İsrail, Lahey'de 'soykırım'la yargılanıyor

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
7 Ekim'de Hamas'ın saldırılarından sonra İsrail’in Gazze’de başlattığı askerî harekat, uzun süredir "uluslararası hukuku ihlal" suçlamalarıyla gündemdeydi. Güney Afrika bu suçlamaları 29 Aralık'ta Uluslararası Adalet Divanı'na taşıdı. Güney Afrika'yı temsil eden avukatların Gazze'de Filistin halkına karşı soykırım yapıldığı suçlamasıyla açtığı davada ilk duruşma, 11 Ocak günü görüldü.
- Öte yandan: ABD'de anayasal haklarla ilgili çalışmalar yürüten CCR (Center for Constitutional Rights), "soykırımı engellememek, soykırıma yardım ve yataklık etmek" iddialarıyla ABD Başkanı Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin’e dava açtı. Davayı dünya çapında 77 grup destekledi.
Dava üzerinden "İsrail devleti kendini nasıl savunuyor?", "İlk duruşma ve dava süreci İsrail’de nasıl bir tepki yarattı?", "Verilen karar savaşın geleceğini nasıl etkiler?", "Güney Afrika’nın davacı olmasının ardında yatan sebepler neler?", "ABD Başkanı ve bakanlarına yönelik suçlamaların temelleri neler?" sorularına yanıt arayacağız.
Uluslararası Mahkemeler ve İsrail: Gündemi aktarmadan önce iki önemli uluslararası mahkemeyi ve İsrail’in bu mahkemelere göre konumunu hatırlatmakta fayda var. Bunlar Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM/ ICC) ve 1945 yılında Birleşmiş Milletler altı ana organından biri olarak kurulan Uluslararası Adalet Divanı (UAD/ICJ). UCM'ye üyelik, devletlerin Roma Statüsü'nü imzalamasına bağlıyken UAD üyeliği BM Anlaşması'nın imzalanmasıyla yani BM üyeliğiyle gerçekleşiyor.
Türkiye, Çin, Hindistan ve Kuzey Kore; Roma Statüsü'nü imzalamayan devletler arasındayken ABD, İsrail, Mısır, İran, Rusya, Suriye gibi ülkeler statüyü imzalamış ama onaylamamış devletler arasında bulunuyor. UCM kişi sorumluluğunu esas alarak gerçek kişileri yargılarken UAD devletlerin taraf olduğu davalara bakıyor. Dolayısıyla hükümetlerin ve kişilerin UCM dava ve kararlarından kaçınmaları kolayken, UAD dava ve kararlarının etkisi daha büyük olabiliyor. Uluslararası hukukun en büyük sorunlarından birinin kanuna riayetin sağlanmasını sağlayacak mekanizmaların yetersizliği olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Dava başvurularında devletlerin hukuktan ziyade siyasi hesaplamaları takip ettiği, literatürde çokça tartışılan konular arasında.
Soykırım davası ve ilk tepkiler: Uluslararası hukuk tanımına göre soykırım iddiası ve tespiti için hem soykırım maksadı hem de bu maksada yönelik sistematik devlet politikası gerekli. Davada soykırım iddiasının en büyük göstergelerinden biri, İsrail askerî harekatının bugüne kadar Gazze'de 22 bini aşkın insanın öldürülmesine, 2 milyon insanın da evlerinden edilmesine yol açması olarak gösteriliyor. Suçlamaya göre, devlet politikası ve askerî harekat, Gazze halkının sistematik olarak yok edilmesi amacına, yani uluslararası hukukta tanımlandığı şekliyle, "soykırım"a işaret ediyor.
- 29 Aralık günü Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusuyla açılan davaya, İsrail siyasetçilerinin yanında ABD hükümeti de sert tepki gösterdi. 3 Ocak günü açıklama yapan ABD Millî Güvenlik Konseyi sözcüsü John Kirby, davayı "değersiz, amaca zarar veren, gerçeklerle bağlantısı olmayan" bir eylem olarak değerlendirdi.
- Bununla birlikte: Güney Afrika heyetinin sunduğu başvuru metni, İsrailli siyasetçilerin Gazze halkını "canavarlaştıran" ve "yok edilmesini öneren" ifadelerini de biraraya getirerek soykırım maksadına işaret edebilecek önemli deliller içeriyor.
Davacı Güney Afrika: İnternet üzerinden Gazze’deki durumu bütün dünya aylardır görebiliyorken UAD’ye başvurarak aksiyon alan devletin Güney Afrika olması da 7 Ekim saldırılarından hemen sonra Güney Afrika, Hamas’a yardım gönderme olasılığıyla gündeme gelmişti. News 24 haberine göre Hamas, Güney Afrika Dışişleri Bakanı'ndan destek telefonu almıştı. Güney Afrika hükümeti Hamas yönetimiyle, Gazze halkına yardım göndermek konusunda görüşüldüğünü, Hamas’a askerî yardımın söz konusu olmadığını açıklamıştı.
- Perspektif: Güney Afrika’nın siyasi tarihinde derin iz bırakan kolonyal ve ırkçı yasalara karşı savaş, ülkenin Gazze halkına sempatisinin kaynağı olarak görülebilir. Zira savaşın en başından beri Güney Afrika hükümeti, vatandaşlar arasındaki kutuplaşmanın aksine, Gazze halkının en sesli savunucularından biri. Dava başvurusu ve ilk duruşmada da Güney Afrikalı avukatların suçlamalarını 7 Ekim saldırısı yerine İsrail’in 1948’den beri aldığı aksiyonlar ve özellikle son 17 yıldır Gazze halkını kuşatması üzerine kurması yine bu hassasiyetin bir göstergesi olarak görülebilir.
Dava süreci nasıl işleyecek? UAD bünyesinde 9 yıllık göreve seçimle gelen 15 hâkim bulunuyor. Davanın tarafları olan Güney Afrika veya İsrail’den hâlihazırda hâkim bulunmadığı için, sadece bu dava için her iki devletin birer geçici hâkim atama hakkı var. UAD prensipleri gereği hâkimlerin hepsinde olduğu gibi, atanan geçici hâkimler de tarafsız ve bağımsız karar verecek; tarafların temsilcisi olmayacak. Güney Afrika devleti, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski Asbaşkanı Moseneke’yi seçerken, İsrail ise İsrail Yüksek Mahkemesi eski başkanı olan, aynı zamanda Nazi katliamından sağ kalan Yahudiler arasında yer alan Aharon Barak’ı göreve atadı. Güney Afrika dava beyanında aynı zamanda UAD'den ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve Gazze’deki tüm askerî operasyonların acilen durdurulmasını talep etti. Bu nedenle ilk duruşma, dava açılmasından kısa zaman sonra görüldü. Bu talep sonucunda UAD, önümüzdeki haftalarda dava sonuçlanana kadar soykırımın veya riskinin ortadan kaldırılması için taraflar arasında ateşkes kararı alabilir.
İlk duruşma ve İsrail’in savunması: İsrail'de sağcı ve hükümete yakın yayın organları, İsrail’in davaya gönderdiği heyetin savunmaya hazırlanma sürecindeki zorlukların altını çizerken Tel Aviv'de ateşkes istemiyle düzenlenen protestolar dikkat çekti. 11-12 Ocak'ta savunma yapan İsrail heyeti, soykırımın hukuki tanımının Nazi katliamı sonrasında netleştiğini ve 7 Ekim Hamas saldırısının Nazi katliamından beri Yahudilere karşı düzenlenen en şiddetli saldırı olduğunu, asıl soykırım niyeti olanların Hamas olduğunu öne sürerek suçlamaları reddetti. Bu çerçevede İsrail heyeti, "varoluşsal bir savaş" verdiklerini, nefsi müdafaa hakkını kullandıklarını, yani Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın 51. maddesi ışığında karşı askerî müdahalede bulunulduğunu savundu.
Amerika’da Biden, Blinken, Austin üçlüsüne İsrail’e yardım davası: New York merkezli sivil toplum örgütü CCR, İsrail’in Gazze bölgesindeki "soykırımını engellemek konusunda görevini ihmal etmek" ve "İsrail’e yardım ve yataklık etmek" suçlarıyla ABD hükümetinden Başkan Biden, Dışişleri Bakanı Blinken ve Savunma Bakanı Austin'e dava açtı.
- Açıklama: Kaliforniya yerel mahkemesinde açılan davanın avukatlarından Kathrine Gallagher, The Intercepted gazetesine verdiği röportajda, "İsrailli siyasetçiler her zaman düşündüklerini söyler ve söylediklerini yapar" diyerek, 7 Ekim saldırılarını izleyen İsrailli askerî ve siyasi liderlerin Gazze halkını Hamas’la bir tutarak bölgenin dış dünyayla bağlantısını kestiklerini belirtti. Suçlamalar ABD'nin, soykırım niyeti işaretleri veren İsrail'e askerî, ekonomik ve diplomatik olarak koşulsuz destek göstermesine dayandırıldı.
- Bununla birlikte: Gallagher ayrıca UAD'de açılan davadaki gibi ihtiyati tedbir talebinde bulunduklarını yani davanın sonucu belli olmadan önce mahkemenin devam eden soykırım riski taşıyan askerî müdahaleye ABD desteğini engelleme ihtimali bulunduğunu belirtti. İlk duruşma Cuma günü görülecek.
Davaların olası sonuçları: Her iki davanın da uzun sürmesi bekleniyor, ama iki davada da önemli olan mahkemenin ilk duruşmalardan sonra vereceği kararlar. İsrail yönetiminin UAD mahkemesinden önümüzdeki günlerde çıkabilecek olan askerî müdahaleyi durdurma kararına uymaması yasal açıdan Başbakan Netanyahu'yu, Ukrayna işgaline devam eden Putin ile aynı noktaya getirir. Dahası, mahkemenin böyle bir karar vermesi soykırımı veya bu riski doğruladığı için diğer devletleri "soykırımı engelleme sorumluluğunu" göz önünde bulundurmaya itebilir. Söz konusu karardan sonra İsrail’i askerî, ekonomik veya diplomatik olarak destekleyen hükümetler, ABD’de açılan dava gibi bir dava riskine girmek istemeyeceklerdir.
- Öte yandan: UAD kararlarının hiçbir devlet tarafından tanınmaması, mevcut uluslararası hukuk sisteminin fiilî çöküşüne işaret etmesi açısından bu sistemi kuran Batı devletleri için riskli bir davranış biçimi olur. Dolayısıyla mahkeme kararlarının belli ölçüde değişime yol açacağı ve soykırım iddiaları doğrulandığı takdirde İsrail’in yasal olarak kısıtlanacağı tahminini yürütmek mümkün.
Uluslararası hukuk neden yetmiyor? İsrail-Hamas çatışması ve Filistin sorunu, uluslararası hukukun en büyük sınavlarından biri ve mevcut uluslararası düzenin limitlerini göstermesi açısından, değişime yönelik önemli bir gündem maddesi. Devletlerin kendi aralarındaki sorunları çözmek için devlet yapısı odaklı kurdukları uluslararası hukuk ve mahkemeler düzeni, Hamas gibi devlet dışı aktörler ve Gazze yönetimi gibi fiilî olarak devlet egemenliği olmayan yönetimler konusunda yetersiz kalıyor. Bu durumda devlet dışı silahlı aktörler düzenledikleri saldırıları yasal bir zemine oturtulamıyor ve yaptırım uygulanamıyor. Diğer yandan, devlet egemenliği tanınmayan bir bölgede insanlar hem fiziki hem de yasal anlamda kendilerini savunamaz bir konumda buluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Deniz Kaptan
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




