeWeese gibi araştırmacıların düşüncelerini eleştirmiştir.

Kitapta kullanılan birincil ve ikincil kaynakların listelendiği Bibliyografya dışında ayrıntılı bir Dizin hazırlanmıştır. Yayınevinin özenle hazırladığı kitapta kullanılan fotoğraflar ve “XX. Yüzyıl Başı İdil-Ural ve Türkistan” haritası da Türkiye’deki okuyuculara İdil-Ural bölgesi ve Türkistan’ın tarihini farklı yönleriyle tanıtacaktır.

Ahmet Kanlıdere’nin kitabı hem ülkemizde hem dünyada artan Türkdilli Rusya Müslümanları hakkındaki çalışmalara önemli bir katkı sunmaktadır. Yeni yayınlar, işbirlikleri Türkiye’deki çeşitli kurumlar ve üniversiteler ile Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi devletler ve Rusya Federasyonu’ndaki Türki topluluklar arasındaki ilişkileri artırmış, bağımsızlık sonrası hayal kırıklıkları da barındıran tanışma süreci sonrasında kalıcı ilişkiler kurulmuştur. Türkiye akademisine baktığımızda çalışmaların sayısının artmasına rağmen Türkiye’den tarihçi ve sosyal bilimcilerin dünyadaki tarihçilik tartışmalarının dışında kaldığı görülüyor. Son döneme kadar Batı’da yapılan çalışmalarda kullanılan kaynaklar genellikle Rusça, İslam tarihiyle ilgili konularda ise Arapça idi. Günümüzde ise Amerika, Avrupa ve Japonya’da yapılan çalışmalarda yerel dillerdeki kaynakların da kullanılmaya başlandığı gözleniyor. Bu anlamda Türkiyeli araştırmacıların yerel diller açısından avantajlarını sürdürmeleri, akademik tartışmaları daha fazla izlemeleri, katılmaları ve elbette çalışmalarını Rusça, Arapça kaynaklarla zenginleştirmeleriyle mümkün olacaktır. Ahmet Kanlıdere’nin kitabının Türkiye’de bu konuların daha kapsamlı tartışılması için bir ortam oluşturmasını diliyorum.

* Ahmet Kanlıdere, İdil-Ural ve Türkistan’da Fikir Hareketleri. Dinî Islahçılık ve Ceditçilik. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2021, 480 s.


Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bilimde Batı Merkeziyetçiliği, Batı'da Bilim-Din İlişkisi

Bilim Tarihi Güncesi, İdil-Ural ve Türkistan’da Fikir Hareketleri

14 Nis 2023

Bilimde Batı Merkeziyetçiliği, Batı'da Bilim-Din İlişkisi

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR