İsrail Mavi Marmara dosyasını kapadı, tazminatı Türkiye ödüyor

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İsrail’in Gazze’ye yönelik insanlık dışı saldırılarının başladığı günden bu yana, bir garip protesto yöntemine tanık oluyoruz.
Kahve içen gençlere saldırmak, İsrail’le ilgili-ilgisiz markaların ürünlerini tüketenlere olmayacak hakaretler sıralamak, İsrail devleti ve ordusuyla Yahudilerin, özellikle de Türkiyeli Yahudilerin karıştırılmaması gerektiği uyarısında bulunanlara soruşturma ve dava tehdidi yöneltmek, bunlardan sadece bazıları…
Son olarak Antalyaspor ve Başakşehir futbol kulüplerine bağlı futbolcular, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" soruşturmalarının hedefi oldu. Biri, gol attıktan sonra bileğindeki sargı bezine yazdıklarını kameraya gösterdiği, diğeri sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım nedeniyle... Gözaltına alınıp serbest bırakılan iki futbolcu da aslında İsrail'in Gazze'ye saldırılarını olumlamıyor; Hamas'ın bu saldırılara asla gerekçe oluşturamayacak sivillere yönelik saldırısının 100. gününde, kaçırılanları ve ölenleri anıyordu.
Hassasiyet gerçek mi?
Tüm bunlar olurken başta Metin Cihan olmak üzere gazeteciler, İsrail'e yönelik en yüksek perdeden hakaretler savuran kimi iş insanları ve siyasilerin, bu ülkeyle ticari faaliyetlerini tam gaz sürdürdüklerini ortaya çıkardı. Liman ticareti, askerî malzeme satışı dahil her türlü ticaret, bir biçimde sürüyordu.
Bunun karşılığında kamuoyuna açık, liman giriş-çıkışlarını gösteren bilgi ekranları karartıldı; haberlere erişim engeli getirilmesi gibi yöntemler devreye sokuldu. Kimse ticareti yalanlamadı, kimse ticareti sonlandırmadı.
Mavi Marmara anlaşması
Bir başlık daha var. Bizzat İsrail devletinin yaptığı, üstelik Türkiye’ye yönelik bir katliamın faturasının Türkiye’ye ödetilmesi konusu.
İsrail ve Türkiye'nin diplomatik ilişkilerini bütünüyle kesmesine neden olan Mavi Marmara saldırısının üzerinden 14 yıl geçti.
2010 yılında, Mavi Marmara gemisi ile bugün olduğu gibi abluka altındaki Gazze'ye yardım götürmek isteyen sivillere yönelik katliamın faturası, Hazine’ye ödetiliyor.
Nasıl mı?
10 kişinin yaşamını yitirdiği Mavi Marmara saldırısından sonra, önce gözaltına alınan, işkence gören yaralıların Türkiye'ye teslim edilmesi, sonra diplomatik ilişkilerin kesilmesi, ardından da iki ülke arasında normalleşmenin sağlanması süreçlerine tanık olduk. O dönem Başbakan olan Erdoğan, normalleşme için üç ayrı şart ileri sürdü:
- İsrail'in özür dilemesi
- Tazminat ödenmesi
- Gazze üzerindeki ablukanın kaldırılması
Erdoğan, bir süre sonra İsrail Devlet Başkanı'nın kendisinden özür dilediğini açıkladı. Özür şartı yerine getirilmişti. Gazze üzerindeki ablukanın kaldırılmasıyla Türkiye’nin bir ilgisinin olup olmadığı tartışılır. Tazminat konusunda ise özel bir anlaşma yapıldı.
İsrail'le 2016'da imzalanan ve Resmî Gazete’de yayımlanan anlaşmanın başlıkları şöyleydi:
- İsrail Hükümeti, 31 Mayıs 2010'da meydana gelen konvoy (Mavi Marmara) hadisesi sırasında yakınlarını kaybeden ailelere tazminat olarak, Türk Hükümeti tarafından açılacak bir hesaba 20 milyon ABD doları ödeme yapacaktır.
- Yukarıdaki meblağ defaten ödenecektir. Türk Hükümeti bu meblağın havale edileceği banka hesabını İsrail Hükümetine diplomatik kanallardan bildirecektir. İsrail, işbu Anlaşma'nın yürürlüğe giriş tarihini takip eden 25 işgünü içinde parayı bu hesaba havale edecektir.
- Yukarıdaki meblağın dağıtımı, benimsenebilecek dağıtım yöntemlerine uygun olarak, münhasıran Türk Hükümetinin yetkisindedir ve bu konuda İsrail Hükümeti için herhangi bir sorumluluk doğmayacaktır.
- Türkiye ve İsrail, diğer tarafa veya diğer taraf adına hareket edenlere, hukuki veya başka bir sorumluluk yüklemeyecekleri ve bu anlayışın, taraflardan herhangi birinin veya taraflar adına hareket edenlerin cezai veya hukuki sorumluluğu kabul ettiği veya üstlendiği şeklinde yorumlanmayacağı hususunda mutabıktır. Her halükarda, bu anlaşma, İsrail'in, İsrail adına hareket edenlerin ve İsrail vatandaşlarının, Türkiye Cumhuriyeti veya Türk gerçek veya tüzel kişileri tarafından konvoy hadisesiyle ilgili olarak kendilerine yönelik doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye'de yapılmış veya yapılacak her türlü hukuki ya da cezai talebe ilişkin her türlü sorumluluktan tamamen muaf tutulmalarını sağlayacaktır.
- Herhangi bir Türk gerçek veya tüzel kişisi tarafından veya bu kişiler adına, İsrail Hükümeti veya gerçek veya tüzel kişilerine karşı herhangi bir para talebi öne sürülmesi veya taleplerin sürdürülmesi hâlinde, yukarıdaki hükümlere bakılmaksızın, İsrail Hükümeti onun adına hareket edenler ve/veya İsrail vatandaşlarının kayıpları, masrafları, hasarları ve/veya harcamaları Türk Hükümeti tarafından karşılanacaktır.
- Bu Anlaşma, Tarafların, yürürlük için gerekli iç hukuk usullerinin tamamlandığına dair birbirlerine diplomatik kanallardan yaptıkları yazılı bildirimlerden sonuncusunun alındığı tarihte yürürlüğe girecektir.
Bu anlaşmanın en tartışmalı yanı, 5'inci madde. Bu maddede açık biçimde, İsrail’in tek seferde ödeyeceği 20 milyon dolardan sonra bir daha herhangi bir ödeme yapmayacağı, sorumluluğun Türkiye’ye geçeceği belirtiliyor. 20 milyon dolar İsrail tarafından anlaşmadan bir süre sonra ödendi. Ancak ödenen tazminat uzun süre hak sahiplerine verilmedi.
Geç ödeme nedeniyle açılan davalarda Maliye Bakanlığı, "Gazze'ye yardım götürenlerin İsrail devleti ile Gazze arasındaki sorunları bildiği, böyle bir saldırı olabileceğini öngörmeleri gerektiği, bunu göze alarak yola çıktıkları" savunmasını yaptı.
Buna rağmen Erdoğan, tazminatların 2'şer milyon dolar hâlinde 10 aileye ödeneceğini belirterek konuyu kapattı. Ödemeler yapıldı.
Ancak yaralanan, işkence görenlerin de açtığı davalar vardı ve onlar için ne tazminat anlaşması ne de ödemesi de yapılmadı.
Yakınlarını kaybedenler, açtıkları davaları geri çekti. Ancak işkence gören ya da yaralananlar bunu yapmadı.
Anlaşma gereği, İsrail artık davalarda yoktu. Davalar, Maliye Bakanlığı ile davacılar arasında geçiyordu.
Bu durum da uzun süre tartışıldı. İki ülke arasında yapılan anlaşmanın yargı için bağlayıcı olup olmadığı, yargının anlaşmaya rağmen İsrail aleyhine karar verip veremeyeceği gündeme getirildi, ancak sonuç değişmedi.
İşkence gören 30'u aşkın kişinin açtığı tazminat davaları sürüyordu. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bu davalarla ilgili olarak geçen yıllarda kritik bir karara imza attı. Kararda, anlaşmanın söz konusu 5. maddesi anımsatılarak, "Söz konusu anlaşmadaki düzenlemeler kapsamında, yerel mahkemenin, İsrail devleti aleyhine yapılmış tazminat taleplerinde Türkiye Cumhuriyeti Maliye Hazinesini davaya dahil etmesi gerektiği anlaşılmıştır" denildi. Buna göre karar vermesi istenildi. İsrail'in yaptığı 20 milyon dolarlık ödeme anımsatılarak, Maliye Bakanlığı'nca "nedensiz zenginleşmeye yol açar" diye karşılanan tazminat taleplerinin makul ölçülerde olduğu vurgulandı.
Bu karar doğrultusunda o dönem, yaralı mağdurlardan birine 400 bin lira ödenmesi kararlaştırıldı. Ödemeyi elbette İsrail değil, Maliye Bakanlığı yaptı.
Yeni karar
Geçen ay, bu davalardan biri daha sonuçlandı. 1 Aralık'ta, Denizli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay kararını emsal göstererek, Mavi Marmara'da yaralanan isimlerden birine 155 bin lira maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesine hükmetti.
Mahkeme, ödemeyi Türkiye’nin yapmasını da karar altına aldı. Aradan geçen 14 yıla rağmen açılan davalar sürüyor. İsrail devletinin resmî olarak "parasını verip kapattığı" Mavi Marmara dosyası, Türkiye açısından hâlâ açık. Ve Türkiye, resmî olarak, Mavi Marmara'da yaralanan, işkence görenlerin tazminatını vergilerimizle, Maliye Bakanlığı kasasından ödemek zorunda. Ve ödüyor…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




