Kişisel Bir Ud Güzellemesi

Amerika'yı Yeniden Keşfediyorum
Kişisel Bir Ud Güzellemesi

Keşiflerimden bahsederken bir de enstrüman eklemiştim o listeye, lakin yazdıkça aldı başını gitti bu konu. Apayrı bir başlık açmak farz oldu. Gönül isterdi ki burada az bilinen bir çalgıdan bahsedeyim, mesela yüzyıllar öncesinden veya dünyanın ücra köşesindeki bir topluluğun yerel bir sazından… Ama maalesef, adeta Amerika’yı yeniden keşfederek size “ud”dan bahsedeceğim, bildiğimiz ud… Zira ben bu çalgıyı adeta yeniden keşfettim, daha doğrusu yanlış tanımışım, bu elim hatayı sonunda düzelttim. Haliyle, sizlerle de paylaşmak istiyorum bu sonradan keşfimi. 

Udun tarihi ya da organolojik bilgisine çok detaylı girmek istemem, ama kabaca diyebilirim ki “lute”(lavta) ve gitar gibi telli enstrümanların atası ve belki de kuzeni sayılabilecek bu çalgı, özellikle Orta Asya coğrafyasında çok yaygın. Malum, ülkemiz de bu coğrafyanın ayrılmaz bir uzvu olduğundan hepimizin kulaklarının gayet aşina olduğu bir çalgı aslında ud. Zaten çalgının virtüözlerinin önemli bir kısmı da ülkemiz ve yakın coğrafyalarından. Birazdan birkaç örnek de paylaşacağım. (Ara not: “Lute” yahut lavta nedir bilmeyenler için bir örnek linki burada, ben gitarla udun aşk meyvesi olarak görüyorum ve bilhassa Barok ve Rönesans dönemlerinden çok telli olanlarına bayılıyorum, bir ara lavta da konuşuruz detaylıca :) 

Konumuza dönelim, İstanbul’a yeni taşınıp konar göçer yaşadığım dönemde, yani bu yaz, müzisyen bir dostumun udu ile haşır neşir olmuştum bir süre. Çok merak ettiğim bu enstrüman ile ilk buluşmamdı ve telli sazlardan herhangi birini çalanın diğerlerini tıngırdatabilmesi gereğince ben de az çok melodiler çıkarabilmiştim. O sırada şunu fark ettim, benim için gitarda eksik kalan melodi tınısını ud nefis veriyordu ve bunu yaparken bağlamadaki bana bir şekilde doygun gelmeyen sesi de muazzam veriyordu. Acaba aradığım çalgı ud muydu sorusu takıldı aklıma, sonra ud üzerine düşünmeye ve dinlemeye başladım. Dikkatsizce dinlediklerimi yeniden süzgeçten geçirdim ve böylelikle Amerika’yı yeniden keşif sürecim başladı. 

Popüler müzikten bir örnekle başlayalım. Sene 2002, Nil Karaibrahimgil’in ilk albümü yayında ve çıkış parçası biraz tuhaf klibi, şahane aranjesi ve progresif akışıyla bir pop şarkısından çok daha fazlası, hatta bana göre Nil’in şaheseri (Ozan Çolakoğlu’nun müthiş müzisyenliği ve aranjörlüğünü de es geçmemek lazım elbette ki) olan “XL”. Neyse, kendi kendimin lafını kesip konudan sapmadan esas meseleye dönelim: Şarkının 2. dakika 9. saniyesinde giren ud solosu. (Bu soloyu şarkının tamamıyla paylaşmak isterdim, ama nedense YouTube linki sorun çıkarıyor. Bu yüzden zaten burada bahsetmek istediğim genç kadın udilerden Gizem Sucu'nun performansını iliştiriyorum aşağıya.)

Açıkçası bu soloyu kim çalıyordu, hiç merak edip araştırmamıştım daha önce, ta ki ölüm haberini duyup Gizem Sucu'nun paylaştığı yukarıdaki videoyu görene kadar. Nil'in yanı sıra bir sürü müzisyenle çalışıp pek çok şarkıya uduyla imzasını atan Yıldıran Güz gibi bir ud virtüözünü geç keşfetmiş oldum, yattığı yer incitmesin.

Gelelim ud diyince beni en çok etkileyen müzisyene: şüphesiz ki Ara Dinkjian. Diğer üstadlar affetsin, lakin benim favori ud virtüözüm Amerika’da doğup büyüyüp yaşamakta olan Anadolu asıllı muhteşem besteci ve icracı Dinkjian. Ne mutlu ki kendisini canlı dinleyip seneler önce İTÜ MİAM’da bir söyleşisine de katılabilmiştim. Dinkjian’ı anlatmaya kalksam apayrı bir yazı yazmam gerekir, o yüzden “Tanımayanlar için Ara Dinkjian” lezzetinde şu kısa belegesel videoyu aşağıya bırakıyorum.

Fakat yine de çenemi tutamayıp şunları da eklemek istiyorum. Pek çoğumuzun çok iyi bildiği Sezen Aksu’nun Vazgeçtim, Sarışınım ve Ahmet Kaya’nın Ağladıkça gibi şarkıları, aslında Dinkjian’ın besteleri. Ayrıca Dinkjian’ın babası Onnik Dinkjian da çok kıymetli ve özel bir vokalist. Baba oğul Dinkjianlar’ın birlikte ilk kez ana vatanları Diyarbakır’a gelişlerini anlatan belgesel filmleri “Garod”u ise defalarca izledim ve her fırsatta herkese tavsiye ediyorum. Hatta Garod’un yönetmenlerinden birisi olan Burcu Yıldız ile röportajımızı da buradan izleyebilirsiniz.  Garod da zaten diğer yönetmen Onur Günay hocamız tarafından Vimeo’da erişime açılmış durumda. 

Neyse efendim, ben de eline her ud alanın yaptığı gibi hemen Ara Dinkjian’dan "Picture" (yani "Ağladıkça") çalmaya çalıştım, kendimce "Vazgeçtim" gıcırdattım ve sonra geçici konağımdan ayrılınca uddan da ayrılmış oldum. Şimdilerde yine dinleyici olarak ilerliyor ilişkim, ama yakın zamanda bir ud almak istiyorum. Bu konuda tavsiyesi olanları da mailimize bekliyorum. 

Şimdilik bu ud mevzuunu kapatırken, yeni dönem icracılardan çok beğendiğim bir ismin albümünü de iliştireyim: Zeynel Demirtaş. Ben özellikle doğaçlamalardan oluşan albümüne bayıldım. Ud aldığımda kendisinin video derslerini de takip edeceğim.  Ders demişken, yukarıda bahsettiğim Gizem Sucu’nun online derslerini de meraklısı için eklemiş olayım 

Tabii ki Udi Hrant’ından Cinuçen Tanrıkorur’a yahut Anouar Brahem’den Rahim AlHaj’a ülkemiz coğrafyasından ve dünyadan nice ud üstadı var. Lakin ben şimdilik bu kadar anlatayım, özellikle Anadolu ve civarından üstatları araştırıp dinlemek size düşsün.

Eh, gelelim en eğlenceli kısma, trivia bilgi eklemezsem olmaz. 

Eğer henüz fark etmediyseniz 100 liralık banknotumuzun arka yüzünde bir ud çizimi görebilirsiniz. Ola ki şanslıysanız ve cebinizde varsa çıkarıp bir inceleyiniz, zira bu bu banknotun arka yüzü önemli bir müzisyene ayrılmış durumda: Buhurizade Mustafa Efendi, nam-ı diğer Itri. Ve kendisinin müzisyenliğinden mütevellit, 3 adet çalgı da girmiş bu arka görsele: ney, kudüm ve ud. 

Şimdi sıra 50 lirada! Bu banknotun arka yüzünde yer verilen isim ise Türkiyeli ilk profesyonel kadın romancı kabul edilen Fatma Aliye Hanım. Ve bilin bakalım Fatma Aliye’nin 1899 yılında yayınlanan, hikayesinde Şam ve İstanbul’un kültürel hayatından kesitler sunan ve müzisyen Bedia Hanım’ı anlatan romanının ismi nedir? “Udi”. Ve anlayacağınız üzere romanın baş kahramanı Bedia Hanım bir udidir. Bir başyapıt olduğunu veya ahlak sistemine bayıldığımı söyleyemem, ama dönemine göre değerlendirilerek okunması gereken bir eser olduğunu da belirtmeliyim.

O kadar daldan dala atladım ki, şu an bu yazıyı nasıl bitireceğimi gerçekten bilmiyorum. Haydi hoşça kalın!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

2022/01

Amerika'yı Yeniden Keşfetmek

02 Oca 2022

Кто расскажет небылицу/ Who will tale a fable (1982)

YAZARLAR

Turna Ezgi Toros

Sesli Düşünme Kanalı

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR