
İnsan hakları ihlalleri ile yüzleşmek ve istenmeyen geçmiş ile bağı koparabilmek için kullanılan bu kanunların önemli olduğunu söylemek şaşırtıcı olmaz. Hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir düzen kurulabilmesi için kimlere ihtiyaç vardır sorusunda uzlaşmak kolay olmasa bile eski baskıcı rejimdeki hukuksuzluklara imza atanlara ihtiyaç olmadığı konusu üzerinde kolayca anlaşılabilir. Nitekim, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (“AKPM”) bu konuyu 1096 sayılı 1996 tarihli “Eski Totaliter Komünist Sistemlerin Mirasının Ortadan Kaldırılmasına Yönelik Tedbirler” (Measures To Dismantle The Heritage Of Former Communist Totalitarian Systems) kararında ele alıyor. Bu kararda AKPM açıkça uygar ve liberal bir hukuk devleti olabilmek için eski yapıların kaldırılmasının “zorunlu” olduğunu söylüyor. Bu karara göre, geçiş sürecinin amacı hukukun üstünlüğüne, insan hakları ve çeşitliliğe dayanan çoğulcu demokrasiye erişmek ve beraberinde birçok temel hak ve özgürlüğü tesis etmek. Bu amaçlar doğrultusunda da lustrasyon kanunlarının kabul edilebileceği ve hatta suç işlememiş olsa bile üst kademelerde olup da suç işleyenleri destekleyenlerin de bu kanunlara tabi kılınabileceği kabul ediliyor. Venedik Komisyonu’nun da, bir lustrasyon kanunu olduğunu söylediği Ukrayna Devlet Yönetimini Temizleme Kanunu’na (Law on Government Cleansing) ilişkin 2015 tarihli görüşünde demokratik olmayan rejimden uzaklaşma ve yolsuzlukla mücadele amacının değerli ve meşru bir siyasi amaç olduğunu kabul ettiği görülüyor. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (“İHAM”) de kararlarında ülkelerin geçmiş baskıcı rejimlerine atıf yaptıktan sonra demokratik devletlerde kamu görevlilerinin Anayasal ilkelere bağlılıklarının aranabileceğini (Vogt v. Almanya Davası) ve demokrasilerin kendini koruyabileceğini (Sidabras ve Dziautas v. Litvanya Davası) belirtiyor.
Fakat bu kanunlar çeşitli riskleri ve olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Mesela ortaya çıkarılan bağlar hep doğru mudur? Bu kişilerin tek yaptığı şeyin o dönemdeki kanunları uygulamak olması onları kamu yönetiminden dışlamak için yeterli midir? Ya da baskıcı rejimler ile ilgisi olmayan kişilerin bu kanunlar yüzünden haksızlığa uğraması söz konusu olabilir mi? Bunlar bizlerin de aslında şahit olduğu konular ama dediğim gibi bu yazının konusu Türkiye’de olanlar değil.
AKPM de yukarıda atıf yaptığım kararında bu tedbirlerin hukuk devleti ile uyumlu olması gerektiğinin altını çiziyor ve bunun için temel olarak iki şey öngörüyor. İlk olarak, suç her bir münferit durum için kişisel olarak kanıtlanmalı ve lustrasyon kanunları bireysel olarak uygulanmalı. İkinci olarak ise, kişilerin savunma hakkı, masumiyet karinesi ve mahkemeye erişim hakkı güvence altına alınmalı. Bu doğrultuda aslında AKPM lustrasyon kanunlarının kişileri cezalandırmayı değil de demokrasiyi korumayı amaçladığını kabul ediyor. (Bu kararın taslağında yer verilen ve lustrasyon kanunlarının hukuk devletinin gerekleriyle uyumlu olması için öngörülen detaylı prensipler için ayrıca bkz.) Ukrayna’nın kanununa ilişkin görüş bildiren Venedik Komisyonu’nun da söz konusu kanunun insan hakları ve hukuk devleti anlayışı ile uyumlu olup olmadığını incelediği ve bu kanuna ilişkin çeşitli öneriler sunduğu anlaşılıyor. Ayrıca, İHAM’ın da bir kararında lustrasyon kanununun özel yaşamın gizliliğini ihlal ettiğine karar verdiği görülüyor (Soro v. Estonya Davası).
Sonuç olarak, nasıldır bu lustrasyon kanunları? Bu soruya ben bir cevap veremem. Fakat kişileri haksız yere kamu görevinden dışlamayan ve kamu görevinden dışlanılmasına karar verilen kişilerin haklarını ihlal etmeyen lustrasyon kanunlarının demokratik hukuk devletinin yeniden tesisi için önemli bir rol oynadığının kabul edildiği anlaşılıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu ay Türkiye gündeminden tamamen uzaklaşmak istedim. Bu yüzden bu ay doğrudan Türkiye ile ilgili yazmak yerine doktora okuması yaparken öğrendiğim bir konudan bahsetmek istedim: lustrasyon kanunları.
10 Haz 2021

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


