Modern kölelik

(Görsel: Lim Huey Teng, Reuters üzerinden)
COVID-19 salgını ile lateks ve nitril eldiven kullanımında patlama yaşanırken, dünyanın bu alandaki bir numaralı üreticisi olan Malezya'da ise borç esaretine dayalı modern kölelik koşulları tüm çıplaklığıyla sürüyor. Öyle ki Malezyalı sanayiciler, yoksul komşu ülkelerden hukuksuz yollarla gelen ucuz iş gücünden senelerdir pek de şikayet etmeden yararlanmaya devam ediyor. Uzun yıllardır Avrupa ve ABD sağlık sektörünün en büyük tedarikçilerinden biri olan Malezya'da; mikro elektronik bileşen ihracatı yaklaşık 45 milyar dolar, giysi ve aksesuar ihracatı ise 4 milyar dolar seviyelerinde. Bu doğrultuda Malezya, 2019'da yaklaşık 300 milyar çift kauçuk eldiven ihracatı ile küresel talebin yüzde 63'ünü karşıladı. Çalışma iznine sahip olmak için genellikle aracı firmalara yüksek oranda faizle borçlanan göçmen işçiler ise kendilerini bir tür tuzağın içinde buluyorlar. Yetmezmiş gibi, kendilerine bu firmalarda iş bulduğu için borçlandıkları aracılar tarafından ödemeleri garanti altına almak için işçilerin pasaportlarına el konuluyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre, göçmen işçiler yaklaşık 32 milyon nüfusa sahip ülkedeki iş gücünün yüzde 15'ini oluşturuyor. Dünya Bankası araştırmacıları 2017'de, bu sayının içerisinde en az 1,2 milyon kişinin zorla çalıştırma ya da Türk hukukunda angarya olarak ifade edilen koşullar altında çalışanlar olduğunu hesaplamıştı. Yine de zorlu koşullar ve uzun süreli ayrılıklara rağmen Malezya'da bulacakları bir sürekli iş imkânı Bangladeş, Nepal, Myanmar ve diğer komşu ülkelerden yoksul kesimlerin hayallerini süslüyor. Söz konusu ekonomiye göre, 2018 yılında Malezya'dan göçmenlerin memleketlerine gönderilen işçi dövizinin (remittance) ise 10 milyar doları aştığı hesaplanıyor.
Söz konusu aracılar, Top Glove, Hartalega, Supermax gibi Malezyalı şirketler nezdinde işe alım ajansı şeklinde hizmet veriyor. Bu şirketler iş gücü sağladıkları tedarikçilerin taşıdığı üçüncü taraf risklerini (third-party risks) dikkate almadıkları gibi; bu yüzden uluslararası kamuoyundan defalarca kez yaptırım görmüş ve fakat söz konusu aracılık sisteminden henüz vazgeçmiş değiller. Mevcut uygulamada, örneğin Bangladeşli işçilerden ödeme planına göre değişen faizlerin yanı sıra; ortalama 4500 - 5200 dolar arasında değişen iş bulma ücretleri istenirken; Nepalli işçilerden ise söz konusu şirketlerde iş bulmaları karşılığında 1350 - 1500 dolar tahsil ediliyor. Malezya'da asgari ücretin yaklaşık 300 dolar olduğu düşünülecek olursa, göçmen işçilerin neden pasaportlarını yıllar boyu geri alamadığı ve neden bu durumun modern kölelik olarak ifade edildiği daha net anlaşılacaktır.
2014 ile 2020 arasında modern kölelik biçimleri üzerine çalışan Birleşmiş Milletler (BM) özel raportörü Urmila Bhoola bu durumu, "Aracılar, göçmenlere yurtdışında göz boyayacak işler önerip, büyük meblağlar koparıyor. İşçiler ise çok geçmeden kendilerini, sistemin farkında olan işverenlerine bağımlı halde buluyorlar." sözleriyle özetliyor. Diğer yandan, küreselleşmenin giderek artan etkisi nedeniyle Batılı şirketler de bu tip uygulamalardan fayda sağlıyor. Zira tedarikçilerine zorla çalışmayı yasaklayan kurallar dayatsalar bile, bu sorun küresel tedarik zincirlerinde gözlemlenmeye devam ediyor. Nitekim Malezyalı lastik eldiven üreticilerinin esas müşterileri, Fortune dergisinin En Büyük 500 Şirket listesinde yer alıyor.
Öte yandan uluslararası alanda faaliyet gösteren TÜV Rheinland, Bureau Veritas, SGS gibi denetçilerin küresel tedarik zinciri özelinde gerçekleştirdiği denetimlere rağmen, bu mesele şeffaflıktan uzak ve somut adımlardan yoksun bir halde. Öyle ki, Temiz Giysiler Kampanyası adlı sivil toplum girişimi 2019 tarihli raporunda "200'den fazla yetersiz denetim vakası" tespit etti. Çalışmanın raportörlerinden Ben Vanpeperstraete bu durumu, "Sosyal denetleme sistemi çalışanları korumak için yeterli değil. Yalnızca marka itibarını ve karlılığı korumaya yönelik bu sistem, daha tatmin edici modellerin gelişmesini engelliyor." sözleriyle özetliyor. Söz konusu uygulamalara başvuran Malezyalı üreticilerden ürün ithal eden ABD, İngiltere, İsveç veya Danimarka menşeli firmaların listesini incelediğimizde, mevcut sistemin pek de işlemediği gözler önüne seriliyor.
Ek olarak, Walk Free inisiyatifi ile ILO ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından ortaklaşa yürütülen çalışma, 2016 itibarıyla yaklaşık 40 milyon kişinin modern köleliğin kurbanı olduğunu ortaya koyuyor. Bu rakam özelinde yaklaşık 25 milyon kişinin zorunlu çalışma ve 15 milyon kişinin de zorla evlendirilme pratiklerinden zarar gördüğü hesaplanıyor. Avrupa Parlamentosu başkan yardımcısı Heidi Hautala, "AB, savunmasız insanların sömürülmesi ve kölelik pratikleri ile ilişkili ürün ya da hizmetlerin ithal edilmesini engelleyebilmeli" sözleriyle net bir görüş belirterek, "AB menşeli şirketlerin, çalıştıkları taşeron firmaların insan haklarına saygılı davrandığını denetlemeye zorlayan bir yasa hazırlığında olduklarını" vurguluyor. Bu kapsamda, Malezyalı üreticiler zorla çalıştırma pratiklerine başvuran tüm şirketlerden tedarik sağlayan AB firmalarının cezalandırılması bekleniyor. Ek olarak, mağdurlar için etkin tazminat mekanizmaları kurulması ise bir diğer beklentiyi oluşturuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ersin Şenel
Çıkarların değil, etik ilkelerin yaşama egemen olması için...
İLGİLİ OKUMALAR



