Kobani davasından geriye kalanlar: Bu cinayetleri kim işledi?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Ne zamandır siyasetin de merkezinde yer alan Kobani davası, geçen hafta karara bağlandı. Artık istinaf mahkemesi ve Yargıtay süreçleri beklenecek.
Davanın en önemli sonuçlarından biri, aralarında eski HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da bulunduğu çok sayıda ismin ağır cezalara mahkum edilmeleri. Demirtaş 42, Yüksekdağ 32 yıl 9 ay hapse mahkum edildi. Üstelik, bu cezalara tek bir suçtan değil, onlarca suçlamadan verilen cezalar toplanarak erişildi. Kararlar bozulmazsa Demirtaş ve Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu onlarca kişi, uzun yıllar cezaevinde kalacaklar.
- Ancak ortada Kobani davasını yakından ilgilendiren temel bir soru var: Bu cezaların hangi suçlamalarla verildiği ve davanın temelini oluşturan suçlamaların sonucunun ne olduğu…
Bir adım geriden
Çözüm sürecinin devam ettiği dönemde IŞİD, Suriye’de YPG’nin kontrolündeki Kobani’ye saldırdı. Bu süreçte Kuzey Irak’tan Kobani’ye destek verilmesi için Türkiye’den koridor açması talep edildi. Hükümet, bu koridoru uzun süre açmadı. HDP Merkez Yürütme Kurulu da bu konuda çağrı yaptı.
Bu süreçte, 6-8 Ekim tarihleri arasında Doğu ve Güneydoğu’daki pek çok kentte eylemler yapıldı. Çıkan olaylarda 46 kişi yaşamını yitirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönem yaptığı konuşmalarda, 6-8 Ekim 2014’teki Kobani olaylarından Demirtaş’ı sorumlu tuttu. Demirtaş’ın halkı sokağa dökerek olaylara neden olduğunu iddia etti. Ankara Başsavcılığı, çözüm sürecinin devam ettiği o dönemde, HDP MYK üyeleri hakkında soruşturma açtı ve milletvekili olan isimlerle ilgili fezleke hazırlayarak Meclis’e gönderdi.
AKP’nin tek başına iktidar olmak için gerekli oyu alamadığı 7 Haziran 2015 seçiminden sonra çözüm süreci sona erdi. 1 Kasım 2015’teki yenileme seçimine kadar yaşanan dönemde, büyük bölümü IŞİD tarafından, kanlı bombalı saldırılar düzenlendi. AKP’nin yeterli oyu aldığı bu seçimden sonra, başkanlık sistemi tartışmaları başladı. Aynı dönemde dokunulmazlıkların kaldırılması da gündeme geldi.
Demirtaş hakkındaki 31 nolu fezleke, Kobani olayları ile ilgiliydi. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra “terör örgütü üyeliği, yöneticiliği” suçlamasıyla bu fezlekeden de işlem yapıldı. Diyarbakır Başsavcılığı, Ankara’dan gelen fezlekeyi diğer fezlekelerle birlikte iddianameye dönüştürdü. Ancak Demirtaş bu suçtan yargılanmış olmasına rağmen, yıllar sonra, 30 Aralık 2020’de, aynı suçlamaları da içeren bir iddianame hazırlandı ve 108 sanık hakkında ayrı bir Kobani davası açıldı.
'Ölümlerden sorumlular'
Erdoğan, o dönemden itibaren yaptığı tüm açıklamalarda Demirtaş ve HDP MYK üyelerinin ölümlerden sorumlu olduğunu iddia etti.
Aslında Kobani davasının temelini de bu iddialar oluşturuyordu. Yasin Börü’nün Diyarbakır’da öldürülmesi de şiddet olayları arasında simgeleştirildi. Börü’nün ve diğer isimlerin HDP’nin şiddet çağrısı nedeniyle öldürüldüğü öne sürüldü. İddianamede, bu iddiaya paralel olarak onlarca kamu kuruluşu davaya müdahil oldu.
- Ancak garip biçimde, kararda HDP’liler bu nedenle cezalandırılmadı. Hatta Demirtaş ve diğer sanıklar, Yasin Börü’nün de aralarında olduğu cinayetler konusundaki suçlamalardan beraat etti. Ancak kimse bu detay üzerinde durmadı.
Kim öldürdü?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kobani olaylarında 52 kişinin yaşamını yitirdiğini söylemesine karşılık, resmî kayıtlarda 46, iddianamede ise 37 kişinin öldürülmesi konu edildi. HDP’li siyasetçiler Börü dahil, 6 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.
Ancak bu 37 kişiden 31’inin, nerede, nasıl öldürüldükleri bilgisi iddianamede yer almadı. Avukatlar, yaptıkları araştırmalarda hayatını kaybedenlerin kimler olduğunu ve nerede öldürüldüklerini saptadı. Hizbullah tarafından öldürüldüğü iddia edilen 7 isim şöyle:
- Mardin Dargeçit’te 2 (Sinan Toprak, Bilal Gezer),
- Batman’da 1 (Emre Demir),
- Diyarbakır’da 4 (Baver Şeyhanoğulları, Uğur Özbay, Mahmut Enez, Süleyman Kale)
Diğer ölümlerle ilgili olarak da şu saptamalar yapıldı:
- Adana’da 2 kişinin (Yusuf Güldiren, Ahmet Albay) IŞİD’liler tarafından öldürüldüğü iddia edildi.
- Siirt’te bir (Kamil Taş) ve Kurtalan’da 3 kişinin (Necmettin Çelik, Yusuf Çelik, Mehdi Erdoğan) korucular tarafından öldürüldüğü öne sürüldü.
- İzmir’de 1 (Ekrem Kaçeroğlu) ve İstanbul’da 2 kişinin (Mert Değirmenci, Serdar Arslan) aşırı milliyetçi gruplar tarafından öldürüldüğü iddia edildi.
- Dargeçit’te 1 (Abdülkerim Seyhan), Siirt’te bir (Davut Nas), İstanbul’da 1 (Serhat Savaş), Van’da 1 (Yunus Aktaş), Muş’ta 1 (Hakan Buksur), Mardin’de 1 (Kerem Karaaslan), Diyarbakır’da bir maktulun (Murat Dağ) kolluk güçlerinin açtığı ateşle öldürüldüğü belirlendi.
- Diyarbakır’da 1 kişinin (Mahsum Çoban) yanlışlıkla kendini vurarak hayatını kaybettiği saptandı.
Talepler geri çevrildi
Kobani yargılaması boyunca avukatlar, ölen bu kişilerle ilgili soruşturma dosyalarının mahkemeye getirilerek incelenmesini talep etti.
Ancak mahkeme sistemli olarak bu talepleri reddetti. Türkiye, uzun süre bu ölümleri konuştu, HDP’liler hakkındaki suçlamalara bu ölümler temel oluşturdu ancak bu dosyaların akıbeti hâlâ bilinmiyor.
Kapatma davası
Sonuç olarak ölümler, bu cezalar arasında yer almadı. Aksine şiddet çağrısı ve ölümlerden sorumlu olmakla ilgili suçlamalar beraatla bitti.
Mahkeme, dönemin HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş'a 42 yıl, Figen Yüksekdağ'a 32 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Bu cezalar aslında açılan onlarca davada verilen kararlarla oluştu. Sadece Demirtaş hakkında 47 ayrı suçlama vardı. Demirtaş ve Yüksekdağ bu davaların önemli bir bölümünden beraat etse de bu kadar yüksek bir ceza aldılar. Mardin Belediye Başkanı olan, 1982’den bu yana üç kez tutuklanarak yıllarca cezaevinde tutulan Ahmet Türk'e 10 yıl, Alp Altınörs'e 22 yıl 6 ay, Sabahat Tuncel’e 12 yıl ceza verildi.
Toplamda 30 kişi onlarca yıl ceza aldı. Bu cezalar, kararın onanması durumunda Demirtaş başta olmak üzere çözüm sürecinde HDP’de siyaset yapan etkili isimlerin onlarca yıl daha cezaevinde kalmaları anlamına geliyor.
Kapatma davasında da bu karar kullanılacak. Anayasa Mahkemesi’nin kısa süre içerisinde bu kararı esas alarak kapatma davasını da hükme bağlaması bekleniyor.
Kobani olayları tarihe şiddet eylemleriyle geçti ancak Kobani davası ve HDP kapatma davası, bu şiddet olaylarının aydınlatılmasını sağlayamadı. Cinayetlerin nasıl işlendiği ve sorumlunun kim olduğu bir muamma olarak kaldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yeni "sokak hayvanları düzenlemesi" tartışmaları. İBB'nin Avrupa Olimpiyatları imza törenine giden gazeteci kafilesi. Kobani kararına tepkiler. Yargıda "kim içeriye, kim dışarıya" kafa karışıklığı.
23 May 2024

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?
08 Tem 2026




