John Rebus

John Rebus Ne Dinler?
John Rebus

Müzik pek karın doyurmaz ama onun için boşuna “ruhun gıdasıdır,” demiyorlar. Çoğu zaman müzik, bir kişiliği çözümlemek için önemli bir anahtardır. Çünkü dinlediklerimiz doğup büyüdüğümüz çevreden, dertlerimizden sevinçlerimizden, öğrendiklerimizden bağımsız değildir. Şimdi bu anahtarı, Ian Rankin’in kült dedektifi John Rebus için çevireceğiz.

John Rebus, İskoçya’nın başkenti Edinburgh’ta yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, 1947 yılında’da, Fife’da prefabrik bir evde doğmuş. Yıllarını Özel Birlikler’de geçirdikten sonra askerliği bırakıp polisliğe atılmış. O, zaaflarıyla baş başa, yalnız, ironik biçimde otoriteyle sorunlu biri. Otoriteyle sorunlu pek çok savaş sonrası genci gibi John Rebus’un da olmazsa olmaz tutkusu rock’n’roll.

Dedektiflerin caz ya da klasik müzik dinlemelerine alışığız. Ancak Ian Rankin’in şimdiye kadar 23 macerasını okuduğumuz John Rebus karakteri, bu bakımdan farklı bir portre çiziyor. Müziğe olan derin tutkusu gerçi caz’a da yabancı değil ama asıl rock’n’roll ile ses buluyor. Öyle ki, kimi John Rebus serüvenlerinin adları bile çeşitli rock’n’roll albümlerinden geliyor. Örneğin, yedinci John Rebus romanının adı Let It Bleed (1995)’dir ki adını The Rolling Stones’un 1969 tarihli  albümünden almaktadır. Beggars Banquet (1968) ve Black and Blue (1976) da John Rebus maceralarına adını veren Rolling Stones albümlerindendir. Gerçi Beggars Banquet, ismini Ian Rankin’in 1991’den 2000’e kadar çeşitli dergilerde yayımlanmış öykülerinden oluşan bir derlemeye vermiştir ama bu derlemede yedi John Rebus öyküsü de yer almaktadır.


Bu üç Stones göndermesinin yanı sıra, 1998 tarihli John Rebus romanı adını gotik rock’ın efsanesi The Cure’un “Hanging Garden” (1982) şarkısından almıştır. Dead Souls (1999) romanının adı ise Joy Division’ın “Dead Souls” (1981) şarkısından gelmektedir. Bunun gibi daha birçok örnek sayabiliriz.

Ian Rankin, Rebus karakterini yaratırken de Rolling Stones’un adı pek bilinmeyen ama erken döneminin belkemiği sayılabilecek üyesi Ian Stewart’ı esas almıştır.  Yaşça Stones’un diğer üyelerinden büyük ve gösterişsiz bu İskoç da tıpkı John Rankin gibi Fife’ta doğmuştur. Stewart, 1985 yılında ölene kadar Stones ile çalmış ancak resmi olarak grubun üyesi sayılmamıştır. Bunun nedeni ise 1968’e kadar grubun menajerliğini üstlenen Andrew Oldham’ın onun “sıkıcı” imajının Stones’a uymadığını düşünmesidir.

Ian Stewart’tan mülhem bir karakter olunca, Rebus’un da tıpkı yaratıcısı gibi bir Stones hayranı olması kaçınılmazdır. Rebus’un serüvenlerinde dinlediğini duyduğumuz ilk albüm Nakamichi marka kasetçalarına taktığı bir Stan Getz ya da Coleman Hawkins (kendi de emin değil) kasedi olsa da onun en çok dinlediği grup Stones’dur. Seri boyunca John Rebus’un kasetçalarında “Paint It Black”, “Just Wanna See His Face”, “Soul Survivor” gibi kült Stones parçaları döner durur. Bir aralık da The Rolling Stones Rock’n’Roll Circus CD’sini de takar Rebus. Bu, Michael Lindsay-Hogg tarafından 1968’de filme alınan ancak ta 1996’da yayınlanan iki gecelik bir rock’n’roll sirkidir. Sirkte Stones’un yanı sıra The Who, Jethro Tull, Taj Mahal, Marianne Faithful ve John Lennon da sahne almışlardır. Üstelik John Lennon’a Eric Clapton, Keith Richards, Mitch Mitchell, Yoko Ono ve Ivry Gitlis’ten oluşan The Dirty Mac grubu eşlik etmiştir. Ancak John Rebus, CD’de sadece Stones parçalarını seçip dinler. 


Rebus’un bütün macerası, rock’n’roll’un 60 yıllık yolculuğuna dair ipuçları barındıran bir haritadır. Frank Zappa, The Doors, Emerson, Lake & Palmer, Ten Years After, Pink Floyd, David Bowie, Talking Heads, Oasis gibi rock’n’roll tarihine damgasını vurmuş birçok topluluk ve müzisyen onun müzik çalarlarından geçer. Rebus’un değişen müzik zevkinde rock’n’roll’un dönüşümünü izleyebiliriz. Stones’tan sonra bir ara devreye progresif grupları girer. Ardından John Rebus kendini punk ve post-punk dalgasına bırakır. Onun yaşamında 80’lerde rock’n’roll’u sırtlayan gotik rock’ı da buluruz, 90’lar brit-pop’unu da.

Müziğe olan tutkusu, John Rebus’un kişiliğinin bir parçasıdır. Howlin’ Wolf’un blues tarifini hatırlıyorum: “Paran olmadığında, blues oradadır. Evinin kirasını ödemek için paran olmadığında da blues oradadır.” John Rebus da Let It Bleed serüveninde bir Stones albümü koyar, kendine bir içki doldurur ve “Pek bir şeyim yok ama bu [Stones albümü] var,” der.

Demek ki müzik, John Rebus için yaşam mücadelesinin bir parçasıdır. Onu yalnızlığından kurtaran, hayata tutunmasını sağlayan yegâne şeydir. İşte, John Rebus böyle bir adamdır: Rock’n’roll olmadan anlaşılamayacak türden biri.




Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

221B #2

Hayatın her alanındaki gizem, suç ve ceza kavramlarını içeren eserleri gastronomi, müzik gibi farklı bağlamlarla irdeleyen polisiye kültür bülteni.

13 Kas 2021

221B DERGİ

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR