Seçim güvenliğine tehdit: Gerçeğin silahlaştırılması

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
OpenAI’ın CEO'su Sam Altman, Mayıs 2023’te ABD Senatosu Adalet Komisyonu'na bağlı Gizlilik, Teknoloji ve Hukuk Alt Komitesi’ne verdiği ifadede "Bu konuda tedirginim” diyerek yapay zeka destekli seçim müdahalelerine dair endişelerini dile getirdi.
Altman, seçim güvenliğini garanti altına alınması için teknolojinin kanunlarla düzenlenmesi gerektiğini söylüyordu. Şirketi ayrıca geçen haftalarda da ABD'deki başkanlık seçimlerinde Ulusal Eyalet Genel Sekreterleri Birliği ile işbirliği yapacağını ve ChatGPT’nin seçimle ilgili soruları kurumun bilgilendirme sitesine yönlendireceğini açıkladı.
2024 dünyada seçimler yılı.
Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimlerine kadar 40 ülke sandık başına gidecek. Bu ülkelerin çoğu özellikle yapay zekanın seçimlerde sahte içeriklerle propaganda, dezenformasyon ve seçmen manipülasyonu için kullanılmasının önüne geçmek için önlem almaya çalışıyor. Ancak herkesin işi zor. Zira yapay zeka, hem sahte içerik oluşturmada hem de bunların yayılmasında kullanılan bir araç.
Özellikle sosyal ağlar üzerinden içerik paylaşımıyla ilgili yasama ve düzenleme çabaları, bireysel özgürlükler “engeline”, kâr iştahları dizginlenemeyen sosyal medya platformlarının “topluluk kurallarına” ve yasalardaki boşluklara takılıyor.
Yapay zeka AB ülkelerinde seçimlere müdahale için kullanıldı
Seçimlere yapay zekayla müdahalenin en yakın iki örneği, Avrupa Birliği üyesi Slovakya ve Polonya seçimlerinde yaşandı.
Eylül 2023’teki Slovakya seçimlerinden sadece iki gün önce Facebook'ta yapay zeka ile manipüle edildiği sonradan anlaşılan bir ses kaydı yayınlandı. İddiaya göre ses kaydında liberal İlerici Slovakya Partisi’nin lideri Michal Šimečka, bir gazeteciye Roman azınlığın oylarını satın alarak seçime hile karıştıracaklarını anlatıyordu.
İki taraf da kaydın sahte olduğunu açıkladı. Bu, uluslararası kurumlar tarafından da doğrulandı. Ancak sahte kayıt, sandıkların açılmasından önceki 48 saatlik aralıkta, Slovakya seçim yasalarına göre medya kuruluşlarının ve politikacıların “sessiz kalması” gereken dönemde yayınlanmıştı. Dolayısıyla iddianın çürütüldüğünün geniş kitlelere duyurulması mümkün olmadı.
Daha da önemlisi Facebook paylaşımı “sesli” idi ve Facebook’un çatı şirketi Meta’nın “manipüle edilmiş medya” politikası, yalnızca bir kişinin söylemediği kelimeleri söylemiş gibi görüneceği şekilde düzenlenen sahte videolara müdahaleyi mümkün kılıyordu. Kuvvetle muhtemel, içeriği hazırlayanlar da daha planlama aşamasında bu açıktan faydalanmayı düşünmüştü.
Dolayısıyla Meta, kaydın olduğu paylaşımları kaldırmadı. Yalnızca kendisiyle anlaşmalı teyit kuruluşlarının kaydın sahte ve manipülatif olabileceğine dair görüşleriyle paylaşımları etiketleyerek etkileşimlerini sınırladı. Kullanıcılara paylaşımı görmekle görmemek arasında “seçim şansı” vererek daha kolay yayılmasını engellemekle yetindi. Zira Meta’ya göre ne politikacının ne de teyit organizasyonlarının sözüne tam olarak güvenilebilirdi.
Slovakya seçimlerini, kampanyası boyunca Ukrayna’ya yardımları durdurmayı vadeden Rusya yanlısı eski başbakan Robert Fico’nun Sosyal Demokrat Partisi kazandı. AB yanlısı Šimečka’nın partisi yüzde 4,98'lik farkla ikinci oldu. Rusya yanlısı milliyetçi Slovak Ulusal Partisi ise yüzde 5,62 oranında oy aldı.
Slovakya Dışişleri Bakanlığı, sonuçların açıklanmasının hemen ardından, Rusya’yı sürekli dezenformasyon faaliyetleriyle seçimlere müdahale etmekle suçladı. Rusya ise bu iddiayı “Biz Slovakya’nın şu andaki müttefikleri gibi başka ülkelerin iç işlerine karışmıyor ve rejimlerini değiştirmeye uğraşmıyoruz” diyerek yanıtladı.
Nitekim iki parti arasındaki oy farkı, seçim manipülasyonu veya dezenformasyon kampanyalarıyla oluşabilecek bir oran gibi de görünmüyordu. Bununla birlikte Slovakya'da özellikle sosyal medyadaki dezenformasyona karşı çalışan teyit organizasyonları, yapay zekanın seçimlere müdahalesinin kendi boylarını aştığını gördüklerini, “yapay zekayla ve hızıyla mücadele edecek araçlara sahip olmadıklarını anladıklarını” belirtti.
Yapay zeka skandallarında sadece sağ popülistler suçlu değil
Aslında dezenformasyon kampanyalarının seçmenin oyunun rengini değiştirmedeki etkisi kanıtlanabilmiş değil. Uzmanlar bu kampanyaların, hele bir de kısa solukluysa, ancak 2023’te Türkiye’de olduğu gibi A ile B arasında kıl payı denebilecek farkların konuşulduğu seçimlerde etkili olabileceğini düşünüyorlar.
Dünyanın birçok bölgesi gibi Avrupa’da da ekonomik istikrarsızlık ve göç, muhafazakar ve popülist akımları besliyor. Seçmenin oy verme davranışı da aslında bu çatışmalı konuların da içinde yer aldığı politik ana damarlardan besleniyor.
Ne var ki Slovakya seçimleri bu tezin adeta kitap tanımıyken 2023 Polonya seçimleri bir tezat oluşturdu. Polonya seçimleri için de tıpkı Slovakya’da olduğu gibi yapay zeka ile dezenformasyon ve Rusya’ya atfedilen “dış müdahale” iddiaları gündemdeydi. Ancak ne gariptir ki Polonya’daki skandalın sorumlusu seçimi kaybeden Rusya yanlısı popülist iktidar değil, merkez sağdaki AB yanlısı ana muhalefet partisiydi.
Ağustos 2023 sonunda, Donald Tusk’un “Sivil Platform” partisinin X hesabında paylaşılan bir videoda, Başbakan Mateusz Morawiecki'nin sesi yapay zeka kullanılarak taklit edilmişti. Videoda Başbakan’ın kendi yazdığı konuşma metinlerinden alınan parçalar bağlamından koparılarak kullanılmıştı. Videonun yapay zeka ile üretildiği de açıklanmamıştı.
Polonya örneği, iki gerçeği ortaya çıkardığı için çok önemliydi:
Yapay zeka kullanımı da manipülasyon da genelde popülist sağa ve “dış güçlere” atfedilse de aslında onlara münhasır değildi. AB üyesi bir ülkede yapay zeka seçim manipülasyonu için bir “dış müdahale”nin parçası olarak değil, AB yanlısı ana muhalefet tarafından kampanya sürecinde kullanılmıştı.
Öte yandan bunu engelleyecek bir yasal düzenleme de yoktu.
AB yapay zeka yasaları, 2024 seçimleri sonrası yürürlüğe girecek
Oysa ki Avrupa Komisyonu, yapay zekayla ilgili daha Nisan 2021’de tüm AB üyeleri için düzenleyici bir yasal çerçeve önermişti. Üç kural üzerinde anlaşmaya da varılmıştı. İçeriklerin yapay zeka ile oluşturulduğunun belirtilmesi, yapay zeka modelinin "yasa dışı içerik üretmesini" önleyecek şekilde tasarlanması ve telif hakkıyla korunan içeriklerin özetlerini yayımlama yükümlülüğü yasaya bağlanıyordu.
Bununla birlikte Komisyon, Konsey ve Parlamento arasında süren görüşmelerde yapay zekayla ilgili yasaların ihtiyaca binaen yapılması üzerine de anlaşılmıştı. Bu görüşmeler Aralık 2023’te dünyanın ilk yapay zeka yasasının kabul edilmesiyle sonuçlandı. Yasada farklı birçok alanla birlikte “demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne ciddi zararlar verme potansiyeli” nedeniyle, seçim sonuçlarını ve seçmen davranışını etkilemek için kullanılan yapay zeka sistemleri de “yüksek risk” sınıfına alınarak düzenlemeye gidildi. Vatandaşlara yapay zeka sistemleriyle ilgili şikayette bulunma ve bu konulardaki yasama süreçleriyle ilgili bilgi edinme hakkı verildi.
“Spesifik şeffaflık riski” kapsamındaysa kullanıcıların, sohbet robotları gibi yapay zeka sistemlerini kullanırken bir makineyle etkileşimde bulunduklarının farkında olmalarının sağlanması zorunluluğu getirildi.
Ne var ki AB üyesi birçok ülkede son yıllarda “teknoloji ve yapay zeka kullanılarak seçimlere dış müdahale” kanıtlanmasına rağmen bu yasanın AB’nin seçim yılı olan 2024’te değil, 2026 gibi yürürlüğe girmesi bekleniyor.
AB, sosyal medya platformlarını dizginlemeye çalışıyor
Yapay Zeka Yasası’na kadar birçok devlet gibi AB de seçim güvenliği, demokrasinin korunması ve teknoloji üçgeninde "adam savunmasından ziyade alan savunması"nı tercih ediyordu. Bu alan da ağırlıklı olarak sosyal medya platformları ve arama motorları üzerinden tanımlanmıştı.
Ağustos 2023’te yürürlüğe giren “Dijital Hizmetler Yasası” ile AB’de faaliyet gösteren 19 büyük platform ve arama motoru için veri toplama, gizlilik, dezenformasyon, nefret söylemi gibi konularda yeni kurallara uymaya zorunluluğu getirildi.
Bir adım geride, 2022’de, X (Twitter), Google, Meta, Microsoft ve TikTok gibi büyük sosyal medya platformlarıyla zaten “Dezenformasyona İlişkin Güçlendirilmiş Uygulama Kuralları” adında bir protokol imzalanmıştı.
X, 2023 başında bu protokolden çekildiğini duyurdu. AB yetkilileri X protokolden çekilse de Dijital Hizmetler Yasası’na hâlâ tabi olduğunu söylüyor.
Platformların protokol kapsamında dezenformasyonun yayılmasını azaltmaya yönelik taahhütlerini nasıl hayata geçirdiklerine dair Eylül 2023’te yayımlanan ilk rapora göre protokolün ilk 6 ayında bir milyon sahte hesap kapatıldı ve yanıltıcı içerik kısıtlandı.
Avrupa’daki düzenlemeler tüm dünya için örnek oluşturuyor. Ancak hiçbiri sorunun çözümü için yeterli değil. Zira tüm bu düzenlemeler ve yasalar sadece “sahte” ya da “yanıltıcı” içerikler söz konusu olduğunda geçerli.
Halbuki seçim dönemlerinde özellikle toplumlar için çatışmalı alanlardan seçilen temalardaki gerçekler bağlamlarından koparılarak propaganda ve manipülasyon için bolca kullanılıyor. Yapay zeka ve sosyal medya platformları da bunların üretimi ve yayılmasında güç çarpanı etkisi yapıyor ve aracı görevi görüyor. Bu tip içerikler çevrimiçi platformlarda tepki çekse de gerçeklikleri sorgulanamıyor. Uzmanlar buna “gerçeğin silahlaştırılması” ismini veriyor.
2016 ABD seçimleri ve 'gerçeğin silahlaştırılması'
Bu yöndeki kampanyalarla seçimlere müdahalenin en bariz örnekleri 2016 Amerikan seçimlerinde görüldü. İddialara göre Rus hükümeti emrinde çalışan ajanslar, adaylardan Hillary Clinton karşısında Donald Trump’ı desteklemek amacıyla 120 milyondan fazla sahte Facebook hesabı, 20 milyon sahte Instagram hesabı ve 1,4 milyon sahte Twitter hesabı oluşturdu. Bu hesaplar Clinton’a “kara çalacak”, seçmen gözünde güvenilirliğini azaltmaya çalışacaktı. Yine bu ajanslar tarafından YouTube’a 1000'den fazla video yüklendi.
ABD Senato İstihbarat Komitesi tarafından hazırlanan bir rapor, St. Petersburg merkezli Internet Araştırma Ajansı’nın (IRA) 2013’ten itibaren 7/24 bu alandaki etki harekatlarına katılmak üzere binlerce Rus vatandaşını işe aldığını öne sürdü. Başka kaynaklar sadece Rusya’da değil, Liberya’da, Gana’da ve Nijerya’da da troll fabrikaları kurulduğu iddia etti.
Troller sadece Clinton’a saldırmayacak; Demokrat ve Cumhuriyetçiler dışındaki adayları da destekleyecek; sosyal adaletsizlikler, sivil haklar, ırk eşitsizliği, göçmen karşıtlığı, kimlik politikalarına bakış farklılıkları gibi Amerikan toplumunun fay hatları üzerinden özellikle dezavantajlı gruplar arasında gelişen memnuniyetsizlikten “faydalanmak” için çalışacaktı.
2018’de Oxford Internet Enstitüsü’nün (OII) Sayısal Propaganda Projesi tarafından ABD Senato İstihbarat Komitesi’ne sunulan bir rapor, Rusya’nın girişimlerinin Amerikalı sağ seçmenin sosyal, ırksal, dinî rahatsızlıkları ve korkularını nasıl belirleyip kamçıladığını; bu gerginlik ve rahatsızlıkların seçimde Trump’ı desteklemelerini sağlayacak şekilde kanalize edilmesi için nasıl uydurma ya da çarpıtılmış içerik aktarımı yapıldığını aktarıyordu.
Ne var ki hesaplar sahte ve paylaşımların büyük bölümü hatalı ya da çarpıtılmış olsa da hedefledikleri sorunlar gerçekti. Irklar arası gerilimin gerçekliği, Black Lives Matter kampanyası ve polis şiddeti araçsallaştırılarak kullanıldı. Kimlik politikalarına bakış farklılıkları, LGBTQİ+ hakları, dinî özgürlük, kürtaj gibi konularda hâlihazırda yürüyen tartışmalar bu konulardaki ayrışmayı derinleştirmek üzere manipüle edildi.
Göçmen ve İslam karşıtlığı, gelir adaletsizliği, sosyal eşitsizlikler, adalet sistemine güvensizlik, iş ve eğitimde ayrımcılık gibi temalar yine sahte hesaplardan “siyasi aktivizmi taklit ederek”, bölgesel ve mikro hedefleme ile farklı kimlik gruplarını etkilemek için kullanıldı. Seçmenin duygusal tepkisi tetiklenmeye çalışıldı.
Özellikle Cumhuriyetçiler ve Demokratlar'ın oy oranlarının birbirine yakın olduğu eyaletlerde seçmen, oyunun rengini değiştirmeye ya da sisteme ve Demokratlara güvensizlik nedeniyle “oy vermemeye” itildi.
Rus müdahalesi kutuplaşmayı körükledi ama seçimlerde düşünüldüğü kadar etkili olmadı. Ancak seçimlerden sonra anlaşıldı ki Rusya’nın bu konudaki çabaları düşünüldüğü kadar “büyük” değildi. Ruslar sadece mevcut tartışmaların ve çatışmaların “hacmini büyütmüşlerdi.”
Ocak 2019’da Science dergisinde yayımlanan “2016 ABD başkanlık seçimleri sırasında Twitter’da sahte haberler” başlıklı bir makaleye göre, ABD içinde Rusya’ya atfedilen dezenformasyon faaliyeti; seçim öncesi, sırası ve sonrasındaki tüm toplam dijital medya tüketiminin yalnızca %6’sına denk geliyordu. Bunun yanında uydurma haberlerin yaklaşık %80'ine maruz kalanların oranı, toplam Amerikan dijital medya kullanıcılarının %1’inden bile azıdı.
Diğer taraftan OII’ın 2018’de Senato İstihbarat Komitesi’ne verdiği rapor da Rusya’ya atfedilen içeriklerin (beğeniler, paylaşımlar, retweetler, yorumlar) %99’unun IRA tarafından kontrol edilen ve “Being Patriotic” (Yurtsever Olmak), “Heart of Texas” (Teksas’ın Kalbi), “Blacktivist” (Siyah Aktivist), “Army of Jesus” (İsa’nın Ordusu) gibi isimler taşıyan 20 Twitter ve Facebook hesabından çıktığını bulgu olarak ortaya koyuyordu. Diğer hesaplar bunlardan çıkan içeriği yayıyordu. Daha da ötesinde, bu hesaplar açıktan Russia Today, Sputnik ve RIA Novosti gibi Rus haber sitelerinden link paylaşımları yapmaktan çekinmiyordu. Yani kendilerini ve yaptıklarını gizlemek için çaba da sarfetmiyorlardı.
Uzmanlar bu bilgiler ortaya çıktıktan sonra, 2016 ABD seçimlerine Rus müdahalesinin hacminin de büyük olmadığı düşünülürse, çok da etkili sonuçları olmadığı yorumunu yaptı. Ancak “gerçekleri silahlaştırması” şüphesiz ABD’de zaman içinde daha da derinleşen toplumsal kutuplaşmada etkisini göstermeye devam ediyor.
Dezenformasyon yasası hakkıyla uygulansa dahi seçimlerde manipülasyonu engelleyemeyebilir
Türkiye dezenformasyona, dolayısıyla seçim parametresinde manipülasyona 2022 tarihli 7418 sayılı “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile karşı koymaya çalışıyor. Yasa kapsamında Türkiye'den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılar için de düzenlemeler getirildi. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suç olarak tanımlandı. Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddesinde de "Sırf halk arasında endişe, korku veya panik oluşturmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse”nin cezalandırılacağı açıkça belirtiliyor.
Yasanın yapılış şekli ve maddelerindeki “muğlaklık” uygulamada kriterlerin ne olacağıyla ilgili soru işaretlerini beraberinde getirdi. Kamuoyunda “basına sansür yasası” olarak isimlendirilen yasanın uygulanması da şimdiye kadar “ayrıcalıklı hukuk”, "yargıya siyasi baskı" ve “davalarda sosyal medya mahkemesi” etkisi üzerinden tartışıldı.
Dezenformasyonla mücadele sadece çok sesli, özgür bir medya ve tartışma ortamı ile sağlanabilir mi? Emin değilim.
Kim ne derse desin, özellikle dış müdahalenin engellenebilmesi için bir yasa ve devlet kontrolü gerekli. İçerik ve uygulamayla ilgili sorunları hepimiz adına Meclis’e ve AYM’ye taşımak da muhalefet partilerinin görevi. Amaç yasanın toptan iptali değil, içerik ve uygulamasının “gerçek işlevini yerine getirecek” şekilde yeniden düzenlenmesi olmalı. Yasa bu hâliyle “yalanla” ilgilendiği için “gerçeğin silahlaştırılması” konusu yasa kapsamına girmiyor ya da işin bu tarafı “görmezden geliniyor.”
Türkiye uzun zamandır hiç olmadığı kadar kutuplaştırıldığı ve bu kutuplaşmanın gün geçtikçe derinleştiği bir dönemden geçiyor. Toplumun büyük bir kısmı, “kendinden görmediğine” kulağını tıkamış vaziyette. Bu durum laiklik, şeriat, Kürt meselesi, kimlik tanımları, tarikatlar gibi varoluşsal fay hatları ile gelir eşitsizliği, yolsuzluk, kayırmacılık, liyakat ve hayvan hakları gibi günlük gerçek sorunlar üzerinden toplumsal sürtüşmeyi körüklemek isteyenlere fırsatlar yaratıyor.
Türkiye’de yasanın yürürlükte olduğu 2023 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri araştırma metotları belirsiz anketler, dijital “siyasi mikro hedefleme” kampanyaları, sahte haber ve yanıltıcı içerikler, sosyal medya platformlarının ve servis sağlayıcıların reklam ve arama optimizasyonları ile geniş çapta uygulanan asimetrik propaganda yöntemlerinin gölgesinde iktidarın tüm kamu ve medya gücünü kullanarak domine ettiği bir ortamda tamamlandı.
Yasa, açıktan ihlal edildiği birçok örneğe rağmen, hakkıyla uygulanmadı.
Önümüzdeki yerel seçimin de manipülasyondan azade olduğunu, genel bir “kutuplaştırmadan” ve seçimler üzerinden iç sürtüşmelerin çıkmasından, “birilerinin” faydalanmaya çalışmayacağını düşünemeyiz.
“Birilerini” bir kenara koyun, daha ülke genelinde adayların tamamı açıklanmadan “İstanbul’da İmamoğlu’na Otobüs Kumpası” başlığıyla çıkan haberler, İstanbul metro hatlarıyla ilgili yapay zeka kullanılarak İmamoğlu’nun ve İBB’nin metroları anlattığı videodaki genç kadının sesleri manipüle edilerek oluşturulan video, seçime doğru gidişatla ilgili ipuçları veriyor.
Burada bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Yapay zeka uygulamaları artık bedava kullanımda dahi çok ileriyken İBB metro videosunun manipülasyonunun oldukça amatörce yapılması, bunun genç ve gayretkeş bir İmamoğlu karşıtı tarafından yapılmış olacağına işaret edebileceği gibi “İmamoğlu’na kumpas kuruyorlar” algısı yaratmak için kurgulanmış bir kampanyanın da parçası olabileceğini ya da “birilerinin” Türk kamuoyunun böyle düşünmesini istediği için bunu yapmış olabileceğini de akıllara getiriyor.
Ne var ki bu üç önerme, verili bilgiye dayanmayan “tahminler”, “çıkarımlar” ya da “komplo teorileri” olsa da bir kez bu kapıdan geçilirse gidilebilecek yeri göstermesi açısından önemli. Devlet başkanının bizzat kendi mitinginde gösterilen kurgu videolar için “Ama montaj, ama şu, ama bu” dediği Türkiye, 2023 seçimlerinde maalesef o kapıdan geçmiş gibi görünüyor.
Varsayalım ki bu seçimde yasa, sahte ve yanıltıcı içerikler konusunda hakkıyla, herkes için uygulandı. Yetkili devlet organları Türk demokrasisini, toplumun huzurunu korumak için tüm partilere ve adaylara yönelik dezenformasyon faliyetleriyle ve yalanlarla eşit derecede mücadele etti.
Ya yukarıda bahsettiğimiz konulardaki “gerçeklere” ne yapılacak?
Önümüzdeki seçimlerden önce özellikle sosyal medya platformlarında karşımıza çıkacak içerikleri biraz bu gözle değerlendirmekte fayda olabilir.
NOT: Yazının 2016 ABD seçimleriyle ilgili bölümünde EDAM’ın 2019 tarihli “Türkiye’deki Rus Dijital Medya ve Bilgi Ekosistemi” raporundan faydalandım. Akın Ünver’e teşekkür ederim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Utku Başar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




