İdman Bayramı'ndan bugüne: Türkiye'yle birlikte değişen 19 Mayıslar

İlk kez 1916 yılında "İdman Bayramı" adıyla kutlandı; Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 1938'den itibaren "Gençlik ve Spor Bayramı" oldu. Yıllar geçti, siyaset sahnesine yeni isimler girdi. Türkiye, çalkantılı dönemlerden geçerken 19 Mayıslar da değişecekti.
İdman Bayramı'ndan bugüne: Türkiye'yle birlikte değişen 19 Mayıslar

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Yazı: Mehmet Ö. Alkan

Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 2. Kongresi'nde oku­duğu Nutuk şu cümlelerle başlar:

"1335 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsun’a çıkdım. Vaziyet ve Manzara-i Umumiye:...''

Okunması günler süren Nutuk şu cümleler ve seslenişle sona erer: 

"Bugün vasıl olduğumuz netice, asır­lardan beri çekilen milli musibetle­rin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur..."

Nutuk "19 Mayıs”la başlamış ve "Gençliğe Hitabe" ile bitmiştir. Nutuk'un başlangıç ve bitişi, 11 yıl son­ra bayram olarak birleşecek, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olacaktır. Aslında 19 Mayıs gününün Türkiye tarihi açısından önemli bir gün oldu­ğu hususu, daha 1925 senesinden iti­baren gazete yazılarında işlenmeye başlanmıştır. Samsun’da ise 19 Mayıs günü için yerel törenler düzenlenme­ye başlamıştır. Ancak 19 Mayıs'ın res­men bayram olması Nutuk'un okunu­şundan 1 sene sonradır.

İdman Bayramı, İdman Şenlikleri, Mektepler Bayramı, Mektepliler Bayramı, Jimnastik Şenlikleri veya Jimnastik Bayramı ve Okullar Bayramı gibi değişik isimlerle anı­lacak ve nihayet 1938 yılından iti­baren adı resmen "Gençlik ve Spor Bayramı" olacaktır. 12 Eylül darbe­cileri bu bayramı "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı"na çevire­ceklerdir.

İdman Bayramı'nın icadı

Bilindiği gibi 20. yüzyıl savaşları, gençleri potansiyel kuvvet olarak önemli hale getirmiştir. Bu tür bay­ramların icad edilişindeki amaç bu potansiyel kuvveti, yani gençleri her an savaşa/cepheye sevk edilecek şe­kilde bedensel olarak eğitmektir. 1. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa dev­letleri başta olmak üzere gençliğe yönelik seferberlik dikkat çekicidir.

Maarif Nazırı Şükrü Bey'in ilk İdman Bayramı’nı görmek üzere İttihad Kulübü'ne teşrifleri.

Türkiye'de de militer Türk-İslam ideolojisine uygun olarak dönemin iktidar partisi olan İttihad ve Terakki Cemiyeti, 2. Meşrutiyet döneminde ders programlarına milliyetçi değer­leri aktarmaya yönelik değişiklikler yaparak örneğin "talim-i askeri" gibi dersler ilave edilmiştir. Tarih ve din dersleri gibi var olanların içerikle­ri değiştirilmiş, militer milliyetçilik ders programlarına yansımıştır. Öte yandan "Terbiye-i Bedeniye" dersleri ise bir çeşit militer beden eğitimidir ve militer oyunlarla süslenmiş­tir. Oyunlar arasında "hücum emri", "sancak”, "esir almaca" bulunmakta ve ayrıca "nişan tüfengi ile endaht/ nişan tüfeği ile atış" da yapılmakta­dır. Yılda bir defa da resmi poligon­lara götürülerek orada ayakta, diz çökerek ve yere yatarak atış talimi yaptırılacaktır.

  • İlk gençlik ve spor bayramı: İttihad ve Terakki Cemiyeti gençleri seferber etmek için para-militer gençlik örgütleri de kuracaktır. Bunlar arasında Genç Dernekleri, Güç ve Gürbüz dernekle­ri gibi Alman generallerin de öncü­lük ettiği yarı askeri nitelikte eğitim veren örgütler ortaya çıkmıştır. İşte ilk gençlik ve spor bayramı "idman bayramı" adıyla, 1. Dünya Savaşı'nın en hararetli ve zor günlerinde, genç­liği örgütleyip seferber etmenin bir parçası olarak 1916'da, İstanbul'da kutlanmıştır.
  • Mucidi: İlk idman bayramının mucidi Selim Sırrı Tarcan’dır. Kendi hatıraların­da da belirttiği gibi, Maarif Nezareti Müfettişliği yaptığı sırada, günde­me gelen bu ilk idman bayramı, 29 Nisan 1916'da Kadıköy’de İttihad Spor Kulübü sahasında düzenlenir. İkincisi de 1 Mayıs 1917 tarihinde aynı yerde kutlanacaktır. 1918 ve 1919 yıllarında bayramların daha sönük geçtiği ve sınırlı katılımla kutlandığı anlaşılmaktadır.

