Gülhane Parkı, 1930’lu yıllarda birçok kez kendini manşette buluyor. Halka açılmasının ardından işsizlerin, aşıkların, gençlerin, ailesi ile vakit geçirmek isteyenlerin, futbol oynayan çocukların, ucuz bir şekilde zaman geçirmek isteyenlerin mekanı oluyor. Artan kalabalık, buranın bir suç merkezi olmasına da yol açıyor. Yankesiciler bir yanda, diğer tarafta karmanyolacılar… Issız yerlerde insanları ölümle tehdit ederek yapılan soyguncular…
Konuyu daha detaylı öğrenmek için parkın 20 yıllık bekçisi ile 1932 yılında bir söyleşi yapılmış. Osmanlı döneminde, 1912 yılında kamuya açılmasıyla birlikte parkın bekçisi olan Ali Efendi, Cumhuriyetten sonra da bu görevine devam eder. 75 yaşındaki Ali Efendi, önce kendi dertlerinden bahsediyor. Eşinin bir türlü İstanbul’a ısınamadığını ve Kayseri’ye geri döndüğünü, parkın bekçiliği sebebiyle eşinden ayrılmak zorunda kaldığını anlatır. “İşim güzel, karım da yanımda olsa daha rahat ederdim” diyen Bekçi Ali Efendi, son yıllarda parka gelenlerin iki kat arttığını söylüyor.

“Bıktık, usandık…”
Son iki yıldır parka gelenlerin artmasından şikâyetçi olan Ali Efendi, “Sabahları yedi buçukta geliyorlar, artık akşama kadar hep geliyorlar. Bir gelen bir daha gitmek bilmiyor. Yemek yiyor, uyuyor, düşünüyor, konuşuyor, akşamı ediyor. Hepsi erkek, genç, çalışacak çağda... Yerleri yurtları yok mu, boş oturmaktan sıkılmıyorlar mı bunlar, bilmiyorum” diye konuşuyor. Özellikle gençlerin kavga ettiğinden, çiçekleri kopardığından, ağaçların dallarını kırdığından çokça yakınıyor:
“Hele o başı kasketli çocuklar, mektepliler... Her Allahın günü buradalar. İşte biz onlardan bıktık, usandık. Son senelerde hiç görmediğimiz şeyler gördük. Çimlere yatıp esrar içenler, kuytu yerlerde birçok münasebetsizlikler yapanlar yakalandı. Yankesicilikler, karmanyolacılıklar oldu.”
Kalabalık arttıkça şikâyetler artıyor. Parkın düzeni ve temizliği bozuluyor. 1933 yılına gelindiğinde İstanbul Umumi Bahçeler Müdürü Reşat Bey ile de bir söyleşi yapılıyor. Parkın zavallı ve ölüme terk edilen hâli bu kez sorumlusuna soruluyor. Verdiği cevap sade ve çaresiz: “Halk park ve bahçeleri kendi malı gibi korumadıktan sonra ne yapsan nafile.”
Bekçiyle benzer dertleri ekleyerek devam ediyor:
“Yine çiçekleri koparanlar, bankın üstüne bıçakla yazı yazanlar, çimlere basanlar… Halkımız bahçeye hürmet etmesini bir türlü öğrenemedi. Parkta bir çocuk bahçesi var. İçinde sakallı bebekler sallanır. Kapısının önüne polis koyduk. Her sabah temizlik yaptırırım. Çıkan çöpün dörtte üçü fıstık, çekirdek kabuğu. İki adım fazla yürümemek için yolu bırakıp çayıra saparlar. O canım çiçekleri ayakları altında çiğnerler.”
Kayıkçılar salıncak,
hamallar kum havuzunu tercih ediyor
En büyük belalardan biri de yetişkinlerin çocuk parkını kullanması… Kayıkçıların tercihi salıncak, hamalların ise kum havuzunda güreş…
Yetişkinleri, Gülhane Parkı’nın içindeki çocuk parkından uzak tutmak için girişe bir memur konuyor, bir de tabela asılıyor:
“Kıyafeti düzgün olmayan çocuklar buraya giremez.”
Bu kural hamal ve kayıkçıları çocuk parkına almamak için konulsa bile civarın fakir çocukları, bu kuraldan ciddi şekilde etkileniyor. Kıyafetleri sebebiyle parka giremeseler de çocukluğu bırakmak mümkün değil. Mesela, az ileride içi çamur dolmuş havuz var. Burada oynayıp kurbağa avlamak da çocuklar için eğlenceli olabiliyor. Ardından çamura batmış üstleriyle içerisinde eğleniyor. Buradaki kurbağaları avlıyor. Ardından da aslan heykellerine binerek çocukluğun tadını çıkarıyorlar. Artık eve dönme vakti geldi. Arkalarında savaş alanına dönmüş Gülhane Parkı’nı bırakarak evin yolunu tutuyorlar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gülhane Parkı, İpekiş, Reşad Ekrem Koçu, dress code
08 Mar 2022

YAZARLAR

Oğul Doğa Gökşin
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



