Karmaşık o değil, budur

“İklim krizi çok karmaşık bir mesele” diye diye dilimizde tüy bitti. Gelin biraz da kendi bakış açımızı paylaşalım da felsefi temel arayışımızın amacı daha iyi anlaşılsın.
Karmaşık o değil, budur

Bu cümleyi çok fazla duyduk. Hatta Esmiyor Post!’un üçüncü sayısına konu olarak hipernesneleri seçmemizin temel sebebi de, iklim krizinin karmaşık yapısını zihnimizde bir düzleme oturtma çabamızın ancak hipernesne kavramı ile nihayete ermesiydi. Bunu herkesle paylaşmak istedik. 

Ama bu noktaya gelinceye kadar iklim krizini, ekolojik yıkımı, biyoçeşitlilik kaybını kafamızda nasıl oturtacağımızı çok düşündük. Bir konuya çözüm ararken, başka sorunlar ortaya çıktı. Hadi o sorunları da entellektüel bir çabayla çözelim, dedik bu sefer de ZIRT diye başka konular hortladı. 

Size aşağıda düşünmek için birkaç konu veriyoruz. Hadi bakalım, işin içinden çıkmaya çalışın. 

Oyun Teorisi

Soğuk Savaş döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasında artan gerilim ve nükleer silahlanma yarışında oyun teorisi bazı stratejik hamlelerin açıklanmasında, öngörülmesinde büyük rol oynamıştı. 

Aynı teori pekala iklim krizinin önlenmesi için de uygulanabilir. 

Tam olarak burada da işin içine karmaşık stratejiler giriyor. Şimdilik, sera gazı salımlarının uzak bir gelecekte sonlandırılmasına ilişkin taahhütler ihtiyacı karşılıyor. Somut adımlar atılmasa da ‘sürdürülebilirlik’ ve ‘yeşil’ sözcüklerinin enerji, politika, şehirleşme, moda gibi alanlarda kendine yer bulması; bununla birlikte ülkelerin 30 (hatta Çin Halk Cumhuriyetinin tarafında, 40) yıl sonrası için hedeflerini koyması yeterli. 

Ancak bir noktada bu sona ermeli. Taahhüt ile karın doymuyor. Ancak bu noktada yine o Soğuk Savaş dönemindeki oyun teorisi stratejileri ortaya çıkacak: enerji üretimi, ekonomik sistem, su kullanımı, tarım uygulamaları… Bu tarz, yüzlerce yılda gelişmiş sistemlerin kökten değişimi konusunda ilk kim veya kimler adım atacak? Bu adımları ilk atmaya başlayan Avrupa Birliği’nin dünya politika sahnesinde gerilere düşmesi oldukça sesli bir şekilde konuşuluyor. ABD, Çin, Rusya, Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık, Japonya ve seslerini çok daha fazla duyurabilen gelişmekte olan ekonomiler. Artık oyuncuların adedi çok daha fazla. 

30-40 yıl sonrası için taahhüt vermek çok kolay. Biz de verelim size. Bir kere 30-40 sene sonra o sözü veren kişiler veya hatta belki ülkeler bile olmayacak. Ama iş adım atmaya gelince, işte o zaman yerel, ulusal ve uluslararası aktörlerin işbirliği yapması gerekince, işte oyun teorisi o zaman çalışmaya başlayacak. 

Sistem

Peki sistemi değiştirmeden bir şeyler yapmak mümkün mü? 

Gelişmişliğin, kalkınmanın, istenen ve özlenenin ekonomik büyüme olduğu bir dünyadayız. Politikacılar çıkar “Yüzde 4 büyüdük” diye bağırır, gazeteler çıkar başka ülkelerin daha fazla büyümesini anlatır, insanlar kıskanır. Şirketler bütçelerine her sene büyüme hedefleri koyar, onu tutturmak için akıl almaz şeyler yaparlar. Hadi itiraz edin, bazılarınız bunun parçasıdır. “Bu sene yüzde 5 büyüdük, seneye yüzde 6 büyüyelim” diye konulan bütçe hedeflerinin yarattığı psikolojik baskının resmini yapabilir misin Abidin? Çalışanlar maaşlarını veya varlıklarını, işverenler gelirlerini veya kârlarını, bütün bunların yaşandığı ülkeler ise gayrisafi yurtiçi hasılasını arttırmaya, büyütmeye çalışıyor. Büyümenin olduğu dönemler coşku ile, büyümenin durduğu dönemler “resesyon” ile, küçülme dönemleri ise “krizzzzzzzzz” naraları ile anılıyor.  

Sistem bu. En azından ekonomik olan. 

Oldukça basit, oldukça eksik, ama en azından bir resim veriyordur. 

Ekonomik büyümenin, nüfus artışından ve paranın zamansal değer kaybından hızlı olması gerekliliklerini de denkleme ekledik ve elimizde nur topu gibi bir sorun oldu: tüketimcilik ile pompalanan bir büyüme çılgınlığının sebep olduğu sorunlar. 

Büyüme hemen hemen her zaman yanında daha fazla enerji tüketimi, daha fazla atık üretimi ve daha fazla sera gazı salımı getiriyor. Bunun aksini iddia eden decoupling gibi iddialar var. Ama bu iddialar daha çok Karl Marx’ın komünizmi gibi. Uygulamada tutmuyor. Uzmanı değilim ama tüketicilik insan doğasına da uygun gibi.Yeni bir ürün alıyorsunuz, bu ürünün yarattığı mutluluk çok kısa sürede geçiyor ve bu boşluğu  yepyeni başka bir ürünle, yine, kısa süre için doldurabiliyorsunuz. Sosyal medya ile de artık koskocaman bir billboard cebimizde, her an önümüzde. Bunu okuduğunuz için “Say No to Consumerism” yazılı bir kazak reklamı akşam önünüze çıkarsa şaşırmayın. 

Bu arada mevcut sistemi değiştirmeden bunu durdurmak da mümkün değil! Dedik ya, sorun mevcut sistemde.

Biraz da spesifik meseleler; mesela elektrik

Ve grafik vakti! İklim krizi hakkında üçüncü bülten ve ilk defa grafik paylaşacağız. Grafikler, tablolar, şekiller, şüküller size bayık geliyorsa, kusura bakmayın. Çünkü bütün bu sayıda dil döktüğümüz  karmaşıklığı anlayabilmek için bazen bu renkli şeylere ihtiyaç duyuyoruz. 

Hepimiz elektriğimizin yenilenebilir kaynaklardan üretilmesini istiyoruz, değil mi? Mesela bu satırları okuyan kişilere sorsak, ‘elektriğiniz hangi kaynaklardan gelsin istersiniz?’ desek, ille de kömür olsun, aman efendim, illa da petrol olsun diyen olur mu? 

Peki, kaç kişi günde 2 saat elektriğinin kesilmesini ister? Veya başka türlü soralım, 15 dakika elektrik kesintisinde bile huysuzlanan, kaşınan kaç kişi var? Utanmayın, biz de onlardanız. 

Kömür, doğalgaz ve petrol için onca laf ettik, ancak gördüğünüz gibi bu kaynaklar hala dünyadaki elektrik üretiminin çoğunluğunun kaynağı. Hatta ve hatta şu kömür var ya, o dünyadaki en büyük elektrik üretim kaynağı.

Şimdi bizim 2050 yılına kadar kömür, petrol ve doğalgazı sıfır yapmamız lazım. Bir değil, sıfır. Şimdi size ÖSS sorusu geliyor, bu grafiği alalım, ve şu parçaları bir şekilde birleştirelim. 

  • Turuncu olan güneş, geceleri çalışmıyor. 
  • Pembe olan rüzgârın çalışması hava şartlarına bağlı. Bazen evdeki hesap çarşıya uymuyor. 
  • “Bu ikisinden üretilen enerjiyi depolayalım, pillere koyup sonra kullanalım” kağıt üstünde güzel fikir. Teknolojik çalışmalar devam ediyor. Ancak o bataryaların üretilmesi, taşınması ve değiştirilmesi de ekolojik bir yük. 
  • Mavi olan hidro tarafının yenilenebilir veya sürdürülebilir olduğu bile tartışmalı. Sınırlı olan su kaynaklarının kullanımı, su havzalarının yer değiştirilmesi ve bunun biyoçeşitliliğe etkisi gibi konular artık daha çok tartışılmaya başlandı. Ayrıca hidroelektrik santrallerinin önünde kuraklık gibi bir engel de var. 
  • Mor olan nükleer tarafı ise malumunuz. İklim krizi açısından dost, ekoloji açısından düşman. Zaten 2000’lerden beri artmamasının bir sebebi var. 
  • Tüm bunlar devam ederken, küresel elektrik tüketimi artıyor. Nüfus da artıyor. 
  • Son yıllarda yenilenebilir enerjinin ne kadar revaçta, ne kadar artışta olduğunu konuşuyoruz. Hadi hidro’yu da yenilenebilir saydık diyelim, yine de küresel elektrik talebinin artışı bile sadece yenilenebilirlerden karşılanmıyor. 
  • Zaman zaman bazı kaynaklara talep azalabiliyor. Mesela petrol fiyatları düştüğü zaman belli kuyuların işletilmesi mantıklı olmayabiliyor veya kömür fiyatı çok arttığı zaman, elektrik üretiminde kömür kullanmaktan vazgeçilebiliyor. Yani düşünürken aklınızda tutmanız gereken bir şey de petrol, doğalgaz ve kömürün birer emtia olarak piyasa şartlarına göre fiyatlarının belirlendiği. 
  • Son olarak, elektrik tüketimi hemen hemen tüm ürünlerde, ama TÜM her şeyde bir gider. Kafanıza göre takılıp, “iklim için iyi ama ekonomi için kötü” yönünde hareket ettiğinizde; bu size enflasyon, küçülme, adaletsiz gelir dağılımı sebebiyle dezavantajlı grupların mağdur olması gibi durumlarla geri dönüyor.
  • Bir de, dipsiz kuyuya ipsiz inmeye devam etmemek için 2050 yılında gri (kömür), kırmızı (gaz) ve açık kahverengi (petrol) kısımların sıfırlanması gerekiyor.

Fikirleri alalım? 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Dev bir yapboz için en uygun zemin nedir?

Dünyanın en büyük yapbozu 53.700 parça. 8,5 metre uzunluğunda, 1,9 metre genişliğinde. Bizim aklımıza ilk gelen “Bu yapbozu hangi zeminde yapabiliriz, nasıl bir örtü lazım?” gibi düşünceler oldu...

30 Eyl 2021

Dev bir yapboz için en uygun zemin nedir?

YAZARLAR

Derin Altan

Esmiyorsa, bir nedeni var demeye devam ediyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR