Kapıldım gidiyorum…
İstanbul’da milyonlarca insan her gün bir yerlere koştururken yaşadıkları şehre dönüp ya da bir saniye için bile olsa durup bakma fırsatı bulamıyor. Yaşadığınız şehre dair bilgimizin kısıtlı oluşu hele de İstanbul gibi bir selin içinde yaşıyorsanız çok da şaşırtıcı değil.
Yakın zamanda bunu tekrar düşündürten bir yıllık bir aradan sonra İstanbul’a gitmiş olmamdı. Sadece şehir değil ülke değiştirdiğim düşünülürse hem İstanbul’a hem de Türkiye’ye karşı yaşadığım kafa karışıklığını tahmin edebilirsiniz. Hoş kasım ayında da Türkiye’ye gelmiştim ancak çok az kalmıştım. İstanbul’da ise sadece bir gece. Bu kez doktora mezuniyetim için geldiğimde yaklaşık bir ay kaldım. Bunun bir haftası hariç hepsi İstanbul’da geçti. Hâl böyle olunca bir bocalama yaşadığımı inkâr etmeyeceğim. Bir yılda ne bocalaması diye şaşırabilirsiniz. Bunu fark ettiğimde ben de şaşırdım. Bu bocalamanın sebebi içimdeki Avrupalının hemen gittiği yere uyum sağlamasından kaynaklanıyor olamazdı. (Annesi Eskişehirli, babası Erzurumlu biri olarak ne Avrupalısı🤔)
Şimdi size kasım ayında, o bir gün bile olmayan gelişimde Beşiktaş’ta yaya geçidi olmayan bir yerden karşıdan karşıya nasıl geçeceğimi bilemedim, âdeta aptallaştım desem gülebilirsiniz. Kiminiz zaten niye yaya geçidi olmayan bir yerden geçiyorsun da diyebilir. Ama burası Türkiye, kuralları kim takar! Zaten bir keşmekeşin içinde doğuyorsunuz, eğer başka bir alternatifiniz olmamışsa yaşıyorsunuz ve ölüyorsunuz. Pek çoğumuz döngüyü kıramıyor. Hatta böyle bir döngüde yaşadığını bile fark etmeden Hakk’ın rahmetine kavuşuyor!
Yapı gereği aceleci ve çabuk biri olarak İstanbul’da yaşarken o hız belki bir yönüyle bana cazip geliyordu. Ama zaten isteseniz de yavaş olamazsınız. İsteseniz de o kalabalığa direnemezsiniz. Şehrin hızı sizi alır, sele kapılmış bir eşya gibi sürükler. Bu esnada sizin de kafanızda “kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” şarkısı döner durur. Kapıldığınız bahtınız mıdır yoksa “büyüklerin” sizi küçük görmesi midir düşünmeye vaktiniz dahi olmaz.
Bu yazdıklarımı "kendini kurtarmış", sırça sarayından, pardon köşkünden atıp tutan birinin düşünceleri olarak görmeyin. Şu anda yaşadığım yere de henüz uyum sağlayabilmiş değilim. Eğer yaşamaya devam edersem bazı konularda muhtemelen hiç sağlayamayacağım. Aslında ülkemiz çok güzel, âdeta cennet. Ama n'aparsınız, yurt dışında da kurulu düzenim var, dönemem ki!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
1931, Öldüren Adam, Ortaköy Deresi, Marie Bell, mart içeri pire dışarı, orostopol, İstanbul'un 100 Âdeti, Claude Farrere, Pierre Loti, Mustafa Kemal Atatürk, Curt Courant
14 Mar 2023

YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



