
İlk olarak Oyunbozan’ı, oyunbozan iki doktora öğrencisini ve Konuşmamız Gerek Derneği’ni biraz tanımak isteriz.
İlayda Eskitaşçıoğlu: Merhabalar. Ben İlayda Eskitaşçıoğlu. 27 yaşındayım. Avukatım ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uluslararası insan hakları hukuku alanında doktora yapıyorum, UNESCO Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Kürsüsü’nde bursiyerim. Çok uluslu şirketlerin insan hakları sorumlulukları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve genel olarak insan hakları hukuku alanında araştırmalar yapıyorum. Aynı zamanda UN Women Nesiller Boyu Eşitlik Küresel Gençlik Görev Gücü üyesiyim ve Birleşmiş Milletler tarafından Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için dünyanın farklı yerlerinden seçilen 17 Genç Lider arasındayım. Ortağım Bahar ile yollarımız kesişmeden önce 2016 yılında Konuşmamız Gerek’i kurdum.
Bahar Aldanmaz: Merhaba, ben de Bahar Aldanmaz. Şu anda Boston Üniversitesi sosyoloji departmanında Fulbright bursiyeri olarak doktora yapıyorum. Öncesinde Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisansımı ve Koç Üniversitesi’nde sosyoloji ve psikoloji bölümlerini tamamladım. Üniversitede Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın araştırmasında lisans asistanlığı yaptığımdan beri toplumsal cinsiyet eşitliği ve üreme hakları konusunda heyecan duyuyorum ve bu konular üzerine hem eğitimimi tamamlıyorum hem de araştırma yapıyorum. 2017 yılından beri de İlayda ile beraber “Konuşmamız Gerek” diyerek ülkemizde regl tabusu ve yoksulluğunu sonlandırmak için çalışmalar yapıyoruz.
Konuşmamız Gerek Derneği fikri İlayda’nın ailesiyle beraber Van depreminde yardım kolileri hazırladıkları ana dayanıyor. İlayda ve ailesi yardım kolileri hazırlarken kimsenin aklına menstrüel ürünler koymak gelmiyor. İlayda bu durumu hep şu şekilde özetler, “Doğal afet hâllerinde de reglin devam ettiği bilinen bir şeydi; ancak hiç konuşmadığımız, hiç üzerine düşünmediğimiz bu mesele herkesin aklından uçup gitmişti.” Bu olaydan sonra İlayda bir de TDK sözlüğünde “kirli” kelimesinin tanımlarına yapılan yeni eklemenin “adet gören kadın” olduğunu öğreniyor ve Türkiye’de regl yoksulluğunu araştırmaya başlıyor. Araştırmasının sonucunda Türkiye’de özellikle sosyo-ekonomik bakımdan dezavantajlı olan, tarım işçileri, mülteciler gibi grupların çoğu için hijyenik ped gibi menstrüel ürünlerin lüks ve erişilemez olduğunu, bu ürünlere erişilemediği için örneğin pek çok kadın ve kız çocuğunun (onlarla sınırlı kalmamakla birlikte) paçavralar, gazete parçaları, hatta yapraklar kullanarak regl dönemlerini atlatmak zorunda olduklarını, bu nedenle enfeksiyonlar ve ciddi sağlık sorunları geçirdiklerini fark ediyor. Bir de bütün bunların yanında regl olmanın tabu olarak görülmesi dolayısıyla bu konuda konuşulmaması, çocukların bu konularda doğru bilgiye erişememeleri, sorularını soramamaları problemi var. Bu konuda açıkça konuşulmadıkça nesiller arası devam eden utanç ve tabu kültürü bir kısır döngü hâlini alıyor. İlayda bunun değişmesi gerektiğine karar veriyor ve mezun olduğu liseden gönüllülerle birlikte, bir pasta-börek kermesinde biriktirdikleri paralarla Ankara Mamak’ta bir gecekondu mahallesinin ortaokulunda ilk saha çalışmamızı gerçekleştiriyor.
İlayda bu projeyi başlattığı sırada ben de Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyordum ve Türkiyeli genç kadınların evlilik öncesi cinsellik deneyimlerini araştırıyordum. Araştırmam boyunca bireylerin ilk regl ve regl bakım deneyimlerinin cinsellik algıları üzerindeki etkilerini gözlemleye başladım. Tam bu sırada da Konuşmamız Gerek’in ilk saha çalışmalarının fotoğraflarını gördüm ve İlayda’ya sosyal medya üzerinden ulaştım ve memleketim olan Adana’da büyük bir saha çalışması yapmayı önerdim. Yollarımız kesişti, ortaklığımız ve dostluğumuz hâlâ devam ediyor.
Konuşmamız Gerek hareketi de bu şekilde doğdu ve biz 2017 yılından beri akademik çalışmalarımızın yanı sıra Konuşmamız Gerek Derneği olarak Türkiye’de regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele ediyoruz. Bu mücadeleyi hem sahada sponsorlarımızın ve bağışçılarımızın desteğiyle regl yoksulluğu deneyimleyen bireylerin menstrüel ürünlere erişimini kolaylaştırmaya çalışarak hem de regl ile ilgili güvenli ve erişilebilir içerikler üreterek sürdürüyoruz.
Bu içeriklerden biri de 2021 yılında başlattığımız Oyunbozan Bülten. Oyunbozan adını, Sara Ahmed’in ürettiği "feminist killjoy" kavramından esinlenerek koyduk. Konuşmamız Gerek olarak, konuşulmayanları konuşarak var olan eril düzenin neşesini öldürüyoruz. Bu nedenle de yaptığımız işlerin Oyunbozan olduğunu düşünüyoruz. Oyunbozan bültende de düzeni rahatsız etmekten korkmayıp regl ve toplumsal cinsiyet arasında ilişkiye dair yazılar yazıyoruz.
Hangi konuları Konuşmamız Gerek? Neden?
Konuşmamız Gereken o kadar fazla toplumsal sorun var ki. Dernek olarak bizim odaklandığımız konular regl yoksulluğu, regl tabusu, adaletsiz vergilendirme, üreme hakları ve tüm bunların toplumsal cinsiyet eşitliği ile bağlantısı. Bunları neden Konuşmamız Gerek diyoruz? Çünkü toplumsal cinsiyet odaklı ayrımcı ve eril zihniyet regl olan bireylerin bedenlerine dair birçok konuyu konuşmamamız gerektiğine inanmış ve inandırmış. Bu algıyı yalnızca konuşarak dönüştürebiliriz. Konuşarak, güvenli ve bilime dayalı bilgi paylaşarak ve görülmemesi tercih edilen bedenleri görünür kılarak.
Regl yoksulluğu ve tabusu kavramlarını sizden dinlemek isteriz. Menstrüel hijyen ürünlerine erişememenin kısa, orta, uzun vadeli etkilerinden; bu konuda bireylerin, toplulukların ve devletlerin üzerine düşenden biraz bahsedebilir misiniz? Zira bu konular değil konuşulmak, örneğin, göç gibi ulusal politikalarda neredeyse düşünülmüyor dahi.
Regl yoksulluğu, regl olan bireylerin alım güçlerinin yetmemesi nedeniyle regl oldukları zaman kullanmaları gereken hijyenik ürünlere erişememeleri olarak tanımlanabilir. Mücadele ettiğimiz bir başka konu olan regl tabusu ise, regl olmanın konuşulmaması ve saklanması gereken bir konu olarak görüldüğü sosyal normu anlatmak için kullanılır. Günümüzde ne yazık ki hijyenik ped, tampon gibi menstrüel ürünleri satın alamayan, bu ürünlere erişimi olmayanlar, paçavralar, gazete parçaları hatta yapraklarla regl dönemlerini geçirmeye çalışıyor, bu nedenle ciddi enfeksiyonlar ve sağlık sorunları yaşayabiliyorlar. Dahası, regl tabusu bu konuda açık ve doğru bilgiye erişimi engelliyor ve regl yoksulluğunu bir döngüye itiyor. Maalesef henüz regl yoksulluğu ile ilgili ülke bazında toplanan bir veri yok. Umuyoruz ki iki doktora öğrencisi olarak biz böyle bir veri havuzu oluşturduğumuz bir araştırma yapacağız. Ancak nicel veriler dışında, hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerden nitel örnekler sunmak mümkün. Öncelikle bizim saha çalışmalarında gözlemlediğimiz regl yoksulluğu örneklerinden başlayalım. Özellikle mülteciler ve mevsimlik tarım işçileri gibi kamplarda veya göçebe yaşayan ve regl olan bireyler hijyenik ped veya tampon gibi malzemelere erişemediklerinden (hem çok pahalı olduğu hem de çevrelerinde bu malzemeleri satan yerlerin sayısının azlığından) kumaş parçaları ve hatta kalın yapraklar kullandıklarını bizlere söylediler. Bizler pedlerimizi iki saatte bir değiştirebilirken bizimle aynı ülkede yaşayan bir başkası belki de bir regl dönemi boyunca aynı kumaş parçasını kullanıyor. Her ne kadar yıkasalar da, gerekli dezenfeksiyon imkânları da olmadığı için, vajinada gerekli hijyen sağlanamadığından mikrop ve bakterilerin yayılması kolaylaşıyor. Dolayısıyla da regl yoksulluğu, bireylerin üreme sağlığına mal oluyor.
Son dönemlerde, özellikle Covid-19 sürecinin yarattığı gelir düşüşüne rağmen hijyenik ped, tampon gibi ürünlerin fiyatında ciddi bir artış söz konusu. Bu, regl yoksulluğu sorununu kötüleştiriyor. Bu ürünler her geçen gün daha fazla kişi için erişilmez hâle geliyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri, menstrüel ürünlerin, sanki lüks tüketim ürünüymüş gibi %18 KDV ile vergilendirilmesi. Bu çok yüksek bir oran.
Bizim çözüm önerimiz ve uzun vadeli planımız Türkiye’de menstrüel hijyen ürünleri bakımından, günümüzde İskoçya‘nın uyguladığı modeli getirmek. Bunun için öncelikle adaletsiz vergilendirmeden kaynaklanan pahalılık sorununa yönelmek gerekiyor. Hijyenik ped vb. ürünlerin lüks ürün olarak değil, temel ihtiyaç olarak vergilendirilmesini sağlamak istiyoruz. Bu, %18 oranındaki KDV’nin %5’e düşürülmesi anlamına geliyor. Bu konuda milletvekili Sera Kadıgil, kadınların ve trans bireylerin menstrüel dönemde zorunlu ve temel olarak kullanmak zorunda oldukları hijyen ürünlerindeki vergi oranının düşürülmesi için kanun teklifi vermişti. Ayrıca, milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, 15-49 yaş aralığında bulunan tüm kadınlara menstrüel ürünlerin ücretsiz sağlanmasına ilişkin kanun teklifi sundu. Her iki teklif de hâlâ komisyonda bekliyor. Dünyada birçok ülkede kadın hareketinin başarılı mücadelesi sonucu kaldırılan bu verginin Türkiye'de indirilmesi için imza toplanıyor. İkinci olarak, hijyenik ped gibi ürünlerin kamusal alanlarda, ortaokul, lise ve üniversitelerde, spor ve gençlik merkezlerinde ücretsiz temin edileceği bir sistemi hayata geçirmek istiyoruz. Konuşmamız Gerek olarak, en azından somut bir fark yaratmaya başladığımızı, çabalarımız sonucu regl yoksulluğu ve regl tabusu konularının Türkiye’de artık daha fazla konuşulduğunu söyleyebiliriz.
Z kuşağından birçok konuda çok ümitliyiz. Sizce regl yoksulluğu, regl tabusu, HPV bilinçsizliği gibi konularda Z kuşağının nasıl bir etkisi olacak? Markalar bu kuşağa erişmek için iletişimi dilini, görünürlük biçimlerini, pazarlama stratejilerini değiştirmek zorunda kalacak mı? Ya da devletler bu konuları politika ajandalarına alacak mı? Bu yönde potansiyel bir değişim bu konulardaki farkındalığı nasıl etkileyecek?
Ekibimizden Pırıl Eskitaşçıoğlu tam da bu konuyu anlattığı bir yazıyı Oyunbozan Bülten’de yayımladı. Ayrıca bu hafta Oyunbozan Bülten’de lise öğrencisi Deren’in ilham veren hikâyeler üzerine harika bir yazısını yayımlıyoruz. Z kuşağının sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, regl yoksulluğu ve HPV aşısı konusunda diğer jenerasyonlara kıyasla daha bilinçli olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu şekilde söylendiği zaman da arka planda devam eden eşitsizliklerin altını çizmek oldukça önemli. Z kuşağından bahsederken, kimden bahsettiğimizi vurgulamak önemli. Genellikle internete, sosyal medyaya ve örgün eğitime erişimi olan bireylerden bahsederken Z kuşağı terimi kullanılıyor.
Konuşmamız Gerek Derneği’nin gönüllü ekibinin çoğu kendilerini Z kuşağı olarak tanımlayan kişiler. Onların beklentileri ve talepleri İlayda ve benim misyonumuzu her gün geliştiriyor. Mesela, hikâyenin ve bu hikâyeyi paylaşan kişilerin doğruyu söyleyip söylemediklerimi, otantikliklerini çok önemsiyorlar. Feminizmi ve regl farkındalığını yalnızca reklam yapmak için kullananan markalarla ilgili olumsuz düşüncelerini bizimle paylaşıyorlar. Bunun yanı sıra, çok çalışkan ve üretkenler. Biz bir şey istemeden kendileri bir proje fikri veya sosyal medya içeriğiyle bize geliyorlar ve bizi yönlendiriyorlar.
Biz Konuşmamız Gerek Derneği’nin Aposto!’da olmasından çok mutluyuz. Konuşulmadıkça aşılamayacak meselelerde alan açmanın, bir iletişim kanalı sunmanın Ethos’umuzla da doğrudan örtüştüğünü düşünüyoruz. Siz Aposto!’yu nasıl görüyorsunuz? Aposto! konuşulması gereken konular için ne gibi fırsatlar barındırıyor? Ve bir soru daha, Aposto!’da takip ettiğiniz başka yayınlar var mı?
Aposto!’yu Oyunbozan Bülten fikrinden çok önce de takipteydik. Türkiye’de çok önemli bir ihtiyaç olan özgür ve bilgilendirici içeriklere (sansürsüz) yayın fırsatı sunması bizim misyonumuzla çok örtüşüyor. Bizim severek takip ettiğimiz yayınlar; Aposto! Gündem, Dilozof, Günebakan, Çevreci Geek ve Planör!
Çağrışımları seviyoruz. Üç kelimeye üç kısa çağrışım yanıtı bekliyoruz.
- Mavi: Sansür
- İstanbul Sözleşmesi: YAŞATIR!
- 28 Mayıs: Görünürlük
Oyunbozan'a buradan kayıt olabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!
28 Ağu 2021

YAZARLAR

Editörün Seçkisi
Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.
İLGİLİ OKUMALAR


