İngiliz Seyyah Bar Albert Richard Smith’in Doğu Seyahati ve Seyahat Etmenin Kısa Tarihi

Albert Richard Smith’i sadece döneminin tipik bir İngiliz seyyahı olarak göremeyiz. Bir sırt çantası ile gezen ve İngiliz mecmualarında, çok satan, yalanı bol romantik seyahatnameler yazmayı reddeden Smith, aslında dünyaya bir asır erken gelmiş bir hippiydi.
İngiliz Seyyah Bar Albert Richard Smith’in Doğu Seyahati ve Seyahat Etmenin Kısa Tarihi

Yazı: Oktay Özman, Ebru Kurt Özman

Hayal edin! 1849 yılında, sadece bir sırt çantasıyla Londra’dan İstanbul’a seyahat eden macera ruhlu Albert Richard Smith (1816-1860)’in yerine koyun kendinizi. Üstelik bugün artık hepimizin aşina olduğu olağanüstü salgın şartları o zaman da geçerli. Yaklaşık otuz sene önce Hindistan’da ortaya çıkan ve son yirmi senedir bütün 19. yy dünyasına yayılan veba pandemisi ne deniyle seyahat kısıtlamaları, karantina uygulamaları vardır. Gene de, yaşadığımız modern devrin birçok yönden temellerinin atıldığı 19. yüzyılın seyahat imkânları eskisinden daha elverişlidir. Ayrıca sanayi devrimiyle büyüyen Britanya İmparatorluğu’nun küresel faaliyetleri ile uluslararası trafik yoğunlaşmıştır. Bu dönemde seyyahların sayısı da bir hayli artmış ve özellikle İngilizler Doğu’ya birçok yolculuk yapmıştır. İşte Bay Smith de o seyyahlardan biridir.

Albert Richard Smith: Yazar, Seyyah, Şovmen, Dağcı

Albert Richard Smith’i sadece döneminin tipik bir İngiliz seyyahı olarak göremeyiz. Bir sırt çantası ile gezen ve İngiliz mecmualarında, çok satan, yalanı bol romantik seyahatnameler yazmayı reddeden Smith, aslında dünyaya bir asır erken gelmiş bir hippiydi. Her ne kadar gezi yazıları ile bilinse de Bay Smith seyahatlerini yazmaya başlamadan önce de bir yazardı. Komedi türündeki eserleri kendi döneminde oldukça popülerdi.(1) Daha sonra doğuya seyahatini de yazacak hatta başından geçen maceraları bizzat kendinin sahnelediği bir gösteriye dönüştürecekti. Yetenekli Bay Smith, doğu seyahatinden döndükten sonra Alpler’in en yüksek zirvesi olan Mont Blanc’a tırmanarak marifetlerine bir yenisini ekleyecek, hatta bu tırmanışı da bir gösteriye uyarlayarak dönemin en popüler gösteri merkezi olan Egyptian Hall’da yüzlerce kez sahneleyecekti.(2) Altı yıl süren bu gösteriler, Viktorya Devri’nde İngiltere’de dağcılığın popüler olmasında büyük bir rol oynamıştı.(3) Hatta Bay Smith diğer kurucu üyelerle birlikte ilk alpin kulübün kuruluşunda da ön ayak olmuştu.(4) Bu nevi şahsına münhasır adam, sırt çantasına cep mendili, ipek kravat, yün çorap, tarak, fırça, iğne, iplik, düğme, not defteri ve neden bilmiyoruz Seidlitz pudrası ve biraz afyon tentürü almış, yola çıkmıştır.

Londra’dan İstanbul’a

Önce Southampton’dan bir İngiliz gemisi ile Marsilya’ya gidiyor Smith. Sıklıkla seyyahların kullandığı bu gemilerde birinci sınıf kompartıman için bilet ücreti 41 pound. O dönemlerde Southampton, “The Gateway to the Empire” olarak anılan büyük bir liman kenti, geniş rıhtımları ile, üzerinde güneş batmayan imparatorluğun giriş kapısı. Yaklaşık 60 yıl sonra imparatorluğun sonunu da sembolize eden Titanik’in hazin hikâyesi gene bu limanda başlayacaktır.

Smith, Doğu sehayati notlarından uyarladığı gösterisini sahnelerken. Yazar ilk olarak gezi notlarını A Month at Constantinople adıyla yayımlamış daha sonra da bu notlardan yola çıkarak Willis’s Rooms’da “The Overland Mail” adıyla bir gösteri sahneye koymuştu. İllüstrasyon, tarihteki ilk resimli haftalık haber dergisi olarak bilinen “The Illustrated London News”da basılmıştır. Matthew Bernstein ve Gaylyn Studlar, Visions of the East: Orientalism in Film. New Brunswick,  N.J: Rutgers University Press, 1997, s. 76


İlk durak Marsilya. Burası Roma dönemlerinden beri önemli bir liman olagelmiş. Geçmişte Haçlı Seferleri’nin de rotasındaydı ve her dönem işlek bir seyahat durağıydı. Sömürge çağında ise bu kadim liman kenti, Fransız sömürgelerine açılan kapı vazifesinde. İngiltere için Southampton neyse Fransa için Marsilya o. Fransız Paquebot Poste de la Méditerranée vapurlarında hizmet mükemmel. En önemlisi vapur söz verilen zamanda Malta’ya varıyor. Bu vapur her ayın 1, 11 ve 21’inde kalkıyor. Böylece Bay Smith, Malta’dan ayın 5, 15 ve 25’inde kalkan Konstan tinopolis (İstanbul) gemilerinden birine yetişiyor. Birinci sınıf kompartımanın ücreti 465 Frank, yiyecek masrafları hariç. Yemek için 6 Frank daha ödemek gerekiyor. Güvertede akşam yemeğinde patates ezmesi, sığır eti, soslu dil, tavuk ciğeri, kavurma, salata, tatlı ve şarap var. Malta’dan kalkan son gemi ile Atina ve İzmir’e uğrayarak nihayet İstanbul’a varıyor seyyah.

Smith’in İzmir tasviri. Dağın zirvesinde Kadifekale görülmektedir. Albert Smith, A Month at Constantinople.  Boston, Bradbury & Guild, 1852, s. 32

Smith’in kitaptaki tek İstanbul tasvirinin konusu sokak köpekleridir. Albert Smith, A Month at Constantinople.  Boston, Bradbury & Guild, 1852, s. 66


Gezi notlarını kendi çizimleri ile süsleyen yazar “köyden hallice” diye nitelediği antik Atina’dan pek etkilenmiyor. Fakat onu cıvıl cıvıl oryantal bir pazar olarak karşılayan İzmir’den keyifle bahsediyor. Bay Smith, Çanakkale Boğazı’ndan geçerken Hero ve Leander’in efsanesine değiniyor.(5) Acıklı bir aşk hikâyesi olan mit, Doğu’ya seyahat eden birçok ressamın ilgisini çekmiş olmalı ki o dönemde -19. yüzyılda- birçok yorumu var. Bir Yunan hayranı olan romantik şair Lord Byron, yazardan yaklaşık 30 sene önce efsaneden etkilenerek Çanakkale Boğazı’nı yüzerek geçmişti.(6) Smith, iflah olmaz Byron’un aksine antik Yunan’a pek ilgili değildir. Byron’un yüzme hikâyesi için “önem atfedilecek bir şey değil” diye yazıyor. Bütün bu detayları seyyahın kendi yolculuk notlarından oluşan ve dönemi için bulunmaz bir kaynak niteliği taşıyan İstanbul’da Bir Ay kitabından öğreniyoruz.(7) Seyyah notlarından oluşan bu tür kitaplarda merakla beklediğimiz kısım şehirle ilgili ilk intibahtır. Okuduğumuz seyahatnamelerin içinde, mübalağa etmekte henüz Edmondo de Amicis’i geçen olmadı.(8) Daha baştan yalınlıktan yana olduğunu belirten Smith’ten süslü laflar beklemiyorduk zaten;

“İtiraf etmeliyim ki İstanbul’un şehre yanaştığımız yerden ilk görünümü beni hayal kırıklığına uğrattı. Siluetinin güzelliği ile ilgili olağanüstü hikâyeler duyduğum ve okuduğum için beklentilerim mantıksız seviyelere yükselmişti…”(9)

Thomas Allom’un Haliç gravürü. 1838 yılında çizilen bu eser Smith’in Haliç’e yanaşan geminin güvertesinden gördüğü manzaraya  çok yakın bir görüntüdür. Thomas Allom ve Robert Walsh, Constantinople and the Scenery of the Seven Churches of Asia Minor.  London, Fisher, Son & Company, 1839


Şehre deniz yoluyla giren Smith, gemi Sarayburnu’nu döndükten sonra Haliç’te gördüğü manzaradan ise çok etkilenir. Yazarın betimlediği manzara, o yıllarda Thomas Allom tarafından çizilene çok yakın.(10) Muhtemelen Allom da şehre Haliç’ten girmiş ve ilk defa şehri aynı yerden görmüştü. Ama bu pitoreskin tesiri de uzun sürmez. Kıyıya ilk adımı atar atmaz her şey gözüne batmaya başlar seyyahın. Bay Smith notlarındaki ifadelerle; “Bozuk kaldırımlarında, geceleri bir sokak köpeğinin kuyruğuna basmadan yürümenin imkânsız olduğu karanlık sokaklarında, şehri dolambaçlı koca bir labirente çeviren dar ve kalabalık caddelerinde” bir ay geçirir İstanbul’un.(11) Şehirdeki günleri yolculuğun devamında başına gelecek türlü talihsizliklerin habercisi gibidir.

İstanbul’dan Mısır’a 19. yüzyıl İstanbul’unun gündelik meşakkatlerine alışan genç adam tekrar sırt çantasını yüklenip yola çıkmaya karar verdiğinde asıl çetrefilli olanın buradan ayrılmak olduğunu fark eder. Şehirde beş vakit ezandan başka saati işaret eden bir şey yoktur. Üstelik ezan saatleri her gün birkaç dakika değişmektedir. Caddelerin isimlerinin olmadığı Galata’da gemilerin kalkışı ile ilgili bilgi edinmek de zordur. Zaten söz verdiği vakitte kalkacağını garanti eden gemi de bulamayan seyyah bütün bu zorluklar içinde arayışlarına devam ederken veba nedeniyle süren karantina, işleri iyice karıştırır.

Batılı biri için Doğu’nun İstanbul’una uyum sağlamak zaten yeterince zorken salgın her şeye tuz biber olmuştur. İşte maceranın giderek günümüzü andırdığı kısım burada başlıyor. Şimdi işlerin nasıl sarpa sarmaya başladığına daha yakından bakalım:

Bay Smith o gün kaldığı oteldeki rahatsız yatağından erkenden kalkıp Galata’ya inmişti. Seyahat planını çok iyi yapması gerekiyordu. Mesela Beyrut’a uğrayan bir gemiye binerse İskenderiye’de on gün karantinada kalması gerekecekti. Karantinası sona eren Nil adlı gemi halen Haliç’teydi ama kalkış günü henüz belli değildi. Üstelik yaklaşan seferin birinci ve ikinci sınıf kamaralarının tamamı hükümet tarafından satın alınmıştı. Üçüncü sınıfta güverte yolculuğu bir “backpacker” olan Bay Smith için bile çekilmezdi. Avusturyalı Lloyd Kumpanyası’nın İzmir’e giden gemisinin zamanı Trieste’den kalkıp İzmir üzerinden İskenderiye’ye devam edecek bir başka gemininki ile uyuşuyordu. Uzun arayışlar sonunda Bay Smith, kaptanın da vaktinde kalkış garantisi ile bu gemide yer ayırttı. Ama verilen bütün garantilere rağmen affedilmeyecek bir şey oldu ve İzmir’de kumpanya gemiyi değiştirdi. Bu kötü haber, seyyahın İzmir’e ilk uğrayışından aklında kalan tatlı anıları alıp götürmüştü. Gemiye yanaşan kayıkta bir sağlık memuru vardı ve güvertede sarı flama dalgalanıyordu. Bu sarı bayrak asırlardır aynı şeyi anlatıyordu ve Bay Smith bunu bilecek kadar seyahat etmişti. Karantina.

Lazarettolar, Benedetto Bordone tarafından 1528 yılında yapılan Isolario (Adalar) adlı eserdeki bir çizimde gösterilmiştir. Benedetto Bordone (1460-1531) Venedikli haritacıdır. Kendi döneminde bilinen dünyanın bütün adalarını çizdiği eseri Isolario ile bilinir
The Venetian Lazzaretti Projesi Resmi İnternet Sitesi; https://lazzarettiveneziani.it/ [23.07.2021 tarihinde erişildi]


