İfade özgürlüğü hiç mi kısıtlanmamalı?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Dünyaca ünlü 1984 romanında otokrasilerin nasıl bir distopyaya dönüşebileceğini en güzel şekilde anlatan George Orwell, hürriyet kavramını “insanlara duymak istemedikleri şeyi söyleme hakkı” olarak tanımlıyor.
Orwell’in tanımından yola çıkarak ifade özgürlüğünü de bireylerin ya da toplulukların fikirlerini korku hissetmeden sansürsüz şekilde söyleme hakkı olarak tanımlayabiliriz. Temel insan hakkı olmasının ötesinde, demokrasinin ve hukuk devletinin ön koşulu olduğunu da iddia edebiliriz.
Dünya genelinde nefret suçlarının ve otoriterleşen hükümetlerin sayılarındaki artış, ifade özgürlüğünün sınırlarını da teorik bir tartışma konusu haline getiriyor. Tartışma genelde ırkçı, ayrımcı, kökten dinci, cinsiyetçi ya da şiddet yanlısı radikal sözlerin ifade özgürlüğü kapsamına girmediğini savunan “politik doğrucular” ile aşırı görülen fikirlerin de serbestçe tartışılmasından yana olan “liberteryenler” arasında geçiyor. Bu iki grubun aksine, spektrumun aşırı uçlarındakiler genelde fikirlerini yüksek sesle söylerken diğer düşüncelerin susturulmasını istiyor.

The Holland Sentinel
Sınırsız ifade özgürlüğünden yana olanlar, neyin söylenebileceğine veya söylenemeyeceğine karar verecek mercilerin genelde hükümetler olacağını, hükümetlerin bazı fikirleri susturma hakkına eriştiği noktada insanların haber alma hakkının bile ihlaline giden bir yolun açıldığını öne sürüyor.
Mesela ABD’de Joe Biden yönetiminin “ifade özgürlüğünü korumak için dezenformasyonla mücadele” amacıyla İç Güvenlik Bakanlığı bünyesinde kurduğu Dezenformasyon Yönetim Kurulu, ülke kamuoyunda 1984 romanına atıfla “Hakikat Bakanlığı” adıyla anılmaya başlandı bile.
Sınırsız ifade özgürlüğünden yana olanlar, radikal fikirlerin de rahatça dillendirilmesinin onların mağdur olarak görülmesini engelleyeceğini ve karşılarındaki makul düşüncelerin gücünü kanıtlayacağını belirtiyor. Köleliğin kaldırılmasının ya da dünyanın yuvarlak olmasının kabulünün dahi birilerinin ifade özgürlüğünün kısıtlanmasını kabul etmeyerek dönemine göre radikal bulunan düşünceleri haykırması sayesinde elde edilmiş kazanımlar olduğunu hatırlatıyor.
Yazdığı "Şeytan Ayetleri" kitabı nedeniyle İran İslam devrimi lideri Ayetullah Humeyni'nin 1989 yılında hakkında ölüm fetvası verdiği yazar Salman Rüşdi de 2015’teki Charlie Hebdo saldırılarının ardından yaptığı konuşmada, “ifade özgürlüğüne inanıyorum ama çok da ileri gitmemeliyiz” düşüncesinin kabul edilemez olduğunu, ifadenin en ufak bir kısıtlamaya uğradığı an ifade hürriyetinden bahsedilemeyeceğini savunuyor.
İfade özgürlüğünün belli durumlarda kısıtlanması gerektiğini savunan “politik doğrucuların” faşizmin yayılmasından, demokratik kazanımların yok olmasından samimi şekilde endişe ettiği muhakkak.
Mesela Birleşik Krallık’ta Avrupa Birliği’nden ayrılmayı savunanların propaganda yapmalarının “faşistler dışarı” sloganlarıyla engellendiği görüntüler hatırlıyorum. Bugün ise bu çabanın Brexit’in gerçekleşmesini engelleyemediği, aksine Brexit lehine tepki oyları yarattığı ortada. Ayrıca, Brexit yanlısı olmak için faşist olmak gerekmezken, Naziler gibi faşist yönetimlerin ilk uyguladıkları politikanın başkalarının söz söylemesini engellemek olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Öte yandan dünyada insan hak ve hürriyetlerini, devletlerin demokratik ve laik yapılarını garanti altına alan anayasal düzenlerin giderek kırılganlaştığı, ırkçılığın yaygınlaştığı ortada. Dünyanın farklı bölgelerinde insanların inandıkları farklı kutsalların saldırı altında olduğunu düşündüğü de görülüyor.
Belki de sınırsız ifade özgürlüğünü savunanların anayasal demokratik düzenlerin radikal ideolojilerin ana-akımlaşması sebebiyle yaşadığı varoluşsal tehlikeyi ve insanların inançlarına yönelik hassasiyetlerini; politik doğrucuların da ifade özgürlüğünün kısıtlanmasını olumlayan düşüncelerinin yol açtığı ve açabileceği sansür ortamını yeniden değerlendirmeleri gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İfade özgürlüğünün sınırlarına dair tartışmalar, Türkiye'deki ifade ve basın özgürlüğünü değerlendiren raporlar, "Pandemi Gölgesinde İfade Özgürlüğü" panelinden notlar
02 Haz 2022

YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Bir partinin logosu, tek başına o partinin geleceğini belirlemez. Seçmen desteğini asıl şekillendiren; partinin programı, liderliği, örgütlenme biçimi ve toplumla kurduğu ilişkidir. Yine de logo, milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir siyasi yapının kamuoyuna sunduğu ilk işaretlerden biridir. Peki Yeni Parti’nin logosu nasıl bir mesaj veriyor? Tasarımın güçlü yanları neler, hangi yönleri henüz tamamlanmamış görünüyor ve daha tutarlı bir görsel kimliğe dönüşmesi için neler yapılabilir?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.




