İtalya.

İlkler, klasikler, keşifler.
İtalya.

Paket servis. bölümünde her hafta, sizden gelen bir temada üç film önerisinde bulunuyorum. Önerdiğiniz temanın ne olduğunda hiçbir sınır yok: Somut ya da soyut herhangi bir sözcük, bir kavram ya da bir his, bir ülke ya da bir mekan, bir yönetmen ya da oyuncu... Bu e-postaya cevap vererek, siz de tema önerinizi paylaşabilirsiniz. 

Songül Sarıkaya, şimdiye kadarki en ucu açık siparişle gelmiş: "İtalya." Çok spesifik siparişler de zorluyor zorlamasına ama bu kadar geniş olduğunda da ne seçeceğimi şaşırdığımı fark ettim. Muhteşem Cinema Paradiso'dan, sinemayla ilk tanıştığım yıllarda göz yaşlarımı sel eden Life Is Beautiful'a, Argento'dan Fellini'ye, Garrone'den Sorrentino'ya sayısız yönetmenin filmlerine İtalyan sineması başlı başına bir deryayken, bir de Hollywood ve dünya sinemasından İtalya'da geçen, İtalya'da çekilmiş filmler var. Ben bu siparişi İtalyan sinemasından, çok da bilinmeyen örneklerle doldurmaya karar verdim.

Bir ilk. İzlediğim ilk İtalyan filmi, sanıyorum ki Life Is Beautiful idi. Fakat bu fazlasıyla popüler olduğundan, biraz daha ileri sarmayı tercih edeceğim. Çok sevdiğim, yukarıda adını geçirdiğim Cinema Paradiso'nun da yönetmeni olan Giuseppe Tornatore'nin Everybody's Fine / Stanno tutti bene (1990) filmi, hem izlediğim ilk İtalyan filmlerinden biri hem de yönetmenin izlediğim ilk filmi. Güney İtalya'daki kasabasından kalkıp, Çizme'nin farklı büyük kentlerine dağılmış çocuklarını bir bir ziyaret eden bir babanın (Marcello Mastroianni) çocuklarının yalanlarıyla ve hayatın gerçekleriyle yüzleştiği film, 20 yıl kadar sonrasında Robert De Niro'lu oldukça kötü bir versiyonuyla Hollywood'a da uyarlanmıştı. 

Bir klasik. Yıllar geçtikçe İtalyan sinemasının daha eski dönemleriyle, usta yönetmenleriyle tanıştım. Geçen yaz MUBI'deki seçki sayesinde de ilk kez bir Lina Wertmüller filmi izledim. Seven Beauties / Pasqualino Settebellezze (1975), zamanın çok ötesinde. İtalyan mizahını trajedinin içine özenle yerleştirmiş, göz alıcı bir film. Wertmüller bu filmiyle ,Oscar tarihinde En İyi Yönetmen adayı olan ilk kadın olmuştu. Akademi'nin 49. yılına kadar tek bir kadın yönetmeni aday göstermemiş olması başlı başına bir utançkan, 93. yılında bu sayı anca 7'ye çıktı. Şaka gibi, ama değil.  

Bir keşif. Ve son olarak günümüz İtalyan sinemasından bir öneri: Geçtiğimiz yıl Berlin Film Festivali'nde yeni filmleri Bad Tales / Favolacce (2020) ile En İyi Senaryo ödülüne uzanan D'Innocenzo Kardeşler'in ilk filmi Boys Cry / La terra dell'abbastanza (2018)bana göre hem günümüz İtalya'sını kusursuz bir şekilde tasvir eden bir film, hem yetenekli bir yönetmen ikilisinin kariyerini müjdeleyen oldukça başarılı bir ilk film hem de çarpıcı bir büyüme hikâyesi. Filmi üç yıl önceki Chicago Film Festivali'nde izlemiş, yönetmenlerden Fabio D’Innocenzo ve oyuncu Matteo Olivetti ile Bant Mag. için bir röportaj yapmıştım. Buradan okuyabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🤖 Yılın ilk yarısının en eğlenceli filmi!

Akıllı telefonlar dost mu, düşman mı? Büyüme hikâyeleri, birlikte büyüyen aileler, İtalyan sineması ve daha fazlası.

09 May 2021

🤖 Yılın ilk yarısının en eğlenceli filmi!

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

İLGİLİ OKUMALAR