Komuta Başarısızlığı: Yunan Ordusunun Ankara Seferi

Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Papulas, harekâtın devamı için birçok koşul ileri sürerek bir taraftan hükümeti iptale zorlamak istemiş diğer taraftan da taarruzi harekât kararı alınırsa olası başarısızlığa kılıf hazırlamıştı. Kısacası harekâta komuta edecek ordu komutanı mevcut koşullar altında taarruza hevesli değildi ve başarı şansını az görmekteydi.

Yazı: Konstantinos Travlos

Modern Yunan ordusunun en geniş kapsamlı ve en riskli harekâtı başından sonuna kadar siyasi ve askeri komuta yetersizliği, çatışması ve bunların neden olduğu komuta boşluğu içinde gerçekleşti. Yunan Küçük Asya Ordusu, gerçekleşmesi imkânsız siyasi hedefler doğrultusunda, bir askeri stratejisi ve etkin lojistik desteği olmayan operasyonel seviyede bir planı isteksiz bir ordu komutanıyla uygulamaya çalıştı. Daha da kötüsü ordu kademesi ile kolordular arasında, kolordu kademesiyle tümenler arasında ciddi güven, itaat ve sadakat eksikliği bulunmaktaydı. Bu büyük komuta, kontrol, sorun ve karmaşası içinde daha en baştan zafer kazanmanın mümkün olamayacağı belliydi. Olası büyük bir felâketi ise alay ve daha alt kademedeki subaylar ile askerlerin cesaret ve fedakârlığı önlemiştir. Bu makalede muharebenin ayrıntılarından ziyade farklı kademelerde yaşanan komuta başarısızlığı ve nedenleri incelenecektir.

Ankara Seferi’ne sivil liderlik ve askeri komuta arasında güven ve iş birliğinin en düşük seviyede olduğu esnada girişildi. Başbakan Demetrius Gunares, 28 Temmuz 1921’de Kütahya’da toplanan harp meclisine Küçük Asya Ordu Komutanı Korgeneral Anastasios Papulas’ın komutanlığına güveni sarsılmış bir şekilde geldi. Londra Konferansı’nda tanıştığı Genelkurmay Başkan Yardımcısı Albay Ptolemaios Sarigiannis’e itimadı daha yüksekti. Sarigiannis de Gunares gibi Papulas’tan şüphe duymaktaydı. Ayrıca Gunares Kütahya-Eskişehir Muharebesi’nin stratejik bir zaferle sonuçlandığına yönelik beyannamelerin doğru olmadığını bilmekteydi. Yunan mali kaynakları tükenmek üzere olduğundan savaşın bir an önce sona ermesini istemekteydi.(1) Yunanlıların Anadolu’daki sürelerinin dolduğunu fark eden tek kişi o değildi. Harp meclisine iştirak edenlerden çoğu bunun bilincindeydi. Sorun kimsenin bunu dürüstçe açıklayamamasıydı.

Yunanistan Başbakanı Demetrius Gunares

Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Anastasios Papulas


Harp meclisinde Papulas’ın siyasi liderlere askeri durumu bütün çıplaklığı ile anlatması ve Kütahya-Eskişehir’in taktik bir başarının ötesinde anlamı olmadığını belirtmesi gerekirdi. Bu medeni cesareti gösteremedi. Susup Sarigiannis ile ordu lojistik şube müdürü Yarbay Georgios Spyridonos arasındaki tartışmayı dinlemekle yetindi. Toplantıya katılanların hatıralarına göre (herhangi bir kayıt tutulmamıştır) Sarigiannis beklemeden amansız bir takip harekâtı tavsiye etmekteydi: “Ordu hiç vakit kaybetmeden düşmanın yeniden teşkilatlanması ve savunma hazırlıkları yapmasını engellemek üzere olabildiğince hızlı şekilde taarruz yürüyüşüne devam etmelidir.” Spyridonos, risklere vurgu yaparak bütünleme ve ikmal tamamlandıktan sonra ilerlemeyi teklif etmekteydi: “Yukarıdaki tartışmadan çıkan sonuca göre eğer ordu, Sakarya’nın doğusuna ilerlerse birkaç günden fazla devam edecek bir muharebeye dâhil olacaktır. Muharip unsur, bakım ve tıbbi destek araçlarından mahrum kalacaktır. Dolayısıyla bu durumda mühimmat eksikliğiyle yüzleşip yenilmesi muhtemeldir…”(2)

Papulas, bu iki zıt iddia arasında tercih yapmayı şaşırtıcı bir şekilde Ordu Kurmay Başkanı Albay Konstantinos Pallis’e bıraktı. Pallis bunlar arasında orta yol bulmaya çalışarak ileri harekâta kısa bir ara verip dinlenip toparlanmayı ardından devam etmeyi önerdi. Vasileios Loumiotes’e göre Spyridonos aslında Papulas’ın sözcülüğünü yapmıştı. Papulas karşılaşılacak sorun ve ihtiyaçları abartmaktaydı. Harekâtın devamı için birçok koşul ileri sürerek bir taraftan hükümeti iptale zorlamak istemiş diğer taraftan da taarruzi harekât kararı alınırsa olası başarısızlığa kılıf hazırlamıştı. Kısacası harekâta komuta edecek ordu komutanı mevcut koşullar altında taarruza hevesli değildi ve başarı şansını az görmekteydi.(3)

Pallis hükümet için bir memorandum hazırladı. Türk ordusunun kalıntılarını dağıtıp bir ulaştırma ve lojistik merkezi olan Ankara’yı kullanılmaz hale getirmek maksadıyla bir “akın” başlatmayı tavsiye etmekteydi. Amaç yeni bir toprak işgali değildi. Gereken tahribat yapıldıktan sonra birlikler başlangıç mevzilerine (Eskişehir-Kütahya-Afyon hattı) döneceklerdi. Memorandum oldukça kaypak bir dille kaleme alınmıştı. Türk ordusunun dağıldığını farz ve kabul ediyordu. Türkler Yunan ilerleyişine karşı ciddi bir direnişe kalkışacak olursa ne olacağı konusunda hiçbir şey söylenmemekteydi.(4) Ordunun teklifi Yunanistan’ın Anadolu’yu işgalinden beri uygulamaya çalıştığı grand stratejiye tamamen aykırıydı. Ankara Seferi hep bir başarıdan faydalanma safhası olarak öngörülmüştü. Önce çift taraflı kuşatmaya imkân tanıyan Eskişehir-Kütahya-Afyon mihverinde Türk ordusu kesin sonuçlu bir muharebe ile imha edilecekti. Bu başarı sonrasında Ankara’ya bir akın düzenlenip tahrip edilmesinin bir manası vardı. Temmuz 1921’de ise böyle bir başarı mevcut değildi.(5)

28-29 Temmuz’da Pallis ve Papulas ordunun teklifini liderlere sundu. Toplantıda hasta ve bitkin Kral Konstantin, Başbakan Gunares, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Viktor Dusmanes, Savunma Bakanı Nikolas Theotakis ve Tümgeneral Xenophon Strategos da hazır bulunuyordu. Hatıratlara göre Gunares, Papulas’a Türk ordusunun durumunu öğrenmek için baskı yapmıştır. Gunares’in maksadı zaferi ilan edip Anadolu’da büyük birlik harekâtına son vermek ve dolayısıyla bir an önce ordunun büyük kısmını terhis etmekti. Bunu yapabilmesi için askerleri sorgulamaktaydı. Papulas sessizliğini koruyarak bunun mümkün olmadığına, zira Türk ordusunun hâlâ stratejik bir tehlike arz ettiğine ama aynı zamanda dağılmak üzere bulunduğuna da dair açıklamayı Pallis’e bırakmıştır. Harekâtın çok riskli olmadığı konusunda Pallis’ten teminat alan ve savaşı zaferle bitirmeye yönelik her şeyi desteklemeye psikolojik açıdan hazır olan Gunares ileri harekâta yeşil ışık yakmıştır. Seferi ordunun yeniden ikmaline süre vermek için yirmi gün sonra harekâtı başlatma kararı alındı. Böylelikle Türk ordusuna paha biçilmez bir hediye verildi. Kral ve Dusmanes kararı desteklemiş ama daha fazla rol almalarına müsaade edilmemiştir.(6) Böylelikle ordu komuta heyeti Anadolu’daki askeri vaziyetin bilincinde olmasına rağmen siyasi liderlerde yanlış kanaat uyandırarak harekât kararını aldırdı.

“500 sene atalarımın mirası üstüne bastınız, yeter!” Skrip Gazetesi’nden bir karikatür, 10/23, Ağustos 1921

5/42 Evzon Alayı taarruz sırasında


Küçük Asya Ordusu, bu sözde “akın” gerçekte büyük taarruzda üçer tümenli üç kolordu, üç sahra topçu alayı ve bir ağır topçu alayını kullanmayı planladı. Tümgeneral Alexandros Kontoules komutasındaki A Kolordusu; 1., 2. ve 12. tümenlerden; yeni terfi eden Tümgeneral Prens Andreas komutasındaki B Kolordusu; 5., 9. ve 13. tümenlerden; Tümgeneral Georgios Polymenakos komutasındaki C Kolordusu ise, 3., 7. ve 10. tümenlerden meydana gelmekteydi. Süvari Tugayı ve bir hava birliği ise “akın gücünü” tamamlamaktaydı.(7)

Hazırlık döneminde endişe verici bazı alametler ortaya çıkmıştı. Kral, Papulas ve Gunares karşılama töreninde askerlerin “Terhis!” (apolysi) çığlıklarına maruz kaldı. Subaylar önceden askerleri ikaz edip önlerinde sadece bir tane taarruz savaşı kaldığını söylemişlerdi. Üç kolordu kumandanı da harekâta karşıydı. Kontoules, Gunares’ten üç ihtiyat birliği seferber edilene kadar harekâtın durdurulmasını ta lep etmişti. Sarsılmış görünen Gunares, cevaben seferberliği Eylül ayında bitirmek istediğini söylemişti. Prens Andreas, Kontoules ile hemfikirdi. Polymenakos ise harekâtı 1922 baharına kadar ertelemekten ve Ankara’yı işgal edip elde tutacak daha büyük bir taarruz başlatmaktan yanaydı. Savaşın Eylül 1921’de bitmesini isteyen bir hükümet için bu kabul edilemezdi.(8)

Harekâtın tamamı Spyridonos’un yeterli lojistik destek sağlama becerisi üzerine kurulmuştu. Ne var ki harekât planı ikmal durumunu giderek ağırlaştırdı. Muhtemelen Xenophon Strategos’un hazırladığı planda iki safhalı bir harekât tasarlanmıştı. İlk olarak üç kolordu 110 kilometre genişliğinde bir cephede yan yana dizilirken C kolordusu kuzey yönünde, A kolordusu ortada, B kolordusu ise güney yönünde 80 kilometre boyunca ilerleyecekti. Süvari Tugayı bütün bir ordunun güneydoğu kanadını en uç noktasından koruyacaktı. Birlikler Sivrihisar hizasına ulaştığında harekâtın asıl tartışmalı ikinci safhası başlayacaktı.(9)

İkinci safhada Sahra Ordusu’nun tamamının Türk ordusunun Polatlı civarında olması beklenen savunma mevkilerinin arkasına dolaşmak maksadıyla önce güneye ve sonra doğuya kaymasını gerektiriyordu. Bu devasa yan manevranın gerçekleşmesi için bazı birliklerin kuzeyden güneydoğuya 90 kilometre boyunca yürümesini ve ikmal hatlarının 300 kilometre daha uzatılmasını zorunlu kılıyordu. Strategos ve Papulas daha sonra bu yan yürüyüşü Türklerin doğrudan bir saldırısından kaçınarak riski asgariye indirmenin bir yolu olarak savundu. Çünkü onlara göre nehrin Polatlı bölgesinde geçilmesi çok tehlikeliydi. Türk tarafının kanat savunması için çorak (Yunanlıların adlandırmasıyla) Tuz Çölü’ne güvenerek kuvvetli birlik tahsis etmeyeceği ve zayıf bir savunmayla yetineceğini değerlendirmişlerdi. Dolayısıyla güneyden yapılacak kuşatıcı bir manevra ile Türk ordusunu imha etmek için gerekli bütün koşullar sağlanacaktı. Hem Strategos hem de Papulas harekâtın artan riskinin farkında olmakla birlikte ordunun bunun üstesinden gelebileceğine inanıyordu.(10)

Sahra Topçu Alayı’nın bir bataryası Ankara’ya doğru yürüyüşte Nikolau Mertzu, Küçük Asya Seferi

Tümgeneral Georgios Polymenakos, C Kolordusu Komutanı


Spyridonos elinden geleni yaptı. Ama mevcut imkân ve koşullar harekât için gereken lojistik desteğe imkân tanımıyordu. Bütün mevcut ve seferber edilen nakliye araçları mühimmat ve hayvan yemi taşımakla görevlendirilmişti. Askerlere gıda, temiz su ve yakacak odun için yerinden ikmal emredildi. Yani ihtiyaçlarını güzergâh üzerinde köy ve tarlalardan sağlayacaklardı. Hayati bir eksik olarak trenle ikmal hattının çok uzağında faaliyet gösterecek Süvari Tugayı’na ek hayvan yemi temin edilmemişti. Bu yüzden tugay daha muharebe başlamadan güç ve kabiliyetini büyük ölçüde kaybetti. Yerinden ikmal kararı harekât bölgesinin yiyecek ve yakacak potansiyeli konusunda fazlasıyla iyimser bir tahmine dayanıyordu. Bu bir felâkete yol açacaktı. Hem askerler yeteri kadar yiyecek, yakacak ve su bulamadı hem de bölge köylüleri ağır bir bedel ödedi. Yemek yapmak için yakacak odun eksikliğinin ilk kurbanı askerlerin kışlık kabanları oldu.(11)

Harekâtın birinci safhasında her şey yolunda gitmiş ve Yunan birlikleri 19 Ağustos 1921 itibarıyla Sivrihisar hizasına ulaşmıştı. İçme suyu eksikliğinden ötürü askerleri güneş çarpmaktaydı. Ordunun güneydoğu istikametine dönüşü ve taarruz çıkış hatlarına ulaşması 19 ve 22 Ağustos arasında gerçekleşti. Bu safhada ordunun ikmal sisteminin yetersizliği kendini ciddi bir şekilde göstermeye başladı. Baştan beri güneyden intikal eden Prens Andreas’ın B Ko lordusu 24 saattir içme suyu bulamadıklarını, uzun süredir at sırtında olan Süvari Tugayı’nın ise hayvan yemi eksikliğinden ötürü uzun süreli bir harekâta takati kalmadığını bildirmiştir.(12) Son olarak, İngiliz haritalarının hatalı olduğu tespit edilmişti. Yine bu dönemde orduya, Türklerin savunma hattını güneydoğu istikametinde uzatmaya başladığı istihbaratı gelmeye başlamıştı.(13)

Sakarya Muharebesi, Yunan ordusu açısından 23 Ağustos’ta başlamıştır. İlk iki gün bazı Türk tümen ve alay kumandanlarının hataları ve elverişli yaz rüzgârları A Kolordusu’nun Mangal Dağı’nı ele geçirmesini ve kuzeyde bırakılan dört alayı ile neredeyse 90 km’lik bir cephede faaliyet gösteren 7. Tümen’in nehrin karşı tarafına geçip Sakarya Nehri’nin doğu yakasında bir köprübaşı tutmasına imkân sağlamıştır. Böylelikle planlama esnasında kuzeyde nehir geçiş ve manevranın çok maliyetli olacağı tahmininin ne kadar hatalı olduğu kanıtlandı. 31 Ağustos’ta 7. Tümen Polatlı’ya 4 kilometre mesafeye kadar ilerledi. Ama kendisine verilen asıl görevi yani Türk birliklerini yerinde tespit edip güneye kaymalarını engellemeyi başaramadı.(14) Zaten başka her şeyde sorunlar çoktan başlamıştı.

Ordu komutanlığı önce 24 Ağustos’u genel taarruz günü olarak belirlemişti. Ardından taarruz 25 Ağustos’a ertelendi. Daha sonra Türk ordusunun merkezinin zayıfladığı yönündeki hatalı hava keşif raporları sonucunda bu emir iptal edilmiştir. Sonuçta plana göre asıl kuşatıcı manevrayı yapacak B Kolordusu hareketsiz kalırken C ve A kolordularına bir an önce taarruza geçme emri verilmiş oldu. A ve B kolordularının elindeki yerel istihbaratın ordunun vardığı bu sonucu desteklememesi ise iki kolordu ile ordu kademesi arasında güven inşası açısından pek faydalı olmamıştır. Polymenakos araziyi uzun uzadıya inceledikten ve adamlarının hazır olduğunu hissettikten sonra 10. ve 3. tümenlerle Toydemir-Sapanca hattına kendinden emin bir şekilde taarruz etmiştir. Ancak başlangıçtaki başarının yerini kısa süre sonra hayal kırıklığı almıştır. Polymenakos’un tümenleri ve alayları risk almakta belirgin bir isteksizlik göstermiştir. Birlikler komşu birlikler harekete geçmediği sürece harekete geçmeyi reddederken açık taarruz emirleri ya göz ardı edilmiş ya da doğrudan reddedilmiştir. Hayal kırıklığı ve öfke içindeki Polymenakos kumandanlarını motive etmek için bizzat müdahalelerde bulunmak zorunda kalmıştır. Hatta Sarigiannis bile gelip duruma müdahale etmek zorunluluğu hissetmiştir.(15)


Yunan Kralı Konstantin popüler bir baskıda “Helenizmi hayata döndüren kişi” olarak resmedilmiş

 12. Tümen yürüyüş halinde


Kontoules bile bile Türk savunmasının en kuvvetli olduğu kesime taarruz etmenin tartışmalı şerefine nail oldu. Kontoules’in taarruzun iptal edilmesi için orduya ısrarla gönderdiği talepler göz ardı edilmiştir. İşler hiç iyi başlamamıştı. Ordunun emir değişikliği neticesinde 1. Tümen yeni emirden çok geç haberdar olduğundan 2. Tümen 24 Ağustos gecesinde destek almadan taarruza etti. Buna rağmen A Kolordusu’nun tümen ve alay kumandanları kendi inisiyatifleriyle 24 ve 28 Ağustos tarihleri arasında anahtar önemdeki Taburoğlu kesimini ağır kayıplar pahasına ele geçirmiştir. A ve B kolorduları gerçekten de faaliyet lerini koordine edebilmekteydi. Ardından B Kolordusu 26 ve 27 Ağustos tarihleri arasında taarruza geçip Güzelcekale’yi alabilmiştir. Ama ihtiyat eksikliği başarıdan faydalanılmasını engelledi.

28 Ağustos harekâtın kilit günüdür. Ordu ikmal planının yetersizliğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bir taraftan üç kolorduya genel taarruz emri verilirken, diğer taraftan mühimmat ikmali beklememeleri söylendi. Süvari Tugayı’nın tükenişi yüzünden daha çok sayıda Türk süvarisi cephe gerisinde uzun ve hassas ikmal hatlarına büyük zarar verebildi. Hatta ordu karargâhına bile akın düzenleyebildiler. Çaresiz kalan Kontoules’in Papulas’a yalvarması sonucunda Spyridonos 30 Ağustos’ta bir sürat konvoyu organize ederek ikmal sıkıntısını kısmen rahatlattı. Aynı zamanda geri bölge koruması için muharip birliklerden bir kısım piyade birlikleri çekildi.

28 Ağustos’ta üç kolordu da taarruza geçmiştir. 28-31 Ağustos tarihleri arasında B Kolordusu Uludağ’ı nihayet ele geçirebildi. Ama çok ağır zayiat verdi. Kontoules, Ardıç Dağı önündeki bölgeyi almak için taarruzu sürdürdü. Ne var ki 1. ve 12. tümenler koordine olamadığı için geç ve birbirlerinden bağımsız taarruz ettiler. C Kolordusu’nda ise Polymenakos, emrindeki tümenleri harekete geçirmek için bir kez daha kişisel müdahalelerde bulunmak zorunda kaldı. Neyse ki müdahaleler bu kez işe yaramış ve 29 Ağustos gecesinde Sapanca ve Toydemir düşmüştür. Ancak sonuçta C Kolordusu iyice tükendi. Askerlerin içecek suyu yoktu ve iki gündür sıcak yemek yememişlerdi. Bir kez daha ihtiyat birliklerinin eksikliği ordunun başarıdan faydalanıp Türkleri takip etme emrini yerine getirmesini engelledi. Hiç değilse C Kolordusu’nun başarısının faydası oldu. 7. Tümen ile fiziki temas ve irtibat sağlandı. Böylelikle Türk süvarisinin etki alanı dışında korunaklı bir ikmal yolu tesis edilebildi.

Prens Andreas sabah temizliği sırasında

Nikolau Mertzu, Küçük Asya Seferi


29 Ağustos’ta ordu tarafından tüm birliklere Kartal Tepe-Çal Dağı-Ardıç Dağı boyunca uzanan Türk savunma hattını alt etmeye odaklanmaları emri verildi. Bu, üç Yunan kolordusunun 8 Eylül’e kadar ölümcül taarruzlara kalkışmasına neden oldu. Ordu bir kez daha bir dizi beceriksizlik yaparak kolordu kumandanlarının güvenini zedelemiştir. Örneğin 30 Ağustos genel istirahat günü olarak belirlenmişken ve buna göre tertip alınmışken son anda yine hatalı bir hava keşif raporuna istinaden bu emir iptal edildi. Kolordulara günün geç vakitlerinde taarruza devam emri verilmiştir. A ve C kolorduları taarruza geçmeyi başarsa da bir türlü koordinasyonu tesis edemedikleri için 10. Tümen ileri hatta tehlikeli bir şekilde açıkta kaldı.(16)

A Kolordusu çoktan yorgunluk emareleri göstermeye başlamıştı. 1. Tümen’in 1/38 Efzon Alayı, 5. Alay’ın saldırısını desteklemekte başarısız olunca 5. Alay yandan çevrilmiş ve ağır zayiat vermiştir.

1. Tümen komutanı durumu kurtarmak için bizzat müdahale etmek zorunda kalmıştı. Kolordu’nun tümenleri arasında çoğu zaman koordinasyon eksikti. Özellikle kolordunun organik birlikleri 1. ve 2. tümenlerle kısa süre önce kolordu emrine giren 12. Tümen arasında (13. Tümen B Kolordusu’na verilmişti) ciddi uyum sorunları yaşandı. Ardıç Dağı bloğu 1. ve 12. tümenlerin ortak çabasıyla ele geçirilse de Çal Dağı’nın alınışında 1. Tümen, 12. Tümen’in destek vermedeki yetersizliğine öylesine öfkelenmiştir ki ağır kayıplar vermek pahasına kendi başına başarılı bir taarruza kalkışmıştır. En kötüsü 5-6 Eylül tarihleri arasında A Kolordusu’nun başına geldi. Taarruza devam etmeye çabalayan Kontoules 1., 2. ve 12. tümenler arasında eşgüdümü bir türlü sağlayamadı. Tümen komutanları önce komşu birlikler taarruza başlamadan ileri harekete geçmeyi reddetti. Kontoules’in sonrasında 2. Tümen’e 10. Tümen ile arasındaki boşluğu kapatması için verdiği emir de yeri getirilmedi. 2. Tümen emre itaatsizliği “yerel istihbarata göre böyle bir boşluk yok” diyerek savunmuştur.(17)

Polymenakos sinir bozucu görev emirlerine devam etmiştir. Komutası altındaki tümenler, özellikle 3. Tümen, ordunun 1 Eylül’de ilerlenmesi emrini, askerlerin tükendiği ve birliklerin birbirine karıştığı gerekçelerini göstererek yerine getirmedi. Polymenakos bu kez tümen kumandanlarının kararlarına sahip çıktı. Ne var ki bunu yaparken 2. Tümen’i taarruza gönderen Kontoules’e haber vermeyi ihmal etti. Plana göre 10. Tümen tarafından desteklenmesi gereken 2. Tümen kendi başına savaşmak durumunda kaldı. İki kolordu arasındaki koordinasyonsuzluk ordu karargâhında içerisinde ciddi bir tartışmaya yol açtı. Ordu komutanlığı, Polymenakos’u pasif ve hareketsiz kalmaktan ötürü azarlarken Polymenakos kararını astlarının taleplerine uyduğu iddiasıyla savundu. Müteakip günlerde C Kolordusu taarruza devam ederken (7. Tümen’in komutası tekrar üstlenildi) komuta ve kontrol kaybına dair belirtiler giderek artmıştır. 10. Tümen, alaylarından birinin Çal Dağı’nın ötesine başlattığı taarruzu desteklemekte başarısız olduğundan Polymenakos’un onayıyla geri çekildi. Bu başarısızlık ordu ile yeni bir kavgaya sebep olmuştur. Üç gün süren münakaşada 10. Tümen hedeflerine ele geçirememesinin sorumlusu olarak A Kolordusu’na bağlı 2. Tümen’in pasifliğini göstermiştir. 2. Tümen suçlamayı reddetmiştir. Polymenakos ve Kontoules orduya gönderdikleri raporlarda kendi tümen kumandanlarını savunmuştur. Kolordu ve tümen komutanlarının artık kendi tahammül sınırlarına dayandığı giderek alenileşmiştir.(18)

Geri çekilişten sonra korgenerallerden müteşekkil bir kurul oluşturularak strateji tartışıldı. Soldan sağa ikinci A Kolordusu Komutanı Alexandros Kontoules, hemen sağında Küçük Asya Ordusu Komutanı Papulas, onun sağında B Kolordusu Komutanı Prens Andreas ve en sağda C Kolordusu Komutanı Polymenakos. Bailas ve Mompheratos Epir Kolordusu ve Trakya Ordusu’nu temsil ettiler


Bu esnada Prens Andreas’a kendi cephe hattını A Kolordusu ile aynı hizaya çekmesi ve ordu emrine girmek üzere koca bir tümeni geriye ihtiyat olarak çekmesi emredilmiştir. Prens Andreas elinden bir tümen alınmasına karşı çıkmış ve bunun yerine B Kolordusu’nun büyük kısmının ordu ihtiyatı görevini üstlenmesi için başarılı kulis faaliyetinde bu lunmuştur. Bu tartışmalar devam ederken ordu bir kez daha hatalı hava keşif raporlarına dayanarak B Kolordusu’nun kendi istihbaratı ile çelişecek şekilde taarruz emri verdi. Oysa Prens Andreas, kolordunun topçu mühimmatı yeniden ikmal edilmediği müddetçe 31 Ağustos’ta taarruza geçmemeye kararlıydı. Ama sonra kolordu sadece 9. Tümen’le 31 Ağustos genel taarruzuna katılmıştır. Sonrasında ordu bir kez daha emirlerini değiştirip 9. Tümen’i alıp Sapanca harekâtına katılmak üzere C Kolordusu emrine verdi. İntikal esnasında askerler uzun süredir iyi yemek yemediği için Tümen dizanteriden kırılmıştır. 9. Tümen yetersiz kalıp bütün B Kolordusu’nun C Kolordusu’na destek vermesi emredildiğinde ise Prens Andreas, kolordusunun 9. Tümen geri verilmeden veya Güzelcekale boşaltılmadan bunu yapamayacağını açıkça ifade etmiştir. Sonuçta B Kolordusu’nun güneydeki kuşatıcı taarruz harekâtı sona erdirilmiştir.(19)

Yunan ordusunda durum kötüleşmeye devam etmiştir. Ordunun 5 Eylül’de C Kolordusu’na verdiği taarruz emrine karşılık, tümen kumandanları bunu yerine getiremeyeceklerini açıklamıştır. Bir kez daha Polymenakos’un kişisel müdahalesiyle 10. ve 9. tümenler eşgüdümsüz ve desteksiz birtakım taarruzlar icra etmiştir. 3. ve 4. tümenler ise harekete geçmeyi reddetmiştir. Artık A ve C kolordularının kendi aralarındaki, A ve B kolordularının ise ordu kademesiyle ile ilişkilerinin sorunlu olduğu aşikârdı. Bu zehirli atmosfere 8 Eylül’de verilen ağır kayıplar eklendi. Dokuz tümenin altısı toplam seferi kadrosunun yüzde 13 ila yüzde 21’ini kaybetmişti.(20)

Komuta ve kontrolde yaşanan bozulmanın artan emareleri, verilen ağır zayiat ile Türklerin taarruz azim ve kararlığını muhafaza etmesi zaten umutsuz ve moralsiz iken bir de Theotokis ile kırıcı bir telgraf görüşmesi yapan Papulas’ı 5 Eylül’de hükümetten harekât ile ilgili yeni talimatlar istemeye zorladı. Kendi şahsi kararının muharebeyi kesip geri çekilme olduğunu eklemeyi de ihmal etmedi. 6 Eylül’de birliklere taarruzu sona erdirip savunmaya çekilmeleri emrini verdi.(21)

Makalenin dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

100. Yılında Sakarya Savaşı: Kütahya, Eskişehir, Ankara

Toplumsal Tarih'in 333. sayısından Sakarya Savaşı dosyası açılıyor

03 Şub 2023

100. Yılında Sakarya Savaşı: Kütahya, Eskişehir, Ankara

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR