Muhalefet neden etkili bir kampanya yürütemiyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Millet İttifakı, 6 Mart’ta Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın da Cumhurbaşkanı Yardımcılığı adaylığının açıklanmasının ardından yakaladığı 'Seçimi Kazanacağız!' rüzgarını maalesef aynı güçte devam ettiremedi.
İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını kabul etmeyip masadan kalkmasının ve sonrasında İmamoğlu-Yavaş’ın oyuna dahil edilme fikrini kabul ettirerek masaya dönmesinin ardından kamuoyunda 'seçimi kazanmanın formulü bulundu' algısı yaratılmıştı. Kılıçdaroğlu’na ek olarak 5 genel başkan ve iki belediye başkanından oluşan Millet İttifakı kadrosunun aynı anda 8 farklı yerde miting yapabileceği, farklı seçmen gruplarına ulaşabileceği ve seçime kadar gündemi belirleyebileceği tahmin ediliyordu. Ancak beklenen olmadı.
Aradan geçen yaklaşık bir aylık sürede, Millet İttifakı’nı İmamoğlu neredeyse tek başına sırtlarken masanın bir kısmı Muharrem İnce’nin adaylığını tartışıyor, diğer kısmı da ortak liste hesaplarıyla kendi siyasi ikballerinin peşinde koşuyor. Unutulan nokta şu ki Millet İttifakı’nın bileşenleri ayrı ayrı hareket ettiklerinde seçim sonuçlarını değiştirecek bir etki gücüne sahip değiller.
Zaten masanın kurulma amacı da altı benzemezin bir araya gelerek %50’yi aşacak yeni bir toplumsal mutabakat yaratmasıydı. Seçimin en kritik dönemeçlerinden birine girilmişken AK Parti tabanından oy kopararak seçimleri kazandırabileceğine inanılan ve bu inançla hem Cumhurbaşkanı Yardımcılığı hem de bakanlık vadedilen masadaki dört parti, ittifak için çalışmak yerine ortak liste pazarlıklarıyla muhalefetin kampanya gücünü zayıflatıyor.
Kampanya stratejisi başarılı mı?
Kılıçdaroğlu’nun seçim stratejisinin 2018’de olduğu gibi büyük mitingler yapmak yerine odak grupları hedefleyen küçük toplantılar olacağı adaylığının açıklanmasının ardından belli olmuştu. Aradan geçen bir ayda Kılıçdaroğlu’nun bu stratejiyi başarıyla uyguladığını söylemek mümkün. Twitter hesabından farklı sosyal kesimlere hitaben paylaştığı videoların da etki gücü yüksek ancak eksik kalan nokta gündemi belirleme gücü.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’la birebir diyaloğa geçen ve karşılıklı atışmalara dayanan bir siyasal iletişim stratejisinin kendisine oy kazandırmayacağının farkında. Ancak, bunu yapmadan da 21 yıllık AK Parti iktidarının yarattığı siyasi, ekonomik ve sosyal tahribatı sürekli gündemde tutmanın ve bunu toplumun her kesimine anlatabilmenin bir yolunu bulması gerekiyor. Twitter’da birçok grafik tasarımcı veya muhalefetin seçim kampanyasına katkıda bulunmaya çalışan hesaplar, etkili posterler tasarlıyor ve AK Parti iktidarının Türkiye’yi getirdiği noktayı vurucu bir şekilde insanlara anlatabiliyor.
Kılıçdaroğlu’nun danışmanları ve kampanyacılarının kendi yankı odalarından çıkarak bu tür sivil inisiyatiflerle iletişime geçmesi, seçmeni de kampanyanın bir parçası haline getirmesi muhalefete yeni bir rüzgâr yaratabilir.
İmamoğlu'nun kampanya performansı
Kemal Kılıçdaroğlu’nun sakin ve uzlaşmacı seçim stratejisini, İmamoğlu’nun sert ve heyecan verici mitingleri ve konuşmaları tamamlıyor. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı pozisyonunun da verdiği heyecanla Millet İttifakı’nın amiral gemisi haline geldi. Her gün en az 2-3 farklı noktada miting yapıyor ve insanlarla bir araya geliyor. Muhalefete genç ve dinamik bir hava katarak direkt olarak Erdoğan’ı hedef alıp “Bu seçimizi biz kazanacağız” algısını topluma yerleştirmeye çalışıyor.
"31 Mart'ın ertesi günü, 1 Nisan'da 'kazananlar kulübü' devreye girdi. Artık yeni 'kazananlar kulübü', bir avuç insan değil. Artık milletimiz kazanmaya başladı. Ne demişti? 'İstanbul'u kaybeden, Türkiye'yi kaybeder' demişti. Seni gidi seni. O günden anladı. Bizim aklımıza hiç gelmemişti. Ama biz, İstanbul'u da millet için kazandık, bu seçimi de millet için kazanacağız."
İmamoğlu'nun bu sözleri muhalefetin artık kazanan tarafta olduğu mesajını iktidara ve seçmene çok güçlü bir şekilde veriyor.
Erdoğan da İmamoğlu'nun kampanya ve oy kazanmadaki başarısının farkında. Muhalefeti yıpratma stratejisini de Kılıçdaroğlu, Akşener ve İmamoğlu üzerine kurmuş durumda. İmamoğlu'na hitaben söylediği "İstanbul'a hizmet vermek varken turist Ömer misali sağda solda dolaşıyorlar" sözleri Erdoğan'ın İmamoğlu'nun miting performansından rahatsız olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Kampanya sürecine neredeyse hiç katkıları olmayan Karamollaoğlu, Babacan, Davutoğlu ve Uysal Erdoğan'ın radarına hiç girmiyor. Bu bile, muhalefeti kimin sırtladığını ve asıl aktörlerin kimler olduğunu anlamaya yetiyor.
İmamoğlu'ndan başkaları da rahatsız
İmamoğlu’nun muhalefeti sırtlanmasından ve kampanyanın en çok öne çıkan ismi olmasından Millet İttifakı içerisindeki bazı kişilerin rahatsızlık duyduğunu söylemek mümkün. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun katıldığı bir televizyon programında “Aslolan 5 Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Seçimden sonra şartlara göre İmamoğlu ve Yavaş'ın yardımcı olması kesin değil. Cumhurbaşkanı iki belediye başkanını isterse bu sisteme dahil edebilir” demesi bu rahatsızlığın alenen dışa vurulması olarak görülebilir. Bu tutumun sebebinin de CHP ve İYİ Parti dışındaki ittifak bileşenlerinin şimdiye dek etkisiz kalması ve olası bir zaferin kredisini İmamoğlu’na kazandırmak istememeleri olabilir.
DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti şimdiye dek kampanya sürecine elle tutulur bir katkıda bulunamadı. Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun da katıldığı iftar programları düzenlemek dışında medyaya yansıyan bir mitingi veya toplantısı da olmadı. DEVA Partisi ise bu seçimlere Millet İttifakı çatısı altında girmek ve Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı yapmaktan ziyade ortak liste ile en fazla sayıda milletvekili çıkarmaya odaklanmış görünüyor. Genel Başkan Ali Babacan’ın demeçlerine bakıldığında da Kılıçdaroğlu-Millet İttifakı vurgusundan ziyade “En az 41 ilde kendi logomuzla seçime gireceğiz” ve “Ekonomiyi biz düzeltiriz” söyleminin ön plana çıktığını görüyoruz. Bu haliyle DEVA, ittifaka katkı yapmaktan ziyade hayalini kurduğu pozisyonlar üzerinden ittifakın gölgesinde kendine Türkiye siyasetinde yer edinmeye çalışıyor.
Bu dört parti, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ve en az bir bakanlık sözünü aldıktan sonra kazanımlarını garantiye alıp kendi kampanyalarını yürütmeye odaklanmış görüntüsü veriyorlar. Bir diğer ihtimal de, Kılıçdaroğlu veya ittifak ile yakın hareket etmektense ayrı kampanyalar yürüterek AK Partili veya kararsız seçmenleri kazanmaya odaklanmış olmaları. Her iki durumda da Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığını kazanamadığı bir senaryoda bu dört partinin de siyasi bir geleceği olmayacağı aşikar.
Gündemi muhalefet belirlemeli
Muhalefetin bir ay önce yarattığı rüzgarı daha da güçlü bir şekilde yeniden canlandırması gerekiyor. İttifakın ortak bir kampanya yürüterek her gün görünür olması, insanlarla temas etmesi ve farklı toplumsal kesimlere dokunması seçimleri kazanmanın anahtarı olacak. Bir diğer önemli nokta da muhalefetin gündemi belirme ve söylem üretme gücünü yaratması.
Seccade olayında bir kez daha görüldüğü üzere söylem gücü iktidara geçtiğinde son raddeye kadar sömürülerek siyaset değerler ve din eksenine sıkıştırılıyor. Ekonomik kriz, deprem, yolsuzluklar ve göç gibi toplumun her kesimini derinden etkileyen konuların sürekli olarak gündemde tutulması ve bunların 21 yıllık AK Parti iktidarının sorumluluğu olduğunun kamuoyuna ısrarla anlatılması siyasetin sınırlarını genişleterek iktidarın gündem belirleme gücünü elinden alacaktır.
Siyasetin asıl gündeminin dini değerler veya hamasi söylemler değil, yüksek enflasyon ve depremlerde ihmaller nedeniyle hayatını kaybeden 50 binden fazla insan olduğunu Millet İttifakı kamuoyuna anlatabilmeli.
14 Mayıs’ın anahtarı Kılıçdaroğlu’nun birleştiriciliğini ve siyaset ahlakını, İmamoğlu’nun dinamizmini ve iletişim gücünü, Akşener’in samimiyetini ve Millet İttifakı’nın somut politika önerilerini birleştirip insanlara aktarabilmek. Bunun için tüm sosyal medya platformlarında, sokakta ve deprem bölgesinde etkili ve istikrarlı bir iletişim stratejisinin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Muhalefet neden etkili kampanya yapamıyor? Kılıçdaroğlu kazanırsa Göçmen Mutabakatı'na ne olacak?
05 Nis 2023

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.






