Kütahya-Eskişehir Muharebeleri

Yazı: M. Fatih Baş
İkinci İnönü Muharebesi’nde alınan yenilgi, Yunan Hükûmetinin karşısındaki zorlukları bir kat daha artırmıştı. Yunanlılar, Kasım 1920’de Elefterios Venizelos’un iktidardan düşmesinden ve akabinde Kral Konstantinos’un ülkeye dönmesinden beri İtilaf Devletleri’nin desteğinden mahrumdular. Sadece İngiltere Başbakanı Lloyd George, kendi hükûmetinin siyasetine aykırı olarak Yunanlıları gayriresmî biçimde cesaretlendiriyordu. Son başarısızlığın ardından ise Yunan ordusunun Anadolu’da askerî bir netice elde edeceğine olan güven büsbütün sarsılmış ve İtilaf Devletleri -zahiren de olsa- tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi. Fransızlar, Ankara’yla anlaşma yolları ararken, İtalyanlar da Anadolu’yu tahliye etmeye hazırlanıyorlardı.(1) Tüm bu yaşananlar Yunanlıları Anadolu’da bir ikilemle karşı karşıya bırakmıştı. Ya Sévres Anlaşması’nın şartlarını tadil ederek Anadolu’yu tahliye edip bu maceraya bir son vereceklerdi ya da ülke kaynaklarının tamamını seferber edip, Türk ordusunun imhasını hedefleyen büyük bir taarruz yapacaklardı.(2)
Anadolu’yu tahliye etmek, hükûmet için siyasî intihar olmasının yanında, belki de rejim değişikliğine sebep olabilecek derecede tehlikeli görülmekteydi.(3) Anadolu’yu tahliye etmektense, Sévres Anlaşması’nın belirlediği hattı savunma fikri de gündeme gelmişti ancak bu hatta çekilmek, İstanbul ve Boğazlar istikametini korumasız bırakacağı için İngiliz çıkarlarına tersti ve arzu edilmemekteydi.(4) Yunan Küçük Asya Ordusu Kurmay Başkanı Albay Konstantinos Pallis, Genelkurmay Başkanı’na sunduğu 2 Mayıs 1921 tarihli raporda Sévres hattında savunmada kalmanın uzun vadede imkânsız olduğunu bildirdi ve zafer için en kısa sürede üstün kuvvetlerle taarruz edilmesini önerdi.(5)
İktidarını feda etmek niyetinde olmayan hükûmet taarruzda karar kıldı. Başbakan Dimitrios Gunaris, taarruzun başarı şansını artırmak için Tüm general İoannis Metaksas’ı Anadolu’daki kuvvetlerin başına geçirmeyi düşündü ve Metaksas’la müzakerelere başladı. Anadolu harekâtına en baştan beri karşı çıkan Metaksas, hükûmetin görev teklifini reddettiği gibi, Anadolu’da zafer kazanmanın imkânsızlığı ve savaşın felâketle sonuçlanabileceği konusundaki görüşlerini hükûmetle paylaştı. Hükûmet Metaksas’ı ikna edemeyeceğini anlayınca görüşmeler sona erdi.(6)
Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Anastasios Papulas, İkinci İnönü Muharebesi’nden hemen sonra Savaş Bakanlığı’na gönderdiği raporunda Türk ordusunun her geçen gün kuvvetlendiğini ve en geç Mayıs sonuna kadar taarruza geçilmesi gerektiğini bildirmişti. Bu taarruz için 52.000 kişilik takviyeye ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Bu talep üzerine hükûmet derhal seferberlik ilan etti. Ancak hazırlıkların Mayıs sonuna kadar tamamlanmasının imkânsız olduğu anlaşılınca, taarruz Temmuz ayı başına ertelendi.(7)
Seferberlik oldukça başarılı geçti. Küçük Asya Ordusu’nun 14 Nisan 1921’deki mevcudu 4.364’ü subay olmak üzere 126.528 kişiydi. İki ay içinde Yunanistan’da yaklaşık 52.000, Anadolu’da ise yaklaşık 12.000 kişi askere alındı. Böylece ordu, 24 Haziran’a gelindiğinde 6.159’u subay, 200.153 kişilik bir mevcuda ulaştı. Top sayısı 318’e çıkan ordunun emrinde 1.000 ağır, 500 hafif kamyon ve 63.639 yük hayvanı mevcuttu. Ordu, harekât için 11 tümen hazırlamıştı. Bunlardan 4 tümen Bursa kesiminde ve bir süvari tugayıyla takviye edilmiş toplam 7 tümen de Uşak kesiminde toplanmıştı.(8)
Modern Yunan tarihinin gördüğü bu en büyük ordu, yine modern Yunan tarihinin en büyük askerî harekâtını icra edecekti.(9) Haziran ayında cepheyi gezen İngiliz Atina askerî ataşesi Albay Edward Spencer Hoare Nairne, Londra’ya gönderdiği raporunda Küçük Asya Ordusu’nu, “şimdiye kadar gördüklerimin hepsinden daha etkili bir savaş makinesi” diye nitelemişti.(10) Ancak orduda her şey göründüğü kadar kusursuz değildi. Ordudaki “Kralcı” subaylar (Apotaktoi), ve “Venizelist” subaylar (Amyna) arasında şiddetli bir geçimsizlik vardı ve bu durum ordunun birlik ve beraberliğini olumsuz etkiliyordu.(11)
Son yaşanan gelişmeler Yunanların Anadolu’daki stratejilerini de güncellemeleri gerektiğini ortaya koymuştu. 1920 yazında düzenledikleri ileri harekâttan beri öngörüleri, Eskişehir-Afyon hattının ele geçirilmesi halinde demiryolu altyapısından ve önemli ikmal merkezlerinden mahrum kalacak Türklerin savaşma azminin kırılacağı ve anlaşma masasına oturacaklarıydı.(12) Ancak artık Türklerin sürekli ülke içinden personel takviyesi ve ülke dışından malzeme yardımı alan düzenli bir ordusu olduğu anlaşıldığına göre, yeni stratejik hedef, bu ordunun Anadolu’nun derinliklerine çekilmesine müsaade edilmeden imha edilmesi olarak belirlendi. Yunanlılar arasında bu hedefi de iyimser bulanlar yok değildi. Harekâta 12. Tümen Komutanı olarak katılan Prens Andreas, “Düşmanın mevzilerinde imha olmayı bekleyeceğini kim garanti edebilir ve elindeki kuvvetleri toplu halde geriye çekerse onu daha ne kadar takip edebiliriz?” diye soruyordu.(13)

Kütahya-Eskişehir muharebeleri esnasında Albay Fahrettin Altay ve Albay Ayıcı Arif
Yunanlıların yaptığı genel seferberlikten ötürü Türk tarafı, düşmanın bir taarruza hazırlandığını hesap ederek bu taarruzu karşılamak üzere kendi savunma hazırlıklarına başladı.(14) İkinci İnönü Muharebesi’nde zafer kazanılmış olsa da, düşmanın kesin olarak mağlup edilmesi için taarruz etmek gerekiyordu. Ancak Nisan ayı ortasındaki Aslıhanlar-Dumlupınar Muharebesi’nde yaşanan yenilgi, ordunun henüz düşmana taarruz etmek için hazır olmadığını gösterdi.(15) Türk tarafının elindeki tek seçenek, ordu taarruza hazır hale gelene kadar stratejik savunmada kalmaktı.
Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa (Çakmak), bu muharebelerin hemen ardından Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’dan (İnönü) ve Güney Cephesi Komutanı Refet Bele Paşa’dan cephedeki duruma dair görüş bildirmelerini istedi. İki komutan da birbiriyle çelişen görüşler sundular. İsmet Paşa düşmanın kuzeyden daha kuvvetli geleceğini düşünmekte ve güneydeki birliklerin Eskişehir’e çekilip yeni bir savunma hattı kurulması gerektiği fikrindeydi. Refet Paşa ise düşmanın Uşak’tan en az 6 tümenle taarruz edeceğini düşünmekte ve Kütahya’nın güneydoğusunda Nasuhçal-Ömerbaba tepeleri hattında kesin sonuçlu muharebenin kabul edilmesi gerektiğini bildirdi. 29 Nisan’da Fevzi Paşa’dan gelen cevapta Refet Paşa’nın bu görüşü uygun bulundu.(16)
Cephe teşkilatına çekidüzen vermek isteyen Mustafa Kemal ve Fevzi paşalar 2 Mayıs’ta önce Eskişehir’e ve oradan da Kütahya’ya gelerek İsmet ve Refet paşalarla 2 Mayıs akşamından 3 Mayıs sabahına kadar süren bir toplantı yaptılar. Toplantı sonucunda Güney Cephesi lağvedildi ve bu cephedeki bütün birlikler Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın emrine verildi. Toplam 14 piyade ve 3 süvari tümeninden oluşan bu kuvvetin tamamına tek bir elden komuta etmek çok güç olacağı için ikişer yahut üçer tümenlik grup teşkilatlarının kurulmasına karar verildi. Tümenler, sadece muharebe hazırlıkları, eğitim, tahkimat, sevk ve idare bakımından grup komutanlıklarına bağlı olacaklardı. Gruplar bu halleriyle muharebe destek (topçu ve istihkâm birlikleri) ve hizmet destek (levazım, bakım, ulaştırma ve sıhhiye) sınıflarını barındırmadıkları için kolordu olarak nitelendirilemiyordu. Ayrıca İsmet Paşa gerektiğinde doğrudan tümenlere emir vermek istediğinden güçlü kolordu kademesinin bulunmasına karşıydı.(17)
Batı Cephesi kuvvetlerinin yeni teşkilat ve tertiplenmesi şu şekildeydi:
I. Grup: 1., 11., 23. ve 61. Piyade Tümenleri ve 3. Süvari Tümeni’nden müteşekkil. Albay İzzettin Bey (Çalışlar) emrinde İnönü mevzilerindeydi.
III. Grup: 4., 24. ve 41. Piyade Tümenleri ve 1nci Süvari Tümeni’nden müteşekkil. Albay Ayıcı Arif Bey emrinde Kütahya’nın 15 kilometre batısından itibaren Kütahya güneyindeki mevzilerdeydi.
IV. Grup: 5. Kafkas, 7. ve 8. Piyade Tümenleri ile 2. Süvari Tümeni’nden müteşekkil. Albay Kemalettin Sami Bey (Gökçen) emrinde, Genelkurmay’ın kesin sonuçlu muharebenin verileceği yer olarak kabul ettiği Ömerbaba-Nasuhçal tepeleri hattı merkezinde olacak şekilde tertiplenmişti.

Yunan Ordusu Frig Vadisi’nden geçiyor
XII. Grup: 57. ve Mürettep Piyade Tümenleri ile 4. Süvari Tugayı’ndan müteşekkil. Albay Deli Halit Karsıalan emrinde, Afyon-Dumlupınar kesiminde bulunuyordu.
Bunlar dışında 3. Kafkas, 15. Piyade ve 14. Süvari tümenleri de cephe ihtiyatı olarak I. ve III. Grupların gerisinde bulunuyordu. Yine cephe emrinde olan 6. Piyade Tümeni, cephenin en güneyinde Dinar-Burdur hattını örtüyordu. Doğrudan Genelkurmay Başkanlığı emrinde olan, Albay Kazım Bey (Özalp)’in Mürettep Kolordusu ise İznik’in batısındaydı. Şu halde, 30 kilometrelik İnönü mevzii 4 tümenle tutulurken, 70 kilometrelik Kütahya mevzii 6 tümenle tutulmaktaydı ve bu mevziin her iki kanadı da açıktaydı.(18)
Batı Cephesi Komutanlığı, 15 Haziran’a kadar aldığı takviye kuvvetlerle Yunan taarruzu başlamadan önce 6.040’ı subay olmak üzere, 122.131 kişilik (bunların 81.550’si muharipti) bir mevcuda ulaşmıştı. Ayrıca cephe komutanlığı emrinde 432 ağır, 238 hafif makineli tüfek, 162 top, 28 kamyon ve 28.938 yük hayvanı mevcuttu.(19) Bu haliyle Batı Cephesi’nin toplam mevcudu Küçük Asya Ordusu mevcudunun yarısından biraz fazlaydı.
Yunanlıların 27/28 Haziran gecesi İzmit’i tahliye etmeleri ve buradaki 11. Tümen’in Bursa’ya alınması, yaklaşan taarruzun bir işareti sayılmıştı. 30 Haziran’da İsmet Paşa, grup komutanlarına gizli bir cephe emri göndererek savunma planını açıklamıştı. Plana göre gruplar bulundukları hattın ilerisini keşfettirip ileri çıkardıkları kıtalarla düşman ilerleyişini yavaşlatacaklar ve hazırladıkları asıl mevzilerde kesin sonuçlu muharebeye gireceklerdi. 3. Kafkas Tümeni, I. Grup emrine verilerek İnönü mevziine gönderildi. XII. Grup’a 57. Tümeni derhal Afyon kuzeyine kaydırması emredildi. Düşman taarruzu başladığında bu tümen ve 4. Süvari Tugayı derhal IV. Grup sol kanadına geleceklerdi. Mürettep Tümen ise Afyon kesiminde kalarak Konya istikametini örtecekti.(20)
Bu emirde İsmet Paşa’nın kararsızlığı göze çarpmaktadır. Uşak istikametinden gelişebilecek bir taarruzda IV. Grup’un sol yanının tehlikeye düşmesinden çekindiği anlaşılmaktaysa da, emir metninde cephenin bu kesiminin takviye edilmesine yönelik bir madde yoktur. Fakat yine aynı emirde, cephe ihtiyatındaki 3. Kafkas Tümeni’ni hâlihazırda 4 tümeni bulunan I. Grup’u takviye etmekle görevlendirmiş ve kuzey kesimini daha da kuvvetlendirmiştir.(21) Hâlbuki 20 Haziran’da Uşak üzerinde yapılan hava keşfinde, Yunanlıların Dumlupınar-Uşak hattında 5 tümenden fazla kuvvet topladığı görülmüş ve toplam 11 tümeni olduğu bilinen Yunanlıların kesin sonuç yerinin cephenin güney kesimi olduğu ortaya çıkmıştı.(22) Bu halde, Türk savunma planı yanlış bir hesap üzerine inşa edildi.
Türk tarafında savunma hazırlıkları devam ederken Küçük Asya Ordusu da taarruz planına son şeklini vererek hazırlıklarını tamamladı. Yunan Kralı Konstantinos 12 Haziran’da İzmir’e geldi ve başkomutan sıfatıyla ordunun komutasını üzerine aldı. Heybetli cüssesiyle alçakgönüllülüğünün yanı sıra, asabî ve kaba saba tavırlarından ötürü de sıradan askerler arasında oldukça popülerdi.(23) 16 Haziran’da toplanan harp meclisinde harekât planı onaylanmış ve birliklere tebliğ edilmişti. Planın özü, Türk birliklerinin kuzeyde zayıf kuvvetlerle tespit edilmesi, güneyde ise üstün kuvvetlerin manevrasıyla kuşatılıp imha edilmesiydi. Bu maksatla eldeki kuvvetlerin teşkilatlanması ve görevleri şu şekilde belirlenmişti:
A Kolordusu: Tümgeneral Aleksandros Kondülis emrinde, 1. ve 2. Piyade Tümenlerinden müteşekkildi ve Dumlupınar’daydı. Afyon’un kuzeyindeki mevzilere taarruz edecek ve Afyon’daki kuvvetlerin IV. Grup sol yanını takviye etmek için burada toplanmalarına engel olacaktı. Sonrasında Seyitgazi’ye ilerleyip Türk kuvvetlerinin geri çekilme istikametini kesecekti.
B Kolordusu: Tümgeneral Aristoteles Vlahopulos emrinde, 5. ve 13. tümenlerden müteşekkildi ve Dumlupınar’daydı. Kuzeydoğu istikametine ilerleyerek Nasuhçal-Ömerbaba hattına taarruz edecekti.
Güney Tümenler Grubu: Tümgeneral Dimitrios Gidas emrinde, 4. ve 12. tümenlerden ve Süvari Tugayı’ndan müteşekkildi. A Kolordusunun sağ yan emniyetini sağlamak üzere Dumlupınar güneyinde toplanmıştı. 4. Tümen’le Afyon’u işgal edecekti. Sonra 12. Tümen ve Süvari Tugayı kuzeye yönelip A Kolordusuna destek vereceklerdi.
9. Karma Tümen: Albay Vlasiyos Çiroyannis emrindeki bu tümen, Gediz üzerinden Kütahya’nın güneyindeki mevzilere taarruz etmek üzere Uşak’ta bulunuyordu.
C Kolordusu: Tümgeneral Yeoryos Polimenakos emrinde, 7. ve 10. tümenlerden müteşekkildi. Bursa’da toplanmıştı. Orhaneli-Tavşanlı mihverinden ilerleyerek Kütahya’yı kuzeyden ve batıdan tehdit edecekti.
Kuzey Tümenler Grubu: Tümgeneral Nikolaos Trikupis emrinde, 3. ve 11. tümenlerden müteşekkildi. Bursa doğusundan hareketle, bir kolu Yenişehir bir kolu İnegöl üzerinden İnönü mevzilerine taarruz ederek buradaki kuvvetleri tespit edecekti.(24)
Yunan harekât planında görüldüğü üzere 5 tümenle IV. Grup merkez ve sol yanı hedef alınacaktı. Bu grubun yaklaşan muharebede ezilmemesi için XII. Grup’un desteğine ve taarruz başlamadan önce takviye edilmeye ihtiyacı vardı.
8 Temmuz günü Yunan C Kolordusu kuvvetlerinin Bursa’nın güneyinden yürüyüşü ile harekât başladı. Bu kolordunun önünde, zayıf bir alaya denk olan Orhaneli Müfrezesi dışında bir kuvvet yoktu. Müfrezeden gece yarısı gelen raporda, buradan ilerleyen düşmanın 2 tümen olduğu doğru biçimde bildirilmiş ancak İsmet Paşa bu bilgiyi abartılı bulmuştu. Bu sayede düşman sonraki altı gün zarfında hiçbir direnişle karşılaşmadan Kütahya’ya kadar gelecekti.
10 Temmuz günü cephenin geri kalanındaki Yunan tümenleri planlanan şekilde harekete geçtiler. XII. Grup, Mürettep Tümen’i Afyon’da bırakarak 57. Tümen’le beraber IV. Grup sol yanına yaklaşmak üzere kuzeye çekildi. 3. Kafkas Tümeni de İnönü mevzilerine yaklaştırıldı.(25)
Yunanlılar sonraki iki gün boyunca Türk kuvvetleriyle ciddi bir temasa girmeden yürüyüşlerine devam ettiler. 12 Temmuz’da Yunan ileri harekâtı başlayalı dört gün olmasına rağmen keşif ve değerlendirme hataları yüzünden İsmet Paşa’nın kararsızlığı devam etmekteydi. I. Grup kendi cephesindeki iki tümenlik kuvveti üç tümen olarak değerlendirirken
III. Grup Kütahya güneyinde ilerleyen bir tümeni iki tümen tahmin etmişti. Tavşanlı üzerine de iki tümen geldiği artık anlaşılmıştı. Böylece cephenin kuzeyinde toplam 7 tümenin ilerlediği gibi yanlış bir kanaat ortaya çıkmıştı.(26) İşin kötüsü XII. Grup Komutanı Albay Halit de kendi cephesinde mühim bir düşman kuvveti olmadığını, asıl taarruzun kuzey kesiminden geleceğini düşünmekteydi.(27) Bütün bu zincirleme hatalar sonucu ilk iki gün boyunca IV. ve XII. grupları takviye etmek için hiçbir girişimde bulunulmamıştı.
İsmet Paşa alınan raporlar üzerine cephe ihtiyatını da her an muharebeye girecek şekilde hazırlama kararı aldı. 12 Temmuz günü 15. Piyade ve 14. Süvari tümenleri ile Meclis Muhafız Taburu’ndan müteşekkil V. Grup kuruldu ve Albay Fahrettin (Altay) emrine verilerek Tavşanlı istikametine ilerleyen düşman kuvveti karşısında açık bulunan III. Grup kuzeyine sevk edildi.(28)
12 Temmuz gecesi durum biraz daha belirgin bir hal almaya başladı. Yunan kuvvetlerinin büyük kısmının Altıntaş-Afyon bölgesinde açıldığı artık anlaşılmıştı. Yunanlıların Afyon’u ele geçirdikten sonra IV. ve XII. Grup cephesine yükleneceği, sonrasında Seyitgazi istikametinde bir kuşatma yapmaya çalışacağı da kesindi. Cephenin sol yanını takviye etmek için IV. Grup emrindeki 7. ve 8. tümenler XII. Grup emrine vermişti. III. Grup ihtiyatındaki 4. Tümen de derhal demiryoluyla Çöğürler’e indirilecek ve 7. Tümen’den boşalan mevzileri devralacaktı. İnönü’deki 3. Kafkas Tümeni de trenle Çöğürler’e gelip 8. Tümen mevzilerine yerleşecekti.(29)
İsmet Paşa her yeri savunmaya kalkışarak 70 kilometrelik Kütahya cephesini 120 kilometreye kadar genişletmiş ve tümenler de daha geniş bir hatta dağıtılmıştı. Böylelikle Yunanlılar cepheyi istedikleri herhangi yerden yarma avantajını yakaladı.(30) Üstelikgrup komutanlarının takviye almadan ellerindeki tümenleri bırakmak istemeyeceğini de hesaba katmamıştı. III. Grup Komutanı Albay Arif, emre itaatsizlik olarak nitelendirilebilecek bir tutum sergileyerek 4. Tümen’i yola çıkarmamakta ısrar etmişti.31 Bu tümenin cepheye ulaşmasının gecikmesi, cephenin yarılmasını neredeyse kesinleştirdi. 4. Tümen’le beraber 4. Tümen’i yola çıkarmamakta ısrar etmişti.(31) Bu tümenin cepheye ulaşmasının gecikmesi, cephenin yarılmasını neredeyse kesinleştirdi. 4. Tümen’le beraber 3. Kafkas Tümeni de gecikince, IV. Grup Komutanı Albay Kemalettin Sami 7. ve 8. Tümenleri XII. Grup emrine devretmekte ağır davranmıştı.(32)
Bu gecikmelerin bedeli 13 Temmuz’da Afyon’u işgal eden Yunan kuvvetlerinin XII. Grup cephesine yönelerek başlattıkları taarruzda aynı gün Kolankaya mevzilerinin kaybedilmesi, 14 Temmuz’da da cephenin sol yanının çökmesi sonucu ağır bir biçimde ödendi. Bu esnada 8. Tümenin büyük kısmı hala XII. Grup’un yardımına gelememişti. Seyitgazi istikametine çekilen Albay Halit, akşam raporunda 57. ve 7. tümenlerin savaşamaz hale geldiğini bildiriyordu.(33) Böylece en fazla 15.000 mevcuda sahip XII. Grup, yaklaşık 40.000 mevcutlu Yunan A Kolordusu karşısında tek başına bırakılarak ezdirilmiş oluyordu. Deli Halit’in İsmet Paşa’nın savunmaya her koşulda devam edilmesi emrini yerine getirmeyip imha tehlikesi belirince geri çekilmesi ise müteakip harekât için talihli bir karar olmuştur.(34)

Kütahya-Eskişehir Muharebelerini gösteren harita
XII. Grup’un çekilmesiyle Yunan kuvvetlerinin 15 Temmuz’daki hedefi, yalnız başına kalan IV. Grup oldu. Güneybatıdan ilerleyen B Kolordusu’nun 13. Tümeni bir gün önce Cin Dağı’nı işgal etmiş ve kuzeydeki Kulaksız Dağı mevzilerindeki 5. Kafkas Tümeni’nin isabetli top ateşi karşısında daha ileri gitmemişti. Bu tümene sabah taarruza devam etme emri verildi. Hemen doğusunda bulunan 5. Tümen de Çavuşçiftliği-Yumruçal hattına taarruz edecekti. Yunan A Kolordusu da Seyitgazi istikametinde yapacağı kuşatmadan vazgeçmiş, XII. Grup karşısında bir piyade alayı ve bir süvari tugayı bırakarak üç tümeniyle IV. Grup üzerine yönelmişti.(35)
İsmet Paşa IV. Grup cephesinde oluşan kritik duruma takviye kuvvetler yollayarak müdahale etti. 4. Tümen, 14 Temmuz’da bir günlük gecikmeyle ve bir alayı eksik olarak Nasuhçal-Yumruçal kesiminde mevziye girdi. I. Grup’tan alınan 23. Tümen, XII. Grup’tan alınan 3. Kafkas Tümeni ve 7. Piyade Tümeni de IV. Grup emrine verildi. Böylece IV. Grup’un kuvveti dört tümene ulaşmıştı. Ancak tüm bu takviyelere rağmen 1., 2. ve 5. tümenlerini buraya sevk eden Yunanlıların ikiye bir oranında sayısal üstünlüğü söz konusuydu. Ayrıca Türk takviye tümenleri hem yorgundu hem de mevzi ve tahkimatı yapılmamış bir hattı savunma mecburiyetindeydi.(36)
Yunan 5. Tümeni’nin Yumruçal’a taarruzu sabah 06.00’da başladı. 4. Tümen’in henüz kendisine tahsis edilen alanı tam işgal etmemiş olmasından faydalanarak öğlene kadar Yumruçal’ı ele geçirdi. Bu muharebeler esnasında tutulmayan bir arazi kesimini tümen karargâh unsurlarıyla savunmaya kalkışan 4. Tümen Komutanı Yarbay Nazım şehit oldu. Kurmay başkanı Yüzbaşı Şerafettin esir düşerken karargâh büyük ölçüde imha oldu. Bölgeye parça parça ulaşan 23. Tümen’in ve 7. Tümen’in karşı taarruzu sonucu mevziler defalarca el değiştirmişse de, Yunan kuvvetleri buradan geri atılamadı. Yunan 1. Tümeni’nin Nasuhçal’a akşam başlattığı taarruzlar ise gece boyunca devam etti. 7. ve 3. tümenlerden ayrılabilen kuvvetlerle yürütülen savunma ve karşı taarruzlar boğuşma şeklinde sabaha kadar sürdü. Sabah olduğunda Nasuhçal Türk kuvvetlerinin elinde kalmıştı.(37)
15 Temmuz günü IV. Grup’un en büyük şansı, 5. Tümen’in hemen sol yanındaki Yunan 13. Tümen’in bir gün boyunca mevzilerinden çıkmaması ve 5. Kafkas Tümeni karşısında hareketsiz kalmasıydı. Bu tümene bağlı olan 5/42 Efzon Alayı’nın Komutanı, Venizelist subayların en meşhurlarından Albay Nikolaos Plastiras, gün boyunca tümen ve kolordu komutanının müteaddit defalar verdikleri taarruz emirlerini düşman mevzilerinin çok sağlam olduğu ve çok zayiat vereceği gerekçesiyle yerine getirmemekte ısrar etmişti. Hâlbuki karşısındaki 5. Kafkas Tümeni, beş taburunu Yumruçal’daki 4. Tümen’e yardıma göndermişti ve sadece dört taburdan ibaret kalmıştı.(38)
16 Temmuz günü sabahı da Yunanlıların Nasuhçal-Yumruçal hattındaki taarruzları devam etti.
IV. Grup karşısında üç Yunan tümeni (1., 2. ve 5. tümenler) vardı. Önceki gece XII. Grup, herhangi bir düşman baskısı görmediği halde Seyitgazi’ye doğru çekildi ve IV. Grup’u kaderiyle baş başa bıraktı.

Yunan Süvari Bölüğü işgal edilen bir Türk kasabasında poz veriyor
XII. Grup karşısındaki 12. Tümen de boşa çıkarak IV. Grup gerisine doğru ilerlemeye başlayınca durum oldukça kritik bir hal aldı. Sabah 09.40’ta 23. Tümen’in sol yanında cephe yarıldı. Saat 11.00’de Nasuhçal’daki 3. Kafkas Tümeni çözülmeye başladı ve çekilme kaçışa dönüştü. Durumu gören 7. Tümen de çekilme emri verdi ancak bu tümenin de çekilişi bozguna dönüştü. Grup Komutanı Albay Kemalettin Sami saat 14.00’te çekilme emrini verdi. Saat 16.30’da ise İsmet Paşa bütün cephede genel çekilme emri verdi.(39) Böylece, vakitli ve yeterli şekilde takviye edilemeyen, birbirlerini de destekleyemeyen XII. ve IV. Gruplar, iki gün arayla ayrı ayrı mağlup edildiler ve Kütahya Muharebesi fiilen sona erdi.
16 Temmuz akşamı başlayan genel çekilme kısa sürede bozgun halini aldı. Özellikle 3. Kafkas Tümeni’nde durum oldukça kötüydü. Ağır silahlar, arabalar ve cephane sandıkları yol kenarlarına terk edilmişti. Yaralıların taşınması kimsenin aklına gelmemekte ve bunlar düşmanın insafına terk edilmekteydiler.(40) Kütahya batısında mevzilerini günlerdir başarıyla savunan 15. Tümen cephesinde bile bozgun manzaraları görülmekteydi.(41) Hatta herhangi bir ciddi muharebeye girmemiş 41. Tümen dahi bozulmuş halde kaçmaktaydı. 5. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Cemil Cahit (Toydemir), İsmet Paşa’ya gönderdiği raporunda cephedeki manzara için, “tamamıyla uğursuz Balkan Harbi’ni andırıyor” diyordu.(42) Bozgun ve firar haberlerinin ulaşması üzerine İsmet Paşa ihmali görülen subaylar hakkında tahkikat başlatılmasını emretti.(43) 18 Temmuz’da son nefere kadar duyurulmasını bildirdiği genelgede ise, kesin zaferden sonra bile hiçbir hatanın affedilmeyeceğini duyurdu.(44)
Yunan C Kolordusu 17 Temmuz’da Kütahya’yı işgal etti. Durum kritik bir hal alınca Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’yla görüşmek üzere 17 Temmuz’da cepheye geldi. Durumu değerlendirdikten sonra İs met Paşa’ya, derlenip toparlanmak için orduyu gerekirse Sakarya gerisine kadar çekebileceğini söylemişti.(45) İsmet Paşa aynı gün düşmanın büyük kısmının Seyitgazi istikametinde boşa çıktığını ve ordunun imha olmaması için Seyitgazi’nin doğusuna çekilmesi konusunda Fevzi Paşa’nın görüşünü aldı. Fevzi Paşa düşmanın Seyitgazi’ye değil, kuzey ve kuzeybatıya doğru ilerlediğini bildirdi.(46) A Kolordusu’nun neredeyse batı istikametinde yaptığı bu takip, doğuya çekilen Türk birliklerinin Eskişehir güneyinde toplanmaları için uygun bir fırsat yaratmış ve nefes almalarını sağlamıştı.
Düşmanın Eskişehir batısına yaklaşması üzerine 19 Temmuz günü şehir tahliye edildi ve aynı günün öğleden sonrası Yunanlılar tarafından işgal edildi. 20 Temmuz’da ordu, Eskişehir’in 25 kilometre doğusunda, kuzeyde Bozdağ’dan güneyde Seyitgazi’ye kadar uzanan 50 kilometrelik bir hat üzerinde tertiplendi. Birlikler düşman baskısı olmadan çekildiler ve firar vakaları engellenemese de, bu hat üzerinde derlenip toparlanma imkânı buldular. Bu sırada Yunanlar IV. Grup karşısındaki iki tümenini kuzeye kaydırdı ve Eskişehir’deki C Kolordusu ile Eskişehir güneyindeki A Kolordusu arasında bir boşluk ortaya çıktı. İsmet Paşa oluşan bu boşluğa bir taarruz yapmaya karar verdi. Eskişehir’deki altı Yunan tümeni karşısında Eskişehir doğusunda dokuz Türk tümeni vardı.(47)
21 Temmuz sabahı I., III. ve IV. gruplarla taarruza geçildi. I. Grup Eskişehir kuzeyinden taarruza geçti. III. Grup şehrin doğusundaki düşmanı cephede tespit ederken, onun solundaki IV. Grup da düşman cephesinde ortaya çıkan boşluktan taarruz etti. Öğleden önce 5 kilometre kadar ilerleme sağlanmışsa da, öğleden sonra Eskişehir batısından ve güneyinden yetişen Yunan tümenlerinin karşı taarruzlarıyla ilerleme durdurulmuş ve geri atılmıştı. Taarruzun başarısızlığı ve aynı gün Seyitgazi doğusundaki Kırkkız Dağı’nda Yunan birliklerinin tespit edilmesi sonucu İsmet Paşa Pomaklar-Alpu-Çifteler hattına çekilme emrini verdi.(48)

Yunan Küçük Asya Ordusu hareket halinde
Eskişehir karşı taarruzunun maksadı konusunda farklı görüşler vardır. Mustafa Kemal Paşa bu taarruzun yapılmasından memnun olmadığını söylemiştir.(49) Fahri Belen de bu taarruzun gereksiz bir hareket olduğunu yazar.(50) Fahri Aykut ise Yunan cephesinde oluşan boşluktan faydalanmak için yapılan bu taarruzu taktik bir gereklilik olarak nitelendirir.(51) Celâl Erikan da çekilme öncesi kısmen başarılı olacak bir taarruzun, askerin morali üzerinde olumlu etki yaratabileceği değerlendirmesini yapar.(52) Sakarya Muharebesi’nde esir düşen bazı Türk subayları ise sorgularında bu taarruzun Eskişehir doğusunda toplanmış ağır silahların taşınması için zaman kazanmak amacıyla yapıldığını söylemişlerdir.(53)
Taarruzun sebebi ne olursa olsun, Papulas’ın 22 Temmuz’da verdiği takip emri bu taarruzun etkisi yüzünden yerine getirilemedi. Durumu gözden geçiren Papulas 23 Temmuz günü taarruz ve takip harekâtını tamamen durdurdu.(54) Bu sebepten ötürü Eskişehir karşı taarruzunun Türk tarafı için taktik bir yenilgi olmasına rağmen, operatif bir başarı olduğu söylenebilir. Ancak Papulas’ın, bu taarruz olmasa da Eskişehir’in ele geçirilmesinden tatmin olup harekâta devam etmek istememiş olması ve Türk taarruzunu bunun bahanesi olarak kullandığı da söylenebilir. Papulas’ın sonraki günlerde harekâtın Ankara’ya doğru devam etmesi için hükûmetin baskısına direnmesi, hatta istifa etmeyi düşünmesi de buna bir delildir.(55)
Yunanlıların Eskişehir’de durmaları sayesinde İsmet Paşa, 22 Temmuz’dan 25 Temmuz’a kadar düşman baskısıyla karşılaşmadan Sakarya gerisine çekilmeyi tamamlayabildi. Böylece Kütahya-Eskişehir Muharebeleri Türk yenilgisiyle sona ermiş oldu. Muharebelerde Türk Ordusu 121 subay, 1522 er şehit vermişti. 267 subay ve 4714 er ise yaralanmıştı. 54 subay ve 320 er esir düşmüştü. Toplam insan zayiatı 6978 idi. Ayrıca 55 makineli tüfek ve 18 top kaybedilmişti. 26 Temmuz günü Batı Cephesi karargâhından verilen kuvvet miktarına göre, 30809 er kıtalarından ayrı düşmüş yahut firar etmişti ki bu rakam(56) zayiatın dört katından fazlasına denk geliyordu. Yunan tarafında ise 74 subay ve 1416 er ölmüş, 208 subay ve 6264 er yaralanmıştı. Ayrıca 110 er ise kayıptı.(57)
Eskişehir’deki yenilginin ardından 23 Temmuz 1921 günü mecliste yapılan gizli celsede Fevzi Paşa meclisin Kayseri’ye taşınmasını tartışmaya açtı. Ordunun Ankara’yı savunma kaygısına kapılmadan savaşabilmesi için meclisin Ankara’dan ayrılmasını gerekli gördüğünü söylemişti. Ancak bu öneri milletvekillerinin büyük çoğunluğu tarafından şiddetle reddedildi. Fevzi Paşa farklı gerekçelerle vekiller ikna etmeye çalışsa da başarılı olamadı.(58)
Mecliste yaşanan şiddetli tartışmalarda yenilginin sorumlusu olarak başlıca iki isim öne çıkıyordu: Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve III. Grup Komutanı Albay Arif. Özellikle İsmet Paşa’ya her türlü itham yapılmakta ve hatta divan-ı harbe verilmesi istenmekteydi. Muharebeler boyunca İsmet Paşa’nın karargâhında Harekât Şube Müdürü olarak görev yapmış Binbaşı Tevfik’e (Bıyıklıoğlu) göre İsmet Paşa aldığı yanlış tedbirlerle orduyu mağlup olmaya mahkûm etmişti ve ordunun imha olması Mustafa Kemal Paşa’nın müdahalesiyle önlenmişti.(59) Fevzi Paşa bakan olarak asıl sorumluluğun kendisinde bulunduğunu belirtip yargılanması gerek kişinin kendisini olduğunu söyleyerek İsmet Paşa’yı kurtardı.(60)
Mustafa Kemal Paşa da meclis içinde oluşan muhalefet grubunun yönelttiği eleştirilerden nasibini aldı. Bu eleştiriler sürerken 4 Ağustos’ta kendisine Başkomutan yetkilerinin verilmesine dair tartışmalar başladı. Meclis’in gündemi artık değişmişti. Tartışmalar esnasında bazı vekiller yaklaştığını düşündükleri kesin mağlubiyetin bizzat Mustafa Kemal’in sorumluluğunda yaşanması için Başkomutanlık Kanunu’nu desteklediler. Bazıları ise içinde bulunulan kötü durumdan ancak onun liderliğiyle çıkılabileceğini düşünerek Mustafa Kemal’in Başkomutan olmasını istiyordu. 5 Ağustos’ta Başkomutanlık Kanunu kabul edildi.(61)
Hemen ardından düşmanın yaklaşan ileri harekâtını Sakarya’da durdurmak için başlayan hazırlıkların telaşı arasında Kütahya-Eskişehir yenilgisi gündemden tamamen düştü. Eylül ayı ortasında Sakarya’da kazanılan zaferin ardından ise artık bütünüyle unutuldu. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Malta’dan Anadolu’ya ulaşan Ali İhsan Paşa (Sabis), Sivrihisar’da karargâhını ziyaret ettiği Albay Kemalettin Sami’ye Kütahya-Eskişehir Muharebesi’ndeki başarısızlığı sorduğunda, “Şimdi, Sakarya’dan sonra, bu hikâye tamamen tarihe gömülmüş kalsın.” cevabını almıştı.(62) Böylece İstiklal Harbi’nin en büyük yenilgisi, sona erdikten sadece 2 ay sonra, bizzat onu yaşayanlar tarafından unutulmaya terk edildi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih'in 333. sayısından Sakarya Savaşı dosyası açılıyor
03 Şub 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


