İdman Bayramı'ndan bugüne: Türkiye'yle birlikte değişen 19 Mayıslar

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Yazı: Mehmet Ö. Alkan
Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 2. Kongresi'nde okuduğu Nutuk şu cümlelerle başlar:
"1335 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsun’a çıkdım. Vaziyet ve Manzara-i Umumiye:...''
Okunması günler süren Nutuk şu cümleler ve seslenişle sona erer:
"Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur..."
Nutuk "19 Mayıs”la başlamış ve "Gençliğe Hitabe" ile bitmiştir. Nutuk'un başlangıç ve bitişi, 11 yıl sonra bayram olarak birleşecek, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olacaktır. Aslında 19 Mayıs gününün Türkiye tarihi açısından önemli bir gün olduğu hususu, daha 1925 senesinden itibaren gazete yazılarında işlenmeye başlanmıştır. Samsun’da ise 19 Mayıs günü için yerel törenler düzenlenmeye başlamıştır. Ancak 19 Mayıs'ın resmen bayram olması Nutuk'un okunuşundan 1 sene sonradır.
İdman Bayramı, İdman Şenlikleri, Mektepler Bayramı, Mektepliler Bayramı, Jimnastik Şenlikleri veya Jimnastik Bayramı ve Okullar Bayramı gibi değişik isimlerle anılacak ve nihayet 1938 yılından itibaren adı resmen "Gençlik ve Spor Bayramı" olacaktır. 12 Eylül darbecileri bu bayramı "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı"na çevireceklerdir.
İdman Bayramı'nın icadı
Bilindiği gibi 20. yüzyıl savaşları, gençleri potansiyel kuvvet olarak önemli hale getirmiştir. Bu tür bayramların icad edilişindeki amaç bu potansiyel kuvveti, yani gençleri her an savaşa/cepheye sevk edilecek şekilde bedensel olarak eğitmektir. 1. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa devletleri başta olmak üzere gençliğe yönelik seferberlik dikkat çekicidir.

Maarif Nazırı Şükrü Bey'in ilk İdman Bayramı’nı görmek üzere İttihad Kulübü'ne teşrifleri.
Türkiye'de de militer Türk-İslam ideolojisine uygun olarak dönemin iktidar partisi olan İttihad ve Terakki Cemiyeti, 2. Meşrutiyet döneminde ders programlarına milliyetçi değerleri aktarmaya yönelik değişiklikler yaparak örneğin "talim-i askeri" gibi dersler ilave edilmiştir. Tarih ve din dersleri gibi var olanların içerikleri değiştirilmiş, militer milliyetçilik ders programlarına yansımıştır. Öte yandan "Terbiye-i Bedeniye" dersleri ise bir çeşit militer beden eğitimidir ve militer oyunlarla süslenmiştir. Oyunlar arasında "hücum emri", "sancak”, "esir almaca" bulunmakta ve ayrıca "nişan tüfengi ile endaht/ nişan tüfeği ile atış" da yapılmaktadır. Yılda bir defa da resmi poligonlara götürülerek orada ayakta, diz çökerek ve yere yatarak atış talimi yaptırılacaktır.
- İlk gençlik ve spor bayramı: İttihad ve Terakki Cemiyeti gençleri seferber etmek için para-militer gençlik örgütleri de kuracaktır. Bunlar arasında Genç Dernekleri, Güç ve Gürbüz dernekleri gibi Alman generallerin de öncülük ettiği yarı askeri nitelikte eğitim veren örgütler ortaya çıkmıştır. İşte ilk gençlik ve spor bayramı "idman bayramı" adıyla, 1. Dünya Savaşı'nın en hararetli ve zor günlerinde, gençliği örgütleyip seferber etmenin bir parçası olarak 1916'da, İstanbul'da kutlanmıştır.
- Mucidi: İlk idman bayramının mucidi Selim Sırrı Tarcan’dır. Kendi hatıralarında da belirttiği gibi, Maarif Nezareti Müfettişliği yaptığı sırada, gündeme gelen bu ilk idman bayramı, 29 Nisan 1916'da Kadıköy’de İttihad Spor Kulübü sahasında düzenlenir. İkincisi de 1 Mayıs 1917 tarihinde aynı yerde kutlanacaktır. 1918 ve 1919 yıllarında bayramların daha sönük geçtiği ve sınırlı katılımla kutlandığı anlaşılmaktadır.
Darülmuallimin öncülüğünde ilk İdman Bayramı'nı kutlamak üzere, İstanbul’daki bazı okulların erkek öğrencileri, 29 Nisan 1916 Cuma sabahı bugünkü Fenerbahçe Stadyumu'nun olduğu yerde bulunan Kadıköy İttihad Spor Kulübü sahasına gelmişlerdir. Gençlerin üzerin de siyah pantolon ve beyaz gömlek vardır. Bellerine de kırmızı kuşak takmışlardır. Gençliğin eğitimine çok önem veren İttihad ve Terakki Hükümeti'nin Maarif Nazırı Şükrü Bey de gösterileri izlemek üzere maiyetiyle birlikte stadyuma gelmiş, tribündeki yerini almıştır.
Gösteriye katılan İstanbul liseleri arasında başta Erkek Öğretmen Okulu olmak üzere Galatasaray Lisesi, İstanbul Lisesi, Üsküdar Lisesi, Davutpaşa Lisesi, Kadıköy Lisesi, Kabataş Lisesi, Mercan Lisesi, Nişantaşı Lisesi ve Vefa Lisesi vardır. Ayrıca Numune Mektepleri ve Darüleytam öğrencileri de gösteriye katılmışlardır. Öğrenciler düzgün bir şekilde çeşitli marşlar söyleyerek sıra olmuşlardır. Ardından da sırayla resmigeçit törenleri yapılmıştır. Resmigeçit sonrasında Darülmuallimin (Öğretmen Okulu) öğrencileri sahadaki yerlerini almışlar ve muntazam bir şekilde dizilmişlerdir. Karşılarına ise İdman Bayramı'nın fikir babası Selim Sırrı Bey geçmiştir. Gençler Selim Sırrı Bey'in yönetiminde ve komutasında, o dönemki deyişle "İsveç jimnastiklerinden” örnekler vermişler, beden hareketleri yapmışlardır.
Gösterilerin ardından sıra oyunlara gelmiş, o zamanlar tahta beygir denilen kasadan allama, takla atma, ilkyardım ve halat yarışı gibi oyunlar oynamışlardır. Ayrıca koltuk değenekleri gibi bir yükseltiye çıkarak ve şimşirden yapılmış bir topla ilginç bir oyun da oynamışlardır. Son olarak da bir futbol maçı düzenlenmiştir. Atletizm yarışmaları arasın da 100 metre koşusu da vardır. 10 öğrencinin katıldığı 100 metre yarışında birinci 14 saniyede koşmuştur. Gösterilerin sonunda yarışmalarda başarı kazanan öğrencilere ödüllerini vermek için ödül töreni düzenlenir. Maarif Nezareti’nin hazırladığı ödüller, kazanan öğrencilere dağıtılır. Gösteriler büyük bir hayranlıkla izlenmiş ve beğeni toplamıştı.
Bu ilk bayram "Darülmuallimin-i Âliye İdman Bayramı” filme de çekilmiş ve 16 seans gösterimde kalmıştır.
İkinci İdman Bayramı ve 'Dağ Başını Duman Almış'
Başarılı geçen ilk deneyim sonrasında Darülmuallimin-i Âliye öncülüğünde her sene Mayıs'ın birinci Cuma günü bir "İdman Bayramı” tertiplenmesine karar verilir. Buna uygun olarak ikinci İdman Bayramı ertesi sene, 1 Mayıs 1917 Cuma günü Kadıköy İttihad Spor Kulübü sahasında kutlanır. Önceki seneye oranla daha başarılı ve parlak geçer.

İkinci İdman Bayramı: İsveç usulü üzere terbiyevî jimnastik atlamaları.
İkinci İdman Bayramı'na her okuldan 40 öğrenci hesabıyla daha geniş bir katılım sağlanmıştır. Kız öğrenciler de vardır, ancak tribünlerde izleyici olarak... İdman Bayramına Maarif Nazırı Şükrü Bey dışında, Esat Paşa, Damad-ı Şehriyari Salahaddin Ali ve Hami Beyefendi, Maarif Müsteşarı Doktor Smith ve refikası, Ayan ve Mebusan’dan bazı kişilerle, Polis Müdüriyeti Kısm-ı Siyasi Şubesi Müdürü Cemal Bey, Genç Dernekleri Müfettiş-i Umumisi Von Hoff Paşa, İnas Darülfünunu Müdürü ve basından üst düzey bir katılım olmuştur. İdman Bayramı'na katılan okullar önce bir geçit resmi yaparlar. Yine Selim Sırrı Bey komutasında terbiyevi oyunlar icra ederler.
- Oyunlar ve gösteriler: Genç Dernekleri yaralıları ve hastaları taşıma gösterisi yapar. Önceki sene etkinliklerine ek olarak "hız alarak yüksek atlama", "uzunluğuna bir adım atlama", "sırıkla irtifa atlama”, "100 metre sürat”, "800 metre mukavemet koşusu”, "cirit atma", "disk atma”, "halat çekme” ve "bisiklet ya rışı” gibi yarışlar düzenlenir. Çeşitli terbiyevi oyunlar oynanır. Kasadan atlama olarak adlandırdığımız ama o dönemde tahta beygirden atlama denen gösteriler oldukça ilgi çeker.
- Yarışlar: Stadyumda düzenlenen yarışlar arasında hız alarak yüksek atlama da vardır. Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi 281 numaralı Ziya Bey, 1,5 metre atlayarak birinci olur. Sırıkla atlama yarışmasında Darülmuallimin-i Âliye yani Yüksek Erkek Öğretmen Okulu öğrencilerinden 2349 numaralı İsmail Efendi 2 metre 15 santimetre atlayarak birinci gelir. Bugün sırıksız daha iyi dereceler yapılırken, bu yükseklik o dönemde birincilik ödülleri getirmektedir. Uzunluğuna bir adım atlama dalında Galatasaray Lisesi'nden 230 numaralı Fuad Efendi 5,75 cm ile birinci olur.
- Hayranlık ve tepki yaratan cambazlık gösterileri: Kuleli Askeri İdadisi (Lisesi) öğrencilerinin program harici olarak sahada sergiledikleri cambazlık hareketleri hayranlık da uyandırır tepki de çeker. Zira Kuleli Askeri İdadisi bayrama katılımcı olarak davetli değildir, izleyici olarak gelmişlerdir. Ancak törenler sırasında bayrama katılarak cambazlık gösterileri yapıp, kendilerini göstermek istemişlerdir. Yaptıkları cambazlık gösterilerine tepki duyan Genç Dernekleri Müfettiş-i Umumisi Von Hoff Paşa stadyumdan hemen ayrılmış, sonra da tepkisini Tanın gazetesinde yazılı olarak da dile getirmiştir. Paşaya göre "cambazlık" ve "terbiye-i bedeniye" arasında çok büyük bir fark vardır ve bu ne memleketin geneli ne de Kuleli Askeri İdadisi tarafından henüz anlaşılmamıştır.
Bu olayın ardından yine bir düdük sesiyle stadyumun ortasına dizilen 300 Darülmuallimin öğrencisi, Selim Sırrı Bey’in komutu ile hareketlerini büyük bir düzen ve uyum içinde yapmaya başlarlar. Hareketlerin ahengi konusunda gösterilen başarı büyük takdir toplamıştır.

İkinci İdman Bayramı: Sırıkla atlama sporunda birinci çıkan bir Darüllmuallimin talebesi.
Eğitimci ve siyasetçi Hıfzırrahman Raşit Öymen, ikincisi 1 Mayıs 1917'de yapılan İdman Bayramı'nı İttihad Spor Kulübü şeref tribününde izleyenler arasında Mustafa Kemal Paşa'nın da olduğunu anlatır.
- Dağ Başını Duman Almış: Kutlama ve etkinlikler sırasında Türkiye’ye yine Selim Sırrı Bey’in tanıttığı bir marş çalınır. İsveççe adı "Tre Trallade Jantor" (Şakıyan Üç Genç Kız) olan şarkının bestecisi İsveçli Felix Korling'tir. O zamanlar bu marşa Türkçe sözleri Ali Ulvi Elöve yazmıştır. "Gençlik Marşı" adıyla anılan bu marş, daha sonra 19 Mayıs ile özdeşleşecektir. Mustafa Kemal Paşa’nın, ilk kez ikinci İdman Bayramı'nda dinlediği ve çok sevdiği bu marşı 1919 Mayıs'ında Samsun'dan Havza'ya giderken maiyetine de öğrettiği anlatılır.
Cumhuriyet'te 'Mektepliler Bayramı' - 'İdman Bayramı'
Anlaşılan o ki İdman Bayramı 1916 ve 1917 yıllarının ardından 1918 ve 1919 senelerinde sönük de olsa kutlanmıştır. Hatta 1918 yılında, Genç Dernekleri Müfettişliği daha önce iki kez kutlanan idman bayramlarının birleştirilerek her yerde aynı zamanda ve tarihi bir günde "Genç Dernekleri Bayramı" veya "Talebe Bayramı" adıyla kutlanmasını da önermiştir.

İkinci İdman Bayramı: İsveç usulünde terbiyevi jimnastik hareketlerinden.
Ancak 1920’de İstanbul’un işgal edilmesiyle birlikte bu bayramın kutlanması da imkansız hale gelmiştir. Benim görebildiğim kadarıyla 1920’den beri işgal sebebiyle kutlanamayan İdman Bayramı ilk kez 16 Mayıs (Cuma) 1924/1340 tarihinde "Mektepliler Bayramı" adıyla kutlanmıştır. Kutlama daha önce Osmanlı döneminde kararlaştırıldığı gibi yine Mayıs ayının 3. Cuma günü yapılmıştır.
İlk mekteplilerin bayramı: Öte yandan ertesi yıl 1925 yılında ki İdman Bayramının dikkat çeken özelliği ilkokullar tarafından kutlanmasıdır. Hürriyet-i Ebediye Tepesi’nde başlayan kutlama Kağıthane'de devam edecektir. Müteakiben mektepliler en önde izcilerin mızıkası ile izciler, arkalarında kızlar olduğu halde muntazam bir yürüyüş yaparak Kağıthane’ye inmişlerdir. Talebe Kağıthane'de yemeklerini yedikten sonra koşular, müsabakalar, oyunlar yaparak akşama kadar eğlenmişlerdir.
İdman Bayramı, Ankara’da 1926'da 21 Mayıs Cuma günü kutlanmıştır. Gazetelere yansıyan haberde, "İlk Mekteplerin İdman Bayramı” başlıklı yazıda "Çocukların gösterdikleri intizam pek ziyade takdir edilmiştir, çocuklar bayramında İsmet ve Kazım paşalarla Maarif Vekili de hazır bulunmuştur" cümleleri okunmaktadır. Bu dönemde kutlanan idman bayramlarında daha önceki toplu gösterilerden çok, oyunlar oynanmakta ve yarışmalar düzenlenmektedir.
'Mektepler Bayramı', Samsun'daki kutlamalar ve 'Jimnastik Şenlikleri'
Tam bu sıralarda 1926 ve 1927 yıllarında (daha Nutuk okunmadan) 19 Mayıs tarihinin Türkiye açısından önemini vurgulayan yazılar da artmaya başlamıştır. 1925'te Samsun'da tören düzenlenir. 1926 yılında Gazi Paşa'nın Samsun’a ayak bastığı gün olan 19 Mayıs, "Gazi Günü" olarak kutlanır. Aynı günün gecesi Samsun'da "şükran balosu” tertip edilir. Daha önemlisi, ertesi yıl, 19 Mayıs 1927'de Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a ayak bastığı günün anısına hem törenler düzenlenmiş hem de dikilecek heykelin kaidesinin temel atma töreni yapılmıştır.
Ancak ne İdman Bayramı ne de Gazi Günü henüz ülke çapında resmi olarak kutlanan bayramlar değildir. Örneğin 16 Ağustos 1927 tarihli "Lise ve Orta Mektepler Talimatnamesi"nde 23 Nisan günü tatil görünürken, "idman bayramı" veya "mektepler bayramı" gibi bir tatile rastlanmaz. Ancak Nutuk'un okunuşunun ertesi yılı, Mustafa Necati Bey'in Maarif Vekilliği sırasında, yine Selim Sırrı (Tarcan)’ın girişimiyle Mart 1928'de "Jimnastik Şenlikleri" adıyla törenler yapılmaya başlamıştır. Böylece idman bayramlarına yine toplu gösteriler eklenmiştir.
Nihayet İdman Bayramı, 1931 yılı başında "Mektepler Bayramı" adıyla "Lise ve Orta Mektepler Talimatnamesi"ne ve hemen ardından yayımlanan "Muallim Mektepleri Talimatnamesi"ne girmiştir. Talimatnamelerde Mektepler Bayramı'nın Mayıs ayının 5. ve 6. günleri kutlanacağı, havanın uygun olmadığı zaman başka günlerde yapılabileceği belirtilmiştir.
- Sonuç olarak: 1931 yılı itibarıyla, Gençlik ve Spor Bayramı'nın atası İdman Bayramı, "Mektepler Bayramı" adıyla bütün lise ve ortaokullar için bir tatil ve etkinlik günü olarak resmileşmiştir.

1930’lardaki Taksim Stadı'ndaki 19 Mayıs gösterilerindeki kız öğrencilerin kıyafetleri resimdeki gibiydi.
1930'lu yıllar boyunca baharın gelmesiyle birlikte İdman Bayramı veya İdman Şenlikleri hazırlıkları başlamaktadır. Bütün ortaokul ve lise öğrencileri stadyumlarda toplanıyorlar ve komutlar eşliğinde hareketlerine başlıyorlardı. Bu dönemde kızların kıyafetleri ilgi çekiciydi. İlk bakışta mini etek gibi görülse de aslında geniş kesimli ve paçası büzgülü siyah şortlar giyiliyordu. Uzun yıllar 19 Mayıs törenlerinde kızların kıyafetleri böyle kaldı.
Atatürk'ün gençliğe armağanı: Gençlik ve Spor Bayramı
İlk kez 27 Mayıs 1935 tarihinde "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun" adlı düzenleme ile ulusal bayram ve genel tatil günleri derli toplu bir şekilde düzenlenmiştir.
- Bu düzenlemeye göre: Ulusal bayram günü yalnızca Cumhuriyet'in ilan edildiği 29 Ekim günüdür. Genel tatil günleri ise Zafer Bayramı, Ulusal Egemenlik Bayramı (22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan günü), Bahar Bayramı (Mayıs'ın birinci günü), Şeker Bayramı (üç gün), Kurban Bayramı (dört gün) ve yılbaşı günü 31 Aralık öğleden sonra ve 1 Ocak günü olarak tespit edilmiştir. Ulusal bayram ve genel tatil günleri arasında Gençlik ve Spor Bayramı yoktur. Zira bu bayram, bir yasa değişikliği ile 3 sene sonra resmi olarak genel tatil günleri arasına girecektir.
Bu arada daha kanun olarak kabul edilmezden evvel Türk Spor Kurumu "19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı" adıyla 1937 yılından itibaren bir bayram kutlayacak, bu bayramın kutlanmasında CHP öncülük edecektir. İlk maddesi şöyledir:
"Büyük Şef Atatürk'ün milli mücadeleye başlamak üzere Samsun'a ayak bastıkları 19 Mayıs gününü Kurumumuza bağlı sporcular, törenler, spor ve jimnastik gösterileri ile kutlarlar."
- Atatürk'ün son bayramı: Atatürk, 19 Mayıs 1938’de 19 Mayıs Stadyumu’nda son defa Mektepler-İdman Bayramı gösterilerini izler. Törende bir konuşma yapan Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, Ankara Stadyumu'na, ”19 Mayıs Stadyumu" adının verildiğini, bu bayramın her yıl düzenli kutlanacağını, Atatürk’ün güvendiği, yarınları emanet ettiği gençliğe bu bayramın "tahsis edilmesini tensip buyurdular..." demişti. Bu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın Atatürk'ün gençlere armağanı olduğunu ifade eder.
Böylece: 20 Haziran 1938 TBMM’de kabul edilen "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile 19 Mayıs günü "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kabul edilmiştir.
- Maalesef ilk Gençlik ve Spor Bayramı, Atatürk'ün ölümünden sonra, 19 Mayıs 1939’da ülkenin her tarafında kutlanmaya başlandı ve "Dağ Başını Duman Almış Marşı” da Gençlik ve Spor Bayramı'nın simgesi oldu.
1938'de hazırlanan 19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı Kutlama Talimatnamesi’nin birinci maddesinde şöyle yazıyordu:
"Büyük kurtarıcı Ebedi Şef Atatürk'ün Türk vatan ve istiklalini kurtarmak üzere Samsun’da Anadolu toprağına ayak bastıklarının yıldönümü olan 19 Mayıs günü bütün Türkiye için Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edilmiştir. Bu bayram yurdun her tarafında yüksek değer ve ehemmiyetine yaraşır bir şekilde kutlanacaktır."
2. Dünya Savaşı, askeri okulların rekabeti ve çok partili hayata geçiş
1. Dünya Savaşı öncesinde, ancak özellikle iki savaş arası dönemde devletlerin genç nüfusa olan ihtiyacı artmış, gençliğin her an savaşa hazır tutulma arzusu hem toplu eğitimlerin başlamasına hem de şenliklerle ilgi ve becerisinin canlı tutulmasına neden olmuştur. Dolayısıyla 2. Dünya Savaşı'nın ufukta göründüğü bir ortamda, Türkiye’de çeşitli isimlerle anılan bu etkinliğin milli bir bayrama dönüşmesi kaçınılmazdır. 2. Dünya Savaşı ile birlikte gençliğe yönelik toplu idman seferberliği de artmıştır. 1940 yılında çıkarılan Beden Terbiyesi Nizamnamesi’nin ilk iki maddesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir:
- "Madde 1 - Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğünün esas vazifesi; yurddaşın fizik ve moral kabiliyetlerini ulusal ve inkilâpçı amaçlara ve yurd müdafaası icaplarına göre yükseltmek ve oyun, jimnastik, spor faaliyetlerini bu esaslar dâhilinde sevk ve idare etmektir.
- Madde 2 - Her kulüp aynı zamanda içtimai terbiyeyi, cemiyet hayatı ile yurt sevgisini yükseltmeye çalışmayı vazife bilen bir terbiye müessesesidir. Bunlar, Türk gençliğini müşterek bir vatan mefkuresi etrafında toplamak ve kendilerini sıhhatli, kuvvetli ve yurt müdafaasına kabiliyetli mükemmel bir hale getirmekle mükelleftir."
Bakanlar kurulu kararıyla tek tip elbiselerim de içeren bir "Beden Terbiyesi Mükellefiyeti" getirilmiştir. Karar aynen şöyledir:
- "Orta mektep başlangıç yaşı olan 12 - dâhil - yaşından itibaren askerlik mükellefiyeti nihayeti olan 45 - dâhil - yaşına kadar her erkek yurddaş ve 12 - dâhil - yaşından 30 - dâhil - yaşına kadar her kız ve kadın yurddaş Beden Terbiyesi ve spor mükellefiyetine dâhildir."
Bu yıllarda, Türkiye savaşa katılmasa da, gençliğin fikren ve bedenen her an savaşa hazır olmasını sağlamak için 19 Mayıs törenlerine çok özel bir önem verilmiştir.
Ankara’da yapılan törenler adına uygun bir yerde, 19 Mayıs Stadyumu'nda yapılıyordu. İstanbul'daki törenler ise iki ayrı stadyumda yapılmaktaydı. Avrupa yakasında eski adı Mithat Paşa olan İnönü Stadyumu ile Anadolu yakasında Fenerbahçe Stadyumu törenler için kullanılıyordu. Ankara'daki törenlerde Kara Harp Okulu, Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri ve Gazi Eğilim Enstitüsü öğrencileri öne çıkıyor ve gösterileri merakla bekleniyordu.
- İstanbul'daki rekabet: İstanbul'daki gösterilerde ise her sene bir rekabet yaşanıyordu. İki askeri lise her sene birbirleriyle yarışıyorlardı. Bu iki lise Kuleli Askeri Lisesi ile Deniz Lisesi’ydi. Stadyumdaki törenlerde yaşanan bu rekabet İstanbulluların muhteşem gösteriler izlemesine neden oluyordu. Öte yandan kız okulları arasında İstanbul Kız Lisesi'nin adı öne çıkıyor, kız öğrencilerin yaptığı gösteriler hayranlık topluyordu.
19 Mayıslar yalnızca spor gösterilerinin yapıldığı günler olmadı. Bazen 19 Mayıslar önemli siyasal mesajların verildiği günler oldu. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 günü Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle yaptığı konuşmada, Türkiye'de çok partili siyasal hayata geçileceğinin ilk işaretlerini vermiş, bu törendeki konuşmadan cesaret alan Nuri Demirağ, çok partili dönemin fiilen başlamasına neden olacak Milli Kalkınma Partisi'nin kurulması için girişimlerde bulunmuştu.
Kutlanmayan 19 Mayıs bayramı
1960 yılının Nisan ayında yaşanan olaylardan sonra 19 Mayıs Bayramı'nın kutlanması konusunda tedirginlik hâsıl olmuş, 19 Mayıs Bayramı'nın geniş bir tepkiye ve gösteriye dönüşmesinden korkularak, gergin ortamda kutlanması istenmemiş ve ertelenmişti.
Ardından 27 Mayıs darbesi yapıldı. Darbe "gençliğe" dayanmak konusunda özen gösterdiği için, destek ve ilişkiyi pekiştirmek amacıyla darbenin daha birinci ayında, ertelenen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nın 26 Haziran'da kutlanmasına karar verilmiştir.
Harp Okulu'nun protesto ettiği 19 Mayıs
Ordu 1960’laki darbe sonrasında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutlamak için özel bir önem gösterirken, 1962 yılındaki kutlamalara Harp Okulu öğrencilerinin katılmaması şaşkınlık yaratmıştır.
20 Mayıs 1962 günü yayımlanan Hürriyet gazetesi 19 Mayıs törenlerinden söz ederken ”19 Mayıs Bütün Yurtta Heyecanla Kutlandı’’ başlığını atmıştı. Ancak başlığın hemen altında yer alan küçük bir haber dikkat çekiyordu. Küçük puntolarla şu alt başlık yazılmıştı:
"Harb Okulu bu sene yapılan gösterilere iştirak etmedi.’’
Haberin devamında Ankara’daki Kara Harp Okulu'nun 19 Mayıs törenlerine katılmaması ise şöyle açıklanmıştı:
"Harbokulu öğrencileri imtihanları dolayısıyla katılamamışlardır.”
Milliyet gazetesinde de benzer haberler vardı. Cumhuriyet gibi bazı gazeteler bu olaydan söz etmezken, Dünya gazetesinde "Harbokulunun bu yılki törenlere katılmayışı, törenlerin sönük geçmesine sebep oldu” denmiş, ancak haberin devamında hiçbir açıklama yer almamıştı.

20 Mayıs 1962 tarihli Hürriyet gazetesi 19 Mayıs haberinin altında Harp Okulu’nun gösterilere katılmadığını da bildiriyor.
Tercüman gazetesinde yer alan haberde Başbakan İnönü ile Cumhurbaşkanı Gürsel’in törenler de neşesiz olduğu haberi öne çıkarılmıştı. "Stadyumda yapılan gösterilere ilk defa bu sene Harp Okulu öğrencilerinin katılmaması yüzünden merasim çok sönük geçmiştir" cümlesi dikkat çekiciydi. Ancak Harp Okulu öğrencilerinin törene katılmamasının nedeni yine açıklanmamıştı.
- Oysa: Harp Okulu öğrencilerinin sınavları yoktu. Asıl sorun Harp Okulu öğrencilerinin bayramı protesto etmeleriydi. Törene katılan üst düzey askeri ve sivil yöneticiler bunun sebebini biliyorlardı. Olay daha sonra basına da yansıyacaktı.
Gerçekten de Ankara'da yapılan 1962 yılının 19 Mayıs törenleri o güne dek yapılanlardan farklılık gösteriyordu. 27 Mayıs darbesinin üzerinden neredeyse iki yıl geçmişti. Bu süreçte yeni anayasa yapılmış ve halkoyuna sunularak kabul edilmişti. Yassıada'da verilen idam cezaları infaz edilmiş, seçimler yapılmış, koalisyon hükümetleri kurulmuştu. Ancak asker-sivil ilişkileri henüz normalleşmemişti. Üstelik 1962 yılı Şubat ayı sonundan itibaren de asker-sivil ilişkileri yine gerilecekti.
27 Mayıs darbesinden sonra yaşanan iki darbe girişiminin ilki 22 Şubat 1962’de Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir'in komutasında Kara Harp Okulu’nda başlamıştı. Uzun pazarlıklar sonunda Başbakan İnönü, Talat Aydemir'e teslim olması durumunda kendisine ceza verilmeyeceğini, yalnızca emekli edileceği sözünü vermişti. Talat Aydemir girişime son vermesi sonrasında gözaltına alınmış, birkaç gün sonra serbest bırakılarak emekliye sevk edilmişti.
Talat Aydemir'in başarısız darbe girişimi sonrasında emekliye ayrılması Harp Okulu öğrencileri tarafından hoş karşılanmamıştı. Bu süreçte ordu içindeki radikallerle, İnönü başbakanlığındaki hükümet arasında yaşanan gerilim de artmıştı. Yapılan açıklamalarda Harp Okulu öğrencilerinin "aldatıldıkları’’ ifadelerinin kullanılması Harp Okulu öğrencilerini kızdırmış, İnönü'ye yönelik tepkiyi de artırmıştı. İnönü’ye duyulan tepkinin sonucu olarak Harp Okulu öğrencileri Cumhuriyet tarihinde ilk ve son kez 19 Mayıs gösterilerine katılmamışlardı. Hükümeti ve Başbakan İnönü'yü protesto etmişlerdi. Bu olaylardan yaklaşık 10 gün sonra İnönü başbakanlığındaki hükümet istifa edecekti. Dönemin Milli Yol dergisinde "19 Mayıs'ı Kutlamayan Harpokulu” başlıklı yazıda şu cümleler okunur:
"19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri ilk defa olarak, Harpokulu katılmaksızın yapılıyor. İzmir'de de Hava Harpokulu katılmıyor... 28 Nisan'da Harpokulu katılmamıştı... Bu hadise manaca o kadar derindir ki yılın başka bütün hadiseleri bunun yanında gölgede kalır...
Harbiyeli bir tutam ot değildir. Keyfi isteyen onu bir kavrayışta söküp atamaz. Harpokulu hiçbir politikacı için çantada keklik değildir... Gözlerimiz geçit resimlerinde, sahalarda Harpokulunu göremedi. Ama gönüllerimiz onları her zamankinden daha iyi gördü..."

25 Mayıs 1962 tarihli Millî Yol dergisi de Harp Okulu'nun gösterilere katılmamasını kapak yapmış.
Talat Aydemir ikinci darbe girişimine 1963 yılının 19 Mayıs'ı ertesinde, 20 Mayıs'ta kalkışmış, ancak bu kez idam edilmekten kurtulamamıştı. 27 Mayıs darbesi sonrasında Gençlik ve Spor Bayramları 27 Mayıs’ın gölgesinde geçti.
- Yeni bir bayram: 27 Mayıs darbesi yeni bir bayram icat etmişti. Bayramın adı "27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı"ydı. Herhalde dünyada hiç bir darbe bu isimle bayram haline getirilmemiştir! Zira adı "Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olmakla birlikte kutlanmaktan ziyade askerin sistem içindeki önemi hatırlatılmaktaydı. Ancak daha ilk kutlamalardan itibaren, iki bayramın tarihinin yakın olması nedeniyle, 19 Mayıs, 27 Mayıs'ın gölgesinde kalmaya başlayacaktı.
'Milli kıyafet, ne bu rezalet?'
Sportif ve estetik açıdan tekrara düşen herhangi bir yenilik içermeyen kutlamalar ilginin azalmasını da beraberinde getirmişti. 50. yıl kutlamaları parlak geçmekle birlikte, 1975 yılından itibaren MSP ve Erbakan genç kızların törenlere katılmasını sakıncalı bulduğunu açıkça ifade etmeye başlıyordu. Gösteriler sönükleşmekle birilikte stadyumlar renklenmişti. Gerçekten de 1970’lerin modası 19 Mayıs şenliklerine damgasını vurmakta gecikmemişti. Etek boyları kısalmış, stadyumlar rengarenk bir hal almıştı.
Ancak: Özellikle 1. Milliyetçi Cephe’nin kurulması sonrasında muhafazakarlık 19 Mayıslarda stadyumlara da yansımakta gecikmiyor, etek boyları uzuyordu.
1978 yılında da siyasal hayatta liderlerin anlaşmazlığı her mekanda devam ediyordu. Ankara'da 19 Mayıs Stadyumu'nda yapılan törenlere Başbakan Bülent Ecevit dışında yalnızca Ferruh Bozbeyli katılmış, başka da hiçbir siyasal parti başkanı katılmamıştı.
Tam o sırada 19 Mayıs törenlerinden çok önce 19 Mayıs tartışılmaya başlanmıştı. Yaşanan tartışmanın başında kız öğrencilerin kıyafetleri geliyordu. Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Erbakan, 19 Mayıs törenlerinden bir gün önce yaptığı açıklamada, kız öğrencilerin giyeceği kıyafetlerin "milli ahlakı rencide ettiğini" söylüyordu. Kız öğrencilerin milli ahlakı rencide edici kıyafetlerini protesto etmek için 19 Mayıs Bayramı'na katılmayacağını açıklamıştı. Ancak Erbakan, 19 Mayıs sabahı protestosunu genişleterek, yalnızca stadyumda yapılan törenleri değil, Anıtkabir'deki törenleri de protesto edecek, hiçbir törene katılmayacaktı.
Şiddet ve 19 Mayıslar
Artık gerilim stadyuma da yansımış, törenlerde çeşitli siyasal gurupların sloganları duyulmaya başlanmıştı. 1970’li yılların ikinci yarısı şiddetin adeta olağanlaşmaya, sıradanlaşmaya başladığı bir dönemdi. Sokakta gençler arasındaki kavga ölümlerle sonuçlanırken, siyasetin tepesindeki isimler de birbirleriyle küstüler. Eskiden gençler arasındaki ölümlü kavgalar sekiz sütuna manşet verilirken, şimdi ön sayfanın bir köşesinde küçük bir habere dönüşmeye başlıyordu.
Şiddet her yıl daha da artıyordu. 1979 yılı Türkiye’nin daha önce tanık olmadığı Kahramanmaraş gibi şiddet olaylarına sahne olmuştu. Bayramı yapılan gençlik, şiddetin bir parçası haline getirilmişti. Türkiye’de yaşanan siyasal çatışma 19 Mayıs törenlerinin yapıldığı stadyumlara da yansımıştı. Örneğin Giresun'da öğrenciler Vali Kadir Aydoğan'ı protesto için törenlere katılmamışlar, katılanlar ise vali aleyhine slogan atarak stadyumu terk etmişlerdi. İzmir’de 19 Mayıs'ı eleştiren ve izinsiz bildiri dağıtan 12 kişi gözaltına alınmıştı.

20 Mayıs 1979 tarihli Hürriyet gazetesinde tribündeki askerlerin ilk kez yaptığı gösteriler ilgi çeker.
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 19 Mayıs nedeniyle yaptığı açıklamada bir yandan "Gençliği kırdırmak ve kandırmak isteyenler hüsrana uğrayacak” derken, öte yandan gençlere sesleniyor, "Gençler, eleştirin ama işi silaha dökmeyin" uyarısında bulunuyordu.
Devletin tepesindeki kavga ve küslük ise devam ediyordu. 1979'da Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan törenlere katılmıyordu.
Tribünlerdeki sürpriz, 'komünizm' ve darbe
Başbakan Bülent Ecevit, 19 Mayıs törenlerinden çok önce bir genelge yayınlayarak 1979 yılı 19 Mayıs törenlerinin coşkuyla kutlanması için hazırlıklar yapılmasını istemişti. 19 Mayıs törenlerinde bazı sürprizler olacağı söylentisi de bu sıralarda yayıldı.
Gerçekten de 1979 yılındaki 19 Mayıs törenlerini diğerlerinden ayıran bir özellik vardı. Farklılık stadyumun içinde değil, tribünlerdeydi. Tribünlerde oturan 2.400 asker ellerine verilen renkli plakalarla çeşitli yazılar yazıyor ve resimler oluşturuyorlardı. Bu amaçla Bulgaristan'a gönderilen bir grup öğretmen ve uzman bu tekniği yerinde incelemiş ve 1979 yılındaki 19 Mayıs törenlerinde uygulamıştı. Uzun süren bir hazırlık döneminin ardından gerçekleştirilen gösterileri TRT de naklen yayınlamıştı.
Görenlerin büyük beğeni ile izlediği gösteriler, muhalifler tarafından eleştirilmekte gecikmemiş, Bulgaristan'dan örnek alınması nedeniyle, "komünist" taklidi ve oyunu olarak nitelenmişti. Ertesi yıl, 1980 yılında "milliyetçi" ve "antikomünist" Demirel başbakanlığındaki Türkiye'nin ilk azınlık hükümeti sırasında "komünist icadı” tribün gösterileri yapılmamıştı. Tribün gösterileri 1981 sonrasında askeri darbeyle yeniden başlayacaktı.
12 Eylül darbesi birçok şeyi olduğu gibi, bayramları da değiştirdi. Gençlik ve Spor Bayramı'nın adı da 17 Mart 1981 tarih ve 2429 sayılı kanunla "19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" oldu. Bu değişikliğin nedeni, Atatürk’ün bir söyleşi sırasında, "Ben 19 Mayıs'ta doğdum" demiş olmasıydı.
Türkiye'de 1983 yılından itibaren her yıl "19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” gününü içine alan hafta, "Gençlik Haftası" olarak kutlanmaya başlıyordu. Söz konusu hafta 1998 yılından itibaren uluslararası düzeyde kutlanmaya başlanmıştı.
Bu yazı Toplumsal Tarih'in izniyle derginin Temmuz 2011 sayısından alınmıştır. Vurgular ve alt başlıklar Aposto'ya aittir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Spektrum'un 19 Mayıs özel sayısında bugün, ilk kez 1916 yılında "İdman Bayramı" adıyla kutlanan Gençlik ve Spor Bayramı'nın tarihine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
19 May 2024

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Toplumsal Tarih arşivinden.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




