Mahmud Ahmedinejad: Sert çıkışları, pragmatizmi ve çelişkili itirazlarıyla sıradışı bir siyasetçinin portresi

Mahmud Ahmedinejad kolay unutulacak bir isim değil; rejim içindeki farklı kanatlar arasındaki çekişme ve sürtüşmelerin merkezinde yer alan tartışmalı bir şahsiyet. Son günlerde ise hakkında çeşitli söylenti ve sansasyonel haberler yayımlanıyor. Bunlardan bazıları şöyle:
- İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, yıllar önce, 3 Ekim 2024’te verdiği bir röportajda İran’da kurdukları “MOSSAD’ı bitirme biriminin” başındaki kişinin İsrail ajanı çıktığını açıklamıştı. İddialara göre İsrail istihbarat servisi MOSSAD, Mahmud Ahmedinejad’ı yeniden iktidara getirmek üzere gizli bir operasyon yürütmüş, ancak plan başarısız olmuştu.
Ahmedinejad'ın ofisi ise 14 Temmuz 2026’da şu açıklamayı yaptı: “Bu iddialar gerçek dışı olup kamuoyunu yanıltma ve psikolojik savaş maksadıyla yayımlanmaktadır.” The New York Times’ta çıkan bir habere göre eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Devrim Muhafızları tarafından ev hapsine alınmıştı.
Hakkındaki benzer haberleri de okuyunca bir şekilde gündemden düşmeyen bu şahsiyetin biyografisini ve siyasi serüvenini yazmak gerektiğine kanaat getirdim; özel ve siyasi hayatıyla faaliyetlerini okuyucuyla paylaşmaya karar verdim.
Doğrusu, bazı siyasetçilerin hayatlarını yorumlamak gayet basittir. Kim olduklarını anlamak için fazla çaba harcamak gerekmez. Çünkü ne istedikleri bellidir; kimin lehine çalıştıkları aşikardır. Mahmud Ahmedinejad ise bu insanlardan değildir. Ayrıksı bir kişiliğe sahiptir; ne yapacağını ve nasıl düşündüğünü kestirmek kolay değildir.
Independent Arabia gazetesinde muhabirlerden sorumlu müdür Muhammed Ğandur, Ahmedinejad’ın profilini şöyle çiziyor:
“En azından kendini iki, hatta üç kez yeniden şekillendirmeyi bilmiş; her seferinde bambaşka bir insanmış gibi sahnede boy göstermiştir. Örneğin sıradan bir nalbantın oğluyken cumhurbaşkanlığı makamına çıkmayı başararak herkesi şaşırtmıştır. Yahudilerin başına gelen Holokost felaketinin uydurma bir efsane olduğunu açıkça belirtmekle yetinmemiş; sertlik yanlısı bir şahin olarak ABD ile diyalog yolunu bulmanın yollarını da aramıştır. Üstelik ülkenin dinî lideri, mürşidi ve manevi rehberi Ali Hamaney’e her fırsatta itiraz ederek muhalefetini sürdürmesine rağmen hapse atılmamış; ötekileştirilip siyaset sahnesinden uzaklaştırılırken bile yönetim kademesinin kapılarını çalmaktan geri durmamıştır.
Ahmedinejad, Amerikan gazetesi The New York Times tarafından İran’a yönelik savaşın ardından ‘Batı dünyası tarafından yönetime getirilebilecek bir seçenek’ olarak değerlendirilmiştir. Üstelik Batı dünyasının stratejik müttefiki İsrail’in devlet olarak varlığının ortadan kaldırılması gerektiğini açıkça ilan etmiş olmasına rağmen.
Şubat 2026’da, dinî lider Ali Hamaney dâhil İran’ın üst düzey yetkililerinin ortadan kaldırılmasına yönelik hava saldırılarının başlangıcında, evinin yakınında patlayan bombalar nedeniyle Ahmedinejad’ın öldürüldüğü ileri sürülmüş, ancak ilk haberlerin doğru olmadığı anlaşılmıştır.
Buradaki asıl soru şudur: Ahmedinejad niçin hedef alınmıştır?
The New York Times’a bakılırsa Ahmedinejad’ın evinin yakını, onu öldürmek için değil, ‘mecburi ikametten kurtarmak’ amacıyla bombalanmıştır. Zira ABD ile İsrail, savaş sonrasında onun cumhurbaşkanlığı makamına gelmesi konusunda mutabık kalmışlardı. Her durumda Ahmedinejad on yılı aşkın süredir iktidardan uzaklaştırılmış; cumhurbaşkanı adaylığı başvurusu üçüncü kez reddedilmişti. Bu hâliyle bakıldığında rejimle ilişkisi keskin bir bıçak gibidir: Bir taraftan ekmeği doğrarken diğer taraftan parmağı kesebilmektedir.”
Durum böyleyse serüvenin başına dönüp doğumundan itibaren iz sürmemiz gerekiyor. Her şeyden önce, sıradan bir köylü çocuğuyken büyük hayallerle büyüyen bu insanın Tahran Belediye Başkanlığı’ndan Cumhurbaşkanlığı’na uzanan hayat merdiveninin basamaklarını nasıl tırmandığına bakmalıyız. Bu süreçte sert tutumunu, pragmatiz, popülizm ve oportünizmle harmanlayarak nasıl bir hayat felsefesi oluşturduğunu anlamaya çalışmalıyız.
Özel hayatı, kişiliği, halk içindeki popülaritesi
28 Ekim 1956’da dünyaya gelen Mahmud Ahmedinejad’ın doğum adı Mahmud Sabbağiyan’dır. İran’ın kuzeyinde, Tahran eyaletiyle sınırdaş Semnan iline bağlı Germsar yakınlarındaki Aradan köyünde bir nalbantın oğlu olarak doğmuştur. Daha sonra ailesi kırsaldan başkent Tahran’a göçmüştür.
Ahmedinejad taraftarları onu mütevazı bir hayat süren sıradan bir insan olarak görür. Nitekim cumhurbaşkanı olduğu hâlde Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na taşınmayı reddetmiş; güvenlik danışmanları ısrar edene kadar ailesiyle Tahran’daki evinde yaşamayı tercih etmiştir. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki antika İran halılarından birini millî müzeye göndermiş, yerine ucuz bir halı kullanmayı tercih etmiştir. Başkanlık uçağındaki VIP koltuğunu reddettiği ve bunu bir kargo uçağıyla değiştirdiği de söylenmektedir.

Ahmedinejad, cumhurbaşkanlığını kazandıktan sonraki ilk kabine toplantısını “kutsal” kabul edilen Meşhed’deki İmam Rıza Türbesi’nde yapmıştır. Haftalık kabine brifinglerinde ise 12. İmam için ayrıca yer ayırmıştır.
Bununla birlikte Information and Public Opinion Solutions LLC (iPOS) tarafından Mart 2016’da yapılan bir ankete göre Ahmedinejad, İran’ın en az popüler siyasi figürlerinden biriydi. Yüzde 57 onay ve yüzde 39 ret oranına sahipti; buna göre net popülaritesi yüzde 18 düzeyindeydi.
Seçmenlerin yalnızca yüzde 12’sinin katıldığı ve muhafazakar adayların önünü açan 2003 Tahran Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanana kadar İran’ın siyasi panoramasında pek tanınan bir isim değildi.
İran-Irak Savaşı öncesinde İran Devrim Muhafızları (Pasdaran) ordusuna katılmıştı. Savaş esnasında Pasdaran 6. Ordusu başmühendisliği görevindeyken Kerkük’te gizli operasyonlar yürüttüğü de biliniyor.
Bunların dışında evli olan Ahmedinejad'ın iki kızı ve iki oğlu vardır. Oğullarından biri Amirkabir Teknoloji Üniversitesi’nde, diğer adıyla Tahran Politeknik’te öğrenim görmüştür.
Başarılı öğrenciden devlet memuriyetine
Ahmedinejad, üniversite giriş sınavını 132. sırada kazanarak İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne girdi. Mezuniyetinin ardından aynı üniversitede öğretim üyesi oldu. 1993-1997 yılları arasında Maku ve Hoy’da vali yardımcılığı yaptı; ardından Tahran’a yaklaşık 400 kilometre uzaklıktaki Erdebil Eyaleti’ne vali olarak atandı. İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı; valilik görevinin yanı sıra akademik çalışmalarını da sürdürdü.
Düzenin Maslahatını Teşhis Meclisi üyesi olan Ahmedinejad, İran’ın nükleer programının güçlü destekçilerinden biri olarak öne çıkmıştı. Ülkedeki muhafazakar siyasi grupların koalisyonu niteliğindeki İslami İran İnşacılar İttifakı’nın da başlıca siyasi aktörlerinden biriydi.
- 1993’te vali olarak atandı, 1997’de Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından diğer valilerle birlikte görevden alınarak yeniden üniversitedeki görevine döndü.
2003-2005 yılları arasında ise Tahran Belediye Başkanı olarak görev yaptı. Dinî açıdan katı ve muhafazakar tutumu nedeniyle kendisinden önceki ılımlı belediye başkanlarının bazı reform uygulamalarını geri çevirdi.
Eleştirilerin hedefindeki Cumhurbaşkanlığı dönemi
Ahmedinejad, İslami İran İnşacılar İttifakı tarafından desteklendiği 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların yüzde 62’sini aldı ve 3 Ağustos 2005’te göreve başladı. Cumhurbaşkanlığı döneminde hem İran’da hem de uluslararası alanda tartışmalı bir figür hâline geldi.
Ülke içinde özellikle ekonomi politikaları nedeniyle eleştirildi. Kuzey Amerika ve Avrupa’daki çeşitli kuruluşlar tarafından insan hakları ihlalleri nedeniyle suçlandı. Başta İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık ve ABD olmak üzere bazı Batılı ve Arap ülkelere yönelik sert söylemleri de tepki çekti.
2007’de ülkenin yakıt tüketimini azaltmak amacıyla benzin kotası planını yürürlüğe koydu. Özel ve kamu bankalarının uygulayabileceği faiz oranlarını düşürdü ve İran’ın nükleer programını açık biçimde destekledi.
2009’da ikinci kez cumhurbaşkanı seçildiğinde dinî lider Ali Hamaney’in elini değil, omuzlarını öptü. Söz konusu seçim geniş çapta tartışmalı bulunuyordu. Sonunda reformcu muhalefetin öncülüğündeki Yeşil Hareket’in başlattığı kitlesel protestolar ülke geneline yayıldı; seçim sonuçları Batılı ülkeler tarafından da eleştirildi.

İkinci döneminde Ahmedinejad, parlamentodaki reformcular ve geleneksel muhafazakar gruplarla güç mücadelesine girdi. İran Devrim Muhafızları ile de çeşitli konularda görüş ayrılıkları yaşadı. İstihbarat Bakanı Gulam Hüseyin Muhsini Ecei’yi görevden alması ve tartışmalı danışmanı İsfendiyar Rahim Meşai’ye verdiği destek, onu Ali Hamaney ile karşı karşıya getirdi.
Bu süreç, yürütme organı ile dinî liderlik makamı arasında açık bir gerilime yol açtı. 14 Mart 2012’de, cumhurbaşkanlığı icraatları hakkında soruları yanıtlamak üzere İslami Şûra Meclisi’ne çağrıldı. Böylece İran İslam Cumhuriyeti tarihinde Meclis’e ifade vermeye çağrılan ilk cumhurbaşkanı oldu.
İran Anayasası gereği iki dönemle sınırlı görev süresinin sonunda danışmanı İsfendiyar Rahim Meşai’nin cumhurbaşkanlığı adaylığını destekledi. 2013’te Hasan Ruhani, Ahmedinejad’ın halefi olarak cumhurbaşkanı seçildi.
Ali Hamaney’in itirazlarına rağmen 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üçüncü kez aday olmayı planladığını açıkladı. Ancak adaylığı Anayasayı Koruma Konseyi tarafından reddedildi. İran’daki protestolar sırasında mevcut hükümeti eleştirdi. 2021 seçimleri için yeniden adaylık başvurusu yaptı, fakat yine Konsey tarafından engellendi.
2023’te İmam Humeyni Havalimanı’ndan Guatemala’ya uçmadan önce Devrim Muhafızları tarafından pasaportuna el konuldu. Ahmedinejad bunun üzerine yaklaşık yedi saat oturma eylemi yaptı. Tartışmaların büyümesinin ardından pasaportu ve diğer belgeleri kendisine iade edildi ve yolculuğuna devam etmesine izin verildi.
2024 İran cumhurbaşkanlığı seçimleri için de adaylığını kaydettirdi; bu başvurusu da reddedildi.
Cumhurbaşkanlığı döneminde Ahmedinejad’a yöneltilen başlıca eleştirileri birkaç maddede özetlemek mümkün:
- Popülist ekonomi politikaları izlemesi.
- Yetenekli ve liyakatlı kadroları devre dışı bırakması.
- İdarede karmaşaya yol açması ve sık sık bakan değiştirmesi.
- Yolsuzluklara göz yumması.
- Hasımlarına karşı gizli dosyaları koz ve şantaj aracı olarak kullanması.
- Kurumlarla çatışması ve üst makamlardan bağımsız hareket etmesi.
- İşleyen bir ekonomik yapı kurmak yerine geçici tedbirlerle yoksulların sorunlarına çözüm araması.
Siyasi ve ideolojik tutumu
Ahmedinejad, 1970’lerin sonunda İran Devrimi’nin ardından Vahdeti Güçlendirme Ofisi’ne katıldı. İslamcı öğretiyle beslenen bu oluşum, sol gruplara karşı mücadele ediyordu. 1979’da ise İmam Humeyni çizgisine bağlıydı ve ABD Büyükelçiliği’nin işgal etmeyi tasarlıyordu.

Ahmedinejad’ın siyasi gücünün temelini, İran inşaat sektörünün lobi kuruluşu olarak nitelendirilen İslami İran İnşacılar İttifakı’nın, diğer adıyla Abadgaran’ın oluşturduğu genel kabul görmektedir. Abadgaran, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Ahmedinejad ile Muhammed Bakır Kalibaf arasında bölünmüş, ikinci turda ise Ahmedinejad’ın arkasında birleşmişti.
Yaklaşık bin adayın Anayasayı Koruma Konseyi tarafından elenmesinin ardından ilk tura katılabilen yedi aday arasında Ahmedinejad yüzde 19,48 oy aldı. İkinci turda eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani ile karşı karşıya geldi ve oyların yüzde 61,69’unu aldı. Muhalifleri ise seçimlere hile karıştığı yönünde suçlamalarda bulundu. İkinci turda seçime katılım oranı yüzde 59’du.
Popülist İslamcı
Ahmedinejad, mütevazı bir aileden gelen bir mühendis ve öğretmendir. İdeolojik açıdan Nevvab Safevi, Celal Âl-i Ahmed ve Ahmed Ferdid gibi isimlerden etkilendiği belirtilir. Genel olarak İslami kuralları ve milliyetçi bir çizgiyi savunan, dinî muhafazakar ve popülist bir siyasetçi olarak tanımlanır.

Ahmedinejad ve ailesi, 1965.
Sade yaşantısı, iyi eğitimli ve dürüst bir siyasetçi olduğu yönündeki imajı ile popülist görüşlerinin, İran toplumunun yoksul kesimleri nezdinde popülerlik kazanmasına katkı sağladığı belirtilmektedir. Temel hedeflerinden biri, İran’ın petrol gelirlerinin yoksul halka yansıtılmasıdır.
“Yapılabilir ve yapabiliriz” sloganı etrafında şekillenen cumhurbaşkanlığı programının belirsizlikler içerdiği eleştirileri yapılmıştır. Belediye başkanlığı sırasında, önceki yönetimler tarafından açılan kültür merkezlerine dinî vurguyu daha güçlü biçimde taşımış; belediye binalarında kadın ve erkekler için ayrı asansörler kullanılmasını zorunlu hâle getirmesiyle dikkat çekmiştir.
Tahran meydanlarında İran-Irak Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin hatırasının daha görünür biçimde yaşatılmasını, bazı meydanların açık mezarlıklara dönüştürülmesini önermiştir. Yoksul kesimlere yönelik gıda yardımı programları da uygulamalarının önemli bir parçası olmuştur. İlk icraatlarından biri, yeni evli çiftlerin iş ve konut edinebilmeleri amacıyla İran’ın petrol gelirlerinden 1,3 milyar dolarlık bir fon oluşturmak olmuştur.
Belediye başkanlığı döneminde başkentin önde gelen gazetelerinden Hemşehri’nin yönetimini de üstlenmiş ve gazeteyi siyasi programının önemli araçlarından biri hâline getirmiştir.
Gazete kadrosundan İran basın dünyasının yükselen yıldızı gazeteci Nafize Kuhnavard’ı, Hatemi’ye rejimin kırmızı çizgileri ve yasa dışı istihbarat örgütleri hakkında uygunsuz bulduğu bir soru sorduğu için, Türkiye ve Azerbaycan adına casusluk yaptığı gerekçesiyle kovması gündemi epeyce meşgul etmiştir. Ancak Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.
Ahmedinejad diplomatik olmayan bir dil ve argo terimler kullanması ile tanınmaktadır. Takipçileriyle ağırlıklı olarak İngilizce iletişim kurduğu; spor, ABD ve güncel olaylar hakkında görüş paylaştığı Twitter’da aktiftir.
Sert bir dış politika
Dış politikada ABD ile ilişkiler konusunda herhangi bir açılım yapılmaması gerektiğini açık biçimde savunmuştur. Birleşmiş Milletler’e defalarca eleştiriler yöneltmiş, İran’ın nükleer programının sürdürülmesi gerektiğini net bir biçimde ifade etmiştir. BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin sahip olduğu ayrıcalıkları gündeme getirerek İslam dünyasının neden benzer haklara sahip olmadığını sorgulamış; Holokost’un sonuçlarının neden Filistinlilere yüklendiği sorusunu dillendirmiştir.
Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından bu dönemi “yeni bir İslam devrimi” veya Hicrî takvimden hareketle “1384 İslam Devrimi” olarak nitelemiş; bu devrimin kısa sürede bütün dünyaya yayılacağını ileri sürmüştür. İlk aşamada bölge ülkeleri arasında vizelerin kaldırılması yoluyla seyahat özgürlüğünün artırılmasını ve ilişkilerin güçlendirilmesini savunmuştur.
Rehine krizi, Kürtlere yönelik suikast ve siyasi tutsaklara işkence iddiaları
Ahmedinejad’ın Amerikalı Rehineler Krizi’ne doğrudan katıldığına ilişkin iddialar söz konusudur. Cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından, Avusturya’da İranlı Kürt muhaliflere yönelik suikastlara (13 Temmuz 1989’da Abdurrahman Qasımlo, 17 Eylül 1992’de Sadık Şerefkendi, Fettah Abdoli, Humayun Ardalan ve tercüman Nuri Dehkori vb.) katılıp onları bizzat öldürdüğü de belgelerle kanıtlanmıştır.
Tahran’daki Evin Hapishanesi’nde tutulan siyasi mahkumlara yönelik iddialar da Ahmedinejad hakkında dünya basınında olumsuz bir algının oluşmasına yol açmıştır. İslam Devrimi döneminde sol gruplara mensup kişilerin hapiste tutulduğu yıllarda “Mirzayi” adıyla bilinen bir işkencecinin eşkalinin Ahmedinejad’ın gençlik fotoğraflarına benzediği ileri sürülmüştür. Hayatta kalabilen mahkumlara göre bu şahıs, “tutsakların ayaklarını matkapla deliyor, konuşturmak için tutuklunun en yakın arkadaşının kafasına kurşun sıkabiliyordu!”
- Esasen Ahmedinejad’ın seri idam cezaları vermekle nam salan mahkemelerin başyargıcı Sadık Halhali’ye bağlı “ölüm mangası”nın mensubu olduğu herkesçe biliniyordu. Ahmedinejad ise kendisine yöneltilen bu suçlamaları reddetmiştir.
ABD Başkanı George W. Bush, Temmuz 2005’te Ahmedinejad’ın Rehineler Krizi’ne katıldığı yönündeki iddiaların ciddi olduğunu ve araştırılacağını söylemiş; ancak Ahmedinejad hakkında bugüne dek bu konuda herhangi bir soruşturma açılmamıştır.
Kriz dönemindeki beş Amerikalı rehinenin açıklama ve teşhisleri sonrasında söz konusu iddialar dünya basınına yansımıştır. Bazı eski rehineler Ahmedinejad’ı “sert ve gaddar bir sorgu memuru” olarak tarif ederken, diğerleri teşhis konusunda emin olmadıklarını belirtmiştir.
2009 seçim protestoları
Yeşil Hareket, Farsça adıyla Conbash Sabz Iran, İran Yeşil Dalgası ya da Batı medyasında kullanılan ifadelerle Fars Uyanışı ve Fars Baharı, 12 Haziran 2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlamış ve protestolar 2010’un başlarına kadar devam etmişti. Göstericiler Mahmud Ahmedinejad’ın görevden alınmasını talep ediyordu.
- Ahmedinejad’ın 2009 seçimlerini yüzde 63,36 oyla kazandığının açıklanması ülke genelinde büyük tepkiye yol açtı. Yeşil Hareket öncülüğündeki protestolar günlerce sürdü ve Devrim Muhafızları tarafından sert biçimde bastırılmaya çalışıldı.
Af Örgütü’nün rakamlarına göre olaylarda 76 kişi hayatını kaybetti. Ahmedinejad ise hükümete karşı düzenlenen saldırılarda yedi milisin CIA, MOSSAD ve MI6 bağlantılı örgütler tarafından öldürüldüğünü; sokakta hayatını kaybedenlerin de yine bu örgütlerle bağlantılı kişiler tarafından vurulduğunu iddia etti.
İsrail, Siyonizm ve Filistin meselesine ilişkin tavrı
Mahmud Ahmedinejad, Yahudi halkına ve Yahudiliğe karşı olmadığını, esas olarak “Siyonist” düşünce ve eylemlere karşı çıktığını açıklamalarında sık sık dile getirmiştir. Söylemlerinde Yahudilik ile Siyonizm arasında ayrım yaptığını vurgulamış; Siyonizm’i eleştiren bazı Yahudi heyetleriyle de görüşmüştür.
Ahmedinejad, 1988’de kurulan ve çok sayıda ülke tarafından tanınan Filistin Devleti’ni “zorba güçlere karşı mücadelenin simgesi” olarak nitelendirerek açıkça desteklemiş; İran’ın resmen tanımadığı İsrail’i ise “işgalci kuvvet” olarak tanımlamıştır.
2005’te seçilmesinden hemen sonra İsrail’in haritadan silinmesi gerektiği yönünde açıklamalar yapmış ve Holokost’a ilişkin ise uluslararası tepkilere yol açan şu ifadeleri kullanmıştı:
“Yahudi Soykırımı diye bir şey uydurdular. Şimdi Yahudi soykırımı efsanesini Allah’tan, dinden ve peygamberlerden daha üstün tutuyorlar.”
Türkiye ve İslam ülkeleriyle ilişkileri: Müslümanların Ortak Pazarı
Ahmedinejad, cumhurbaşkanı seçildiği 3 Ağustos 2005’ten 14 Ağustos 2008’e kadar Türkiye’ye resmî veya gayriresmî bir ziyarette bulunmadı. Bu dönemde Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı görevini önce Ahmet Necdet Sezer, ardından Abdullah Gül yürütüyordu.
İki yıllık Ahmet Necdet Sezer döneminde Ahmedinejad’ın seçilmesi üzerine resmî kutlama mesajı gönderilmesi dışında kayda değer bir diplomatik temas yaşanmadı; Türkiye tarafından kendisine resmî ziyaret daveti de yapılmadı.
Ahmedinejad, Abdullah Gül’ün davetiyle 14 Ağustos 2008’de İstanbul’a geldi. Ankara’ya gitmediği ve Anıtkabir’i ziyaret etmediği bu seyahatin bir çalışma ziyareti olduğu belirtildi. Türkiye’yi çok sevdiğini ve ilişkilerinin her zaman iyi olacağını ifade eden Ahmedinejad, Türk dili ve edebiyatının üniversitelerde okutulması yönünde Kültür Şurası’nda karar alındığını belirtti ve Türkçeyi "İran kültürünün bir sermayesi" olarak nitelendirdi. Ona göre Türkçe, az kelimeyle çok derin anlamlar ifade edebilen birçok dilden üstün bir lisandı.
- Bu seyahat sırasında Türkiye ile İran arasında vizelerin kaldırılması konusunda karşılıklı mutabakat sağlandı.
Ahmedinejad, 2008’de İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) toplantısına katılmak üzere geldiği Türkiye’de bölge ülkelerinin ortak pazar bilinciyle hareket etmesi gerektiğini savunarak ortak para kullanımına ilişkin önerilerde de bulundu:
“Bölge ülkeleri ortak pazar bilinciyle hareket etmeleri hâlinde ekonomik olarak ilerleyebilecek ve küresel sermayeye karşı bir direnç oluşturabileceklerdir. Ortak para kullanımıyla ilgili Türkiye’nin de desteği gerekmektedir. Bizim iktisatlarımız yan yana yer alırsa, el ele verirsek büyük bir ekonomiye sahip oluruz ve çok hızlı bir şekilde ilerleyebiliriz. Böyle bir konuda İran ile Türkiye karar almıştır. Suriye ve Irak da bu uygulama safhasına girecek. Rusya’nın da buna katılmasına sıcak bakıyoruz.
Doların verdiği zararları bir noktada önlememiz gerekiyor. Dolar ile irtibatın bizlere hiçbir menfaati yoktur, zararı vardır. Millî paralarla alışveriş, milletlerin lehinedir. Orada bunu sıcak karşıladılar ama bunu uygulamak için bir ön hazırlığa, karşılıklı anlaşmaya, çalışmaya ihtiyaç vardır. Şimdilik yalnız İran ile Türkiye arasında karar alınmıştır. Ümit ederim bu yakın zamanda genişleyecektir ve başka ülkeleri de içerisine alacaktır.”
İran’daki azınlıklara yönelik politikası
İran nüfusunun %45’ini Farslar, %55’ini diğer unsurlar oluşturmaktadır. İran’daki azınlıklar genel olarak itikadi ve etnik azınlıklar şeklinde iki grupta ele alınabilir. Ermeniler, Museviler, Zerdüştiler, Nesturiler, Asuriler, Keldaniler, Sünniler, Bahailer ve Kızılbaş Aleviler inançsal; Kürtler, Beluciler, Araplar, Türkmenler ve Azeriler ise etnik azınlıklar arasında sayılmaktadır.
Bu kadar çeşitli din ve etnik kökenden oluşan toplumu yüzyıllardır yöneten İran, 1924 yılından itibaren İranlaştırma politikası izlemeye başlamıştır ki bunun acıları bugünlerde yaşanmaya başlamıştır. Her ne kadar ülke anayasası, azınlıkların her türlü dinî inanç, anadil ve kültür serbestliğini garanti altına almış olsa da özellikle ülkedeki Azeri, Kürt, Beluci ve Arap azınlığın hakları konusundaki sıkıntılar ve hatta çatışmalar olduğu gibi dış dünyaya yansımaktadır.
“İran bütün İranlılarındır” söylemini kullanan Muhammed Hatemi döneminde daha kapsayıcı bir yaklaşım izlendiği değerlendirilirken, Ahmedinejad’ın 2005’te iktidara gelmesinin ardından daha baskıcı ve inkarcı politikalar güç kazanmıştır.
- Anayasanın 15. ve 19. maddeleri ile azınlıkların kabul edildiği İran’da, cumhurbaşkanı Ahmedinejad farklılıkları kabul eden fakat ayrılıkları kabul etmeyen bir politika izlemektedir.
İran Azerileri ağırlıklı olarak ülkenin kuzeyinde yaşasa da Tahran ve Batı İran’da da önemli bir Azeri nüfusu bulunmaktadır. Resmî olmayan rakamlara göre nüfusları 28 milyon civarındadır. Erdebil’de yöneticilik yapmış olan Ahmedinejad, ülkedeki Azeri nüfusu yakından tanımaktadır.
Ülkenin ikinci büyük azınlık grubu sayılan Kürtler ise tarih boyunca çeşitli dönemlerde inkar, baskı ve asimilasyonla karşı karşıya kalmıştır. Şeyh Ubeydullah hareketinden Simko İsmail’e, Mahabad Cumhuriyeti’nden Kasımlo önderliğindeki hareketlere ve 2022’de Mahsa Amini’nin ölümünün ardından yaşanan protestolara kadar uzanan uzun tarihsel süreç boyunca silahlı ve sivil halk hareketler gerekçe gösterilerek halka yönelik devlet şiddeti kullanılmıştır. Ahmedinejad da bu dönemde uygulanan politikaların siyasi sorumlularından biri olarak eleştirilmektedir.
Cumhurbaşkanlığı sonrasındaki faaliyetleri
Ahmedinejad, cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra büyük ölçüde gözlerden uzak durdu ve aktif siyasetle uğraşmayacağını söyledi. Gelgelelim 2013 ile 2015-2016 arasındaki dönemde tamamen boş da durmadı. Zaman zaman parti, sivil toplum örgütü veya üniversite kurma planlarından söz etti.

Bu dönemdeki tek somut adımı, 25 Haziran 2015’te kurulan YEKTA Cephesi (Farsça adıyla Cebhe-i Yaran-ı Karamidi ve Tehul-i İran-ı İslami-İslami İran’ın Etkinliği ve Dönüşümü için Yoldaşlar Cephesi) oldu. Eski kabine bakanları, milletvekilleri ve eski yetkililerin yer aldığı bu oluşum, İran’daki muhafazakar siyasi gruplardan biriydi.
Her şeye rağmen Ahmedinejad’ın Batı karşıtı söylemi ve mücadeleci siyasi tarzı birçok İranlı nezdinde popülerliğini korumasına yardımcı oldu; bazı İranlılar onu Hasan Ruhani’ye karşı etkili olabilecek siyasi figürlerden biri olarak görmeye devam etti.
2017-2018 protestoları, 2026 savaşı ve ajanlık suçlamaları
2017-2018 İran protestoları sırasında Ahmedinejad önce mevcut hükümeti, ardından dinî lider Ali Hamaney’i eleştirdi. Bunun sonucunda Ocak 2018’de ev hapsine alındığı bildirildi.
- Yani bir dönem rejimin en güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkan Ahmedinejad, zamanla aynı yapının içindeki güç odaklarıyla karşı karşıya gelmiş; desteklenen, dışlanan, yeniden gündeme gelen ve hakkında sürekli yeni iddialar ortaya atılan bir figüre dönüşmüştür.
Bu yönüyle Ahmedinejad’ın siyasi hikayesi, İran’daki üst düzey yetkililerin ve egemen çevrelerin yekpare olmadığını; sistem içinde ciddi çekişmelerin, sürtüşmelerin ve iktidar mücadelelerinin yaşandığını göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Faik Bulut
Araştırmacı gazeteci, yazar

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