Darülmuallimin öncülüğünde ilk İdman Bayramı'nı kutlamak üze­re, İstanbul’daki bazı okulların erkek öğrencileri, 29 Nisan 1916 Cuma sabahı bugünkü Fenerbahçe Stadyumu'nun olduğu yerde bulunan Kadıköy İttihad Spor Kulübü saha­sına gelmişlerdir. Gençlerin üzerin­ de siyah pantolon ve beyaz gömlek vardır. Bellerine de kırmızı kuşak takmışlardır. Gençliğin eğitimine çok önem veren İttihad ve Terakki Hükümeti'nin Maarif Nazırı Şükrü Bey de gösterileri izlemek üzere ma­iyetiyle birlikte stadyuma gelmiş, tribündeki yerini almıştır. 

Gösteriye katılan İstanbul liseleri arasında başta Erkek Öğretmen Okulu olmak üzere Galatasaray Lisesi, İstanbul Lisesi, Üsküdar Lisesi, Davutpaşa Lisesi, Kadıköy Lisesi, Kabataş Lisesi, Mercan Lisesi, Nişantaşı Lisesi ve Vefa Lisesi vardır. Ayrıca Numune Mektepleri ve Darüleytam öğren­cileri de gösteriye katılmışlardır. Öğrenciler düzgün bir şekilde çeşitli marşlar söyleyerek sıra olmuşlardır. Ardından da sırayla resmigeçit tö­renleri yapılmıştır. Resmigeçit son­rasında Darülmuallimin (Öğretmen Okulu) öğrencileri sahadaki yerleri­ni almışlar ve muntazam bir şekilde dizilmişlerdir. Karşılarına ise İdman Bayramı'nın fikir babası Selim Sırrı Bey geçmiştir. Gençler Selim Sırrı Bey'in yönetiminde ve komutasında, o dönemki deyişle "İsveç jimnastik­lerinden” örnekler vermişler, beden hareketleri yapmışlardır.

Gösterilerin ardından sıra oyunlara gelmiş, o zamanlar tahta beygir de­nilen kasadan allama, takla atma, ilkyardım ve halat yarışı gibi oyun­lar oynamışlardır. Ayrıca koltuk değenekleri gibi bir yükseltiye çıkarak ve şimşirden yapılmış bir topla il­ginç bir oyun da oynamışlardır. Son olarak da bir futbol maçı düzenlen­miştir. Atletizm yarışmaları arasın­ da 100 metre koşusu da vardır. 10 öğrencinin katıldığı 100 metre yarı­şında birinci 14 saniyede koşmuştur. Gösterilerin sonunda yarışmalarda başarı kazanan öğrencilere ödülle­rini vermek için ödül töreni düzenlenir. Maarif Nezareti’nin hazırladığı ödüller, kazanan öğrencilere dağıtı­lır. Gösteriler büyük bir hayranlıkla izlenmiş ve beğeni toplamıştı.

Bu ilk bayram "Darülmuallimin-i Âliye İdman Bayramı” filme de çekilmiş ve 16 seans gösterimde kalmıştır.

İkinci İdman Bayramı ve 'Dağ Başını Duman Almış'

Başarılı geçen ilk deneyim sonra­sında Darülmuallimin-i Âliye ön­cülüğünde her sene Mayıs'ın birinci Cuma günü bir "İdman Bayramı” tertiplenmesine karar verilir. Buna uygun olarak ikinci İdman Bayramı ertesi sene, 1 Mayıs 1917 Cuma günü Kadıköy İttihad Spor Kulübü saha­sında kutlanır. Önceki seneye oranla daha başarılı ve parlak geçer.

İkinci İdman Bayramı: İsveç usulü üzere terbiyevî jimnastik atlamaları.

İkinci İdman Bayramı'na her okuldan 40 öğrenci hesabıyla daha geniş bir katılım sağlanmıştır. Kız öğrenciler de vardır, ancak tribünlerde izleyici olarak... İdman Bayramına Maarif Nazırı Şükrü Bey dışında, Esat Paşa, Damad-ı Şehriyari Salahaddin Ali ve Hami Beyefendi, Maarif Müsteşarı Doktor Smith ve refikası, Ayan ve Mebusan’dan bazı kişilerle, Polis Müdüriyeti Kısm-ı Siyasi Şubesi Müdürü Cemal Bey, Genç Dernekleri Müfettiş-i Umumisi Von Hoff Paşa, İnas Darülfünunu Müdürü ve basın­dan üst düzey bir katılım olmuştur. İdman Bayramı'na katılan okullar önce bir geçit resmi yaparlar. Yine Selim Sırrı Bey komutasında ter­biyevi oyunlar icra ederler. 

  • Oyunlar ve gösteriler: Genç Dernekleri yaralıları ve hastaları taşıma gösterisi yapar. Önceki sene etkinliklerine ek olarak "hız alarak yüksek atlama", "uzunluğuna bir adım atlama", "sırıkla irtifa atlama”, "100 metre sürat”, "800 metre mu­kavemet koşusu”, "cirit atma", "disk atma”, "halat çekme” ve "bisiklet ya­ rışı” gibi yarışlar düzenlenir. Çeşitli terbiyevi oyunlar oynanır. Kasadan atlama olarak adlandırdığımız ama o dönemde tahta beygirden atlama denen gösteriler oldukça ilgi çeker. 
  • Yarışlar: Stadyumda düzenlenen yarışlar ara­sında hız alarak yüksek atlama da vardır. Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi 281 numaralı Ziya Bey, 1,5 met­re atlayarak birinci olur. Sırıkla atla­ma yarışmasında Darülmuallimin-i Âliye yani Yüksek Erkek Öğretmen Okulu öğrencilerinden 2349 numa­ralı İsmail Efendi 2 metre 15 santi­metre atlayarak birinci gelir. Bugün sırıksız daha iyi dereceler yapılırken, bu yükseklik o dönemde birincilik ödülleri getirmektedir. Uzunluğuna bir adım atlama dalında Galatasaray Lisesi'nden 230 numaralı Fuad Efendi 5,75 cm ile birinci olur.
  • Hayranlık ve tepki yaratan cambazlık gösterileri: Kuleli Askeri İdadisi (Lisesi) öğren­cilerinin program harici olarak sa­hada sergiledikleri cambazlık hare­ketleri hayranlık da uyandırır tepki de çeker. Zira Kuleli Askeri İdadisi bayrama katılımcı olarak davetli değildir, izleyici olarak gelmişlerdir. Ancak törenler sırasında bayrama katılarak cambazlık gösterileri ya­pıp, kendilerini göstermek istemiş­lerdir. Yaptıkları cambazlık gösteri­lerine tepki duyan Genç Dernekleri Müfettiş-i Umumisi Von Hoff Paşa stadyumdan hemen ayrılmış, sonra da tepkisini Tanın gazetesinde yazı­lı olarak da dile getirmiştir. Paşaya göre "cambazlık" ve "terbiye-i be­deniye" arasında çok büyük bir fark vardır ve bu ne memleketin geneli ne de Kuleli Askeri İdadisi tarafından henüz anlaşılmamıştır.

Bu olayın ardından yine bir düdük sesiyle stadyumun ortasına dizilen 300 Darülmuallimin öğrencisi, Selim Sırrı Bey’in komutu ile hareketlerini büyük bir düzen ve uyum içinde yap­maya başlarlar. Hareketlerin ahengi konusunda gösterilen başarı büyük takdir toplamıştır.

İkinci İdman Bayramı: Sırıkla atlama sporunda birinci çıkan bir Darüllmuallimin talebesi.

Eğitimci ve siyasetçi Hıfzırrahman Raşit Öymen, ikincisi 1 Mayıs 1917'de yapılan İdman Bayramı'nı İttihad Spor Kulübü şeref tribününde iz­leyenler arasında Mustafa Kemal Paşa'nın da olduğunu anlatır.

  • Dağ Başını Duman Almış: Kutlama ve etkinlikler sırasında Türkiye’ye yine Selim Sırrı Bey’in tanıttığı bir marş çalınır. İsveççe adı "Tre Trallade Jantor" (Şakıyan Üç Genç Kız) olan şarkının bestecisi İsveçli Felix Korling'tir. O zaman­lar bu marşa Türkçe sözleri Ali Ulvi Elöve yazmıştır. "Gençlik Marşı" adıyla anılan bu marş, daha sonra 19 Mayıs ile özdeşleşecektir. Mustafa Kemal Paşa’nın, ilk kez ikinci İdman Bayramı'nda dinlediği ve çok sevdiği bu marşı 1919 Mayıs'ında Samsun'dan Havza'ya giderken maiyetine de öğrettiği anlatılır.

Cumhuriyet'te 'Mektepliler Bayramı' - 'İdman Bayramı' 

Anlaşılan o ki İdman Bayramı 1916 ve 1917 yıllarının ardından 1918 ve 1919 senelerinde sönük de olsa kutlanmış­tır. Hatta 1918 yılında, Genç Dernekleri Müfettişliği daha önce iki kez kutla­nan idman bayramlarının birleştirile­rek her yerde aynı zamanda ve tarihi bir günde "Genç Dernekleri Bayramı" veya "Talebe Bayramı" adıyla kutlan­masını da önermiştir. 

İkinci İdman Bayramı: İsveç usulünde terbiyevi jimnastik hareketlerinden.

Ancak 1920’de İstanbul’un işgal edilmesiyle birlikte bu bayramın kutlanması da imkansız hale gelmiştir. Benim görebildiğim kadarıyla 1920’den beri işgal sebebiyle kutlanamayan İdman Bayramı ilk kez 16 Mayıs (Cuma) 1924/1340 tarihinde "Mektepliler Bayramı" adıy­la kutlanmıştır. Kutlama daha önce Osmanlı döneminde kararlaştırıldığı gibi yine Mayıs ayının 3. Cuma günü yapılmıştır. 

İlk mekteplilerin bayramı: Öte yandan ertesi yıl 1925 yılında­ ki İdman Bayramının dikkat çe­ken özelliği ilkokullar tarafından kutlanmasıdır. Hürriyet-i Ebediye Tepesi’nde başlayan kutlama Kağıthane'de devam edecektir. Müteakiben mektepliler en önde izcilerin mızıkası ile izciler, arkaların­da kızlar olduğu halde muntazam bir yürüyüş yaparak Kağıthane’ye inmiş­lerdir. Talebe Kağıthane'de yemekle­rini yedikten sonra koşular, müsaba­kalar, oyunlar yaparak akşama kadar eğlenmişlerdir.

İdman Bayramı, Ankara’da 1926'da 21 Mayıs Cuma günü kutlanmıştır. Gazetelere yansıyan haberde, "İlk Mekteplerin İdman Bayramı” başlık­lı yazıda "Çocukların gösterdikleri intizam pek ziyade takdir edilmiştir, çocuklar bayramında İsmet ve Kazım paşalarla Maarif Vekili de hazır bulun­muştur" cümleleri okunmaktadır. Bu dönemde kutlanan idman bay­ramlarında daha önceki toplu göste­rilerden çok, oyunlar oynanmakta ve yarışmalar düzenlenmektedir.

'Mektepler Bayramı', Samsun'daki kutlamalar ve 'Jimnastik Şenlikleri'

Tam bu sıralarda 1926 ve 1927 yılla­rında (daha Nutuk okunmadan) 19 Mayıs tarihinin Türkiye açısından önemini vurgulayan yazılar da art­maya başlamıştır. 1925'te Samsun'da tören düzenlenir. 1926 yılında Gazi Paşa'nın Samsun’a ayak bastığı gün olan 19 Mayıs, "Gazi Günü" olarak kut­lanır. Aynı günün gecesi Samsun'da "şükran balosu” tertip edilir. Daha önemlisi, ertesi yıl, 19 Mayıs 1927'de Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a ayak bastığı günün anısına hem törenler düzenlenmiş hem de dikile­cek heykelin kaidesinin temel atma töreni yapılmıştır. 

Ancak ne İdman Bayramı ne de Gazi Günü henüz ülke çapında resmi olarak kutlanan bay­ramlar değildir. Örneğin 16 Ağustos 1927 tarihli "Lise ve Orta Mektepler Talimatnamesi"nde 23 Nisan günü tatil görünürken, "idman bayramı" veya "mektepler bayramı" gibi bir tatile rastlanmaz. Ancak Nutuk'un okunuşunun ertesi yılı, Mustafa Necati Bey'in Maarif Vekilliği sıra­sında, yine Selim Sırrı (Tarcan)’ın girişimiyle Mart 1928'de "Jimnastik Şenlikleri" adıyla törenler yapıl­maya başlamıştır. Böylece idman bayramlarına yine toplu gösteriler eklenmiştir.

Nihayet İdman Bayramı, 1931 yılı başında "Mektepler Bayramı" adıyla "Lise ve Orta Mektepler Talimatnamesi"ne ve hemen ardından yayımlanan "Muallim Mektepleri Talimatnamesi"ne girmiştir. Talimatnamelerde Mektepler Bayramı'nın Mayıs ayının 5. ve 6. günleri kutlanacağı, havanın uygun olmadığı zaman başka günlerde yapılabileceği belirtilmiştir. 

  • Sonuç olarak: 1931 yılı itibarıyla, Gençlik ve Spor Bayramı'nın atası İdman Bayramı, "Mektepler Bayramı" adıy­la bütün lise ve ortaokullar için bir tatil ve etkinlik günü olarak resmi­leşmiştir.

1930’lardaki Taksim Stadı'ndaki 19 Mayıs gösterilerindeki kız öğrencilerin kıyafetleri resimdeki gibiydi.

1930'lu yıllar boyunca baharın gel­mesiyle birlikte İdman Bayramı veya İdman Şenlikleri hazırlıkları başlamaktadır. Bütün ortaokul ve lise öğ­rencileri stadyumlarda toplanıyorlar ve komutlar eşliğinde hareketlerine başlıyorlardı. Bu dönemde kızların kıyafetleri ilgi çekiciydi. İlk bakışta mini etek gibi görülse de aslında geniş kesimli ve paçası büzgülü siyah şortlar giyiliyordu. Uzun yıllar 19 Mayıs törenlerinde kızların kıyafet­leri böyle kaldı.

Atatürk'ün gençliğe armağanı: Gençlik ve Spor Bayramı

İlk kez 27 Mayıs 1935 tarihinde "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun" adlı düzenle­me ile ulusal bayram ve genel ta­til günleri derli toplu bir şekilde düzenlenmiştir. 

  • Bu düzenlemeye göre: Ulusal bayram günü yalnızca Cumhuriyet'in ilan edildiği 29 Ekim günüdür. Genel tatil günleri ise Zafer Bayramı, Ulusal Egemenlik Bayramı (22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan günü), Bahar Bayramı (Mayıs'ın birinci günü), Şeker Bayramı (üç gün), Kurban Bayramı (dört gün) ve yılbaşı günü 31 Aralık öğleden sonra ve 1 Ocak günü ola­rak tespit edilmiştir. Ulusal bay­ram ve genel tatil günleri arasında Gençlik ve Spor Bayramı yoktur. Zira bu bayram, bir yasa değişikliği ile 3 sene sonra resmi olarak genel tatil günleri arasına girecektir. 

Bu arada daha kanun olarak kabul edilmezden evvel Türk Spor Kurumu "19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı" adıyla 1937 yılından itibaren bir bay­ram kutlayacak, bu bayramın kut­lanmasında CHP öncülük edecektir. İlk maddesi şöyledir: 

"Büyük Şef Atatürk'ün milli mücadeleye başla­mak üzere Samsun'a ayak bastıkları 19 Mayıs gününü Kurumumuza bağlı sporcular, törenler, spor ve jimnas­tik gösterileri ile kutlarlar."

  • Atatürk'ün son bayramı: Atatürk, 19 Mayıs 1938’de 19 Mayıs Stadyumu’nda son defa Mektepler-İdman Bayramı gösterilerini iz­ler. Törende bir konuşma yapan Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, Ankara Stadyumu'na, ”19 Mayıs Stadyumu" adının verildiğini, bu bayramın her yıl düzenli kutlanacağını, Atatürk’ün güvendiği, yarınları emanet ettiği gençliğe bu bayramın "tahsis edil­mesini tensip buyurdular..." demiş­ti. Bu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın Atatürk'ün gençlere ar­mağanı olduğunu ifade eder.

Böylece: 20 Haziran 1938 TBMM’de kabul edilen "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile 19 Mayıs günü "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak ka­bul edilmiştir.

  • Maalesef ilk Gençlik ve Spor Bayramı, Atatürk'ün ölümünden sonra, 19 Mayıs 1939’da ülkenin her tarafında kutlanmaya başlandı ve "Dağ Başını Duman Almış Marşı” da Gençlik ve Spor Bayramı'nın simgesi oldu.

1938'de hazırlanan 19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı Kutlama Talimatnamesi’nin birinci maddesin­de şöyle yazıyordu: 

"Büyük kurtarıcı Ebedi Şef Atatürk'ün Türk vatan ve is­tiklalini kurtarmak üzere Samsun’da Anadolu toprağına ayak bastıkları­nın yıldönümü olan 19 Mayıs günü bütün Türkiye için Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edilmiştir. Bu bayram yurdun her tarafında yük­sek değer ve ehemmiyetine yaraşır bir şekilde kutlanacaktır."

2. Dünya Savaşı, askeri okulların rekabeti ve çok partili hayata geçiş

1. Dünya Savaşı öncesinde, ancak özellikle iki savaş arası dönemde devletlerin genç nüfusa olan ihtiyacı artmış, gençliğin her an savaşa hazır tutulma arzusu hem toplu eğitimle­rin başlamasına hem de şenliklerle ilgi ve becerisinin canlı tutulması­na neden olmuştur. Dolayısıyla 2. Dünya Savaşı'nın ufukta göründüğü bir ortamda, Türkiye’de çeşitli isim­lerle anılan bu etkinliğin milli bir bayrama dönüşmesi kaçınılmazdır. 2. Dünya Savaşı ile birlikte gençli­ğe yönelik toplu idman seferberliği de artmıştır. 1940 yılında çıkarılan Beden Terbiyesi Nizamnamesi’nin ilk iki maddesini bu bağlamda değerlen­dirmek gerekir:

  • "Madde 1 - Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğünün esas vazifesi; yurddaşın fizik ve moral kabiliyetlerini ulusal ve inkilâpçı amaçlara ve yurd müdafaası icaplarına göre yükselt­mek ve oyun, jimnastik, spor faali­yetlerini bu esaslar dâhilinde sevk ve idare etmektir.
  • Madde 2 - Her kulüp aynı zamanda içtimai terbiyeyi, cemiyet hayatı ile yurt sevgisini yükseltmeye çalışmayı vazife bilen bir terbiye müessesesidir. Bunlar, Türk gençliğini müşterek bir vatan mefkuresi etrafında toplamak ve kendilerini sıhhatli, kuvvetli ve yurt müdafaasına kabiliyetli mü­kemmel bir hale getirmekle mükel­leftir."

Bakanlar kurulu kararıyla tek tip elbiselerim de içeren bir "Beden Terbiyesi Mükellefiyeti" getirilmiştir. Karar aynen şöyledir: 

  • "Orta mektep başlangıç yaşı olan 12 - dâhil - yaşın­dan itibaren askerlik mükellefiyeti nihayeti olan 45 - dâhil - yaşına kadar her erkek yurddaş ve 12 - dâhil - ya­şından 30 - dâhil - yaşına kadar her kız ve kadın yurddaş Beden Terbiyesi ve spor mükellefiyetine dâhildir."

Bu yıllarda, Türkiye savaşa katılmasa da, gençliğin fikren ve bedenen her an savaşa hazır olmasını sağlamak için 19 Mayıs törenlerine çok özel bir önem verilmiştir.

Ankara’da yapılan törenler adına uy­gun bir yerde, 19 Mayıs Stadyumu'nda yapılıyordu. İstanbul'daki törenler ise iki ayrı stadyumda yapılmak­taydı. Avrupa yakasında eski adı Mithat Paşa olan İnönü Stadyumu ile Anadolu yakasında Fenerbahçe Stadyumu törenler için kullanı­lıyordu. Ankara'daki törenlerde Kara Harp Okulu, Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri ve Gazi Eğilim Enstitüsü öğrencileri öne çıkıyor ve gösterileri merakla bekleniyordu.

  • İstanbul'daki rekabet: İstanbul'daki gösterilerde ise her sene bir rekabet yaşanıyordu. İki askeri lise her sene birbirleriyle yarışıyorlardı. Bu iki lise Kuleli Askeri Lisesi ile Deniz Lisesi’ydi. Stadyumdaki törenlerde yaşanan bu rekabet İstanbulluların muhteşem gösteriler izlemesine neden oluyor­du. Öte yandan kız okulları arasında İstanbul Kız Lisesi'nin adı öne çıkı­yor, kız öğrencilerin yaptığı gösteri­ler hayranlık topluyordu.

19 Mayıslar yalnızca spor gösterile­rinin yapıldığı günler olmadı. Bazen 19 Mayıslar önemli siyasal mesajların verildiği günler oldu. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 günü Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle yaptığı konuşmada, Türkiye'de çok partili siyasal hayata geçileceğinin ilk işaretlerini vermiş, bu törende­ki konuşmadan cesaret alan Nuri Demirağ, çok partili dönemin fii­len başlamasına neden olacak Milli Kalkınma Partisi'nin kurulması için girişimlerde bulunmuştu.

Kutlanmayan 19 Mayıs bayramı

1960 yılının Nisan ayında yaşa­nan olaylardan sonra 19 Mayıs Bayramı'nın kutlanması konusun­da tedirginlik hâsıl olmuş, 19 Mayıs Bayramı'nın geniş bir tepkiye ve gösteriye dönüşmesinden korkula­rak, gergin ortamda kutlanması istenmemiş ve ertelenmişti. 

Ardından 27 Mayıs darbesi yapıldı. Darbe "gençliğe" dayanmak konusunda özen gösterdiği için, destek ve iliş­kiyi pekiştirmek amacıyla darbenin daha birinci ayında, ertelenen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nın 26 Haziran'da kutlanmasına karar verilmiştir. 

Harp Okulu'nun protesto ettiği 19 Mayıs

Ordu 1960’laki darbe sonrasında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutlamak için özel bir önem gösterir­ken, 1962 yılındaki kutlamalara Harp Okulu öğrencilerinin katılmaması şaşkınlık yaratmıştır. 

20 Mayıs 1962 günü yayımlanan Hürriyet gazetesi 19 Mayıs törenlerinden söz ederken ”19 Mayıs Bütün Yurtta Heyecanla Kutlandı’’ başlığını atmıştı. Ancak başlığın hemen altında yer alan küçük bir haber dikkat çekiyordu. Küçük puntolarla şu alt başlık yazıl­mıştı: 

"Harb Okulu bu sene yapılan gösterilere iştirak etmedi.’’ 

Haberin devamında Ankara’daki Kara Harp Okulu'nun 19 Mayıs törenlerine katılmaması ise şöyle açıklanmıştı: 

"Harbokulu öğrencileri imtihanları dolayısıyla katılamamışlardır.”

Milliyet gazetesinde de benzer ha­berler vardı. Cumhuriyet gibi bazı gazeteler bu olaydan söz etmezken, Dünya gazetesinde "Harbokulunun bu yılki törenlere katılmayışı, tören­lerin sönük geçmesine sebep oldu” denmiş, ancak haberin devamında hiçbir açıklama yer almamıştı. 

20 Mayıs 1962 tarihli Hürriyet gazetesi 19 Mayıs haberinin altında Harp Okulu’nun gösterilere katılmadığını da bildiriyor.

Tercüman gazetesinde yer alan haberde Başbakan İnönü ile Cumhurbaşkanı Gürsel’in törenler­ de neşesiz olduğu haberi öne çıka­rılmıştı. "Stadyumda yapılan göste­rilere ilk defa bu sene Harp Okulu öğrencilerinin katılmaması yüzün­den merasim çok sönük geçmiştir" cümlesi dikkat çekiciydi. Ancak Harp Okulu öğrencilerinin törene katılmamasının nedeni yine açık­lanmamıştı. 

  • Oysa: Harp Okulu öğren­cilerinin sınavları yoktu. Asıl sorun Harp Okulu öğrencilerinin bayramı protesto etmeleriydi. Törene katılan üst düzey askeri ve sivil yöneticiler bunun sebebini biliyorlardı. Olay daha sonra basına da yansıyacak­tı. 

Gerçekten de Ankara'da yapı­lan 1962 yılının 19 Mayıs törenleri o güne dek yapılanlardan farklılık gösteriyordu. 27 Mayıs darbesinin üzerinden neredeyse iki yıl geçmişti. Bu süreçte yeni anayasa yapılmış ve halkoyuna sunularak kabul edilmişti. Yassıada'da verilen idam cezala­rı infaz edilmiş, seçimler yapılmış, koalisyon hükümetleri kurulmuştu. Ancak asker-sivil ilişkileri henüz normalleşmemişti. Üstelik 1962 yılı Şubat ayı sonundan itibaren de as­ker-sivil ilişkileri yine gerilecekti.

27 Mayıs darbesinden sonra yaşanan iki darbe girişiminin ilki 22 Şubat 1962’de Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir'in komutasında Kara Harp Okulu’nda başlamıştı. Uzun pazarlıklar sonunda Başbakan İnönü, Talat Aydemir'e teslim olması durumunda kendisine ceza verilmeyeceğini, yalnızca emekli edileceği sözünü vermişti. Talat Aydemir girişime son vermesi sonrasında gözaltına alınmış, birkaç gün sonra serbest bırakı­larak emekliye sevk edilmişti.

Talat Aydemir'in başarısız darbe girişimi sonrasında emekliye ayrılması Harp Okulu öğrencileri tarafından hoş karşılanmamıştı. Bu süreçte ordu içindeki radikallerle, İnönü başba­kanlığındaki hükümet arasında ya­şanan gerilim de artmıştı. Yapılan açıklamalarda Harp Okulu öğrenci­lerinin "aldatıldıkları’’ ifadelerinin kullanılması Harp Okulu öğrencile­rini kızdırmış, İnönü'ye yönelik tep­kiyi de artırmıştı. İnönü’ye duyulan tepkinin sonucu olarak Harp Okulu öğrencileri Cumhuriyet tarihinde ilk ve son kez 19 Mayıs gösterilerine katılmamışlardı. Hükümeti ve Başbakan İnönü'yü protesto etmişlerdi. Bu olaylardan yaklaşık 10 gün sonra İnönü başbakanlığındaki hükümet istifa edecekti. Dönemin Milli Yol dergisinde "19 Mayıs'ı Kutlamayan Harpokulu” baş­lıklı yazıda şu cümleler okunur:

"19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri ilk defa olarak, Harpokulu katılmaksızın yapılıyor. İzmir'de de Hava Harpokulu katılmıyor... 28 Nisan'da Harpokulu katılmamıştı... Bu hadise manaca o kadar derindir ki yılın başka bütün hadiseleri bunun yanında gölgede kalır... 

Harbiyeli bir tutam ot değildir. Keyfi isteyen onu bir kavrayışta söküp atamaz. Harpokulu hiçbir politikacı için çantada keklik değildir... Gözlerimiz geçit resimlerinde, sahalarda Harpokulunu göremedi. Ama gönüllerimiz onları her zamankinden daha iyi gördü..."

25 Mayıs 1962 tarihli Millî Yol dergisi de Harp Okulu'nun gösterilere katılmamasını kapak yapmış.

Talat Aydemir ikinci darbe gi­rişimine 1963 yılının 19 Mayıs'ı erte­sinde, 20 Mayıs'ta kalkışmış, ancak bu kez idam edilmekten kurtulama­mıştı. 27 Mayıs darbesi sonrasında Gençlik ve Spor Bayramları 27 Mayıs’ın göl­gesinde geçti.

  • Yeni bir bayram: 27 Mayıs darbesi yeni bir bayram icat etmişti. Bayramın adı "27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı"ydı. Herhalde dünyada hiç­ bir darbe bu isimle bayram haline getirilmemiştir! Zira adı "Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olmakla birlikte kutlanmaktan ziyade askerin sistem içindeki önemi hatırlatılmaktaydı. Ancak daha ilk kutlamalardan itiba­ren, iki bayramın tarihinin yakın ol­ması nedeniyle, 19 Mayıs, 27 Mayıs'ın gölgesinde kalmaya başlayacaktı.

'Milli kıyafet, ne bu rezalet?'

Sportif ve estetik açıdan tekrara dü­şen herhangi bir yenilik içermeyen kutlamalar ilginin azalmasını da bera­berinde getirmişti. 50. yıl kutlamaları parlak geçmekle birlikte, 1975 yılından itibaren MSP ve Erbakan genç kızların törenlere katılmasını sakıncalı buldu­ğunu açıkça ifade etmeye başlıyordu. Gösteriler sönükleşmekle birilikte stadyumlar renklenmişti. Gerçekten de 1970’lerin modası 19 Mayıs şenlik­lerine damgasını vurmakta gecikme­mişti. Etek boyları kısalmış, stadyum­lar rengarenk bir hal almıştı. 

Ancak: Özellikle 1. Milliyetçi Cephe’nin kurulması sonrasında muhafazakarlık 19 Mayıslarda stadyumlara da yansımakta gecikmiyor, etek boyları uzuyordu.

1978 yılında da siyasal hayatta­ liderlerin anlaşmazlığı her mekanda devam ediyordu. Ankara'da 19 Mayıs Stadyumu'nda yapılan törenlere Başbakan Bülent Ecevit dışında yal­nızca Ferruh Bozbeyli katılmış, başka da hiçbir siyasal parti başkanı katılmamıştı.

Tam o sırada 19 Mayıs törenlerin­den çok önce 19 Mayıs tartışılmaya başlanmıştı. Yaşanan tartışmanın başında kız öğrencilerin kıyafet­leri geliyordu. Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Erbakan, 19 Mayıs törenlerinden bir gün önce yaptığı açıklamada, kız öğrencilerin giyece­ği kıyafetlerin "milli ahlakı rencide ettiğini" söylüyordu. Kız öğrenci­lerin milli ahlakı rencide edici kıyafetlerini protesto etmek için 19 Mayıs Bayramı'na katılmayacağını açıklamıştı. Ancak Erbakan, 19 Mayıs sabahı protestosunu genişleterek, yalnızca stadyumda yapılan tören­leri değil, Anıtkabir'deki törenleri de protesto edecek, hiçbir törene katıl­mayacaktı.

Şiddet ve 19 Mayıslar

Artık gerilim stadyuma da yansımış, törenlerde çeşitli siyasal gurupların sloganları duyulmaya başlanmıştı. 1970’li yılların ikinci yarısı şiddetin adeta olağanlaşmaya, sıradanlaşmaya başladığı bir dönemdi. Sokakta genç­ler arasındaki kavga ölümlerle sonuç­lanırken, siyasetin tepesindeki isimler de birbirleriyle küstüler. Eskiden gençler arasındaki ölümlü kavgalar sekiz sütuna manşet verilirken, şimdi ön sayfanın bir köşesinde küçük bir habere dönüşmeye başlıyordu.

Şiddet her yıl daha da artıyordu. 1979 yılı Türkiye’nin daha önce tanık ol­madığı Kahramanmaraş gibi şiddet olaylarına sahne olmuştu. Bayramı yapılan gençlik, şiddetin bir parçası haline getirilmişti. Türkiye’de ya­şanan siyasal çatışma 19 Mayıs tö­renlerinin yapıldığı stadyumlara da yansımıştı. Örneğin Giresun'da öğrenciler Vali Kadir Aydoğan'ı protes­to için törenlere katılmamışlar, katılanlar ise vali aleyhine slogan atarak stadyumu terk etmişlerdi. İzmir’de 19 Mayıs'ı eleştiren ve izinsiz bildiri dağıtan 12 kişi gözaltına alınmıştı.

20 Mayıs 1979 tarihli Hürriyet gazetesinde tribündeki askerlerin ilk kez yaptığı gösteriler ilgi çeker.

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 19 Mayıs nedeniyle yaptığı açıklamada bir yandan "Gençliği kırdırmak ve kandırmak isteyenler hüsrana uğra­yacak” derken, öte yandan gençlere sesleniyor, "Gençler, eleştirin ama işi silaha dökmeyin" uyarısında bu­lunuyordu.

Devletin tepesindeki kavga ve küslük ise devam ediyordu. 1979'da Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan törenlere katıl­mıyordu.

Tribünlerdeki sürpriz, 'komünizm' ve darbe

Başbakan Bülent Ecevit, 19 Mayıs törenlerinden çok önce bir genelge yayınlayarak 1979 yılı 19 Mayıs tö­renlerinin coşkuyla kutlanması için hazırlıklar yapılmasını istemişti. 19 Mayıs törenlerinde bazı sürprizler olacağı söylentisi de bu sıralarda yayıldı.

Gerçekten de 1979 yılındaki 19 Mayıs törenlerini diğerlerinden ayıran bir özellik vardı. Farklılık stadyu­mun içinde değil, tribünlerdeydi. Tribünlerde oturan 2.400 asker elle­rine verilen renkli plakalarla çeşitli yazılar yazıyor ve resimler oluştu­ruyorlardı. Bu amaçla Bulgaristan'a gönderilen bir grup öğretmen ve uzman bu tekniği yerinde incelemiş ve 1979 yılındaki 19 Mayıs törenlerinde uygulamıştı. Uzun süren bir hazırlık döneminin ardından gerçekleştiri­len gösterileri TRT de naklen yayın­lamıştı.

Görenlerin büyük beğeni ile izle­diği gösteriler, muhalifler tarafın­dan eleştirilmekte gecikmemiş, Bulgaristan'dan örnek alınması ne­deniyle, "komünist" taklidi ve oyu­nu olarak nitelenmişti. Ertesi yıl, 1980 yılında "milliyetçi" ve "antikomünist" Demirel başbakanlığındaki Türkiye'nin ilk azınlık hükümeti sı­rasında "komünist icadı” tribün gös­terileri yapılmamıştı. Tribün gösteri­leri 1981 sonrasında askeri darbeyle yeniden başlayacaktı.

12 Eylül darbesi birçok şeyi oldu­ğu gibi, bayramları da değiştirdi. Gençlik ve Spor Bayramı'nın adı da 17 Mart 1981 tarih ve 2429 sayılı kanunla "19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" oldu. Bu değişikliğin nedeni, Atatürk’ün bir söyleşi sırasında, "Ben 19 Mayıs'ta doğdum" demiş olmasıydı.

Türkiye'de 1983 yılından itibaren her yıl "19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” gününü içine alan hafta, "Gençlik Haftası" olarak kut­lanmaya başlıyordu. Söz konusu hafta 1998 yılından itibaren ulusla­rarası düzeyde kutlanmaya başlan­mıştı.

Bu yazı Toplumsal Tarih'in izniyle derginin Temmuz 2011 sayısından alınmıştır. Vurgular ve alt başlıklar Aposto'ya aittir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🏃‍♂️ 19 Mayıs Özel: 1916'dan bugüne Gençlik ve Spor Bayramı

Spektrum'un 19 Mayıs özel sayısında bugün, ilk kez 1916 yılında "İdman Bayramı" adıyla kutlanan Gençlik ve Spor Bayramı'nın tarihine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.

19 May 2024

Spektrum

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Toplumsal Tarih arşivinden.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak