İYİ Partili Bilge Yılmaz: "Enflasyon 24 ayda tek haneye iner, amacım kusursuz geçiş dönemi"

İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz Spektrum'a konuştu.
İYİ Partili Bilge Yılmaz: "Enflasyon 24 ayda tek haneye iner, amacım kusursuz geçiş dönemi"

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Ekonomi yönetimine talip olduğunu, kadrolarının ve politikalarının da hazır olduğunu ifade eden, uluslararası basında da Türkiye’nin bir sonraki Ekonomi Bakanı olarak lanse edilen İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Prof. Dr. Bilge Yılmaz, Spektrum Son Düzlük’ün konuğuydu.

Yılmaz’a İYİ Parti’ye yönelik saldırıdan Türkiye’ye dönüş hikayesine, yıkılan konutların yapım sürecinden vergi reformuna ve ekonomik krizden çıkış politikalarına pek çok şeyi sordum. Sohbetimizi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.

Keyifli okumalar!

yılmaz

İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’na isabet eden kurşunlar Türkiye'nin gündemindeydi. Bu kurşunların bir inşaat bekçisinin silahından bir hırsızı kovalarken ateş etmesi sonucu çıktığı ve tesadüfen binaya isabet ettiği açıklandı. Bu açıklama sizi tatmin etti mi? Daha önemlisi, Türkiye’de siyaset yaparken kendinizi tehdit altında hissediyor musunuz?

Benim tehdit altında olup olmamam çok da önemli değil. Burada önemli olan Türkiye’de baskı ortamı yaratılması. Bu tür otoriter rejimler iktidarda kalabilmek için nahoş metotlara maalesef başvuruyor. Bir genç bir tweet attı diye evinden sabaha karşı alınabiliyor, haftalarca hapse atılabiliyor. Bunlar insanları sindirme ve korkutma taktikleri.

Bize karşı yapılanlar da bunun bir parçası esasen. Daha öncesinde Genel Başkanımıza yönelik bir tehdit vardı, hemen arkasından kurşunlama olayı oldu. Genel Başkanımızın fotoğrafının hemen altına isabet eden bir kurşun var. "Falsolu gelen kurşun" falan pek inandırıcı değil. Çok tepki çektiklerini gördükleri zaman böyle bir kandırmaca metoduna saptılar. Bu biraz TÜİK’in enflasyon oranı gibi, inanabilirseniz inanırsınız ama doğruları yansıtmıyor maalesef.

Benzer bir olay CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın önünde de yaşandı. İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu binanın önünde ateş açıldığını söyledi. Sizce Millet İttifakı’na karşı sistematik bir saldırı var mı?

Türkiye’de demokrasiye ve özgürlüklere karşı bir saldırı var. Seçime doğru kaybetme riski arttıkça bunlar oluyor. Bu insanların seçimi kaybetmesinin onlar için çok ağır bir bedeli var. Yolsuzluklar, usulsüzlükler var. Bunun için bir sindirme harekâtı olacak. 2015 yazında yaşadığımız çok tatsız tecrübeler var. Umarız o kadar kötü şeyler yaşamayacağız. Ama belli oranda bu tür tatsız olayları planlamaları çok da sürpriz değil.

Siyasete yeni girdiniz sayılır, sizi tanımak gerek diye düşünüyorum. ABD’de çok başarılı bir akademik kariyer inşa etmiştiniz. Dünyanın sayılı okullarından Wharton School’da ekonomi profesörüyken 2021’de Türkiye’ye dönüp siyasete girdiniz. Bunu niye yaptınız?

Bunlar çok planlı yapılmış şeyler değil. Ben Türkiye’de doğdum büyüdüm, 24 yaşında ABD’ye gittim. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik ve Fizik bölümlerini bitirdim. Sonra mühendis olarak çalışırken ekonomi doktorası yapmaya karar verdim.

Türkiye ile bağımı hep canlı tuttum. Hep Türkiye’ye dönme isteği vardı. Hiçbir zaman ABD’ye yerleşmiş gibi hissetmedim, hiçbir zaman vatandaşlığa da başvurmadım. Bu kadar uzun süre orada yaşayıp vatandaşlığa başvurmayan ender insanlardan biriyim.

Akademide çok uzun bir kariyerim var, yapılabilecek her şeyi yaptığımı düşünüyorum. Belli bir zaman sonra insan kendine onu neyin mutlu ettiğini soruyor. Yaklaşık 10 yıl önce gençlere yardım etmeyi, pozitif etki sağlamayı kendim için çok değerli buldum. Buna yönelik çabalara başladım.

Akademinin yanında piyasada da tecrübelerim oldu. Bir süre fon yöneticiliği yaptım, daha sonra o şirketi satıp kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Bu fon yöneticiliği sırasında ABD’de “akçeli işlerde” kadınların göz ardı edildiğini gördüm. Bunu değiştirmeye katkı vermeye karar verdim.

Altı yıl önce, Girls Who Invest adında bir projem başladı. Yatırım Yapan Kızlar adı altındaki programın akademik ortağı oldum, hala da yönetim kurulundayım. Amacımız ABD’deki para yöneticilerinin arasına kadınları sokmaktı. 200’den fazla kadını, benim Wharton’da kurduğum araştırma merkezinde ücretsiz eğitime dahil ettik. Sonrasında kalıcı işlere dönüşen staj programlarına yerleştirdik.

Dünyada düzeltilmesi gereken çok problem var. Etki gösterebileceğim yerlere emeğimi ve paramı yatırmayı uygun görüyorum. Bu beni mutlu da ediyor. Bu anlayışım, Türkiye’deki olaylara müdahil olmama da sebep oldu.

Ben 2021’de büyük oğlumu gezsin, ülkesini tanısın diye Türkiye’ye getirdim. Benim "bir gün elimizi taşın altına mutlaka koyarız" diye bir düşüncem hep vardı. O yıl beş hafta boyunca ülkenin farklı yerlerini gezince, Türkiye’nin durumunun iyiye gitmediğini ve şartların çok zor olduğunu, bizim gibi Türkiye’nin yetiştirdiği beşerî sermayenin elini taşın altına sokması gerektiğini düşündüm. Yıllardır bu konularda dertleştiğim arkadaşlarımı aradım. Bir grup kuralım dedim.

İlk önce muhalif partilerin liderlerine ulaşmaya çalıştım. İlk teklifimiz, “Biz gelelim yardım edelim, siyasetçi değiliz ve de olmak istemiyoruz. Biz program hazırlayalım, gelecekte bürokraside doldurulması gereken pozisyon ihtiyacı olursa uzmanları getirelim, doğru insanları bulalım.” idi. Ben siyasi bir figür olacağımı düşünmemiştim. Ama üç aylık bir konuşma sürecinden sonra Temmuz 2021’de Meral Hanım’la çalışmaya karar verdim. O zaman “danışman olacağım” demiştim ama Aralık 2021’de Meral Hanım beni Genel Başkan Yardımcısı olarak atadı.

Öğrencileriyle nasıl ilişki kuran bir hocaydınız? Öğrencilerinize sorsak, sizin nasıl bir hoca olduğunuzu söylerler sizce?

Bugüne dek 10 binlerce öğrencim oldu, yüzlerce Türk öğrencim de oldu. Aslında bu deneyi yapmak lazım…

Beni akademide tutan şey, gençlere yardım etmek, hayatlarında bir değişiklik yaratabilmek oldu. Esasen akademide eğitimden ziyade araştırma fonksiyonu önde. İyi bir okulda terfi etmeniz, iyi bir öğretmen değil, iyi bir araştırmacı olmanızdan geçiyor. Ben akademide başarılı oldum, araştırmalara da önem verdim ama işin o yönü beni pek cezbetmedi.

Benim yaptığım araştırmalar çok teknikti. Belki 20 kişinin anlayacağı şeylerdi. Etki alanı çok küçüktü. Ben biraz daha büyük etki alanlı yerlere girdim. Mesela Wharton School’da 25 yıldır lisans programı yenilenmemişti, bu programı baştan tasarladım gençlerin hayatına dokunabilmek için. Bu esnada alternatif yatırım programının eğitim ayağını da geliştirdim.

Benim onlara yardımcı olduğumu düşündükleri için genelde öğrenciler bana olumlu baktılar hep. Bir de ben gereksiz bir otorite de yaratmam. Tabi Türkiye’deki kültüre pek uymuyor bu gerçi ama ben ABD’deki öğrencilerime “İsterseniz bana Bilge deyin, isterseniz Prof. Yılmaz deyin” derdim. Suni bir saygıdan ziyade, benim fikirlerime saygı göstersinler istediğim için. Fikirlerim onların aklına yatmıyorsa gelsinler özgürce tartışsınlar diye böyle yapıyordum.

Depremzedeler için inşa edilecek konutlar hakkında, “Bunun maliyetini Türkiye bir yılda ödeyemez. Evlerin maliyetinin vatandaştan kısa sürede alınması zaten mevzubahis değil. Biz bunu uzun vadeye yayarak toplayacağız.” dediniz. İktidar yanlısı basın, bunun bu konutların ücretsiz yapılacağını söyleyen Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemiyle çeliştiğine dair paylaşımlarda bulundu. Burada bir çelişki var mı? Ne demek istediniz tam olarak?

Tabi böyle şeyleri çok dikkatli konuşmak lazım. Ne kadar dikkatli konuşsak da naklen yayında, bunu çarpıtmak da mümkün oluyor. Böyle bir parayı vatandaştan almak mümkün değil ama devletin de böyle bir parası yok. Bizim bunu uzun vadeye yayarak dış finansman yollarıyla inşaatları tamamlamamız gerekiyor. Sadece evler de değil, altyapı da ciddi hasar gördü. Endüstri de öyle. Buraları hızla yapmamız lazım. Parayı da alternatif dış finansman yollarıyla sağlamak zorundayız. Bunu ne devlet verebilir ne de vatandaş. Ondan sonra da ihtiyacı olan vatandaşların parasını devlet öder. Burada bir çelişki yok. Sözler cımbızla çekilince değişik anlamlar çıkıyor. Sonuç olarak hükümetteki herkes Ortak Politikalar Mutabakat Metnine bağlı kalacak zaten.

Türkiye’de ciddi bir servet adaletsizliği var. Özellikle enflasyon ortamında devlet çok büyük bir servet transferi yaptı. Bizim dar gelirli vatandaşımızı korumamızın zamanı. Dar gelirlilere yardım edilmek zorunda.

Sosyal medya hesabınızdan insanların kendine bir araba alırken vergilerle devlete beş araba daha aldığına dair bir video paylaşıp vergi reformu vaadinde bulundunuz. Bunca vergiye rağmen kamu borcu da hep artıyor dört yıldır. Bize bu vergi reformunu detaylandırabilir misiniz?

Türkiye’de toplanan vergi, ülkenin milli gelirine oranla ortalama. Türkiye öyle çok ya da az vergi toplayan bir ülke değil. Orada büyük bir değişikliğe gitmeye ihtiyaç yok. Değişiklik olması gereken yer vergiyi nasıl topladığımız.

Araba güzel bir örnek, ama tabi sadece bir örnek. Önemli olan şu, burada bir tercih var. Türkiye vergisini genelde tüketim esnasında KDV ve ÖTV ile topluyor. Tabi gelir vergisi de var ama gelir vergisinin toplanma şeklinde ciddi problemler var. Bunun dışında, "yamalı bohça" dediğim bir vergi mevzuatı var. Genelde sermayeyi, yani servet sahibi insanları yanlış vergilendiriyor.

Tasarımı doğru yapmak lazım. Tüketimde çok yüksek oranda vergi olması vergi adaletsizliğine ve verimsizliğe yol açıyor. Çünkü çok büyük geliri ya da serveti olan insan, onun tamamını harcamıyor. Ama dar gelirli biri, bu maalesef Türkiye’de orta-üst sınıf için bile geçerli, gelirinin büyük bir kısmını harcamak zorunda ihtiyaçları için. Siz verginin çoğunu ÖTV ve KDV ile topladığınızda, bu insanlar gelirinin tamamından çok yüksek oranda vergi ödüyor.

Yani Türkiye’de düşük gelirli insanlar gelirine oranla daha çok vergi ödüyor. Halbuki tersi olması lazım. Daha çok geliri olan, servetini biriktirmiş insandan daha çok vergi almanız lazım. Sağlıklı olan bu. KDV ve ÖTV’de indirime gitmemiz lazım.

Türkiye’de çok fazla vergi muafiyeti var, bunların bir kısmı tamamen israf. Bunlar aslında bazı sektörlere teşvik için getirilen muafiyetler ama maalesef bu teşviklerin etkisi ölçülmüyor. Biz ölçtük, maalesef etkisi olumlu değil. Bunların kalkması lazım.

Servet biriktirmiş insanları da doğru yola teşvik edeceğiz ve daha çok vergi toplayacağız. Türkiye’de şu an sermaye üretime yatırım yaptığı zaman yüksek, rant işine girince ya da finansal enstrümanlarla yatırım yapınca çok az vergi ödüyor. Bu sermaye sahiplerini üretime değil, ranta teşvik ediyor.

Ama bizim yapacağımız bir servet vergisi de değil, onu uygulanabilir bulmuyorum. Servetten kazanılan gelirin vergilendirilmesi. Pek çok gelişmiş ülke bunu yapıyor.

Örneğin barınma krizinin çözüm yollarından biri de, çok ev satın alıp evleri boş tutan yatırımcılara vergi koymak ki evleri boş tutmasınlar. Bu tür vergi mevzuatı değişiklikleriyle ekonomiyi büyüteceğiz ve sorunlarımızı çözeceğiz.

Türkiye uzun süredir bu işleri doğru tasarlamıyor. Bazı uzmanlık eksikliklerinin yanı sıra bu art niyetle, yolsuzlukla da alakalı. Bunların düzeltilmesi lazım. Bunlara “yapısal reformlar” diyoruz. Bunları yapmak genelde zordur çünkü her yapısal reformun bir muhalifi olur. Siz tüm yapısal reformları bir arada yapmaya kalktığınız zaman tüm muhalifleri karşınızda siyasi olarak birleştirirsiniz. Bunun için de bu reformların zamana yayılıp stratejik olarak birer birer yapılması lazım.

Ben ekonomist değilim ama hayat şartları gereği ekonomi okur-yazarlığımız istemediğimiz kadar arttı son yıllarda maalesef. Son zamanlarda okuduğum ekonomi analizlerinde döviz kurunun baskılandığı ve her an patlayabileceği, işsizliğin yükselebileceği, depremin de krizin faturasını kabarttığı ifadeleri geçiyor hep. Bu analizler ne kadar doğru? Siz yönetime gelirseniz kucağınızda bir enkaz mı bulacaksınız? Ne kadar umutsuz bir noktadayız?

Bunun içinden çıkacağız, umutsuz olmaya gerek yok. Ben hayatımda yapamayacağım hiçbir işe kalkışmadım. Bunun da altından kalkarız hızlı şekilde, ben zaten bir fark yaratabileceğimi düşündüğüm için buradayım. Tedirgin olacak, umutsuzluğa düşecek bir durum yok.

Ama, durumu da doğru teşhis etmek lazım. İçinde bulunduğumuz durumu “yüzyılın enkazı” olarak nitelendiriyorum. Cumhuriyet tarihinde düştüğümüz en kötü ekonomik durum bu. Tahribat çok büyük ama sade vatandaş tahribatın bütününü yaşamadı. Olay biraz maskeleniyor. Suudi Arabistan’dan 5 milyar dolar, Rusya’dan şu kadar milyar dolar gibi, sürdürülemeyecek bir politika doları ve faizi baskılayarak götürülüyor. Seçimi iktidar kazanırsa çok ciddi tahribat su yüzüne çıkacak, kaybederse de bir kısmı çıkacak ama biz hızlı müdahaleyle bu tahribatı geri çevireceğiz.

Depremde çok acı tecrübelerimiz oldu. Ekonominin durumu şuna benziyor: Bir ev düşünün, evi zemin analizi yapmadan inşa ediyorsunuz. Yapısal problem var kurduğunuz yer açısından. Ekonomide de kronik dış ticaret ve cari açık problemimiz var, yani ürettiğimizden fazlasını tüketiyoruz. Turizm gibi gelirlerle arayı kapatmaya çalışıyoruz ama yeterli olmuyor. Ya borç ya da yatırım olarak gelecek dış finansmana ihtiyacımız var.

İnşaatı kötü yere yaptıktan sonra iktidar, kolonları kesmeye başladı.

Türkiye’nin petrol, doğalgaz, hammadde ve ara madde alması lazım.. Üstüne üstlük ciddi bir gıda ithalatımız var. Sürekli döviz tutmamız gerekiyor elimizde ki bunları alabilelim. Ama Merkez Bankası ne yaptı? Berat Albayrak zamanında başladı, elimizdeki sınırlı dövizimizi de fiyatları baskı altında tutmak için arka kapıdan sattı. Şu an rezervlerimiz eksi. Yani borç harç bulunan paralar satmış. Bir iki aylık mazotumuz kaldı. Bu kolonu kestik.

Bunun dışında, ciddi bütçe açığı veriliyor. İktidar, gelecekte toplayamayacağı kadar yüksek vergiyi şu an seçimi kazanmak için harcıyor. Bu da sürdürülebilir değil. Siz sürekli para sürer ancak üretimi artıracak politikalar uygulamazsanız arz artmayacağı için talep ve fiyatlar artar, dolayısıyla ithalat artar. Bunun gibi hatalar arka arkaya yapılıyor. Bina, şu an çok kırılgan ve en ufak sarsıntıda çökecek. Türkiye’nin ekonomisi bu maalesef.

Biz 14 Mayıs’a kadar bu düzenin götürülebileceğini tahmin ediyoruz. Tahribat çok büyük ancak halledilemez değil.  

Somut iyileşmeleri ne zaman hissederiz iktidara gelirseniz? Alım gücümüz ne zaman artar?

Hemen hissedilmeye başlanır çünkü fiyat istikrarını sağlayacağız. Ücretleri artırmak iyileşme getirmiyor, anlık iyileşme oluyor ama sonra eskisinden de kötü hale geliyor. Yapılması gereken fiyatları kontorl etmek ve enflasyonu aşağı çekmek. Sonra yapacağımız ücret artışlarıyla yavaş yavaş insanların alım gücü artacaktır. Bu hemen olmaya başlayacak ama süreç yıllar alacak.

Türkiye’de alım gücüyle ilgili bir problem de insanların ücretlerinin hayat boyu aşağı yukarı sabit kalması. Çalışanların yarısı asgari ücret kazanıyor. Uzmanlaşmış insanların da ücreti asgari ücrete yaklaşıyor. Bu çok acıklı bir şey. Esasen kasıtlı yapılan bir şey de bu.

Yeni işe girmiş, fazla tecrübesi olmayan, lise mezunu bir genç düşünelim. Bu insanın asgari ücret alması normal ama uzmanlaştıktan sonra hala asgari ücret almaması lazım. Bizde bu kişi, emekli olacak yaşa geldiğinde de hala asgari ücret alıyor. Uzun vadede uzmanlaşıp üretkenlik kazandıkça ücretin artması lazım. Bu açıdan Türkiye’yi başka ülkelerle karşılaştırınca bu tokat gibi insanın yüzüne çarpıyor.

Asgari ücret alan insanların nüfusa oranı %5-10 olur. Türkiye’de bu %50'ye yakın. Asgari ücret civarı ücret alanları katınca bu oran %50’yi de geçiyor. Gençler için bu problemler hallolacak ama zaman isterseniz altı ay içinde insanlar enflasyonun düştüğünü hissedecek ve rahatlama olacak.

Enflasyon bir yılda %20 azalır, 24 ayda da yıllık enflasyonu tek hanelere çekeriz diye düşünüyorum.

Hazırladığınız ekonomi kadrolarında kimler var. Sadece İYİ Partililer mi var?

Bu parti değil uzmanlık işi. Bu ekibin büyük çoğunluğunun İYİ Parti ile bir alakası yok, zaten olmaması lazım. Türkiye’nin ekonomi bürokrasisinde çok kaliteli insanlar vardı. Türkiye gelir durumuna göre beşeri sermayesi iyi olan bir ülke. Fakat maalesef AK Parti iktidarı sırasında inanılmaz bir kadrolaşma yaşandı. Belirli dini cemaatler, bunların bir kısmı sonradan terör organizasyonları haline de geldi, kadrolaşmaya gitti. AK Parti buna müsaade etti hatta destekledi ve birlikte çalıştı.

Bu yıllarda pek çok kurumda, Merkez Bankası ve Hazine’de de uzman, vatansever, çeşitli politik görüşlerden insanlar, o cemaatten olmadığı için kıyıma uğradı, terfi edilmedi, sürüldü, baskıya maruz kaldı ya da istifaya zorlandı. Türkiye’nin çok ciddi bir israfı oldu. Beşeri sermayemizi tarumar ettik. Bu insanların bir kısmı hala bu kurumlarda çalışıyor ancak hak ettikleri yerlerde değiller. Çok daha az yetkin insanlar onların amirleri olarak görev yapıyor. Bu insanların üretkenliği azaltıldı.

Bir kısmı da özel sektöre, akademiye ya da yurtdışındaki işlere geçti. Bu arkadaşları tekrar Türkiye’ye kazandırma projesidir bu. Biz herkesle çalışırız, hangi politik görüşten, dini inançtan, etnik kökenden olduğu fark etmez. Bizim için önemli olan insanların liyakati. Bu tür yapılanmalara bir daha müsaade etmeyeceğiz. Sadakati ülkeye, millete ve devlete değil başka yerlere olan insanların örgütlenip kurumları ele geçirmesi çok yanlış. Bunun dışında hiçbir sınırlamamız yok hatta diğer partilerden insanlarla bir arada çalışıyoruz. Sonuçta Millet İttifakı bir araya gelerek pozisyonlar üzerinde bir karar kılacak. Siyasi kadrolar çok küçük olacak, bir noktadan sonra hiçbir partiye mensup olmayan liyakatli bürokratlara ihtiyacımız var.

Ben bu kadroları kurdum ama bu kadroları ben yaratmadım ki. Zaten bu kadrolar, Türkiye’nin yetiştirdiği bu insanlar bu kurumlarda vardı. Ben sadece bu işe bir zenginlik kazandırıyorum ve Türkiye’ye gelmeyi düşünmeyecek bazı sayılı, alanında çok uzman Türkleri de gelmeye ikna ediyorum.

Ben İYİ Parti’de olmayı seçtim ama amacım Türkiye’ye yardım etmek. Sonuçta ben Millet İttifakı’nın bir bireyiyim. Benim hedefim, kusursuz bir geçiş dönemi yaşanması. Yani biz göreve atanırsak, bu kadroları oluşturmakla vakit kaybetmeyeceğiz. Zaten Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Şartlarımız ağırlaşacak. Hemen işe koyulacağız. Şu da var, ittifak ortaklarımız önerilerde bulunursa elbette ki dikkate alınır. Amacımız en liyakatli insanlarla çalışmak, partizanlık yapmak değil.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Türkiye’ye gelme sebebim çok ama en büyük neden gençler. Belki babanız yaşındayım, birçok meselenizi sizin kadar iyi anlayamayabilirim. Kendimi her şeyi biliyor, çektiğiniz tüm acıları anlıyor gibi görmüyorum. Ama, benim gördüğüm bir şey var. Sizin nesliniz haksızlığa uğradı.

Türkiye yine çok zengin bir ülke değildi ama benim neslim için fırsat eşitliği vardı. Partizanlık bu seviyede değildi. İyi eğitim almak için zengin olmaya gerek yoktu. Benim dönme sebeplerimden biri bunları düzeltmek ve sizin neslinize de bu fırsatları vermek. Türkiye’de gençlerin çok büyük bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Çok zorluk çekiyorsunuz, uzmanlaşsanız bile mezun olunca hayatı idame ettirmek çok zor. Kiralar çok yüksek, ücretler çok düşük, özgürlükleriniz yok. Bir tweet atınca sabah karşınızda polisi buluyorsunuz. Gençlerimiz bundan daha iyisini hak ediyor. Ben bunu başarmak için buradayım, elimden geleni de yapacağım. Başaracağımızı biliyorum.

Yurtdışına giden arkadaşlarımızı da suçlamıyorum, herkes kendisi için en iyisini yapmak zorunda. Umutsuzluğa kapılmayın, gidenler de dönmeye hazır olsun. Hep birlikte başaracağımıza eminim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak