Portre: François Bayrou, Fransa’daki siyasi düğümü çözebilecek mi?

Fransa'da Michel Barnier'nin 3 aylık başbakanlık döneminin Meclis'in gensoruyla sona ermesinin ardından Devlet Başkanı Emmanuel Macron, hükümet kurma görevini François Bayrou'ya verdi. Parlamentoda kendi başına çoğunluğu bulamayan sağ ve sol partiler, Makronizm'e karşı durduklarını net bir şekilde belli ettiler. Ateşten gömleği giyen Bayrou'yu zor bir görev bekliyor.
Portre: François Bayrou, Fransa’daki siyasi düğümü çözebilecek mi?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

4 Aralık’ta Michel Barnier başbakanlığındaki hükümetin, Ulusal Meclis tarafından gensoruyla düşürülmesinin ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Temmuz ayındaki erken seçimden sonra izlediği “oyalanma” taktiğini bu kez uygulayamadı ve 73 yaşındaki tecrübeli siyasetçi François Bayrou’yu 13 Aralık’ta ülkenin yeni başbakanı olarak atadı. Bayrou bugüne kadarki hükümet belirleme aşamalarında adı adaylar listesinin üst sıralarında olan, Fransız seçmenler için tanıdık bir isim. Kendi partisinin çalışanlarını Avrupa Parlamentosu (AP) fonlarıyla finanse ettiği iddiasıyla hakkında açılan davalar nedeniyle göz önünde olmayı tercih etmeyen Bayrou, bu yıl aklandığı bu hukuki süreç olmasa başbakan olmak için muhtemelen bu kadar beklemesi de gerekmeyecek aktif bir siyasi figür.

Bir yılda dört başbakan atayan ve Ulusal Meclis’te arzu ettiği çoğunluğa ulaşabilmek için meclisi feshederek ülkeyi erken seçime götüren Cumhurbaşkanı Macron, Michel Barnier hükümetinin gensoruyla düşürülmesiyle son elli yılda Fransa’da görülmemiş bir siyasi düğüme yol açtı ve kendi meşruiyetini de tehlikeye attı. Öyle ki Macron, sayıca meclisteki birinci grup olan sol ittifakın en önemli bileşeni La France insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa) ve aşırı sağcı Rassemblement national (Ulusal Birlik) tarafından istifaya davet edildi. Macron’a yönelik hoşnutsuzluk Ulusal Meclis’te gensorunun taşıyıcısı bu iki partinin izlediği siyasetin ötesine çoktan geçmiş durumda. 

Bilgi notu: Fransız haber kanalı BFM TV’nin yaptırdığı bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre Fransız seçmenlerin %61’i ülkenin siyasi gidişatından endişeli olduklarını ifade ediyor.

Uzlaşma adamı mı Macron'un adamı mı?

Hâl böyle olunca, giderek zayıflayan konumunu toparlamak için Macron, 2017’den beri kendisine desteği esirgemeyen merkez sağcı, Planlama Yüksek Komiseri Bayrou’nun tecrübesine sığındı. Kendisini “uzlaşma adamı” olarak tanımlayan yeni başbakan, 2007'den beri soldan, merkezden ve sağdan reformistleri ortak bir yol bulmak için biraraya getirme hayalini yaşatıyor. 

Nitekim, 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce yıldızı parlayan eski Ekonomi, Sanayi ve Dijital İşler Bakanı, genç Macron’un En Marche! hareketinin (Emmanuel Macron’un isminin baş harflerine gönderme yapan “Yürüyüş” hareketi) teorisyeni de Bayrou’dan başkası değil. Merkez sağ ve merkez solun seçmen nezdinde yarattığı hayal kırıklığını Nicolas Sarkozy iktidarı sırasında tespit eden Bayrou kendisini kararlı bir şekilde merkezde konumlandırdı ve “temiz siyaset” vurgusuyla siyasetteki yozlaşmaya dikkat çekerek bu konumunu sağlamlaştırdı. Mayıs 2007’de kurduğu Mouvement démocrate, Mo-Dem (Demokratik Hareket) Partisi ile sağ ve sol için bir orta yol önerdi. 2002, 2007 ve 2012 yıllarındaki seçimlerde üç kez cumhurbaşkanı adayı olan tecrübeli siyasetçi, 2007 seçimlerinde %18,57’lik oy oranıyla üçüncü oldu ve siyasi konumunu pekiştirdi.

2012’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde temiz siyaset düsturunu öne çıkararak Sarkozy karşısında aday oldu, sağın oylarının bölünmesini sağladı ve dolaylı şekilde Sosyalist Parti’nin (PS) adayı François Hollande’ı destekledi. Fransa’nın gelmiş geçmiş popülaritesi en düşük cumhurbaşkanı olarak görev süresini tamamlayan Hollande’ın sol seçmen üzerinde yarattığı hayal kırıklığının iyice görünür kıldığı merkez siyasetin çöküşü, sağı ve solu birbirine yaklaştırmaya çalışan ve merkezî bir uzlaşı zemininde tekrar tanımlayan Bayrou’nun fikirlerini pekiştirdi. 

Bu durum ne sağda ne solda konumlanan orta yolcu Makronizmin inşasına katkı sağlamasını kolaylaştırdı. 39 yaşındayken, “nitelikli ve liyakat sahibi bir ekip eşliğinde reformlar yapma” sözüyle ülke yönetimine gelen Macron’un ilk Adalet Bakanı olan Bayrou, yukarıda sözü edilen hukuki süreç nedeniyle geri çekildi ve gölgede kalmayı tercih etti. Bu süreçte Macron’un önünü açmaya ve genç cumhurbaşkanına tecrübeleriyle yol göstermeye devam etti. Daha da önemlisi Macron’un ikinci döneminde meclisteki ittifakına partisiyle bizzat ortak oldu.

İspanya sınırına yakın Pyrénées-Atlantiques bölgesinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Bayrou, Fransa taşrasının sosyolojik yapısını çok iyi bilen, Katolik inancına sahip altı çocuklu bir sağ siyasetçi. Bu özellikleri onu aşırı sağın söylemlerini anlamlandırma ve bu söylemler karşısında siyaseti merkeze çekme konusunda ehil kılıyor. Nitekim 2022 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında aday olmak için gerekli imzayı toplamakta zorlanan aşırı sağcı Marine Le Pen’e destek vererek hem seçimlerin temsile ilişkin meşruiyetine gölge düşmesinin önüne geçti hem de aşırı sağcı bu siyasetçiyi marjinal alandan siyaset oyunun içine çekmeyi hedefledi. 

Öte yandan, 1993-1998 yılları arasında E. Balladur ve A. Juppé hükümetlerinde yürüttüğü Millî Eğitim Bakanlığı görevi sırasında edindiği tecrübe ve fırsat eşitliğine dayanan bir eğitim politikası benimsemiş olması Bayrou’yu solla da konuşabilecek bir siyasetçi hâline getirdi. Nitekim başbakanlığı açıklanır açıklanmaz gelen ilk tepkiler arasında FSU-SNUipp eğitimci ve veli birleşik sendikasının alanın sorunlarına aşina olan Bayrou’nun gereken önlemleri alacağı yönünde ümitli bir beklenti içinde olduklarını ifade eden açıklamaları yer aldı.

Cumhurbaşkanının yakın çevresi, Fransız siyasetinin içinden geçtiği bu girdapta tam da merkezle özdeşleşmiş, tecrübeli, seçmen nezdinde tanıdık ve daha da önemlisi uzlaşmacı kişiliğiyle güven veren bir başbakanın Ulusal Meclis’te üç blok arasındaki tıkanmış diyaloğu aşabileceğini öngörüyor. Le Monde gazetesinin 14 Aralık tarihli kulis haberinde iddia edildiğine göre ise Ulusal Meclis’teki cumhurbaşkanlığı ittifakını dağıtmayı terennüm ederek Macron’a kendisini tabir yerindeyse bir can simidi olarak dayatan başbakan, temiz siyaset söylemine gölge düşüren hukuki süreci de aklanarak geride bıraktığına göre, sahneye çıkma zamanının geldiğine ikna olmuş durumda. 

Sahneye 73 yaşında kavuşmuş olması gerçeğini tecrübe vurgusuyla bir avantaja dönüştürmeye hazırlanan Bayrou, yerine geldiği Barnier’den oldukça farklı bir imaj ortaya koyuyor. Siyasetçi özelliklerinden ziyade Avrupa Birliği (AB) teknokratı kimliğiyle tanınan Barnier’nin azınlık hükümeti tam da siyasi bir krizle dağılırken bu kez başbakanlık konutu Hotel Matignon’daki yeni mukim Macron’un bütçesini siyasi uzlaşıyla meclisten geçirmeyi hedefliyor. Diğer bir ifadeyle, Macron bir teknokratın yapamadığını bir siyasetçinin başarabileceğine umut bağlamış görünüyor.

Bayrou'yu bekleyen zorluklar

Ancak sıralanan tüm bu niteliklerine rağmen François Bayrou’nun bir yıldan kısa bir süre içinde atanan üç selefinden daha başarılı olacağına işaret eden ne siyasi bir uzlaşı ortamı ne de bunu talep eden bir meclis kompozisyonu var. Aşırı sağı temsilen RN lideri Jordan Bardella grubunun kırmızı çizgilerini hatırlatarak bekle-gör stratejisini benimsediklerini ifade etti. Sol ittifakın ana bileşeni LFI’den Manon Aubry Bayrou’yu "Makronizmin vücut bulmuş hâli" olarak tanımlarken LFI’in lideri Jean-Luc Mélenchon soldan bir başbakan atanmadıkça milletvekili seçimlerinin sonuçlarına hâlâ saygı gösterilmediği gerçeğine dikkat çekerek köprüleri daha ilk andan attı ve Matignon’da Başbakan’la görüşmeye partisinin katılmayacağını ifade etti. Merkez sol PS lideri Olivier Faure ise uzlaşının gerekliliğine dikkat çekmekle birlikte sol ittifakın ortak söylemine sadık kaldı ve soldan bir başbakan atanmadıkça partisinin muhalefette kalacağını duyurdu.

Barnier hükümeti, Anayasa’nın 49/3 maddesini devreye sokarak meclis onayı olmadan bütçeyi geçirmeye çalışmış, bu girişim hükümetin gensoruyla düşürülmesine yol açmıştı. Selefiyle hemen hemen aynı baskılara maruz kalacak olan Bayrou’dan muhalefetin en belirgin beklentisi 49/3’ü tekrar gündeme getirmemesi. Ancak bütçe açığının Fransa’nın GSYH’sının %6’sına ulaşmış olması nedeniyle bütçe kısıtlamaları, vergi artışı gibi netameli konular başbakanın masasında bekliyor. 

Fransa’nın bütçe açığını azaltmayı “ahlaki bir sorumluluk” olarak gördüğünü ifade eden Bayrou, kendisine yüklediği bu sorumluluğun altından kalkabilecek zemini oluşturmakta bir hayli zorlanacak. Öte yandan selefi gibi gensoruya maruz kalmadan bütçeyi geçirmeyi başarsa bile Macron’u emeklilik reformu ve vergi artışları konusundaki politikalarını revize etmesi konusunda ikna etmesi gerekecek. Bunlara ek olarak farklı alanlarda devam eden grevler sosyal hoşnutsuzluğu perçinlerken toplumun beklentilerini karşılama sorumluluğunu da yeni başbakanın omuzlarına yüklüyor. 

AB’nin MERCOSUR’la (Latin Amerika ortak pazarı) yaptığı anlaşma nedeniyle çiftçiler, pazar payı azaltılması yönündeki kararlar, ağır iş yükü ve yetersiz maaşlar nedeniyle eğitimciler grevdeyken toplumsal huzursuzluğa çare olabilecek politikalar üretmekten hayli uzak bir siyasi ortam göze çarpıyor. Böyle bir ortamda da Bayrou’nun en gerçekçi hedefinin göreli bir siyasi uzlaşıyla Macron iktidarının başka bir yol kazası olmadan 2027’ye ermesini sağlamak olduğunu söylemek mümkün görünüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 Sınırötesi operasyon iddiaları

Wall Street Journal, Türkiye'nin Suriye'ye sınırötesi operasyon düzenlemek üzere olduğunu iddia ederek bölgesel Kürt yönetiminden bir siyasetçinin yardım istemek için Donald Trump'a gönderdiği mektubu paylaştı.

17 Ara 2024

AA

YAZARLAR

Merve Özdemirkıran Embel

Akademisyen. Uluslararası İlişkilerde, başta ekonomik aktörler olmak üzere, ulus-aşırı (transnasyonal) aktörlerin rolü, Türk Dış Politikası ve Fransa Siyaseti başlıca çalışma konuları arasındadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR