Savaşın TikTok hâli: 'Vibe-check kültürü' savaşları nasıl derinleştiriyor?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Amerikalı yazar, şair, dansçı, oyuncu, yönetmen ve daha bir sürü şey olan Maya Angelou’ya atfedilen o meşhur sözü muhtemelen duymuşsunuzdur:
“Öğrendim ki, insanlar onlara ne söylediğinizi unutur, ne yaptığınızı unutur, ama onlara nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.”
İronik bir şekilde hisler hakkındaki bu meşhur bu sözün Maya Angelou’ya ait olduğuna dair bilgi de bir histen ibarettir. Çünkü kanıtı yoktur. Hatta alıntı araştırma sitelerinin en meşhuru Quote Investigator, bu sözün Carl W. Buehner adlı bir din adamına ait olması ihtimalinin daha kuvvetli olduğunu belirtir.
- Bana kalırsa vibe-check kültürünü de en iyi bu alıntı özetler. Çünkü rasyonel bir varlık olduğu iddia edilen insan, aslen hislerden ibarettir ve irrasyoneldir.
Vibe-check kültürü de neymiş sorusuna geçmeden önce “vibe” ifadesinin nereden geldiğine bir bakalım. Tahmin etmesi güç değil: Bildiğimiz “vibration”dan (titreşim) geliyor. Bu da aslen Fransızca bir kelime ama İngilizceye de sızmış. Zaten Fransızcada da Latince vibrare (titremek) fiilinden türetilmiş.
Nihayetinde artık Türkiye internet jargonuna da girdi denilebilir.“Bundan X vibe’ı alıyorum, şundan y vibe’ı alıyorum” şeklinde günlük kullanımlarına rastlamışsınızdır muhtemelen. Benim gibi kullanılıyor olmasından hoşlanmıyor da olabilirsiniz ama dil maalesef bizim hoşlanıp hoşlanmamanıza göre esneyebilen bir varlık değil. Bir kelimenin dile gireceği varsa giriyor bir şekilde. Her neyse şimdi titreyerek kendimize gelelim ve vibe-check kavramına gelelim.
Vibe-check nedir?
Vibe-check, Cambridge sözlüğüne göre birinin nasıl hissettiğini, size nasıl hissettirdiğini, bir yerdeki veya durumdaki ruh hâlinin ne olduğunu öğrenme eylemi. “Hissiyat kontrolü” diye Türkçeye çevirirsek çok eksik olmaz. Lakin dilimize çevrilmiş hâlini kullanırsak da sosyal medya jargonuna girmiş bulunan vibe kelimesinden uzaklaştığımız için yeterince anlaşılmaz. O nedenle çevirmeden devam edeceğim affınıza sığınarak.
Dijital literatürde vibe-check, artık bilginin doğruluğundan ziyade duygusal titreşimine dayalı yeni bir bilgi rejimini temsil ediyor. Rasyonel ve kanıta dayalı analizin yerini alan, bir iddianın ne olduğundan çok size nasıl hissettirdiğine odaklanan sezgisel bir karar mekanizması diye de tanımlayabiliriz.
Neden önemli? Çünkü kriz anlarında, fact-check’in yani kanıta dayalı doğrulamanın yerini, giderek vibe-check yani hissiyat kontrolü alıyor.
Vibe-check kültürü yeniden test ediliyor
Dünya şu anda bu kültürün de test edildiği bir kriz anının tam ortasında. İran ve İsrail-ABD hattında, Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, televizyondan olduğu kadar TikTok başta olmak üzere sosyal medyadan da izleniyor hâliyle.
Ağustos 2025 tarihli bir Pew Resarch araştırmasına göre TikTok kullanan ABD’li yetişkinlerin %55’i oradan düzenli olarak haber de aldığını belirtmiş örneğin. Bu sosyal medya kullanılan her yerde paralel işleyen bir süreç. Haberi oradan parça parça ve kaydıra kaydıra almak, özellikle sosyal medya çağında doğmuş gençlerin daha çok işine geliyor da diyebiliriz.
Dezenformasyon, gerçeklerden 4,5 kat daha hızlı viralleşiyor
Peki haberi TikTok’tan almanın ne zararı var? Bir defa TikTok, geleneksel sosyal ağlardan farklı olarak sosyal grafik yerine, ilgi grafiği ve duygusal uyarılma üzerine kurulu bir öneri motoruna sahip.
Platformun ana akışını oluşturan Sizin İçin sayfası, kullanıcıların beğenileri, izleme süreleri ve mikro etkileşimleri (ekranı kaydırma, tekrar izleme gibi) üzerinden sürekli öğrenen bir model tarafından yönetiliyor. İşte bu algoritma da savaş gibi çatışma dönemlerinde şok edici, trajik veya provakatif içerikleri, nötr içeriklere göre çok daha hızlı viralleştirme eğilimi gösteriyor.
Örneğin ABD’de yapılan bir bilimsel çalışma Mauri yangınları sırasında dezenformasyon temalı videoların gerçek bilgilendirme videolarına göre 4,5 kat daha fazla paylaşım aldığını ortaya çıkarmıştı. Bu, TikTok gibi platformların etkileşim odaklı yapısının, kriz anlarında rasyonel bilgiyi bastırarak duygusal ve yanlış anlatıları ödüllendirdiğinin de bir kanıtı.
Savaşın oyunlaştırılması
Bugünlerde yaşanan Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalı durumu ele alalım. Bu fiziksel olay, görsel odaklı mecralarda savaş zamanı fenomenleri tarafından yeniden kurgulanıyor ve bu durum çatışmaların ciddiyetini azaltarak onları bir tüketim nesnesi hâline getiriyor.
Henüz internet ve sosyal medya yokken, benim kuşağımın çocukluğuna denk düşen 1991 Körfez Savaşı da benzer bir deneyim yaşanmıştı. O dönem Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalı Magic Box Star 1, savaşı yeşil ışıklar içinde bir video oyunu gibi sunarak hepimizi ekran başına çivilemişti. Sanki insanlar ölmüyor, şehirler yıkılmıyor, hayatlar dağılmıyor da bir oyun oynanıyordu.
Bugünün genç kuşakları için de kısa sosyal medya videoları benzer bir işlevi çok daha nokta atışı bir şekilde üstleniyor. Özellikle genç kullanıcılar için videolar, birer siyasi olaydan ziyade “vibe” yani hissiyat meselesi olarak algılanıyor.
- Savaş sahnelerinin üzerine eklenen popüler müzikler, “POV” (bakış açısı) şablonları, izleyicinin çatışmaya katılımını handiyse bir performans düzeyine indirgiyor.
Bu durum özellikle küçük yaştaki savunmasız kullanıcı gruplarında endişe, depresyon ve toplumsal olaylara karşı alaycı bir kayıtsızlık yaratabilir. Özellikle, TikTok’un algoritmik yapısı, bireysel psikolojiyi bir araç olarak kullanan devcileyin bir bilişsel laboratuvar yaratıyor.
Yumuşak Nefret (Soft Hate) nedir?
Siz de fark etmişsinizdir dünya giderek çılgınlaşıyor ve aynı ölçüde karmaşıklaşıyor. Böyle bir dünyayı rasyonel olarak anlamlandırmakta zorlanan bireyler de duygusal sığınaklar arıyor. Duygular üzerine inşa edilen mikro kamusal alanların en belirgin özelliği de yumuşak nefret (soft hate) üretimi.
Yumuşak nefret, bir dezenformasyon kampanyasından ziyade, duygusal olarak provakatif içeriğin algoritmik olarak ödüllendirmesi ve kullanıcılar tarafından yeterince doğrulanmadan paylaşılmasıyla ortaya çıkan düşmanlık. Hürmüz Boğazı’nda, Ukrayna’da veya Gazze’deki bir direniş simgesinin milyonlarca kez paylaşılması, rasyonel bir haber tüketiminin ötesinde bir olay.
Böylece, duygular gerçeklerden daha hızlı hareket ediyor ve platform algoritmaları giderek daha fazla meşruiyet belirliyor. Böyle bir dönemde diplomasi de itibar yönetimi de başka türlü işliyor. Bu süreçte müziğin ve estetiğin rolü kritik. Müzik, bireylerin bilişsel uyumsuzlukla başa çıkmasına ve duygusal bir odak noktası bulmasına yardımcı oluyor. Fonuna müzik iliştirilen videoların algoritmalar tarafından ödüllendirilmesi bir tesadüf değil yani.
Teyit zorlaştıkça 'vibe-check' yükseliyor
Üretken yapay zeka ile birlikte deepfake içeriklerin yaygınlaşması da vibe-check kültürünü büyüten başka bir unsur. Diyebilirsiniz ki, insanlar artık bu konuda bilinçlenmeye başladı.
Bu bilinçlenme iki ucu keskin bir bıçak gibi. Çünkü bir görüntünün sahte (AI) olacağına dair genel şüphe, insanların kanıt aramak yerine içeriğe daha sezgisel yaklaşmasını teşvik ediyor.
Üretken yapay zeka tarafından üretilen videolar ve içerik seliyle birlikte rasyonel doğrulama zorlaştıkça, duygusal doğrulama, bir anlamıyla vibe-checking öncelikli kriter hâline geliyor. Sosyal medya ile büyüyen “herkesin inanmak istediğine inandığı ortam” yapay zeka olanaklarıyla iyice perçinlenmiş oluyor böylece. Nihayetinde dezenformasyon da duygusal titreşim yaratma başarısı olarak dönüşüyor.
Vibe-check pratiği nasıl işliyor?
TikTok başta günümüzün sosyal platformları, vibe-check’in (hissiyat kontrolü) işleyişini kolaylaştırmak için tasarlanmış gibi. Tasarım böyle bir pas atınca, bireyler TikTok vb. sosyal platformlarda bir iddianın doğruluğunu, kaynak zinciri kurarak ve bu yolla doğrulama yaparak değil, anlatıcının özgüveni, görsel/işitsel gerçeklik hissi, yorumlardaki yaygın kanaat ve kendi duygusal uyumu üzerinden değerlendiriyor.
Daha fazla yorum alan içeriklerin algoritmik olarak önceliklendirilmesi de yorumlarda kalabalık oluşturan içeriklerin şansını artırıyor. Örneğin TikTok yalnızca videoları değil, yorumları da kullanıcı ilgisine göre önerdiğini belirtiyor. Bu da görünür yorumların rastlantısal değil, kısmen sistem tarafından seçilmiş olduğu anlamına gelir.
Böyle bir ortamda “Kitle ne düşünüyor?” sorusunun cevabı oldukça görecedir ve “Hangi kitle?” sorusunu da beraberinde getirmesi beklenir ama getirmez. Her şey göründüğü kadardır ve çoğunluk gördüğüyle yetinir.
Haberciliği nasıl etkiliyor?
"Vibe check" kültürü, habercilik ekosistemininin tüm süreçlerini de kökten değiştirdi. Geleneksel gazeteciliğin nesnellik ve veri odaklı yapısı, yerini duygusal titreşim ve atmosferik doğruluk arayışına bıraktı.
- Vibe-temelli habercilik bir olayın teknik ayrıntılarından çok, o olayın toplumda yarattığı hissiyat üzerine kurgulanan bir medya pratiğini ifade ediyor.
Dijital kullanıcıların haber tüketimi de bundan etkileniyor hâliyle. Artık haber “vibe scrolling” olarak adlandırabileceğimiz, pasif bir kaydırma eylemiyle tüketiliyor. Veriler de bunu destekliyor. Araştırmalar, Facebook gibi platformlardaki aktivitenin sadece %17’sinin aktif içerik paylaşımı olduğunu, geri kalanının ise tamamen ‘vibe’ odaklı pasif tüketimden oluştuğunu gösteriyor.
Diyebilirsiniz ki “Kardeşim medya manipülasyonu ve bu yolla rıza üretimi, sosyal medyadan ve TikTok’tan çok önce de vardı zaten.” Evet, vardı ama bu kadar nokta atışı değildi. Vibe-check kültürü, bu yeni savaş türünün toplumsal meşruiyet zeminini oluştururken rasyonelliği tamamen devre dışı bırakarak bireyleri algoritmik önerilerin duygusal konforuna hapsediyor.
Bu gürültüde aklıselimin sesi asla duyulmuyor. Böyle bir ortamda dezenformasyon ve manipülasyon, "doğru hissettirme" maskesi altında her zamankinden daha etkili bir şekilde yayılıyor. Oysa bu dijital karanlıkta özgür kalmanın tek yolu var: O da rasyonel ve etik bir bilgi rejimine geri dönmek.
Bu platform tasarımlarıyla o şimdilik zor görünüyor. Doğrulamanın sorumluluğunu medya okuryazarlığının gelişimine yani kullanıcılara yüklemek de bir yol ama insanın idrak hızı teknolojinin gelişimiyle paralel değil. Nihayetinde savaşlar, çatışmalar derinleşiyor ve en hayati krizler, sonsuz bir ekran kaydırma döngüsünün içinde, anlamını yitirmiş birer "vibe" olmaktan öteye gidemiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





