'Ki' sancısı: 'Yeter ki sen sev beni, yeter ki inan bana'

Ayrı ya da bitişik yazılması gereken “da / de”ler, “-ki / ki”ler ve her zaman ayrı yazılması gereken soru ekleri, memleketimizin en sancılı dil bilgisi sorunlarının başında geliyor. Akademik araştırmalarda da ortaokul öğrencilerinin en başarısız oldukları yazım kuralının “ki” bağlacına ait olduğu saptanmış. Bu yazıda -ki ekine odaklanıyoruz.
'Ki' sancısı: 'Yeter ki sen sev beni, yeter ki inan bana'

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Yıllar önce bir televizyon kanalındaki bilgi yarışmasında muhayyerkürdî makamındaki unutulmaz şarkının ismi yanlışlıkla şöyle yazılmıştı: “Duydumki unutmuşsun gözlerimin rengini” Oysa dizede yer alan “ki”, bir bağlaç olduğu için ayrılmalı ve “Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini” şeklinde yazılmalıydı.

Tersi durumlarla da karşılaşıyoruz. Bitişik yazılması gereken yani ek olan -ki, bağlaç veya edat zannedilip ayrı yazılabiliyor. Örneğin, “Bazı şehirlerde sokakta ki hayvanlara zulmediliyor.” cümlesinde “-ki” bir ek olduğundan “sokaktaki” sözcüğü bitişik olmalıydı.

“ki” sancılarımıza dair daha da çarpıcı, ironik bir örnek verelim: “Yeni Türkçeyi de eski Türkçeyi de konuşalım; yeterki doğru ve güzel konuşalım.” diyen bir yazarın yaptığı bu öneriye katılın ya da katılmayın, ama cümlesindeki dil yanlışını göz ardı etmeyelim, zira “yeter ki” yazarken “ki” bağlacı ayrılmalıdır. 

Geçenlerde matematik öğretmeni bir arkadaşım ortaokul öğrencileri arasında yaygınlaşan yanlış bir cümle kalıbını paylaştı benimle. Dil bilgisi konusunda çok duyarlı olan arkadaşımın öğrencilerini uyarmasına neden olan kullanımlar şunlardı: 

  • “Ödevimi yaptım ki.” 
  • “Kitabımı unuttum ki.” 
  • “Sabah servisi kaçırdım ki.”

Öğretmen arkadaşım, “… yaptım ki’ yazmamız hâlinde cümleyi havada bırakamayız, sonunu başka bir eyleme bağlamamız gerekiyor” uyarısını çocukların bir türlü anlayamamasından yakındı. Örneğin, “Ödevimi yaptım ki sunum yapabiliyorum.”

“ki” kullanımına apayrı bir boyut kazandıran (!) bu anlatım bozukluğunun nedenini gençlere anlatmak gerçekten çok zor. Çünkü temel Türkçe dil eğitiminde, “ki” bağlaç veya edatının kullanım alanları ve “-ki” ekiyle olan farkı, çocuklarımıza yeterince özümsetilerek öğretilemiyor. Akademik araştırmalarda ortaokul öğrencilerinin en başarısız oldukları yazım kuralının “ki” bağlacına ait olduğu saptanmış. Üstelik tüm sınıf seviyelerinde bağlaç olan “da / de”lerin yazımında da sorun yaşandığı dile getirilmektedir. Araştırmalara katılan ortaokul öğretmenlerinin çoğu, öğrencilerin hem sözlü hem de yazılı anlatımda bağlaçları olabildiğince az kullandığını vurgulamıştır.

  • Ayrı ya da bitişik yazılması gereken “da / de”ler, “-ki / ki”ler ve her zaman ayrı yazılması gereken soru ekleri, memleketimizin en sancılı dil bilgisi sorunlarının başında gelmektedir. Bu derleme yazıda “-ki / ki”ler üzerinde yoğunlaşacağız.

Şiar Yalçın Doğru Türkçe kitabında bu konuya şöyle değinir: 

"-ki, ilgi eki olarak kullanıldığı zaman bitişik (evdeki kitaplarım), bağlaç, zamir ve edat olarak kullanıldığı zaman ayrı yazılır (siz ki beni tanırsınız, ben ona dedim ki). Ama gelin görün ki yazılı olarak üç-beş satırla ve sözlü olarak bir-iki dakika içinde öğrenilebilecek olan bu basit ve ilkel kurala rağmen, ‘Sezar dediki: Sendemi Brutus!’ hâlâ salgın halinde! Hem de okumuş yazmış, sözde tahsilli ve kültürlü kişilerin ağzında ve kaleminde, inanmazsanız bir mahkeme kararını, bazı resmî yazışmaları okuyun.”

İlgi zamiri olan 'ki'

İlgi zamiri olan “-ki” ekiyle başlayalım. Bu ek belirtili isim tamlamasında tamlananın yerine kullanılır. Tamlayanın üzerine gelir. Ek hâlindeki tek zamirdir. “-ki” eklendiği sözcüğe bitişik yazılır ve bir ismin yani tamlananın yerini tutar. Büyük ve küçük ünlü uyumu kurallarına uymaz; sadece -ki şekli vardır.

  • “Benim kitabım” (benimki)
  • “Onun kolu” (onunki)
  • “Ayşe’nin puanına göre Fatma’nınki daha yüksek.”
  • “Kemal’in odası seninkinden daha derli toplu.”
  • “Aslı’nın kalemi” (Aslı’nınki)

İçinde bulunma, aitlik ve bağlılık işlevlerini yerine getiren -ki eki ise en eski metinlerden itibaren Türkçede her zaman kullanılagelen, günümüzde de dilimizde sıkça yer verilen bir ektir.

Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Türkçenin Grameri'nde -ki eki ile ilgili olarak şu bilgileri aktarmıştır:  

“Burada -ki ek kelime olarak öbür sıfat-fiiller gibi sıfat ve zamir hükmünde olup eklendiği kelimeyi de sıfat ve zamir yapar. (şimdiki zaman / evdeki pazar / benimki geldi). Zaman ve yer yön zarflarına doğrudan doğruya geldiği hâllerde -ki bir üretim eki sayılır, sıfat ve zamir olan kelimeler yapar: önceki, sonraki, şimdiki, sabahki, deminki, yarınki vb... Bir üretim eki olarak da canlı görünen -ki öbür sıfat-fiiller gibi sıfat ve zamir işleyişinde olan, bulunan sıfat-fiillerini karşılar. Buna ek zamir adı da verilmiştir: bizimki = bizim olan, odadaki = odada bulunan gibi.” 

Tahir Nejat Gencan, Dilbilgisi kitabında ilgi adılı (ilgi zamiri) terimini kullanarak isimlerin yerini tutan bu “-ki”ler adıl (zamir) sayılır notunu düşerek ek ile ilgili olarak şu örnekleri vermiştir:

“Orhan'ın boyu uzun, Erdem'inki kısadır. Komşunun kuzusu bizimkinden iri... Kalemimi evde unutmuşum; sizinkini alabilir miyim? Erdem'inki = Erdem'in boyu; Bizimki = bizim kuzumuz; Sizinkini = sizin kaleminizi.”

-ki, iyelik veya aitlik bildiren eklerden biridir. Bu ek, isim kök ve gövdelerine doğrudan eklendiği gibi, isimlerin ilgi ve bulunma durum eki almış biçimlerinden sonra da gelir. 

-ki eki, bazı zaman ve yer bildiren isimlere doğrudan eklenmektedir: deminki, dünkü, karşıki, önceki, öteki, beriki, sonraki, yarınki, gibi. Bu durumu ile -ki’li şekil, isimler önünde sıfat görevi yüklendiği gibi, isim çekimi ekleri alarak bir isim gibi de kullanılır: dünkünü, karşıkine, deminkinden, şimdikiyle, öncekini vb. 

  • (-ki aitlik eki, isimler önünde sıfat görevi yaptığı [ev+de+ki çocuk] ve kendinden sonra isim çekimi ekleri alabildiği için, bunu yapım eki olarak kabul eden görüşler de vardır.)

-ki aitlik ekinin ilgi ve bulunma durumu eklerinden sonra gelen kullanılışı canlı ve pek yaygındır: adamınki, evinki, çocuğunki, Ayşe’ninki, ağaçtaki, bahçedeki, baştaki, duvardaki, öndeki, yukarıdaki vb. 

Bağlaç olarak kullanılan -ki

Dilimizde bağlaç olarak kullanılan “ki” sözcüğünün eski metinlerdeki biçimi “kim”dir. Dilimizde bir de “hangi kişi” anlamına gelen “kim” sözcüğü vardır. 

Bağlaç olan “ki”nin özelliklerine gelince, sadece “ki” biçimi vardır. Kendinden önceki ve sonraki sözcüklerden ayrı yazılır. Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

Örnekler verelim:

  • “Çiçeklere su vermedi ki açabilsinler.”
  • “Bir şey biliyor ki konuşuyor.”
  • “Neşeli ol ki genç kalasın.”

“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir: “O mahalle -ki çocukluğumun geçtiği yer- çok izbe bir yerdi.”

Şimdiye kadar yayımlanan dil bilgisi kurallarının bir bölümünde hiç yer almamış, bir bölümünde de Farsçadan geçme “ki bağlacı” ile karıştırılmış olan bir başka “ki” vardır. Bu “ki”, bağlaç değil edattır. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz’a göre, “ki edatı” Türkiye Türkçesinde “tahmin, şüphe, pekiştirme, açıklama ve aşırılık” bildiren işlevler yüklenmiştir. Ancak diğer edatlardan ayrılan yanı, onlar gibi ad ya da ad soylu kelimelerden sonra değil, çekimli fiillerden veya bunların soru biçimlerinden sonra gelmiş olmasıdır. İşlevi gereği öteki edatlardan farksızdır.

“ki” edatı addan fiilleştirilmiş şekillere (fiil adlarına) veya çekimli fiillere geldiğinde, “Biz burada oturmayız ki bilelim” örneğinde görüldüğü üzere, genellikle fiildeki oluş ve kılışı açıklama ve pekiştirme işlevi gördüğü halde, mI / mU soru eki almış çekimli fiillerde, daha çok tahmin veya şüphe işlevi yüklenmiştir.

Duraksama, tahmin ve şüphe bildirme görevi ile kullandığımızda,

  • “Sözünü ettiğimiz kişi böyle önemli bir sorunu tek başına çözebilir mi ki?”
  • “Onları yarın akşam bize yemeğe çağırsam gelebilirler mi ki?”
  • “Sipariş verilen sebzeler ellerine ulaştı mı ki?”
  • “Karda kışta yola çıkacaklar mı ki?
  • “Bilmem ki, kime ne desem!” vb.

Bu örneklerde görülen ki edatı cümlenin başına Arapça “acaba” zarfının eklenmesi ile anlamca daha da güçlendirilmiş olur:

  • “Acaba buralara bu bölgeye turistler geldi mi ki?”
  • “Acaba bu yazılan haberler doğrulanabilecek mi ki?”

Fiillerin soru biçimiyle kullanılan ki edatı, bazen de bir olumsuzluk anlamı verebilir.

  • “Onlar ne kaybettiklerini biliyorlar mı ki?”
  • “Size söz mü verildi ki, bizi bu kadar sıkıştırıyorsunuz?”
  • “Şu sıralar onun aklı başında mı ki?

Pekiştirme, aşırılık bildirme görevi ile:

  • “Kalkıp onunla bu işe girişilmez ki...”
  • “Şimdiye kadar hiç böylesine rastlanmış değildi ki...”
  • “Yanlış iş yapmadı ki gocunsun.”
  • “Olayların içine o kadar fazla girdi ki, artık kolay kolay kendini toparlayamaz.”

Yukarıda verilen örneklerde görüldüğü üzere, ki edatı, aslında "pekiştirme" ve "aşırılık bildirme" görevi ile kullanılmaktadır. 

İki yazım kuralını da derlememize eklemekte yarar var. Birkaç örnekte “ki” bağlacı kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır: belki, çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki. Bu örneklerden çünkü sözünde ek aynı zamanda küçük ünlü uyumuna uymuştur.

Şüphe ve pekiştirme göreviyle kullanılan “ki” de ayrı yazılır: Ders bitti, zil çaldı mı ki? Seni öyle göreceğim geldi ki.

“Şarkı sözü yazarları hangi bağlacı kullanmayı çok sever?” diye sorulsa “ki” bağlacının öne çıkacağını sanıyorum. Pop müzik tarihimiz, “yeter ki” bağlacının geçirdiği dönüşümün tarihi gibidir, desek abartmış sayılmayız. Bu bağlacın 1970’lerden 2000’lere kadar yaşadığı dönüşüm bize Türkiye’de toplumsal, kültürel dönüşüme dair önemli ipuçları verir.

1970’lerin sonlarında,

“…
Yeter ki bırakıp da temelli gitmesin
Yeter ki kötü sözle incitmesin
Yeter ki söz verip bekletmesin
Razıyım, razıyım ben uzaktan sevsin …”

1980’lerde,

“…
Yeter ki sen sev beni
Yeter ki inan bana
…”

sözleriyle yer aldı şarkılarda. O “yeter ki”, yaşadığımız hayatlarla birlikte dönüşerek 2000’lerin başında üretilen bir şarkıda,

“Ölümüne sev, yeter ki beni iste”

demeye dönüştü. 

Feyza Hepçilingirler şarkının bu dizesini şöyle yorumlamıştı: “Ölümüne sevmenin yanında, istemenin lafı mı olur? Olurmuş demek!”

Yazımızı kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılan bir “oysaki” örneği ile bitirelim. Edip Cansever, “Yerçekimli Karanfil” şiirinde şöyle diyordu:   

“Biliyor musun? az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
…”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Suha Çalkıvik

Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR