Kavala kararı AB - Türkiye ilişkilerini etkileyebilir mi?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türk kamuoyunu olduğu kadar Avrupa kurumlarını da yakından ilgilendiren iş insanı Osman Kavala’nın yargılanması geçtiğimiz haftalarda sonuçlandı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül'de Kavala ile birlikte yargılanan 8 sanıktan 5'inin mahkumiyetini onayladı, üç sanık hakkında verilen hapis cezalarını ise bozdu. Buna göre Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alırken Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku 18'er yıl hapis cezası aldı. Mücella Yapıcı ve Ali Hakan Altınay adli kontrol şartı ile tahliye edildi. Söz konusu kararın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) kararları ve tavsiyelerine rağmen alınması ise dikkat çekti.
Haziran 2023’te Avrupa Konseyi, Türkiye'yi, AİHM kararlarına uymaması hâlinde, "ihraç dahil" tüm seçeneklerin uygulanabileceğine dair uyarmıştı. Bu uyarıda Kavala’nın tahliyesi için Eylül ayına kadar süre verilmişti. 28 Eylül’deki kararın ardından AKPM acil olarak toplandı ve Türkiye’ye Ocak 2024’e kadar süre verdi. 10 Ekim 2023’te yayımlanan “Osman Kavala’nın Derhal Serbest Bırakılması Çağrısı”nın (Call for the immediate release of Osman Kavala) ana hatları ise şöyle
- 2017’den beri tutuklu olan Kavala, 2019 yılında AİHM’nin “suç unsuru bulunduğuna dair makul şüphe bulunmadığına dair tespitine rağmen” hâlâ tutukludur.
- Tutukluluk süresinin uzunluğu hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sistemini “baltalamakta” hem de Türkiye'de hukukun üstünlüğü, insan hakları ve bağımsız adalet konularına dair ciddi endişeler yaratmaktadır.
- Meclis Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine uyması ve AİHM kararlarını uygulamasına çağırmaktadır.
- Avrupa Konseyi üyesi ülkeler ve AB liderlerine, Türkiye’deki yetkilileri “ikna etmek” için çalışmalarda bulunması tavsiye edilmektedir.
- Türkiye’nin ilgili kararları uygulamaması durumunda "Magnitsky Mevzuatı"nın harekete geçirileceği belirtilmektedir. Söz konusu mevzuat, hakim ve savcılar da dahil olmak üzere, Türk yetkililerinin Avrupa Konseyi üye ülkelerine giriş yaptıklarında yaptırım ile karşılaşmaları anlamına geliyor. AKPM bu mevzuatı önerse de öz konusu yaptırımı uygulayıp uygulamamak ise üye ve gözlemci ülkelerin bireysel kararına bağlı.
- Raporda ayrıca AKPM kararının Türkiye – Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini de yakından ilgilendirdiği belirtiliyor. AB’ye, Türkiye’ye yapılan finansal yardımlarda hukukun üstünlüğüne dair endişeleri dikkate alması öneriliyor.
- Son olarak Ocak 2024’e kadar Kavala’nın serbest bırakılmaması durumunda, Türk parlamenterlerin oy verme haklarının ellerinden alınması söz konusu. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği eş sözcüsü Veysel Ok, bu durumu “12 Eylül’den beri bir ilk.” olarak nitelendiriyor.
Türkiye – AB İlişkilerinde ne olabilir?
- AKPM kararını değerlendirirken unutulmaması gereken önemli bir nokta, Avrupa Konseyi'nin (Council of Europe) AB müktesebatı veya kurumlarının bir parçası olmadığıdır. AB, tıpkı Türkiye gibi Avrupa Konseyi’nin bir üyesidir. Öte yandan Avrupa Konseyi’ne bağlı olan AİHM, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”nin yürütülmesinden sorumludur ve AB’ye üye olmanın koşulu bu sözleşmeye ve mahkemeye taraf olmaktır. Türkiye’nin üyelik süreci fiili olarak askıdayken AİHM kararlarının uygulanmaması, Türkiye için hazırlanacak raporları etkileyecektir.
- Avrupa Parlamentosu (AP), İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25 Nisan 2023’te Kavala için verdiği ağırlaştırılmış müebbet hükmünü, 5 Mayıs 2023’te kınamıştı. 28 Eylül’de hükmün kesinleşmesinin ardından henüz AP resmî sitesinde bir açıklama yayımlanmadı.
- AP'nin Türkiye raportörü Nacho Sánchez Amor ise bu konuda Euronews'e açıklamalarda bulundu ve kararı "Türkiye'nin AB üyeliği hedefinden uzaklaşması" olarak nitelendirdi. Sánchez Amor, AİHM kararının siyasi bir karar değil bir yargı kararı olduğunu ve uyulması gerektiğini hatırlattı.
- AB Dış Eylem Servisi (EEAS), 29 Eylül’de Türkiye’nin Gezi Davası kararını “üzüntüyle karşıladığını” açıkladı. Bu kararın Türkiye’nin AB değerlerine olan bağlılığı konusunda endişe yarattığı vurgulandı.
Söz konusu açıklamalar ve hukuki çerçeve göz önüne alındığında, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde Osman Kavala'nın tutukluluğu meselesinin gündeme sık sık getirileceği görülüyor. Türk yetkililer ise bu tepkileri Türkiye'nin yargı bağımsızlığına yönelik bir müdahale olarak değerlendiriyor. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 13 Ekim tarihli açıklamasında AKPM'nin kararıyla “adli süreçleri siyasete alet ettiğini ve diyalog kanallarını kapatmaya teşebbüs ettiğini” belirtti. Bu durumun, “AKPM'nin varoluş nedenini oluşturan demokratik değerlere aykırı” olduğu ifade edildi.
Son olarak
Türkiye'nin kendi yargı sürecine müdahale ettirmeme konusundaki kararlılığı, Batı ittifakı ile olan görüş ayrılıklarını belirginleştiriyor. Mevcut durumda her iki tarafın da geri adım atması pek olası görünmüyor.
AB ikili ilişkilerinde "hukukun üstünlüğünü" vurgulasa da, kendi içinde Polonya ve Macaristan gibi üye ülkelerde bu konuda sorunlar yaşadığı biliniyor. Türkiye, henüz AB üyesi olmaması ve bağlayıcı koşullara tabii olmaması nedeniyle AB'nin karar ve önerilerine uymama hakkına sahip ve örnek olarak diğer AB üyelerini gösterebilir. Ancak böylesi bir tutum, diyalog sürecinde, genellikle olduğu gibi, her iki tarafın da olumsuz algılarını güçlendirecektir.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel’in geçtiğimiz yıllarda Osman Kavala ve diğer “siyasi” tutuklular hakkında açıklamalarda bulunmuşlardı. Ancak 28 Eylül’deki kararın ardından bu isimlerin demeç vermemiş olması dikkat çekici. Öyle görülüyor ki AB henüz Avrupa Konseyi kararını öne sürmek için acele etmiyor ve Türkiye’nin geri adım atmasını bekliyor. 26-27 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek olan AB Liderler Zirvesi'nde Osman Kavala meselesinin gündeme gelip gelmeyeceğini zamanla göreceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İsrail dün gece Gazze'deki bir hastaneye saldırı düzenledi. Kavala'ya yönelik mahkumiyet kararı, Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki süreci etkileyebilir mi?
18 Eki 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



