Neden duygudaşlık eğitim ortamları için önemli?

Görsel betimleme: Aşağıdan çekilen fotoğrafta, dikdörtgen bir bina ve binanın dört kenarından oluşan bir çerçeve içinde kalan gökyüzü ve bulutlar yer alıyor.
Bazen nefes almak için açılan bir pencere, bazen bir ayna, bazen bir televizyon, bazen bir telefon, bazen bir bilgisayar ekranı, bazense erişim sağlanamayan öteki ekranlar, çerçeveler... Pandemi döneminde eğitim hem çerçeve içinde hem de çerçeve dışında kaldı. Çerçeveler fark etmeksizin hissettiğimiz duygular ortaklaştı. Yollarımız duygudaşlığa çıktı.
Eğitim ekosisteminde kendimizi zaman zaman öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin ve aslında tüm eğitim paydaşlarının duygularını es geçerek, eğitimin yalnızca teknik taraflarını tartışırken bulabiliyoruz. Eğitimdeki sorunlar dediğimizde akademik başarı, devamsızlık vb. gibi daha teknik konular akla gelebiliyor. Eğitimin paydaşlarının moti̇vasyonu, iletişim kopuklukları ve eğitimde duygudaşlık gibi konuları atlayabiliyoruz.
Halbuki, 2020 yılında yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu Geleceğin Okulları Raporu’nda problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık gibi becerilerin yanı sıra duygudaşlık, duygusal zekâ, müzakere gibi kişiler arasılık becerileri de ön plana çıkıyor. OECD Eğitimin Geleceği ve Yetkinlikleri 2030 Programı duygudaşlık, öz farkındalık, saygı, iletişim gibi sosyal ve duygusal becerilerin gitgide daha etnik, kültürel ve sosyal boyutta çeşitlenen sınıf ve iş ortamları için önemini vurguluyor. MEB 2023 Eğitim Vizyonu da bilişsel ve duygusal öğrenme bütünlüğü ile evrensel insanlık değerlerinin eğitimde harmanlanmasına dikkat çekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


