Kapitalizmin Derinleşen Krizleri ve Türkiye


Aile yeniden bir arada: adidas Kramponlar ve çantalar hazırsa biz gidiyoruz! Tüm futbolseverlerin heyecanla beklediği FIFA Dünya Kupası Katar 2022™ yarın başlıyor . Kurulduğu 1949 yılından bu yana dünya sporunun kalbinde olan adidas , bu Dünya Kupası ’nda da tüm futbol ailesini bir araya getiriyor. Nedir? FIFA Dünya Kupası Katar 2022™’de futbolun efsane isimlerini desteklemeye hazırlanan adidas , dünyanın dört bir yanından oyuncuları ve taraftarları bir araya getiren futbolun birleştirici gücünü Lionel Messi , Karim Benzema , Achraf Hakimi , Son Heung-Min , Jude Bellingham , Pedri ve Serge Gnabry ’den oluşan çekirdek ailesiyle kutluyor. G.O.A.T. ’a özel: Azmin ve yeteneğin destekçisi adidas , ailenin favori çocuğu Lionel Messi ’nin unutulmaz anlarla dolu kariyerini kutlamayı elbette ihmal etmiyor. Yapay zekâ ve görsel efektler kullanılarak oluşturulan The Impossible Rondo adlı kısa film, Messi ’nin önceki Dünya Kupaları’nda çekilmiş gerçek görüntülerini vücut çiftleri ve yeşil ekranlarla birleştiriyor. Dahası: Dört yılda bir Dünya Kupası heyecanına kucak açan adidas , turnuva boyunca sürecek çeşitli aktivasyonlarla tüm futbol ailesini Katar’da buluşturmaya devam edecek. adidas ’ın futbolun efsanelerinden oluşan ailesinin Dünya Kupası yolculuğuna tanıklık etmek ve Dünya Kupası özel ürünlerini inceleyebilmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
A Erinç Yeldan
Kadir Has Üniversitesi, Ekonomi Bölümü
Bu yazımda sizlere Telgrafhane yayınlarından yeni çıkan kitabım “Kapitalizmin Derinleşen Krizleri ve Türkiye”den alıntılarla ulusal ekonominin küreselleşen dünyaya eklemlenme biçimlerine ilişkin değerlendirmelerimi paylaşmak arzusundayım. Söz konusu kitap bir derleme niteliğinde ve Cumhuriyet gazetesinin yazı kadrosuna katıldığım 2005’ten bu yana kaleme almış olduğum yazılara dayanıyor. Yazıların kapsadığı dönem, küresel kapitalizmin içinde bulunduğu –neoliberal– küreselleşme dalgasının önce zirveye çıktığı (2006-2008); 2009-küresel finans kriziyle birlikte cilalarının döküldüğü; ve 2010 sonrasında da önce büyük durgunluk (2010–), ardından Covid pandemisi (2020–) ve güncel olarak da Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle tetiklenen savaş ve enerji kriziyle birlikte sistemik krize dönüştüğü bir ortamı yansıtıyor.
Bu dönemin ayırt edici özelliklerinin başında gerek ülkemizde, gerekse küresel boyutta derinleşen gelir eşitsizliği ile birlikte sosyal dışlanma ve cinsiyet, ırk, etnik köken ve sınıfsal eşitsizliklerin getirdiği toplumsal ayırımcılık ve şiddetin yaratmakta olduğu sosyal sorunlar; bir yandan da iklim değişikliği tehdidinin bir çevre felaketine dönüşmesi olasılığı ve bunun yol açacağı iktisadi, politik ve sosyal sorunlar geliyor.
Küresel ekonominin 21. yüzyılı, bir endişeler çağı olarak yaşanıyor.
Anımsayalım; 1980’lerden başlayarak “başka alternatif yok” koşullandırmalarıyla sürdürülen yeni-küreselleşme efsanesi, finansal sermayenin ve ulus-ötesi şirketlerin hiper-akışkanlığına ve devlet aygıtının sermaye lehine yeniden biçimlendirilmesine dayanmaktaydı. Emek, ulus devletlerin coğrafi sınırları içerisinde hapsolmuş durumda iken, sermaye (özellikle şişirilmiş sanal değerlere dayalı finansal sermaye) ulusal sınırları aşan ve yerçekimi yasalarını hiçe sayan bir akışkanlık içerisinde bir coğrafyadan diğerine kâr peşinde koşturabiliyordu. Sermayenin bu serbest akışkanlığı önündeki her türlü yasal düzenleme ise “köhnemiş çağdışı devlet bürokrasisi” olarak nitelendiriliyor ve uluslararası finans kapital tarafından anında cezalandırılıyordu.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidar serüveninin ilk yılları da küresel ekonomide konjonktürel olarak yaşanmakta olan bu yeni uluslararası iş bölümü çerçevesinde yaşanan büyüme evresine denk geldi (ya da başka bir söylemle, AKP küreselleşen kapitalizmin Türkiye coğrafyasını kendi yasalarına tabi kılma tasarımının yürütücüsü görevini üstlendi). AKP, başından beri yerli ve uluslararası sermayenin –ama özellikle finans sermayesinin– en gözde partisi konumundaydı. Özü itibariyle de, dış görünümü “tek parti iktidarı” olarak nitelendirilmesine karşın, bir cemaatler ve şirketler koalisyonuna dayanmaktaydı. AKP’nin bu niteliği, politika tasarımında lider kadrosunu sürekli olarak rant yaratma ve dağıtma becerisi göstermeye koşullandırdı. Türkiye, 2009 öncesinde, sıcak para akımları ve özelleştirme rantlarına dayalı ucuz döviz ve ucuz borçlanma olanakları sayesinde Lale Devri'ni andıran bir sanal genişleme yaşadı. 2009 krizi sonrası dünya ise bambaşka koşullar içermekteydi. Her ne pahasına olursa olsun büyüme kaygısı, AKP ekonomi idaresini önce kredi garanti fonuna dayalı parasal genişleme, sonrasında yap-işlet-devret modeline dayalı imar rantları ve giderek otoriterleşen ve İslami faşizm baskısıyla sürdürülen iktidar modellerine sürükledi.
Büyüme, Kim İçin?
Şimdi ulusal ekonominin büyüme özelliklerini irdeleyelim. Bilindiği üzere, Türkiye ekonomisi 2021’de %11,4 oranında büyüdükten sonra, 2022’nin 1'inci çeyreğini %7,5, 2'nci çeyreğini de %7,6’lık büyüme ile geçti. Ancak bu büyüme eşitsiz ve yoksullaştıran bir büyümedir ve emek gelirlerinin gerilemesi, emeğin daha yoğun sömürülmesi ile mümkün olmuştur. Kaynakları ve kalitesi açısından sürdürülemez ve ileriki nesillere borç yaratan ve doğal kaynaklarımızı acımasızca tahrip eden bir nitelikte olduğu görülmektedir. Örneğin, söz konusu dönemde yüksek büyüme temposuna karşın, emek gelirlerinin büyümenin nimetlerinden faydalanmadığı çok net görülmektedir. TÜİK’in resmi verilerine göre, işgücü ödemelerinin 2020 sonunda %31.9 olan payı, 2022’nin ikinci çeyreğine gelindiğinde %25.4’e gerilemiş durumdadır.
Bu hesaplamayı, 2019’dan yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan “yeni Türkiye” rejimi bağlamında yaparsak ve 2019’dan bu yana geçen dönem içerisinde işgücü ödemelerinin ve sermaye gelirlerinin milli gelirden aldıkları paylardaki değişimleri izlersek karşımıza şu çarpıcı grafik çıkmaktadır:

Grafikte TÜİK verilerinden hareketle hesaplamış olduğumuz üzere, ücretli emek ve sermaye gelirlerinin paylarındaki değişimler 2019’dan bu yana sergilenmekte. Gelir paylarındaki değişimler biraz tahayyül gücüyle, sanki ağzı açılmış bir timsahı andırıyor. Yani grafik bize Timsah Kapitalizmi olarak anılan bir betimlemeyi andırıyor.
Burada kısa bir not düşelim: Timsah kapitalizmi betimlemesi ilk olarak UNCTAD’ın 2019 tarihli Trade and Development raporunda geçmişti. UNCTAD çalışanları, neoliberal küreselleşme dalgası altında küresel düzeyde yaşanmakta olan tekelleşme ve gelir dağılımındaki bozulmayı vurgulamak amacıyla aşağıda sergilenen grafik tasarımını bizlerle paylaşmaktaydı. Grafikte 1995’ten bu yana dünyadaki en büyük 2 bin çok uluslu tekelin kârlarıyla karşılaştırmalı olarak emek gelir paylarını sergilemekteydi. 1995 sonrasında tekelci karlar ve emeğin gelir payındaki açılma, UNCTAD raporunda “crocodile capitalism” –timsah kapitalizmi– olarak nitelendirilmişti:

Dolayısıyla, eğer 2021’den bu yana uygulanan rasgele politikalar kümesine bir ad verilecek ise bu, emekçiler için yoksullaştıran büyüme olmalıdır.
Bu arada, faiz lobisi diye düşmanlaştırılan finans kapitalin gelir kaynaklarının kurutulması şöyle dursun, bankacılık kesimi özelinde daha net olmak üzere finansal sistemin gelirleri bilakis daha da artırılmıştır. Finans sermayesine yaratılan bu kaynak transferi Yeni Türkiye Modeli’nin ayırt edici özelliklerinin başını çekmektedir. Bu bakımdan, aksi yöndeki tüm propagandaya karşın, AKP, iktidarının başından bu yana özellikle finans sermayesinin en gözde partisi olagelmiştir.
Bu arada Türkiye ekonomisinde dış açık (cari işlemler açığı) sorunu çarpıcı biçimde derinleşmektedir. Artan enerji maliyetleri tüm dünyada enflasyonu tetikleyen ve Türkiye’de de artan enerji ithalatı maliyetleri nedeniyle cari işlemler açığına katkıda bulunan bir olgudur. Bunda kimsenin kuşkusu yoktur. Ancak, cari işlemler açığının ana nedeni konjonktürel olarak yaşanan, enerji fiyatlarındaki gelip geçici dalgalanmalar değil, Türkiye’nin dışa bağımlı üretim deseninin sonucudur. AKP resmî söylemleri, enerji ithalatı dışarıda tutulursa cari işlemler dengesinin artıya döndüğünü, dolayısıyla yeni modelin işlemekte olduğunu savunmaktadır. Oysa Türkiye sadece “yeni modelin” uygulandığı son bir iki yılda değil, zaten bir çok ara dönemde enerji ithalatı dışında cari işlemler fazlası vermektedir.
AKP’nin iktidarda olduğu 2003’ten bu yana izlendiğinde, cari açığın (2019 yılı durgunluğu haricinde) her yıl cari işlemler dengesi toplamında açık verilmiş olduğu, buna karşın enerji ithalatı dışarda tutulduğunda bir çok yıl zaten cari fazla verildiği görülmektedir. 2003’ten bu yana toplam 20 yıllık gözlemin on ikisinde enerji ithalatı dışında cari fazla verilmiş, ikisinde de (2004 ve 2005’te 250 milyon dolar olmak üzere) mütevazı bir fazlalık elde edilmiştir.
Dolayısıyla, enerji ithalatı dışında cari fazla verilmesi yeni modele özgü bir olgu değildir. Ancak, Türkiye’nin toplamda cari işlemler açığı veriyor olması AKP yönetimi ile 2000’li yıllarda başlayan yeni bir olgudur. Yeni modelde de bu olguyu dönüştürecek hiçbir tasarım yoktur.
Benzer biçimde, konunun enflasyon boyutuna dönersek, enerji maliyetlerinde dünya piyasalarında bu denli bir artışın ilk kez olmadığını anımsamamız gerekiyor. Örneğin ham petrol fiyatlarının seyrini izlediğimizde, fiyat dalgalanmalarının bir çok kez yaşanmış olduğunu ama bundan önce hiçbir dönemde Türkiye’de böylesine bir enflasyon ivmelenmesinin yaratılmadığını görürüz.

Örneğin 2008, 2010-2014 arası yıllarında da dünya piyasalarında ham petrolün varil fiyatı 100 dolar bandına ulaşmış, ancak Türkiye’de (dünya ortalamasına göre o dönemde de hala yüksek olan) enflasyon oranı, hiç bu denli çığırından çıkmamıştır. Dolayısıyla, 2021/2022 hiperenflasyona doğru ivmelenen fiyat artışlarının ardında enerji maliyetlerinden ziyade izlenen bilim dışı, rastgele politikalar yatmaktadır.
Özetlemek gerekirse, AKP hükümetleri altında yürütülmekte olan söz konusu politikalar,
- dünya ortalamasına ve yüksek-orta gelirli kalkınmakta olan ülkelere görece çok daha yüksek enflasyon;
- yoksullaştıran ve finans sermayesini besleyen spekülasyon-yönlü büyüme;
- kronik işsizlik; ve
- cari işlemler dengesinde kronikleşen açık
anlamına gelmiştir.
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın. Laboratuvarda yetiştirilen et, insan tüketimi için güvenlik onayı aldı. 88 Grammy adaylığına ulaşan Beyoncé, Jay-Z'nin rekorunu egale etti. FIFA, Dünya Kupası'nda stadyumlarda içki satışını yasakladı.
19 Kas 2022

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.




