Levent Dölek: Mücadelenin bakiyesi korku ve sinme değil cesaret olacak

İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin boykotuna katılarak konuşma yaptığı gerekçesiyle tutuklanan akademisyen Levent Dölek'le gözaltı ve tutukluluk süreçlerinin yanı sıra İBB operasyonlarının ekonomik ve siyasi etkilerini de konuştuk. Gençlerin, işçilerin, emekçilerin anayasal haklarını savundukları her alanın birbiriyle bağlantılı bir hürriyet mücadelesi olduğunu söyleyen Dölek, "Hukuk yoksa sermaye gelmez" fikrine de çok bel bağlamamak gerektiği görüşünde.
Levent Dölek: Mücadelenin bakiyesi korku ve sinme değil cesaret olacak

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Araştırma Görevlisi ve Eğitim-Sen Üyesi Levent Dölek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından üniversitelerde başlayan protestolar sırasında öğrencilerin bir forumuna katıldığı ve orada bir konuşma yaptığı gerekçesiyle 26 Mart günü gözaltına alındı. 

Eğitim-Sen'in çağrısıyla iş bırakıp İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü önünde basın açıklaması okuduğu için tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Dosyasında sadece 25 Mart günü yapılan eylemden bir fotoğraf karesi yer aldı. Bu fotoğraf karesinden yola çıkarak, tutuklanma gerekçesi 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek olarak gösterildi. Hem sendikalı olduğu için hem de boykottaki öğrencilere destek verdiği için tutuklanan, hak ve emek mücadelesinin hem akademik anlamda hem de mücadele anlamında önemli isimlerinden Levent Dölek, 10 Nisan günü tahliye edildi.

Silivri Cezaevi’nde 16 gün tutuklu kalan Dölek, doğrudan kötü muamele görmediğini ancak cezaevi atmosferinin özellikle Saraçhane protestolarında gözaltına alınan gençler açısında epey sert olduğunu ifade ediyor. Kendi gözaltına alınma sürecini ve yaşanan hukuksuzlukları konuştuğumuz Dölek’in gözaltı dalgalarının yaşandığı günlere dair değerlendirmeleri ise şöyle:

“24 Mart’ta üniversitelerde öğrencilerin boykot eylemleri başladı, 25 Mart’ta Eğitim-Sen öğrencilerin boykot sürecinden zarar görmemesi için dayanışma amaçlı bir tutum belirledi, bir gün sonra hizmet üretmeme kararlı aldı. 26 Mart’ta gözaltına alındım. Gözaltına alınmama gerekçe gösterdikleri şey, öğrencilerin İstanbul Üniversitesi’ndeki forumunda bir konuşma yapmış olmam. Bunun fotoğrafını gösterdiler. 'Şafak operasyonu' denen tarzda sabah geldiler, ellerinde usule uygun olmayan tarzda üstünde adımın bile yazılı olmadığı bir arama ve yakalama kararıyla geldiler. 

Vatan Emniyet’e götürüldüm ve bu uygulamayı protesto ederek burada bulunduğum süre boyunca açlık grevi yaptım ve emniyette ifade vermeyi reddettim. Bu da sürecin nasıl işlediğine dair güzel bir örnek oldu. Savcılıkta ifade vermek istediğimi söylediğim hâlde Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildikten sonra savcı ifademi almadan doğrudan tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk etti. Mahkemeye çıktığımızda hâkim, 'Emniyet’te ayrıntılı ifade vermişsiniz, eklemek istediğiniz bir şey var mı?' diye sordu. Kararlar çoktan verilmiş tabi ama biz yine de suçlamanın hiçbir dayanağı olmadığını anlattık. Önce Metris ve ardından Silivri’ye gönderildik.”

Eylemlerde alınanlar cinayet tutuklularının koğuşuna verildi

Dölek, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla tutuklanmıştı. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, demokratik toplumlarda temel bir unsur olmasına rağmen ve üstelik Türkiye'de anayasal düzenleme, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının önceden izin almadan yapılabileceğini belirtmesine rağmen 19 Mart sonrası eylemlerde yüzlerce kişi bu haktan mahrum edilerek gözaltına alındı.

  • Anayasa’nın, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesi, “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” şeklinde düzenleniyor, ancak uygulamada bu madde askıya alınıyor. 

Dölek, 2911 sayılı kanuna göre tutuklamaya yeterli bir suç olmamasına rağmen, fiili bir cezalandırma politikası uygulandığını belirterek şöyle devam ediyor: 

“Cezalandırmaya yönelik olarak tutukluları, Silivri’de cinayet tutuklularının olduğu adli koğuşlara verdiler, ama oradan ilginç bir şey oldu. Adalet Bakanlığı’ndan ya da devletten görmediğimiz adaleti bu koğuşlardaki kader mahkumlarından gördük. İhtiyacımız olan şeyleri verdiler, paylaştılar, birkaç münferit sıkıntı olsa da böyle bir süreç yaşandı. Daha sonra eylemlerde alınanlar aynı koğuşlara verildi, daha sonra da tahliyeler başladı. Hapishaneye giriş sürecinin herhangi bir hukuki dayanağı ve mesneti olmadığı gibi, tahliye süreçlerinde de tahliye edilenle edilmeyen arasında bir fark yok. O fark mahkemelerin aldığı kararlarda görülüyor. Herkes öyle ya da böyle anayasal haklarını kullanan ve fiilen cezalandırılmak üzere hapse atılan insanlar.

İçeriye attıkları insanlar açısından yapmak istedikleri o korkutma ve sindirmeyi başaramadılar. Dışarıda bunu gören insanlar, bu kadar hukuksuzluk olur mu, bizim de başımıza gelebilir mi düşüncesiyle tabii ki korkup çekinebilirler ama gördüğümüz kadarıyla dışarıdaki dayanışma ve mücadele de bunun çok tutmayacağını gösteriyor. Başımız dik girdik ve gençlere güvenerek mutlu çıktık.”

Dölek: Sermaye, demokrasinin ve hukukun yokluğuna bakmaz

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilerek gözaltına alındığı gün olan 19 Mart sonrasında Türkiye, siyasal ve toplumsal olduğu kadar ekonomik anlamda da yeni bir dönemin kapılarını aralamış oldu. Özellikle Merkez Bankası rezervlerinin TL’yi belli bir seviyede tutabilmek için bir çırpıda harcanmış olması, borsada düşüşler, panik hâliyle art arda uygulama alınan önlemler, yükselen faizler, Türkiye’yi yeni bir ekonomik düzleme soktu.

Bir iktisatçı olarak süreci nasıl değerlendirdiğini sorduğumuz Dölek, şunları dile getiriyor:

“Böyle bir operasyonu yapan, böylesine hukuku ayaklar altına alan bir iktidar, halkına karşı güç gösterisi yaparken aslında ne kadar istikrarsız ve zayıf bir yapıda olduğunu da ortaya koyuyor. Ekonomi de bundan etkileniyor. Zaten yüksek faizle toplamış oldukları rezervlerden harcayarak, bu toplumun geleceğini ipotek altına alarak, sadece çocukları ve bizleri içeri atarak değil, ekonomik anlamda da ülkenin geleceğini ipotek altına almaya devam ederek bu süreci yürüttüler.

Böyle çalkantılarda sermaye ve özellikle sıcak para çıkış yapabildiği gibi orta ve uzun vadede sermayenin baskı rejimleriyle çok rahat anlaşabildiği dönemsel olarak görülür. Sermaye, iktidardaki muhatabının kalıcı olduğunu anladığı andan itibaren o ülkedeki demokrasinin ve insan haklarının ne durumda olduğuna dönüp bakmaz. İktidar, bunu geçici olarak görüyor ve uluslararası sermayeye 'Buranın hâkimi benim, benimle iş yapacaksınız, sizinle iş yapılacaksa bunun da adresi biziz' mesajını vermeyi umuyor. Bunu gösterdiği ölçüde de Avrupa, ABD sermayesinin Türkiye’ye aktığını görürüz. 

Bu süreçte 'Hukuk yoksa, demokrasi yoksa sermaye gelmez, ülke ekonomisi kötüye gider' düşüncesi çok doğru bir düşünce değil. İşin sermaye akımları kısmında asla paranın ve kârın tek belirleyici olduğu bu alana güvenmemek gerekir. 

Sürecin ekonomik sıkıntısını ve yükünü, işçiler, emekçi halk çekiyor, çekmeye de devam edecek. Bunu önlemenin tek yolu, dışarıya güven verecek siyasi ortam yaratmaktan ziyade işçinin, emekçinin örgütlü olmasından ve her zaman hakkını aramasından geçiyor. Daha önce Gaziantep’te tekstil işçilerinin önderliğini yapan Mehmet Türkmen’in tutuklandığını gördük, metal işçilerinin eylemlerinin yasaklandığını gördük, Polonez işçilerine yapılan polis saldırılarını gördük. Gençlerin, işçilerin, emekçilerin anayasal temel haklarını, örgütlenme haklarını, eylem haklarını savundukları her alan, birbiriyle bağlantılı hürriyet mücadelesi olarak karşımıza çıkarıyor. 

Mesele Ekrem İmamoğlu ile başlamış olabilir ama ne onunla ne de CHP ile sınırlandırılacak, ondan çok ayrı, bambaşka ve kapsayıcı bir dinamik gösteriyor. Gençler de zaten bunu Saraçhane’den dışarı çıkardılar, başka alanlara yöneldiler, mücadelelerini CHP’nin gündeminin de dışına çıkardılar. Ben bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu mücadelelerin bakiyesinin geleceğe doğru korku ve sinme yönünde değil, cesaret ve mücadele yönünde olacağına inanıyorum.” 

Muhalefet kanadında giderek daha fazla seslendirilen erken seçim tartışmalarına dair de Dölek, şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“İktidar ekonomik alanda ne kadar zayıf olduğunu biliyor, geniş emekçi kitlelere ciddi bir bedel ödetiyor ve bunun sandıkta bir yansımasının olacağını da en iyi bu iktidar biliyor. O nedenle şu anda sandığa çok uzaklar. Sandığın kurulmasını istemedikleri gibi, aynı 12 Eylül paşaları gibi seçime girecek olanların veto hakkını da fiilen ellerine almaya çalışıyorlar. Bu gerçekten çok zayıf bir iktidar tablosu. 

Seçimden önce Türkiye’nin önüne yeni bir anayasa dayatmasıyla geleceklerini düşünüyorum. Bu dayatmayı da toplumu adeta rehin alarak yapacaklar. 12 Eylül’de de 1983 anayasasını topluma böyle dayatmışlardı. Bütün hakların kısıtlandığı, gerici özelliklere sahip, baskıcı bir anayasa. Bir tarafa bunu koyup, alternatif olarak da 12 Eylül rejiminin devamını koymuşlardı.

Halkın önüne böyle bir ikilem koyacaklar. Bu anayasayı kabul edin, zaten bundan daha kötüsü olamaz gibi bir dayatmayla ülkenin gündemine geleceklerini sanıyorum. Bütün bu siyasi operasyonları da toplumu rehin almaya yönelik bir siyasi angajmanla gerçekleştirdiklerini düşünüyorum.” 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak