Paris iklim anlaşması

(Görsel: Time Magazine)
2016'da imzalanan ancak 5 yıl boyunca meclis onayından geçemeyen Paris İklim Anlaşması’nı 7 Ekim 2021’de nihayet TBMM’de onaylaması, anlaşmayı yeniden gündeme getirdiği gibi çeşitli tartışmalara da yol açtı. Anlaşmayı imzalamak ile onaylamak arasındaki fark gereği, bir anlaşmanın imzalandığı ülkelerde yürürlüğe girmesi için; o ülkelerin parlamentoları tarafından da onaylanması gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye, anlaşma onayının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarih itibariyle artık Paris İklim Anlaşması’nın tarafı konumunda.
Paris İklim Anlaşması, iklim krizinin önüne geçmek amacıyla 197 ülkenin ortak hareket etmeleri gerektiğini kabul ettikleri uluslararası bir anlaşma. İklim krizinin önüne geçebilmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmayı, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlayan; uzun yıllardır aşina olduğumuz Kyoto Protokolü’nün devamı niteliğinde sayılabilecek bir uluslararası düzenleme. Temelde iklimi korumak için emisyonların azaltılması ve fosil yakıtların kullanımının durdurulmasını hedefliyor. Ancak taraf ülkeler, ne zaman ve ne kadar sera gazı azaltımı gerçekleştireceklerine kendileri karar veriyor. Söz konusu anlaşma, ülkelerin kendi koşullarına göre hazırladıkları beyanlarını (Ulusal Katkı Beyanı) baz alıyor ve ülkeleri her beş yılda bir bu beyanlarını iyileştirmeye davet ediyor.
Paris İklim Anlaşması özünde yalnız iklim kriziyle mücadeleyi hedefleyen bir protokol olsa da, bugüne dek toplumun farklı kesimlerinden tepkiler çekebildi. Bunlar ise genel olarak iki grupta toplanıyor: Anlaşmanın taraftarı olmasına karşın hükümet politikalarına güvenini kaybeden çevreciler ile anlaşmanın içeriğini uluslararası güçlerin bir yaptırımı olarak algılayan şüpheciler.
Çevreciler ve iklim aktivistleri, uzun süredir Paris İklim Anlaşması’nın TBMM'de onaylanması yönünde kampanyalar yapsa da, anlaşmanın alelacele onaylanması kafalarında soru işaretleri oluşturmuş durumda. Zira 26. BM İklim Konferansı (COP26), 31 Ekim’de Glasgow’da başlayacak ve Türkiye bu yıl konferansa anlaşmayı onaylamış bir ülke olarak katılacak. Bu noktada soru işaretlerinin sebebi de, anlaşma kapsamında gelişmekte olan ülkelere emisyonların azaltılması ve fosil yakıtların sınırlandırılması karşılığında yaklaşık üç milyar dolarlık bir finansman sağlanacak olması. Dolayısıyla özellikle son yıllarda Türkiye’de pek de başarılı iklim politikaları yürütülmediği gerçeği göz önüne alındığında; söz konusu sürecin iklim adına değil, fonlardan yararlanmak adına işletildiği düşünülüyor.
Anlaşmaya tepki gösteren bir diğer grup ise, getireceği yükümlülükler neticesinde toplum yapısının zarar göreceği, yapay/vegan et tüketimi zorunluluğu getirileceği gibi savlar sunuyor. Her ne kadar hayvancılık sera gazı salımını ciddi ölçüde artıran bir faaliyet olsa da; anlaşma kapsamında taraf ülkelerde hayvancılığın durdurulması ya da yapay et tüketimi zorunluluğu getirilmesi gibi bir madde söz konusu değil.
Özetle, Paris İklim Anlaşması küresel iklim krizinin elbirliğiyle önüne geçebilmemiz adına gerçekleştirilen bir uluslararası düzenlemedir. Zira dünyanın uzun yıllardır mücadele ettiği bu sorunun üstesinden gelebilmesi ancak tüm ülkeler başta olmak üzere insanlığın işbirliği yapması ile mümkün. Fakat söz konusu anlaşmaya farklı kesimlerden gelen tepkiler, yönetimlerin bir karar alırken halkı aslında ne denli bilgisiz bıraktığını gösteriyor. Toplumun bu tepkilerinde haklı olup olmadığı ise anlaşılan o ki, ancak COP26 ve devamında hayata geçirilecek uygulamalar ile netleşecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