Trieste’den gelen gemi arızalanmış ve İstanbul’da limana çekilmişti. Yeni gemi ise Beyrut’tan geliyordu. Bu İskenderiye’ye varıldığında karantina olacağı anlamına geliyordu. Oysa Galata’daki ofiste karantina olmayacağı garantisi verilmişti. Gerçi kaptan yolculuğun süresi nedeniyle daha fazla beklemeye gerek kalmayacağını söylüyordu. Gemi İskenderiye’ye vardığında bütün yolcular gibi Bay Smith de karantina endişesi yaşıyordu. Korkulan da oldu. Avrupai kıyafetler giymiş asık suratlı bir adam, geminin pratikası olmadığı için Beyrut karantinasına alınacağını bildirdi.(12) Sarı flama gene güverteye asıldı. Neyse ki karantina asırlar önce ilk defa uygulanmaya başladığı gibi kırk gün sürmeyecekti. Yolcular karaya ancak ertesi sabah çıkabildi. Eski ve kirli bir mavna onları almaya gelmişti. Sonra karantina merkezine iki saat süren eziyetli bir yolculuk… Bay Smith, herkesin tuvaletini avludaki umumi taş odaya yaptığı, pireler ve sivrisineklerle dolu bu hapishaneden bozma karantina merkezinde dört gece geçirdi. Ertesi sabah, bir Türk’ün Mekke’deki Hac törenine yetişmesi için karantina delindi. Müslümanlarla beraber ecnebiler de özgürdü. Ama karantina yüzünden Kahire’ye giden gemi kaçmıştı ve Bay Smith farelerle dolu bir başka gemide Nil Nehri üzerinde taşkın zamanı her tarafı saran kurbağaların vıraklamaları eşliğinde altı gün süren bir yolculuk daha yaptı. Bay Smith’in, İskenderiye’deki rahat otel yatağına uzanmadan eşek üstünde son bir yolculuk daha yapması gerekmişti. Her şeye rağmen Bay Smith seyyahtı ve başına gelen talihsizliklere alışkındı. Hemen yanından geçtiği Kleopatra Dikilitaş’ı onu heybetli ve gizemli Mısır için çoktan havaya sokmuştu bile.

Seyahat Etmenin Kısa Tarihi

Boş zamanı olduğu için ve sadece canı istediği için ilk defa seyahate çıkan kimdi bilmiyoruz. Bay Smith’inki gibi yolculuklar ise 17. yüzyıldan beri yapılageliyordu. İlk defa İngiliz veliaht prenslerinin görgüsünü artırmak için tasarlanan grand turlar zamanla bir rota oluşmasına önayak olmuştu. Bu rota Londra’dan başlar, Paris üzerinden bütün Fransa’yı güneydoğuya doğru kat ettikten sonra İsviçre’den İtalya yarımadasına varırdı. Grand turlar oldukça detaylı bir şekilde planlanmış ve üç dört seneyi bulan gezilerdi.(13)

Karadan defalarca arşınlanan bu rota Sanayi Devrimi’nde buharlı gemilerin icadıyla çok farklı bir hale büründü. Büyük gemilerle daha kısa sürelerde çok daha uzak diyarlara gitmek mümkündü. Böylece menzil İtalya’dan ötelere Akdeniz kıyılarına ve daha doğuya çekildi. Kara yolunun en popüler durakları olan Paris, Roma, Venedik gibi şehirlerin yerini zamanla Southampton ve Marsilya gibi liman kentleri aldı. Doğu’ya giden gemiler artık bu limanlardan kalkıyordu.

Grand turlardan uzun gemi yolculuklarına evrilen seyahatler, 19. yy sonlarında tren yolu ağının Avrupa çapında genişlemesiyle beraber, bir kez daha değişime uğrayacaktı. Paris’ten kalkan bir tren ilk defa 1883 yılında İstanbul’a geldi. Compagnie Internationale des Wagons-Lits ya da dilimizde bilinen adıyla Vagon-Li Şirketi’nin Şark Ekspresi adını ver diği seferlerin ilkiydi bu. Avrupa’yı kuzeybatıdan güneydoğuya kat eden bu uzun tren seferi bir anlamda grand turların devamı niteliğindeydi. Şirket bir zaman sonra Pera Palas’ı satın aldı ve Şark Ekspresi ile İstanbul’a gelenler bu otelde kalmaya başladı. Bay Smith bu değişime yetişememişti. Gerçi yetişseydi bile, Avrupa’dan bir grup seçkinle beraber günlerce seyahat etmeyi kendisini tanıdığımız kadarıyla muhtemelen tercih etmezdi.

Lazzaretto Vecchio’nun detaylı bir çizimi (Fazzini ve Barletta)
The Venetian Lazzaretti Projesi Resmi İnternet Sitesi; https:// lazzarettiveneziani.it/en/lazzaretti/history-lazzaretto-vecchio [23.07.2021 tarihinde erişildi]

Seyahatten Çok Daha Kadim Bir Kavram Olarak Karantina

Bay Smith’in mecbur kaldığı karantina uygulamaları Doğu’ya giden ilk seyyahlardan asırlar önce bile mevcuttu. Gemilerle sürdürülen ticaretin doğudan batıya uzanan yolları İtalya limanlarından Avrupa’ya yayılıyordu. Akdeniz’deki Venedik ve Ceneviz gibi İtalyan şehir devletlerine ait koloniler gemileriyle Doğu’nun kıymetli mallarını kıtaya taşıyordu. Bu gemiler vebayı da taşımıştı. Veba farelerin üzerindeki pirelerden bulaşıyordu. Bugün salgınla beraber hepimizin aşina olduğu karantina, izolasyon gibi kelimeler ilk defa önlemlerin buralarda uygulanmasından ötürü İtalyanca’dan gelir. Karantina, kırk anlamına gelen quaranta kelimesinden türemiştir.(14) Ticaret gemileri Cenova ve Venedik’e vardıklarında şehrin açıklarında kırk gün bekletiliyordu ve güvertelerine sarı flama asılıyordu.(15) Aslında önceleri süre otuz gündü ve trentina diye anılıyordu. Gene izolasyon kelimesi de İtalyanca ada anlamına gelen “isola”dan türemiştir. Tarihteki ilk karantina uygulaması için kullanılan ada Venedik lagünündeki birçok küçük kara parçasından biridir. Bu ada, Lazzaretto Vecchio, daha sonra bir salgın hastanesine dönüştürülür. Aynı hastanelerden Cenova ve Bay Smith’in yolunun geçtiği Marsilya’da da açılır. Söz konusu adaya atfen lazaretto adı verilen bu hastaneler aslında bir hapishaneden farksızdır.(16) Venedik’teki bu uğursuz adacık-hastane hala, salgının 16. yüzyıldaki en kötü dönemlerinde gömülen vebalıların kemikleri ile doludur.

Veba asırlardır Doğu’dan gelen bir illetti. Akdeniz dünyası hastalığın bulaş kaynağı olarak görülüyordu ve önce Venedik ve Marsilya’da, daha sonra kara ve denizde birçok sınır bölgesinde kurulan lazarettolar eskinin aşılmaz kalelerinin yerini alan bir savunma duvarına dönüşmüştü. Zaten bu hastane-hapishanelerin çoğu da limanlara yakın eski kalelerden bozma yerlerdi. Sanayi Devrimi ile denizlerde artan İngiliz tahakkümü eski İtalyan şehir devletlerini gölgede bırakmış, karantina uygulamaları da üzerinde güneş batmayan imparatorluğun ölçeğinde yeni bir sistematiğe bürünmüştü. İngiltere’ye yapılan üzerine güneş batmayan imparatorluk yakıştırması ilginç bir şekilde Osmanlı’ya yapılan “hasta adam” yakıştırması ile aynı döneme denk gelir. Aslında bir siyasiekonomik yakıştırma olan bu ifadenin mecazi anlamının altında gerçek bir mana da yatar. Veba son kez 19. yüzyılda Avrupa’ya ulaşmadan önce iki kere daha gelmişti. İlki Bizans’a altın çağını yaşatan imparator ile anılan Justinyen Vebası (MS 541-750), ikincisi ve kıtayı daha şiddetli vuranı ise meşhur Kara Ölüm’dü. Bu iki dalga da Doğu’dan kaynaklanmış ve Osmanlı üzerinden Batı’ya geçmişti. Kara Ölüm Avrupa’nın nüfusunu ciddi bir kıyıma uğratırken Osmanlı’daki etkisi bu kadar yıkıcı olmamıştı. Osmanlı’nın en parlak dönemlerinde sanitasyon ile ilişkilendirilen bu durum son salgında değişecekti. Osmanlı hinterlandı salgının en tehlikeli kaynaklarından birine dönüşmüştü. Osmanlı’nın siyasi ve ekonomik olarak düşüş yaşadığı bu dönem aynı zamanda sağlıkla ilişkilendirilen imajının da zayıfladığını gösteriyor. İşte böylece, Osmanlı için ilk defa Rus Çarı Nikola tarafından kullanılan “hasta adam” yakıştırması, denizden İngilizlerin, karadan Osmanlı ile en büyük sınırı paylaşan Avusturya’nın katı karantina uygulamaları ile daha da kuvvetlenen gerçek bir anlam kazanmıştır.(17)

Lazzaretto Nuovo’nun detaylı bir çizimi (Fazzini ve Barletta)
The Venetian Lazzaretti Projesi Resmi İnternet Sitesi; https:// lazzarettiveneziani.it/en/lazzaretti/history-lazzaretto-nuovo[23.07.2021 tarihinde erişildi]

Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Seyahat Etmenin Kısa Tarihi

İngiliz seyyah Albert Richard Smith, Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce: Kasım 1921

28 Nis 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR