İsrail-Hizbullah mücadelesinin savaş alanı: Lübnan'ı anlama rehberi

Lübnan merkezli Hizbullah örgütü ile İsrail arasındaki ölümcül ve amansız kavga, giderek uluslararası bir mesele hâline gelirken çatışmaların merkezindeki Lübnan'ı tanımak ve anlamak da önem kazanıyor. Lübnan’daki dinî ve etnik zümrelerin tarihî, siyasi, ideolojik ve sosyolojik arka planı; Şii Hizbullah ile onun baş rakibi ve hasmı sayılan Hıristiyan inançlı siyasi oluşumların geçmişi...
İsrail-Hizbullah mücadelesinin savaş alanı: Lübnan'ı anlama rehberi

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Lübnan merkezli Hizbullah örgütü ile İsrail arasındaki ölümcül ve amansız kavga, giderek uluslararası bir mesele hâline gelirken çatışmaların merkezindeki Lübnan'ı tanımak ve anlamak da önem kazanıyor. Bunun için Lübnan’daki dinî ve etnik zümrelerin tarihî, siyasi, ideolojik ve sosyolojik arka planına; Şii Hizbullah ile onun baş rakibi ve hasmı sayılan Hıristiyan inançlı siyasi oluşumların geçmişine eğilmek gerekiyor.

Günümüzde İsrail-Hizbullah mücadelesinin savaş alanı hâline gelen Lübnan, 10 bin 452 kilometrelik yüzölçümünde yaklaşık 6 milyonluk bir nüfusa ev sahipliği yapıyor. Bu nüfus, 18 dinî mezhebe mensup topluluklardan oluşuyor. 

  • CIA World Factbook'un 2020 tarihli tahminlerine göre, Lübnan'ın %67,8'i Müslüman (Sünni, Şii ve daha küçük oranda İsmaili ve Nusayri), %32,4'ü Hıristiyan (Maruni Katolikler en büyük Hıristiyan grubu), %4,5'i Dürzi ve çok az sayıda Yahudi, Bahai, Budist ve Hindu da bulunur.

Bu çeşitliliğin arkasında zengin bir tarihî arka plan yatar. MÖ 64’te Roma İmparatorluğu'nun bölgeyi fethetmesinin ardından ülke, imparatorluk içinde Hıristiyanlığın merkezlerinden biri konumuna geldi. Lübnan Dağı, Maruni Kilisesi’nin doğuşuna sahne oldu. Maruniler, İslam imparatorluğunun Dört Halife döneminde bölgenin Müslümanlarca fethedilmesi sonrasında da din ve kültürlerini korumaya devam ettiler.

  • Lübnan Dağı’nda Dürzilerin yeni bir dinî grup olarak ortaya çıkması ise yüzlerce yıl sürecek bir dinî ayrılığa yol açtı. Haçlı Seferleri'nde Maruniler, Katolik Kilisesi ile yeniden bağlantı kurdular.

Akademisyen Abdullah Orak, doktora tezinde Lübnan’daki dinî farklılıkların bugüne kadar nasıl uzandığını şöyle anlatıyor:

"Kadim Ortadoğu coğrafyasında yer alan Lübnan tarihin birçok döneminde çeşitli dinî topluluklara bir sığınak olmuştur. Zamanın ve mekanın getirmiş olduğu zorluklar bu sığınağa yerleşen topluluklara bir mücadele azmi vermiştir. Her bir dinî topluluk, kendi liderlerini destekleyerek bu liderler vasıtasıyla çıkarlarını koruma ve geliştirme yoluna gitmiştir.

Dinî toplulukların bu çabası 19. yüzyıl Osmanlı Lübnanı’nda belirginleşmiştir. Bu dönemde Hıristiyan ve Müslüman topluluklar, bilhassa Maruniler ve Dürziler, siyasi ve ekonomik ayrıcalıklar edinme ve bölgede baskın güç olma yönünde bir çaba göstermiştir.

Dinî toplulukların bu mücadelesi kısa sürede anlaşmazlıklara ve çatışmalara neden olmuştur. Aynı zamanda bölgeyi uluslararası etkilere açık hâle getirmiştir. Lübnan’daki Hıristiyan ve Müslüman toplulukların güç mücadelesi değişen yönü ve boyutuyla modern Lübnan’a intikal etmiştir."

Bahsi geçen doktora tezinden bir alıntı daha:

"1940’lardaki Müslüman-Hıristiyan güç mücadelesinin ilk tohumları, 19. yüzyılda atılmıştır. Fransız manda yönetimi altında Büyük Lübnan’ın kuruluşu buradaki Hıristiyan ve Müslüman topluluklar arasında ihtilafları artırmış ve mücadele tohumlarını yeşertmiştir. Büyük Lübnan’ın oluşmasıyla birlikte Fransa’nın bölgede kendisine kalıcı bir üs sağladığını ve Marunilerin isteklerini büyük ölçüde yerine getirdiğini gören Müslüman topluluklar, manda yönetimi süresince bu durumun karşısında yer almıştır.

Hıristiyan ve Müslüman toplulukların güç mücadelesi özellikle yönetim, siyaset ve dış politika alanlarında belirginleşmiştir. İlerleyen süreçle birlikte Müslüman topluluklar önceden olduğu gibi Suriye ile birleşmeyi arzu etmiş; ülkenin Arap dünyası ile özdeşleşmesine yönelik söylem ve faaliyetlerde bulunmuştur. Hıristiyan topluluklar, özellikle Maruniler egemen güç olmayı sürdürme ve değişen koşullarda ülkeyi Arap dünyasının yerine Batı dünyası ile yakınlaştırmaya yönelik çaba içerisinde olmuştur.

1948’den itibaren yurdundan edilen Filistinlilerin göçmen olarak gelmesi, Lübnan’ın Ortadoğu’daki sorunlarla karşı karşıya gelmesine yol açmıştır. 1950’lerde Mısır lideri ve Arap ulusal kurtuluş hareketinin simgesi Cemal Abdülnasır’ın bölgede etkin bir konum elde etmesi sonucu, Lübnanlı Arap ulusalcılar ile Müslüman siyasi liderler de ona sempati duymuştur.

Buna karşılık ABD’nin Lübnan’a ilgisi askeri ve ekonomik yardımlarını artırmıştı. Esasen 1950’lerin soğuk savaş atmosferinde Lübnan’ın iç ve dış siyasetine etki edecek olan güçlerin başında ABD ve Rusya gelmekteydi."

Mezhepçilik ve zümrecilik uluslararası boyut kazandı

1943’te Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Lübnan, belli başlı dinî mezheplerin belli siyasi güçlere sahip olduğu konfesyonalist bir hükümet şekli oluşturdu. 

  • Bilgi notu: Konfesyonizm, din ve siyasetin de jure (hukuki) karışımı olan bir hükümet sistemidir. Tipik konfesyonizm, siyasi ve kurumsal gücün farklı toplulukları arasında orantılı olarak dağıtılmasını gerektirir.

Modern Lübnan’daki dinî topluluklar, Hıristiyanlık ve İslâm dinleri çatısı altında çeşitli alt kollara ayrılmaktadır: Hıristiyan topluluğu Maruni, Grek Katolik, Grek Ortodoks, Ermeni Katolik, Ermeni Ortodoks ve bu dinin azınlık gruplarından; Müslüman topluluğu ise Sünni, Şii, Dürzi ve bu dinin diğer azınlık gruplarından oluşmaktadır.

Zümrecilik kavgası-husumeti nedeniyle çıkan iç savaşta 1975’ten 1990 yılına kadar Lübnan’da yaklaşık olarak 150-230 bin insan ölmüş; yaklaşık 350 bin kişi yaralanmış, bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmişti. Yüz binlerce Filistinli mültecinin Lübnan’a yerleşmesi (Filistinli mülteciler 1976-90 yılları arasında nüfusun %35’ini oluşturuyordu) dinî çatışmaları artırdı. Silahlı FKÖ gerillalarının ülkeye girişi de ciddi siyasi sorunlara sebep oldu.

FKÖ’nün gelişi ile Filistinli mültecilerin silahlanması farklı gruplar arasındaki sürtüşmeyi hızlandırdı. 1976’da çoğunluğu Müslüman Lübnan Cephesi ile karşısındaki Ulusal Komite arasında çatışmalar başladıktan kısa süre sonra Arap Birliği ve Suriye arabuluculuğa girişti.

  • 1960’larda Hıristiyan üstünlüğünün yasal olarak kabul edilmesi, Müslümanlar ve seküler sol grupların büyük tepkisine yol açtı. 1969’da Front for Progressive Parties and National Forces’a (İlerici Partileri Cephesi ve Milli Kuvvetlere) katılmalarına önayak oldu.

Müslüman-solcu muhalefet koalisyonu (sonradan Lübnan Ulusal Hareketi’ne dönüştü) yeni bir nüfus sayımı (sonuncusu 1932’de yapılmıştı) isteğinde bulundu ve bu sayım sonrası nüfusun niteliklerini daha düzgün gösterecek bir hükumet kurulmasını talep etti. Bu istek Hıristiyanlar (özellikle Maruniler) tarafından ülkedeki hegemonyalarına bir tehdit olarak algılandı.

Ayrıca belirtilmelidir ki, politik durum Maruni kilisesi ve dış devletler tarafından basına iletildiği gibi bir “Müslüman-Hıristiyan” çatışmasından çok daha karışık bir hâldeydi. İki taraf da kendi çıkar çatışmalarını ortadan kaldıramadıklarından, önceleri kendilerini korumak amacıyla, sonraları olaylar tırmandıkça daha çok bir orduya benzeyen milisler oluşturmaya başladılar. Bu durum hızlı bir şekilde merkezi hükumetin otoritesini sarsmaya başladı. Hükumetin düzen sağlamaya çalışması da Lübnan Ordusu’nun yapısı gereği engellendi. Ortadoğu’nun en küçük ordusu olması sebebiyle neferleri belli oranlardaki dinlere mensup kişilerden meydana geliyordu.

Ayrıca hükumette ve yüksek rütbeli subaylar içinde çoğunluğun Hıristiyan olmasından dolayı Müslümanlar arasında, ordu dahil olmak üzere merkezî otoritelere güven çok düşüktü. Lübnan ordusunun parçalanması kaçınılmaz şekilde Müslüman firariler tarafından başlatılmıştı; bu firariler artık Maruni generallerden emir almayacaklarını ilan etmişlerdi.

Hıristiyan militanlar, Romanya ve Bulgaristan’dan aldıkları gibi Batı Almanya, Belçika ve İsrail’den de silah almış; ülkenin kuzeyindeki fakir halktan da destekçiler kazanmışlardı. Politik görüş olarak genelde sağ görüşlüydüler. Bütün büyük Hıristiyan militan grupları Maruni Kilisesi tarafından yönetilirken diğer Hıristiyan mezhepleri ikincil bir rol oynadılar.

En güçlü Hıristiyan militan grupları, Beşir Cemayel yönetimindeki Hizbul Ketaib (Falanjist) Partisi ve Hür Milliyetçiler Partisi (HMP) idi. HMP, 1986’da Samir Caca’nın komutası altına giren Lübnanlılar Cephesi’nin 1977’de kurulmasına yardım etti.

Daha küçük bir grup ise aşırı uçta bulunan Guardians of the Cedars (Sedir Ağacı Bekçileri) idi. Bu militanlar Hıristiyan yoğunluklu Doğu Beyrut’ta hızlıca kaleler elde etmeye başladılar. Kuzeyde Marada Brigade (Başkaldıran Devler Tugayı) Fıranciye ailesinin ve Zağarta’nın özel militanları olarak görev yaptı.

Şiilerin yükselişi 

Lübnanlı Şii Müslümanlar, toplumsal ve tarihsel olarak matavila (Arapça : متاولة , متوال mutawālin kelimesinin çoğulu; Lübnan Arapçasında متوالي metouali veya matawali) olarak isimlendirilirler.

Şii İslam’ın Lübnan’da yayılması birkaç yüzyıl boyunca karmaşık ve çokyönlü bir olguydu. İslami fetihlerin zamanına gelindiğinde Cebel Amel, Amilah ve Cudham kabilelerinin yanı sıra Hamdan göçmenlerini ve Arap olmayan toplulukları da içeren bir etno-dil meleziydi.

Erken İslam döneminde, Cebel Amel ve bitişik bölgeler muhtemelen On iki İmamcı Şii doktrinine yatkın birkaç hoşnutsuz gruba veya topluluğa ev sahipliği yaptı. On İki İmamcılığın teolojik yapısı ile sosyal çevresi arasındaki olumlu ve davetkâr diyalektik ilişki, Şii olasılığına öncelik verdi.

  • Şii kabilelerinin Emeviler döneminde veya 759 Muneytra ayaklanmasından sonra mevcut olması ve 940’lar-960’larda bölgede iyice yerleşmiş olması mümkündür. Bu dönemde Şiiler, İran’daki Safevilerle özellikle yakın bağlar kurarak imparatorluğun Şii İslam’a dönüşmesine önemli katkılarda bulundular.

Ocak 1926’da Fransız Yüksek Komiserliği, Şii cemaatini, “Caferi adıyla bilinen ayinin kurallarına göre” kişisel statü meselelerini yargılamasına izin verilen “bağımsız bir dinî cemaat” olarak resmen tanıdı. Bu, Şii Caferi fıkhının veya mezhebinin yasal olarak resmî bir mezhep hâline gelmesi, birçok seviyede yargısal ve siyasi güce sahip olması anlamına geliyordu.

  • Lübnan’daki Şii Müslümanların büyük çoğunluğu On iki İmamcı Şiiliğe bağlıdır. Bugün, Şii Müslümanlar Lübnan nüfusunun yaklaşık %27 ile 32’sini oluşturmaktadır. Doğurganlık oranı hayli yüksek olan bu topluluk, ülkede hızla çoğalmaktadır.
  • Lübnan’ın çeşitli siyasi ve dinî liderleri arasında Ulusal Pakt olarak bilinen yazılı olmayan bir anlaşmanın şartlarına göre, Şiiler parlamento başkanlığı görevine uygun tek mezheptir.

Şii militanlar oluşumda ve Lübnan’daki savaşa katılmakta yavaştılar. Başlangıçta çoğu Şii, Filistin hareketi ve Lübnan Komünist Partisi’ne çağrılmıştı. 1970’lerde silahlı Filistinliler, Şii bölgelerine akın etmeye başladılar. Filistin hareketi, Şii bölgelerinde etkisini radikal grupların silahlı yönetimleri yüzünden çabuk kaybetti. Filistinli radikallerin laikliği ve kibirli davranışları gelenekçi Şii topluluğunu yabancılaştırdı ama aynı zamanda Lübnan’ın en fakir ve mağdur topluluğuna devrimci politikaları için bir örnek oluşturdu.

Kendi bağımsız politik organizasyonları olmadan geçen uzun yıllardan sonra İran Şahı tarafından desteklenen Şii dinî-siyasi önder Musa el-Sadr, 1974-1975 döneminde Şii Emel (Mahrumlar) hareketini kurdu. Bu hareketin ılımlı İslamcı ideolojisi şehirli fakirleri etkiledi ve hareketin silahlı kuvvetleri hızla büyüdü. Ancak el-Sadr, 1978’de Muammer Kaddafi’nin emriyle Libya istihbaratı tarafından kaçırılıp imha edildi.

Şii siyasi ve silahlı örgütleri, iki ana hareket çevresinde kümeleniyorlar:

EMEL Hareketi

Emel Hareketi (Arapça: حركة أمل), Lübnan’da Şii Müslüman toplumuna bağlı siyasi parti ve milis grubudur.

1975 Lübnan İç Savaşı’nın başlamasıyla ülkedeki gruplar silahlanarak milis güçler oluşturmaya başladı. Emel Hareketi de Mahrumlar Hareketi’nin bünyesinden ayrılarak Şii toplumunun bir milis gücü olarak sahneye çıktı. 

  • Arapçada “Umut” anlamına gelen mevcut ismini alan hareketin adı aynı zamanda, “Lübnan Direniş Tugayları” (EMEL: Efvac’ul Mukavemet il Lubnaniye) tamlamasının ilk harflerinden oluşan Arapça bir kısaltmadır.

Emel’in kurulmasıyla Lübnan tarihinde yüzyıllar sonra ilk defa Şii toplumu askerî bir örgütlenmeye sahip oldu. Emel Hareketi, iç savaşın sona erdiği 1990 yılından sonraki dönemde, Suriye’yi ve Lübnan’daki Suriye varlığını destekledi.

1992’den beri Lübnan Temsilciler Meclisi’nde temsil edilen Emel Hareketi’nin başkanı (bir dönem elmas ticareti ve yurt dışındaki benzin istasyonlarıyla anılan) Nebih Berri de bu tarihten beri Temsilciler Meclisi (parlamento) başkanlığını yapmaktadır.

Hizbullah

Hizbullah (Arapça: حزب الله‎, Allah’ın Partisi), Lübnan’da bulunan, hem sivil hem de askerî kanadı olan Şii inançlı bir partidir.

1980’lerin başında büyük bir grup, İsrail’le savaşan Şii gruplarla birleşerek Hizbullah’ı kurmak için ayrıldı. Hizbullah, bugüne gelebilen en güçlü Lübnanlı militan grubu oldu. İlk oluşumunda İran tarafından desteklendi ve eğitildi. Başlangıçta Hizbullah, İsrail’i, o zamanlar işgal etmekte olduğu Güney Lübnan’dan çıkartmak ve ardından İsrail’i yıkmak amacıyla kurulmuştu.

  • Hizbullah’ın kendine has bir örgüt olarak ortaya çıktığı tarih kesin olarak bilinmiyor. Bazı araştırmacılar 1982 tarihini esas almaktayken kimileri Hizbullah’ın 1985 yılına kadar çok sayıda küçük grubun ortak adı olarak kullanıldığını kabul ediyor. Zamanla bu küçük gruplar tek bir bayrak altında toplanarak Hizbullah’ı oluşturdular.
  • Hizbullah, siyasi ve silahlı mücadele kanatlarının yanı sıra yoksul Lübnan halkına yardım amacıyla faaliyet gösteren birçok kuruma sahiptir: 8 hastane, 24 klinik, 32 okul ve çiftçiler için 6 tane tarım yardım derneği bulunmaktadır. Ayrıca sayısı 50-70 bini bulan ciddi bir milis ordusu ve özel birimleri mevcuttur. Örgüt, güvenlik nedeniyle kendine has bir iletişim ağı ve telefon şebekesine sahiptir.

Hizbullah’ın baş destekçisi İran’dır. Başından itibaren Suriye’ye arka çıkıp ondan destek gören Hizbullah, 2011’de Suriye’deki iç savaş sırasında milislerini ve kurmay ekibini Şam yönetiminin hizmetine sundu. Ancak örgüt geçen yıldan beri Bişar Esat’tan yeterli ilgiyi ve yardımı görmüyor. Sebebi de değişen jeopolitik dengeler.

Bölgesel kutuplaşmalar ve saflaşmalar

Lübnan’da yüzlerce kayıtlı siyasi parti bulunuyor. 2005’ten bu yana ve eski Başbakan Refik Hariri’ye yönelik suikasttan sonra siyasi sahne fazlasıyla kutuplaşmıştır. Gruplar ideolojik olarak bölünmüş durumdadır.

Lübnan devletinin kuruluşundan itibaren uluslararası denge ve jeopolitik oyunlara bağlı olarak ülkedeki siyasi/dinî oluşum ve hareketler, ister istemez “cephe” veya “ittifak” siyaseti güdüyorlar. Bunlar, zaman zaman değişiyor; cephedeki şu yahut bu örgüt, günün şartlarına göre karşı cepheye geçebiliyor. 

Konusunda uzman ve deneyimli gazeteci Fehim Taştekin, Lübnan’daki eski saflaşmalar hakkındaki analizinde şu noktalara değiniyor:

"Lübnan Arap dünyasının incisi olduğu dönemlerde de İsrail’in hedefindeydi. Mesela 28 Aralık 1968’de İsrail, Beyrut Havaalanı’nı bombalayıp ülkenin sivil havayolu filosundaki 14 uçağı ateşe vermişti. 21 Şubat 1973 tarihli El Nahar gazetesine göre İsrail 1968-1973 arasında Lübnan’a 2 bin kez saldırdı. O zamanlar Hizbullah yoktu. İran da Batılıların safındaydı.

Hizbullah’ı doğuran 1982’deki işgaldi. 15 yıl süren iç savaş da İsrail’in eseriydi. (Şimdi) Semir Caca ve (Hizbul Ketaib-Batı işbirlikçisi faşist Falanjist milislerin temsilcisi) Semi Cemayel bugün hala 1978 ve 1982’deki kafayla hareket ediyorlar: İsrail geldi, Hizbullah’ı bitirecek, bize de gün doğacak!"

Geçmişte 1990 Taif Anlaşması gereği, Suriye’nin “caydırıcı güç” sıfatıyla Lübnan’a müdahale etmesi kararlaştırılmıştı. Gelgelelim Suriye ordusu ve istihbarat yetkilileri caydırma görevini zulüm, zorbalık ve yağma faaliyetine dönüştürünce 2005 yılında İsrail, ABD ve Suudi Arabistan’ın teşvikiyle Suriye ordusunun Lübnan’dan çıkması hususunda ikili bir saflaşma başladı: 14 Mart İttifakı ile 8 Mart İttifakı.

14 Mart İttifakı

2005 yılında Lübnan’da Suriye karşıtı duruşları ve 8 Mart İttifakı’na karşı muhalif cephede birleşen liderler şöyle sıralanabilir:

  • Suriye destekli gruplarca katledilen Sünni lider/başbakan Refik Hariri’nin oğlu (Suudi Arabistan ve Batı destekli Sünni Gelecek Partisi başkanı) Saad Hariri, 
  • Suriye istihbaratınca öldürülen Kemal Canbulat’ın oğlu (İlerici Sosyalist Partisi’nin Dürzi lideri) Velid Canbolat, 
  • Hıristiyan Lübnan Kuvvetleri hareketinin önderi Samir Caca.

14 Mart İttifakı, genellikle farklı siyasi gündemlere sahip olan bir dizi mezhepçi ve laik örgütten oluşuyor. Suriye güçlerinin Lübnan’dan ayrılmasını görmek konusundaki ortak çıkarlarını sürdürmek için taraflar biraraya geldiler.

İttifak, Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri’nin suikastından bir ay sonra düzenlenen halk gösterileri sırasında kuruldu. Suriye’nin Lübnan’ı 29 yıl boyunca işgal etmesine karşı iki protesto düzenlendi. Çünkü Suriye’nin cinayeti desteklediğine inanılıyordu. İttifak, Suriye güçlerinin Lübnan’ı terk ettiği günün onuruna bu ismi aldı. Batı tarzı serbest piyasacı politika izleyen bu İttifak, genelde ABD, Avrupa ve Suudi Arabistan tarafından destekleniyor.

8 Mart İttifakı

Bu ittifak, Lübnan’da 2005 yılında kuruldu. Suriye yanlısı duruşuyla biliniyor. 14 Mart İttifakı'na karşıtlık noktasında birleşen siyasi partiler ve bağımsızlardan oluşan ve Haziran 2011’den Mart 2013’e kadar Lübnan’da Başbakan Necip Mikati başbakanlığındaki iktidar koalisyonuydu.

  • İttifakın ismi; Lübnan İç Savaşını durduran, Lübnan’ı istikrara kavuşturmaya yardım eden ve İsrail işgaline karşı Lübnan direnişine katkı sağlayan Suriye’ye destek veren kitlesel gösteri çağrısının yapıldığı 8 Mart 2005 tarihine dayanıyor.

Bu arada 14 Mart İttifakı'nın temel taşlarından biri olan (Dürzi) İlerici Sosyalist Parti, Ocak 2011’de bu ittifaktan ayrıldı. Lideri Velid Canbolat’ın Şam’ı ziyaret etmesinin ardından da görünüşte Değişim ve Reform Bloku ile ittifak kurdu. Bu hamle hem ittifaka ve hem de ortaklarına parlamentoda çoğunluk sağladı. Haziran 2011’de Lübnan hükümetini kurmak için Necib Mikati’yi başbakan olarak atamalarını sağladı.

8 Mart İttifakı liderliğindeki hükümet, Mikati’nin 23 Mart 2013’teki istifasına kadar 22 ay ayakta kaldı ve 14 Mart İttifakı üyesi olan Saad Hariri’yi başbakan olarak aday gösteren eski (Hıristiyan kesimin önemli şahsiyeti) General Mişel Avn’ı da devlet başkanı olarak seçti.

Lübnan’ın kaygan zemininde siyaset ve saf değiştirmelere ilişkin birkaç örnek verelim:

  • Orta Lübnan’da stratejik ve tehlikeli dağlık Şuf mıntıkasında oturan küçük Dürzi grubun hiç müttefiki yoktu. Bu yüzden Dürziler, ittifaklar kurmaya özen gösterdi. İran ve Hakkâri tarafından gelip Osmanlı devrinde Kilis yöresine hükmeden aristokrat Canbulat ailesinin liderliği altında kurulan İlerici Sosyalist Parti aracılığıyla önce Kemal Canbulat (1970’ler) sonra oğlu Velid Canbulat (1980’ler), Sovyetler Birliği ile iyi bağlar kurarak Suriye ve İsrail’in güneye çekilmesi için anlaştı.
  • Hıristiyan toplumunun önemli ismi sayılan ve Özgür Yurtsever Hareketi'nin kurucu lideri olan General Mişel Avn, Hizbullah ile bir Mutabakat Muhtırası imzaladıktan sonra, 2005 genel seçimlerinden önce 14 Mart İttifakı’ndan ayrıldı. 2005 seçimlerinden sonra Özgür Yurtsever Hareket tek başına siyasi bir muhalefet odağı oldu. Kasım 2006’da Suriye hükümeti yanlısı 8 Mart İttifakı’na katıldı.
  • 2022 seçimleri sonrasında 14 Mart İttifakı’nın yerini ABD ve Avrupa destekli Lübnan Muhalefeti aldı. Muhalefet şu partilerden oluşuyordu: Lübnan Kuvvetleri, İlerici Sosyalist Parti, Hizbul Ketaib (ABD ve İsrail yanlısı Falanjist parti), Yenilenme Bloku ile Mark Daou ve Waddah Sadek gibi bağımsız milletvekilleri. 

Lübnan İç Savaşı boyunca Hizbullah, ABD ve Avrupa askerlerinin Lübnan’dan atılması amacıyla birçok eylemde bulundu. 1983 yılında ABD Elçiliği'ne yapılan saldırı sonucu 17’si Amerikalı 63 kişi öldü. Aynı yıl içinde ABD kışlalarına yapılan saldırıda 241 Amerikalı asker öldü. ABD tamamen kanıtlanmamış olduğu hâlde Hizbullah’a para yardımı yaptığı gerekçesiyle bu saldırılardan İran’ı sorumlu tuttu.

  • Bu saldırılardan kısa bir süre sonra ABD bütün askerlerini Lübnan’dan geri çekti. Genelde Arap ve Müslüman dünyasında yasal bir direniş örgütü olarak kabul edilen Hizbullah; ABD, Kanada, İsrail, Avustralya ve Suudi Arabistan tarafından terörist ilan edilmiştir. O tarihte AB üyesi ülkeler, bu tanım konusunda kesin tavır sergilemişti.

Binyamin Netanyahu’nun son operasyonlarıyla birlikte İrlanda, İspanya ve Fransa’nın dışındaki Batı Avrupalı yöneticilerin çoğu Hizbullah’ı “terör örgütü” olarak niteleyip İsrail saldırısı ve işgaline destek vermekteler.

1990 yılında Lübnan’da imzalanan Taif Antlaşması ile iç savaş son buldu. Ancak Taif Antlaşması'nda Lübnan’daki bütün silahlı grupların silahlarını bırakması öngörülmesine rağmen Hizbullah silahları bırakmadı. İsrail işbirlikçisi bir Hıristiyan subayın komutasında kurulmuş olan Güney Lübnan Ordusu'na ve İsrail’e karşı gerilla savaşını sürdürdü. İsrail 15 Mayıs 2000 tarihinde Lübnan’dan tamamen geri çekildi.

2006 Lübnan Savaşı, Hizbullah’a büyük prestij kazandırdı. 2006 Lübnan Savaşı’nın galibi, birçok Ortadoğu ülkesinde Hizbullah olarak görüldü. Savaş sonrası Hizbullah, Lübnan’da etkisini daha da genişleterek sivil halkın desteğini kazandı, güncel siyasette yer almayı başardı. Kurulan hükümetlere bakanlar gönderdi, seçilen hükümetler ve devlet başkanları ile iyi ilişkiler kurdu.

  • Önceki Lübnan Devlet Başkanları Emil Lahud ve Mişel Avn da Hizbullah’ın sıkı müttefikleri ve destekçisiydiler.

2011’den sonra Hizbullah, Suriye İç Savaşı’nda İran ile beraber Şam Hükümeti'nin en koyu müttefiklerinden biri oldu. Savaş sırasında Hizbullah, üyelerini Şam Hükümeti için savaşmaya Suriye’ye gönderdi. Suriye’de çokça kayıp verdi. Ancak bu hamle, üyelerinin savaş deneyimini artırmalarını ve Suriye’deki Rus ordusunun planlama stratejisini öğrenmelerini de sağladı.

  • Hizbullah, Suriye’deki savaşta oynadığı rol nedeniyle Lübnan topraklarındaki (radikal cihatçı veya Katar-Suudi Arabistan destekli) Selefi Sünni gruplarla da çatıştı. Suriye İç Savaşı sonrası Yemen ve Irak’taki İran yanlısı güçlere de eğitimler verdi.
  • Hamas’ın müttefiklerinden biri olan Hizbullah, çoğu zaman saldırgan İsrail karşısında Hamas’a desteğini esirgememiş; mühimmat, füze gibi yardımları örgüte ulaştırmıştır.

Birçok militan grup, seküler olduğunu iddia etmesine rağmen sadece destek toplamak için laikliği araç olarak kullanıyor. Din dışı grupların hepsi olmasa da bazıları radikal sol için öncül olmuşlardır. Lübnan Komünist Partisi (LCP), radikal ve bağımsız olan Komünist Eylem Örgütü (COA) ile Lübnan milliyetçiliğine ve Pan-Arabizm’e ek olarak “Büyük Suriye” düşüncesini benimseyen Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi (SSNP) bunlar arasındadır.

Bu kesimler, gerek Lübnan iç kavgasında gerekse İsrail’e karşı savaşta Hizbullah’ı desteklemektedir. Lübnan’daki bazı Filistin kamplarına sızıp ele geçirmeye çalışan El Kaide ve IŞİD gibi radikal İslamcı örgütler ise mezhepçi bir güdüyle Hizbullah düşmanlığı yapmaktalar. Buna karşılık diğer Filistinli oluşumlar (El Fetih, Marksist Halk Cephesi ve Demokratik Cephe) Hizbullah’ı desteklemekle birlikte cephe savaşına katılmıyorlar.

Filistin merkezli Hamas ile İslami Cihat, savaş cephesinde Hizbullah milisleriyle omuz omuza veya ayrı birimler halinde İsrail’e karşı direnmekteler. Sünni kesimden Lübnan merkezli İslam Cemaati de Hizbullah’ın savaşçı müttefiklerinden sayılıyor.

Lübnan’daki siyasi partilerin milletvekili sayısı

Parlamento toplam 128 milletvekilinden oluşuyor. Partilere göre dağılımı şöyledir:

8 Mart İttifakı: Özgür Yurtsever Hareket (17), Ermeni Devrimci Federasyonu (3), Emel Hareketi (14), Hizbullah (13), Marada Hareketi (2), El-Habeş Sünni tarikatı (2), Halkçı Nasırcı Örgüt (1), Birlik Partisi (1), Arap Sosyalist Baas Partisi’nin Lübnan kolu (1), Bağımsız (6).

14 Mart İttifakı: Lübnan Kuvvetleri (19), İlerici Sosyalist Partisi (9), Gelecek Hareketi (8), Ketaib Partisi (5), Bağımsızlık Hareketi (2), İslami Grup (1), Ulusal Liberal Parti (1), Bağımsız (23), Diğerleri (23).  

Hizbullah ile birlikte hareket eden 8 Mart İttifakı bileşenleri toplamda 60 sandalye kazanırken, AB-İsrail-Suudi Mısır destekli 14 Mart İttifakı toplam 45 sandalye almıştır,

Hizbullah’ı destekleyen ünlü Fıranciye ailesinin yönettiği Marada (Baş Eğmeyen Devler) hareketi ile General Mişel Avn’ın kurduğu Özgür Yurtsever Hareket Hıristiyan toplumundan gelmedir.

İsrail’in Hamas ve Hizbullah’a karşı yürüttüğü savaşta Dürzileri temsil eden İlerici Sosyalist Parti lideri Teymur da 14 Mart İttifakı’ndan ayrılarak direnişi destekleyenler safında yer almıştır.

Perspektif: The Washington Enstitüsü'nce 14 Kasım-6 Aralık 2023’te yapılan bir anket vardı. Buna göre Sünnilerin %34’ü ile Hıristiyanların %29’u Hizbullah’a kısmen olumlu bakıyor. Bu oran Şiilerde %93’e ulaşıyor. Şiiler arasında ‘çok olumlu’ görüş %89. Lübnan saldırı altındayken özellikle Hıristiyanların tutumu değişebilir. Şii tabanda ise daha fazla kenetlenme bekleniyor. 

Kaynakça: Abdullah Orak, “Ulusal Pakttan İç Savaşa: Lübnan’da Haç-Hilal Mücadelesi (1943-1975)” başlıklı doktora tezi, Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Şanlıurfa, 2022.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Faik Bulut

Araştırmacı gazeteci, yazar

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak