Müzik sektöründe yükselen İtalyan bayrağı

Vokalimiz varoluşsal krizi ile mücadele etmek için sanatçı olmuştur. Sonrasında da onun yeteneğinden para kazanmak isteyen plak şirketinin akıttığı paralar ile her yerde kameraların belirdiği bir rockstar olur. Uyuşturucu, seks ve depresyon üçgeninde menajerinin zorlamaları ile sahneye çıkarılır. Başı beladan kurtulmaz. Şanslıysa birkaç sene daha yaşar. Olur da yaşarsa konu ile alakasız yorumlar yapan bir canavara dönüşür. Tanıdık mı?
İtalya’nın X Factor yarışmasını derece ile kazanan, hemen ardından da 2021’de Eurovision’da ülkesini temsil edip zaferi kapan Måneskin üçüncü stüdyo albümleri Rush! ile uluslararası bir ünün peşinden koşuyor. İtalyanca ağırlıklı iki albümün ardından gelen bu İngilizce ağırlıklı (sadece 3 İtalyanca şarkı mevcut) albüm Rush! ile Måneskin, aradan geçen zamanda onları kıtalar arası ün hâline getiren tüm numaraları yeniden oynuyor. Etkili mi? Fazlasıyla. Ancak grubun birbirine benzeyen, her defasında 2000’lerin başında duyulmuş bir melodi hissi veren şarkıları ve onları üne kavuşturan muhteşem İtalyan pazarlama taktikleri 30’lu yaşlarına yaklaşmış olgun dinleyicileri pek ilgilendirmiyor.
Normalde 50 tane şarkının kaydedilmesi ile başlayan Rush! macerası, seçilen 17 şarkı ile 52 dakikada sonlanıyor. Bir önceki albümlerinden İngilizce hit şarkıları I WANNA BE YOUR SLAVE ile yakalamış oldukları “eğlenceli, koca bir stadyumda bağırarak eşlik edip dans edebileceğiniz şarkılar” serisine yeni albümleri Rush!’ta da devam ediyorlar. Max Martin’i prodüktör koltuğunda gördüğümüze şaşırmıyoruz. Katy Perry, Taylor Swift gibi starların arkasındaki İsveçli prodüktör, özellikle matematiksel birtakım formüller ile insan beynine şarkıların takılması konusunda uzman bir müzik sektörü dehası olarak tanınıyor. Måneskin’in şarkıları da özellikle arenalarda insanların dans edebileceği ve günlük hayatlarında melodilerin dinleyici beyinlerinde bir anda belireceği rock şarkıları ile dolu. Şarkıların herhangi bir mesaj verme ya da hikaye anlatma kaygısı yok. Öyle ki "ah, oh ya da bla" gibi sesler bile şarkıları dolduran melodiler olarak kullanılıyor.
17 şarkılık albüm boyunca işlenen temalara baktığımızda da uyuşturucu, seks, macera ve başıboşluk gibi 70’lerin rock’n’roll dünyasını anımsatan konuları yeniden önümüzde buluyoruz. Ukrayna Savaşına atıfta bulunan GASOLINE haricinde size hiçbir farklı hikaye sunulmuyor. İtalyan grup, dinleyicilerine günümüzde uysallaşan rock ’n’ roll kültürünün eski vahşi versiyonunu sunuyor. Bir noktada grubun esas adamı Damiano David’in böyle bir hayat sürdüğü hikayesi size sunuluyor. Eurovision sonrasında kendisine yöneltilen uyuşturucu ithamlarını reddetmesi ve tamamen uyuşturucuya karşı olduğunu açıklaması ile gelen farkındalık bu hikayenin gerçek değil, ancak yeni bir pazarlama taktiğinden ibaret olduğunu size gösteriyor.
Her ne kadar şirketsel bir oyun ile popülerleştirilmiş gibi hissettirse de İtalyan grup bazı şarkılarında pop ve rock’ın tatlı bir şekilde üst üste geldiği melodiler ile gönülleri kazanıyor. Albüm açılışını yapan OWN MY MIND şarkı sözlerini bir melodiye dönüştürme konusunda son zamanların en iyi örneklerinden birini gösteriyor. Bir noktada The 1975’in ilk dönem şarkılarını anımsatıyor. Eğer çok fazla ciddiye almazsanız BLA BLA BLA da yine aynı şekilde bas gitar ile başlayan ve elektrik gitar ile güçlendirilen melodisi ile eski rock ’n’ roll müziği günümüz öğeleriyle buluşturuyor. Albümün en iyileri ise İtalyanca üçlü oluyor. Albümün ikinci yarısında, grubun köklerini temsil etmesi için serpiştirilmiş İtalyanca şarkılar, öncesinde gelen İngilizce şarkıları sollayarak albümün esas kökü hâline geliyor. LA FINE şarkısında Måneskin’in gerçekten fark yaratan nadir şarkılarından birine tanıklık ediyorsunuz. Albümün sonlarına doğru geldiğinizde ise single kayıtları MAMMAMIA, SUPERMODEL ve THE LONELIST arka arkaya sıralanıyor. Albüm bağlamında bakıldığında single kayıtlarına geldiğinizde çoktan yorulmuş hissediyorsunuz. Albümün sonlarına geldiğimde hissettiğim tek şey bu oldu: Benzer melodileri ve hikayeleri neredeyse yarım saattir dinliyorum ve artık bitmesinin vakti geldi.
Geçtiğimiz günlerde bir TV programında Gaye Su Akyol, yabancı basındaki başarısını iyi işlere bağlamıştı – çünkü hiçbir PR ya da pazarlama size böyle bir yer kazandıramaz. 10 seneden fazladır müzik üzerine yazan biri olarak söylüyorum ki sektörde size en iyi yer kazandıran şey – her yerde olduğu gibi – yine para. Her yanımızı sarmış olan bu ünü sadece 2 şekilde açıklayabiliyorum: İlk opsiyon yukarıda bahsettiğim gibi finansal destek ile pazarlama balonu. İkinci opsiyon ise rock ’n’ roll kültürü ile yeni tanışmaya başlayan Z kuşağı. (Grup üyeleri 1999-2000 yılı doğumlu) Artık kritiklerden öneri almayan ve sosyal medyada kendilerine algoritma tarafından gösterilenin peşinden giden bu yeni kuşak için yeni bir kan. Kendilerine Måneskinners diyen bu koyu hayran kitlesi, bana 2000’lerin ortasında başlayan Swiftie’leri hatırlatıyor. (Müzik sektöründe gelmiş geçmiş en büyük pazarlama dahisinin koyu hayranları)
Rush! albümü 50 dakikayı aşan 17 şarkılık koleksiyon boyunca Måneskin’in grup olarak kendilerinin prodüktör koltuğunda yer aldığı, bütün bu ün ve karmaşadan uzak hazırladıkları şarkılarda parlıyor. Diğer şarkılar ise kesilip atılması gereken, ancak imzaladıkları sözleşmeler nedeniyle orada bir şekilde kalan diğer kayıtlar. 2000’lerin başında doğan grup üyelerinin hissettikleri ile etraflarına saçtıkları bu enerji patlaması tüm dünyayı aydınlatıyor. Gelecek dönemde de grubun yetenekli bas gitaristi Victoria De Angelis ve vokal Damiano David’in sahneden parıldayan karizması ile kendilerini sık sık göreceğimizi düşünüyoruz. Ancak melodileri ve şarkılarında anlattıkları hikayeler olgunlaşacak ve evrilecek. Peki, nereye? Beklemedeyiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Bu bültende hangi grubun yeni albümünden bahsettiğimizi söylememize bile gerek yok diye düşünüyoruz.
28 Oca 2023

YAZARLAR

Hande Yıldırım
Müzik nereye dokunursa!
İLGİLİ OKUMALAR



